Sabır Ve İbadetle Manevi Yükseliş kaydında Bu kaset bir rekor yapmadır. Senaryo Ahmet Mercan. İlhaniler Mahmut Mesut. Göreven Mus'ab Süleyman. Vezir, toplansınlar, bugünlük yeter. Hazır Pınar'ın başına gelmişken, yemeğimizi de yiyip öyle dönelim. Bugünlük av bitti, toparlanın. Son günlerin en iyi yavru oldu. Öyle sultan ve herkesi geride bıraktınız. Bu ormanlara sizden daha ucuza…
Sabır Ve İbadetle Manevi Yükseliş kaydında Bu kaset bir rekor yapmadır. Senaryo Ahmet Mercan. İlhaniler Mahmut Mesut. Göreven Mus'ab Süleyman. Vezir, toplansınlar, bugünlük yeter. Hazır Pınar'ın başına gelmişken, yemeğimizi de yiyip öyle dönelim. Bugünlük av bitti, toparlanın. Son günlerin en iyi yavru oldu. Öyle sultan ve herkesi geride bıraktınız. Bu ormanlara sizden daha ucuza…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 13 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Bu kaset bir rekor yapmadır. Senaryo Ahmet Mercan. İlhaniler Mahmut Mesut. Göreven Mus'ab Süleyman. Vezir, toplansınlar, bugünlük yeter. Hazır Pınar'ın başına gelmişken, yemeğimizi de yiyip öyle dönelim. Bugünlük av bitti, toparlanın. Son günlerin en iyi yavru oldu. Öyle sultan ve herkesi geride bıraktınız. Bu ormanlara sizden daha ucuza gireceğini sanmam. Ne kadar olsun vezir. Sonarımın sofrası kusursuz olma. Şu kuşa noluyor? Tepemizde dolaşıp duruyor. Sultanım, sultanım, ekmeği kaptık gidiyor. Bırakın o karnzı. Tabi iş var, Kuşları bilirim, ekmek yemezler. Yürüyün! Yürüyün takip edelim! Sultanım! İleriki bataklık, dikkat edin! Ayaklarınız toprağa gömülüyor. Bakın, bakın şu manzaraya bakın. Ne oldu sultanım? Bataklığa saplanmış biri var. Kuş bizden kaptığı ekmeği ona yediriyor. Allah'ım, sen her şeye kadirsin. Bir kuş bunu nasıl yapabilirsin?
Yardım edin zavallıya, uzun bir sırrı uzatıp çekmeye çalışın. Hey, şu sınırı sıkıca tut. Hadi, Kurtulacaksın. Su getirin. Çok pişirmeyelim. Noldu sana? Nasıl düştüm buraya? Av çıkmıştım. Vurduğum av oraya düşünce almak için koştum. Birdenbire bataklığa saplandım. Günlerdir bu haldeyim. Gördüğüm yokuş bana ekmek getiriyor. Hadi gidiyoruz. Bu adamı saraya getirin, Bu bana bir ihtar olsa gerek. Allah'ım ne hikmettir bir kuş bir insanı nasıl besler? Sultanım, sizinle görüşmek isteyen biri. Hah, gelsin. Sabah namazından sonra üç kişi size hakaret etti sultanım. Ya, çağırın bakalım şunu. Bunlar mı? Ne söylüyorlar? Şu gücü sırmalı elbiseler, altın tasmalı tazılarla ava çıkmaktan ibaret olan, halkını hiç düşünmeyen birinden ne beklenir, diyor. Ya, peki siz ne iş yaparsınız? Biz dermişiz. Neymiş dervişlik? Dervişlik lafla anlatılmaz.
Anlatılır bunca şey varken anlatılmaz birtakım şeylerle mi uğraşırsınız? Gene anlat bakalım. Bizim işimiz Allah'ı zikretmek. Herkesin işi o değil mi? Zikri yalnız dudakla söylemek değil, zikri kalbe indirmek ve dudakla söylemek değil, zikri kalbe indirmek ve zikre üzere olmak lazım. Zikir kalbe inince ne olur? Kalp temizlenir, aydınlanır, dünyaya meyletmez. Peki dünya ne oluyor? Asıl dünyayı görevliden silmek lazım. Dünya ahiretin tarlası değil mi? Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya, hemen ölecekmiş gibi ahiret için çalışmak gerekmiyor mu? İşte biz de onu söylüyoruz. Sen hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için, yarın ölecekmiş gibi de ahiret için çalışmıyorsun. Sen nefsin ne istiyor, neyi arzuluyorsa onunla ilgileniyorsun. İnsanlar ne yer, ne içer, nasıl yaşar umurunda mı? Ya siz? Sizin gibi kapı kapı el açmak isteyenlere ben ne yapabilirim? Biz kimseden bir şey istemeyiz.
