İhsan Mektebi programlısın. Yeni bir bölümünde tekrar sizlerle birlikteyiz. Kavuşturan Rabbımıza hamdü senalar olsun. Mahmut Sami Ramazanoğlu Gaddesallahu ZİRRAUL azizin Ashabı Kiram isimli eserine Eva Eyyub el Ensari radıyallahu anh'ı tanımaya devam ediyoruz. Abdullah bin Ömer radıyallahu anhuma diyor ki: Ben pederim Ömerü'l-Faruk'un sağlığında evlendim ve sünneti Muhammediye'nin icrası için düğün sofrası yaptım. Ashab-ı Kiram'ı ve bu meyanda Mihmandarı, Resul-i Kibriya Ebu Eyyub el-Ensari radiyallahu anh'a da davet ettim. Lakin düğün evinde mali ganimetten elimizde bir yeşil perde vardı ki kadınlarımızın gönülleri hoş olsun diye o perdeyi de asmıştık. Misafirlerimiz gelmeye başladı. Bir müddet sonra Hazreti Ebu Eyyub el-Ensari de teşrif eyledi ve kemal-i tevazu ile yerine oturdu. Bu münasebetle hepimiz mahsus ve mesrur olmuştuk.
Lakin bir aralık Ebu Eyyub'un mübarek gözleri o yeşil perdeye ilişince muber oldu ve teessürünü şu sözleriyle ısrar etti: Ey adil ve kerim olan kardeşim Ömer'in oğlu Abdullah! Siz ki Ashab-ı Kiram'ın ileri gelenlerisiniz. Böyle Peygamber Efendimizin zamanında olmayan, duvarları lüzumsuz yere örtmek, bid'atlarını ve israflarını yapmanız Peygamber Efendimizin sünnetine muhalif ve dünya ziynetine fazlaca meyil ve rağbet etmek değil midir? Deyince ben de mahcup olarak şöyle cevap verdim. Haklısın ya Eba Eyyub. Ancak bu meselede benim her ne kadar rızam yoksa da kadınların ısrarı ve mübah olan şeylerin istimalinin, kadınlarca caiz sayılmasından dolayı müsaade ettim. Bunun üzerine Mihmandarı resul Ebu Eyyub benim özrümü kabul etmeyip bana şöyle red cevabı verdi. Ya Abdullah. Seneki Ömer gibi bir zatın muhterem evladısın. Siz nasıl muktedabihi olacaksınız. Yani insanların örnek aldığı. Evet.
Kadınlara isteyenler mağlup olsunlar. Halbuki senin kadınlara mağlup olmanı hiç münasip görmüyorum. Öyleyse bana müsaade et. Ben sünneti Muhammediye'ye muhalif, münker ve bid'at olan yerlerde duramam diyerek kalktı ve hiç durmadan ve düğün yemeği yemeden avdet buyurdu. Ebu Eyyub el-Ensarî, Peygamberimizin Kurra-yı Kiram'dan bir hafız-ı kelamullah olduğu da sabittir. Asr-ı Saadet'te Ashab-ı Kiram radıyallahu anhüm arasında Kuran-ı Kerim'i ezberleyenler çoktu. Kuran-ı Kerim nazil oldukça müminler derhal ezberliyor ve bunu kendilerine dini bir vazife sayıyorlardı.
Başlıca hafızlar Bizzat Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz başta olmak üzere Ebu Bekir Sıddık, Ömer ibnul Hattab, Osman Zi Nureyn, Ali Bin Ebi Talib, Talha, Sa'd, İbni Mes'ud, Salim, Übey bin Ka'b, Ebu Hüreyre, Muaz bin Cebel, Ebu Derda, Zeyd bin Sabit, Sa'd bin Ubade, Ubade bin Sabit, Ebu Eyyub el Ensari, Abdullah ibn Abbas, Abdullah ibn-i Amr ibn-ül As, Mus'ab bin Umeyr, Aişe-i Sıddıka, Hazreti Ömer, kızı Hafsa, Ümmü Selma radıyallahu anhum'dur. Bunlardan başka birçok hafızlar daha vardı. İrtihal-i Nebevi'den sonra kıraat ilmini talim eden sahabenin büyüklerinden bazıları da Übey bin Ka'b, Osman Zinnureyn, Ali bin Ebi Talib, Zeyd bin Sabit, Abdullah bin Mesud, Ebu'd Derdi, Ebu Musa el-Eş'ari gibi Ashab-ı Kiram hazeratıdır.