Verirsem alırımı ima etmek el açmaktır. Biz tevekkül ehliiyiz. Hayır, siz tevekkül ehlisiniz hazır yiyiciler. Cami köşelerinde finekleyip tevekkül satanlara böyle söylemiştir Hazreti Ömer. Siz de tevekkülü köşelere sinmekte buluyorsunuz. Hayır. Cemiyete çıkın, iş sahibi olun. İş sahibi olmaya mecaliniz yoksa Allah'ı bulmaya da mecaliniz olmaz. Halimizi yüce Allah bilir. Aminna, halimizi Allah bilir, kullar da görüyor. Dervişlik, dünya eşini de bırakmadan Allah'a yönelmektir. Doğru. Doğruysa, benim için niye öyle bağırdınız? Alabildiğine dünyanın içine girmek fakat dünyanın içine girmesine, yapıyorsunuz? Şey, öyle hikmetli laflar etmeye uğraşmayın. Madem has insanlarsınız, buna keramet gösterin. Eğer beceremezseniz, becerinceye kadar zindanda yatarsınız. Keramet? Evet, keramet. Bir olmaz oldu. Beni şu tahtın üstünde havaya kaldırın mı? Ne bileyim, yapın bir şeyler.
Koca sultan, keramet zorla olmaz, istemekle gelmez. Onu Allah verir. Ne zaman verir, nasıl verir bilinmez. Çoğu kez kerameti gösteren bile farkında olmaz. Allah isterse seni tahtından havaya kaldırmak şöyle dursun yerin dibine bile batırır ama illa keramet diye tutturursan deriz ki Allah'a yakınlık yolunu istemenden daha büyük keramet mi olur? Saraya girmek için nice zırmalı kaftanlı insanlar sıra beklerken hakir gördüğünüz üç insanla sohbettesiniz. Oturun bakayım. İçimdeki koru körüklüyorsunuz ama alevlendiremiyorsunuz. Ey İbrahim Ethem, bizim dilimiz dönmeyebilir, ilmimiz yetmeyebilir, sen ara. İnan ki büyük dağlar hesapla değil, aşkla aşılır. Allah bir gün belki de seni çıkarır senin karşına. Beni ikiye mi böler? Kaça isterse böler? Her gün aynada baktığın sen değil misin? Bir şeyler söylüyorsunuz fakat istediğimi veremiyorsunuz. Haddimize mi düşmüş? O verir, o. İstemekle verir mi?
Dilerse istenir, dilerse tepene tokmakla vurur da verir. Demek ki, bunları serbest bırakın. Bana bir şey vermediniz ama ruhumu tırmık tırmık mençelediniz. Bir gün karşılaşırız inşallah. Ya zibi. Nedir bu gürültü? Ne oluyor orda? -Hiç, hiç, tabanca değil. Kimsin sen? Keşenin bu vakti ne arıyorsun damda? -Develerimi kaybettim onları arıyorum. -Ne? Ne istediğinin farkında mısın? Sarayın damında deve mi aranır? Deli misin nesin sen? -Nerede ne arayacağını bilmeyen adam, deli sensin! -Şimdi çağırın nöbetçileri in oradan! Damda deve aranır mı? -Ya sen? Allah'ın sırmalı haftanlar, altın yaldızlı tahtlar, ipek yataklar içinde arıyorsun ya. Sen kimsin? Benden ne istiyorsun? Kendine gelmeni, yaratılış gayeni bilmeli. Neler oluyor? Nedir bu olanlar? Hey gitme, gitme! Mehmetçiler çabuk çevreyi tarayın bulduğunuz yabancıyı bana getirin -Bu derviş kılıklı adamları sürüp çıkaralım şehirden sultanım.