İbn-i Sa'd Tabakat-ı Kübra'sında Ebu Bekir Sıddık'ın zamanı hilafetinde Suriye'ye sevk edilen ordunun kumandanları arasında Yezid bin Ebi Süfyan vardı. Bu zat salih ve hayırlı bir kimse idi ki Yezidü'l-hayr namıyla anılmaktadır. Burada şunu da ifade etmek istiyorum. Bu kişi Muaviye'nin oğlu olan Yezid değildir. Değerli dinleyiclerimiz! Ömer'ül Faruk'un hilafetinde Yezid bin Ebi Süfyan şöyle bir mektup yazmış: Şam taraflarında ehli İslam çoğaldı. Kuran-ı Kerim muallimlerine ve ahkam-ı diniyeyi öğretecek alimlere ihtiyaç arttı. Bu hususta bana acele yardım buyur, demişti. Hazreti Ömer de Kurra ve ulema-i kiramdan şu beş kişiyi davet etti. Muaz bin Cebel, Ubade bin Sabit, Übey bin Ka'b, Ebu Eyyub el-Ensari ve Ebu Derdi radiyallahu anhum ve onlara şayet hepiniz gidemez iseniz içinizden bari üç kişi intihap ediniz ve derhal hareket ediniz diye Hazreti Ömer emir verdi.
Cevaben Ya Emir'l müminin! Biz o ihvanımızı ihmal edemeyiz. Ancak içimizde Ebu Eyyub el-Ensari gibi yaşlı ve Übey bin Ka'b gibi hasta kimseler vardır. Binaenaleyh anlaşılıyor ki bu vazife üçümüze tevcih ediliyor diyerek Muaz bin Cebel Filistin'e Ebu'd Derdi Şam'a, Ubade bin Sabit'de Humus'a gönderilmişti. Nitekim Hadis-i Şerif'te de Sizin en hayırlınız Kuran-ı Kerim'i öğrenen ve öğretendir buyrulmuştur. Ebu Eyyub'un endişesi. Bir hadis-i şerifte buyrulmuş ki dünyada sizin yaptığınız amelleriniz, sizin akraba ve kabilenizden, ehip bağlarınızdan evvelce vefat etmiş olan ölülerinize bildirilir. Eğer yaptığınız amel hayır ise ölüler sevinir. Eğer ameliniz kötü ise müteessir ve mükerrder olur ve Cenabı Hakk'a Ya Rab, bize hidayet eylediğin gibi bizden geriye kalanlara da hidayetini eriştir diye dua ederler.
Diğer bir hadis-i şerifte de Ey ümmetim, Ölülerinizi kötü amellerinizle rüsvay ve mahcup etmeyiniz. Zira kabirlerinde yatan ölü dostlarınıza sizin kötü amelleriniz arz olunur bildirilir, buyrulmuştur. Bu hadis-i şerifi bir vaiz, vaazında okuduğunda Ebu Eyyub da bir arkadaşıyla dinlemiş. Bunun üzerine Ebu Eyyub Hazretleri vaiz'e Sen bu sözleri kime söylüyorsun, ey alim? Buyurdu. Alim de, Vallahi sizin ikinize söylüyorum deyince Ebu Eyyub şöyle bir münacatta bulundu. Ya Rab, ben sana sığınırım o hallerden ki benden evvel vefat eden aziz dostlarım Ubade bin Sabit ile Sa'd bin Ubade'ye karşı işlediğim amel ile beni rüsvay ve mahçup etme Allah'ım diyerek endişesi artmış ve baygınlık geçirmiştir.
Ebu Eyyub'un irfan, tevazu ve kemalatını takdir eden vaiz de bunun üzerine Ebu Eyyub'a Allah Zülcelal Hazretleri bir kulunu sevdi mi onun dünya ve ahirette ayıbını örter ve salih amelleriyle halk nazarında onu teşhir eder diyerek Ebu Eyyub'un endişesini hafifletmeye çalışmıştır. Ebu Eyyub Hazretlerinin tevazu ve endişesinden biz müminler hisseyi ibret almalıyız. Nitekim Ashab-ı Kiram'dan Ebud Derdi duasında Ya Rab, ben sana sığındım o amelden ki, yarın huzur-i hakimiyetinde mahşer halkının içinde ve bahusus peygamberler ve peygamberimizin ve Ashab-ı Kiram'ın, Sülaha, Ulema ve hele aziz arkadaşım ve dostum Abdullah bin Revaha'nın önünde mahcup ve rüsvay olmaktan tekrar tekrar Zat-ı Uluhiyetine iltica ediyorum diye niyaz ederdi. Ona Allah'tan kork denildiği zaman izzeti nefsi cahilane kibri kendisini daha ziyade günah işlemeye götürür. İşte öylesine cehennem yetişir.
O hakikaten ne kötü yerdir. İbn-i Mesud Hazretleri de buyurmuştur ki: Bir kimseye Allah'tan kork denildik de o kimse kabul etmeyip sen nefsinle meşgul ol, işine bak diyerek reddederse o kimse inşallah Allah katında günahı kebair işlemiş olur. Bir misal. Ömer İbnul Hattab radiyallahu anha Allah'tan kork denildiğinde derhal yanağını yere sürerek tevazudan, Allah'tan korkar olduğunu izhar eylemiştir. Bu da hak sözünü kabulde terbiyeyi diniye ve ahlakı İslamiyeden en mühim bir numunedir. İbret alana. Ebu Eyyub el-Ensari radıyallahu anh, Mescid-i Şerif-i Nebevi'den bir günahı ayağından tutup dışarı atmış ve diğer birini de döverek Mescid-i Haram'dan kovmuştur. Bir gün Mescid-i Şerif-i Nebevi'de münafıklar toplanmışlar, Müslümanların ne konuştuklarını dinliyorlardı ve müminlerle istihza ediyorlardı. O esnada Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mescid-i Şerife teşrif buyurdular.
Münafıkların gizli gizli konuştuklarını ve seslerini kıstıklarını gördü. Bunun üzerine Resulü Kibriya, bu adamları mescitten dışarı çıkarınız diye emir buyurunca derhal hepsi yaka paça kovuldular. O sırada öteden Ebu Eyyub el-Ensari ayağa kalktı. Amr İbnü'l Kays adındaki münafığı yakaladı ve ayağından sürüyerek Mescid-i Saadet'ten dışarı attı. Merkum münafık, Ey Eba Eyyub, Beni Salebe'nin harmanından mı çıkarıyorsun?demek istedi ki, güya Mescid-i Şerif'in arsası Beni Salibe'nin yeriymiş, fakat Ebu Eyyub dinlemedi. Sonra Ebu Eyyub Hazretleri Rafi bin Vedia namındaki başka bir münafaha hücum ederek yakasından çekip yere itti ve yüzüne bir tokat atarak Mescid-i Şerif'ten kovdu. Ebu Eyyub'un Vahiy Katipliği ve Alemdarlığı. Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hazretleri ümmi idi.
Kuran-ı Kerim'de Hak Teala ve Tekaddes Hazretleri onun ümmiliği hakkında Sen Kuran-ı Kerim indirilmeden evvel bir kitap okur ve sağ elinle de yazı yazar olmadın. Eğer vahiyden evvel okur yazar olsaydın müşrikler senin hakkında şüphe ederlerdi, buyurmuştur. Kuran-ı Kerim şu vahiy katipleri tarafından yazılmaktaydı. Ebubekir, Ömer, Osman, Ali, Halid, Muaykıb, Eban, Şurahbil, Muaviye, Abdullah bin Erkam, Ebu Eyyub el-Ensari, Zübeyr ibn-ül Avvam, Muğire, Burei'de, Süheyl, Hatıp gibi zevat-ı muhteremdir, radiyallahu anhüm ecmain. Yalnız bunların bir kısmı da muhaberat katipliğinde bulunmuşlardır. Mihmandar kelimesi Farsçadır. Hususi bir misafiri konuklamaya memur olan kimse demektir. Alemdar kelimesi ise alemden alınmış Arapçadır. Bayrak tutan, sancak tutan, sancaktar, bayraktar manasınadır. Ebu Eyyub el Ensari Radıyallahu Anh'ın mihmandarlık unvanı müspet ve meşhurdur.
Bu hususta bütün ulema müttefiktir. Peygamber Efendimiz Salli Allahu Aleyhi Vessellem'in bütün muharebelerinde mahiyet-i peygamberide bulunmuş olan Halid Ebu Eyyub hiç sancaktarlık etmemiştir. Ancak Hazreti Ali'nin maiyetinde Nehrevan muharebesinde sancaktarlık etmiş, bilahere hiçbir muharebede sancaktar ve alemdar olmamıştır. Ebu Eyyub'un Hac bahsinde bir fetvası. İhramda olan bir kimsenin başını yıkaması hakkında Abdullah bin Abbas yıkayabilir diye içtihatta bulunmuş ve Misver bin Mahreme de yıkayamaz diye fetva vermiştir. Bu suretle aralarında ihtilaf vuku bulunca bu meseleyi Ebu Eyyub el-Ensari'den sual etmek üzere Abdullah ibn Abbas, Abdullah ibn Huneyn'i gönderdi. Ibn Huneyn, Ebu Eyyub Hazretlerini ihramlı olduğu halde tesadüfen bir kuyunun yanında başını yıkarken buldu. Ebu Eyyub bir elbise ile vücudunu örtmüştü. Kendisine selam verince kimdir o? Diye sordu.
Abdullah ibn Hüneyn'im dedi. Beni ibn Abbas size gönderdi. Sizden Resulullah Efendimizin kendisi ihramda olduğu zaman başını nasıl yıkardı? Diye soruyor dedi. Ebu Eyyub elini kendini örten peştemal üzerine koydu ve peştemalı başından göğsüne kadar indirdi. Başı tamamıyla göründü. Sonra su dökmek üzere bulunan adama su dök diye emretti ve adam da Ebu Eyyub'un başına su döktü. Ebu Eyyub iki elini kah ileri, kah geri sürerek başını ovuşturdu ve işte Resulullah Efendimiz ihramdayken başını böyle yıkadığını gördüm diye buyurdu. Sonra Abdullah ibn-i Huneyn, Ebu Eyyub el-Ensari'nin bu fiili ve kavli cevabını İbni Abbas ile misvere haber verince, Misver İbni Abbas'a Artık ben sizinle bir daha münakaşa etmem demiştir. Ebu Eyyub el-Ensari bir defa Mekke-i Mükerreme'de Safa ile Merve arasında Peygamber Efendimizin mübarek sakalı-ı şeriflerine bir kuş tüyü konmuş olduğunu görmüş.
Aşık-u sadık olan Hazreti Mihmandar, bu hayatta canı kadar hatta canından ziyade sevdiği, Resul-i Ekrem Efendimizin mübarek Lehye-i Saadetlerinde bir kuş tüyünün bile bulunmasına gönlü razı olmadığı için derhal müsaade-i Muhammediye'ye tevessül ederek o kuş tüyünü kendi eliyle alıp bir tarafa attı. Rauf ve Rahim olan Rahmeten lil alemin Sultanul enbiya Efendimiz Ebu Eyyub'un bu muamelesinden ziyade memnun ve mahsus olduğundan Ya Eba Eyyub, artık sana şimdiden sonra inşallah hiçbir zaman bir kötülük isabet etmesin diye dua buyurmuşlardır. Diğer bir rivayete göre Allah Celle ve Ala seni hoşlanmadığın şeylerden muhafaza buyursun buyurmuştur. Eksan Mektebi programımızın bugün de sonuna gelmiş olduk. İnşallah Hazreti Halid bin Zeyd Ebu Eyyub el Ensari Radıyallahu Anh'ı tanımaya devam edeceğiz. Tekrar görüşmek, umut ve arzusuyla Allah'a emanet olunuz.