-Hiçbirinizin fikri yarama derman değil, ben öyle düşünmüyorum. Benim için söylediklerinde haklı değillerdi. Avdan ve rahattan başka düşündüğün bir şey var mı? Bir gün bir avcı gelip bin havlasa, Hz. Ömer de devleti yönetiyordu. Onun yaptıkları bizde ancak sohbetlerimizde anlatmak için kızlı oluyor. O işsiz adalet, hiç mi hisse bırakmadı, İçinizden biri bunları bana niye hatırlatmadı? O kılıksız dediğiniz dervişler hatırlattı. Çünkü onların kaybedecek makamları olmadığı gibi hapis yapmaları onlara suluh hediyesi oluyor. -Sultanım, kendinizi çok yoruyorsunuz. -Sen ne diyorsun vezir? Benim gördüğümü, benim duyduğumu siz nereden bileceksiniz? Nereden? Şu taht var ya ayakları kalbime kadar uzanıyor. Avda ne gördü gece olanlar çözüme uyku giriyor sultanım bir aklı var dışarıda ben bu handa kalacağım diyorum -Geliyorum Ne istiyorsun yabancı? Dileğin nedir? Bu handa konaklamaya geldim.
Sen ne dediğinin farkında mısın? Burası han değil benim sarayım. Senden evvel burada kim var? Babam. Ya ondan evvel? Ondan evvel onun babası. Ondan da evvel? Onun babası herhalde. Bu kadar insanın konuk göçtüğü yer Han değildir de nedir? Ama istemezsen sen mi dersin? Hey, hey, bekle. Bekle geliyorum. Dur, dur, anladım, anladım. Ne anladın? Aradığım sensin, artık yakanı bırakmam. Derdime derman sen olursun. Sana ancak dermanın nerede olduğunu söyleyebilir miyim? Nerede, Ha? Nerede? Senin için de, gönlünün derinliklerinde yeter, ne olur yeter. Boğaçımın çaresini gösterin, razıyım, ne olursa razıyım. Ben gidiyorum. Dur, ben de geliyorum, bekle. Bekleyemem. Ecel gelse bekleyebilir misin? Bir tanecik müsaade, annemin elini öpmek, vezirime veda etmek, soyunup dökmek ve hemen koşup gelmek için bir saat pazarlıksız geleceksen gel. Pazarlıksız öyle mi? Öyle.
Hatta ciğerini söküp bırakmam mümkün olsa bile. Ne duruyorsun? Yaratıldığın işe dön. Sorgularla, tahtlarla oynama. Büyük sultanlığa, büyük sultanlığa. Kimsin sen, yoksa Hızır mısın? Sana kim gibi ne gibi görünüyorsam oyurum. Ama sultanım merhamet buyur, böyle garip bir adamın peşinden mi gideceksiniz? Bizi düşün, halkınızı düşünün. Siz beni düşün. Bir yangının içindeyim, yanmak istiyorum ama yanamıyorum. Kamalığımı affedin ama sizi kendinize gelmiş görmedikçe sizden ayrılamam, sizi bir yere bırakamam. Şu ihtiyarı zincire vurun diye son emrimi mi vereyim? Sultan sensin adaletle davran insanlara Allah'ın ölçüsünde başka ölçü tanıma hakir gördüğüm dervişlere kapını açık tut kendini daima kontrol et herkese söyle haklarını helal etsin der Allah'a emanet olun Yazık etme sultanlığına. Mermer saraylar, kuştuğu yataklar, cariyeler, yiyecekler. Sen nefis misin şeytanla? Ne farkı var lan.
Bırakın beni. Çıkın gidin içimden. Bir şartla sen saraya dönünce işte o zaman bırakırız yakanı. Ayağıma dünyanın tüm hazinelerini dökseler, dünyada ebedi kalacaksın deseler gene dön. Şimdi de basit bir çobanda mı bulacaksın teselliyi. Merhaba. Merhaba cıban kardeş. Sen Allah'a bağlı hamd olsun. İçinde bir düşman olduğunu adının da nefsi olduğunu biliyor musun? Hocalar anlatıyorlar. İçinde duymuyor musun? Benim aklım ermez böyle şeylere. Nemesiyse. Allah senin yolundan uçurumları kaldırmış. Sen derviş misin? Dervişliğe özenendir. Neymiş şu dervişlik dediğin şey? Bir hal. Senin haline hasret çeken bir hal. Sen yoksa İbrahim Ethem misin? Beni nerden tanıdın? Hiç Şurada toplanan aşıklardan öğrendim Kim onlar? Senin gibi dervişler dağlarda buluşur halleşirler onlara aşık derler Onlara söylesem beni de aralarında kabul ederler mi? Zannetmem. Belki kabul ederler. Söyle bir kere.
Peki der, bir defa söylüyorum. Demek kabul etmiyor ne diyorlar? Onda hala sultanlık kokusu dünya sevgisi var diyor diyor. İnşallah. İnşallah bir gün meclislerini de kabul ederler. Evet Eğrış baksana biri bu tarafa gelir. İbrahim Ethem, İbrahim Ethem. Şakiz. Sen dağları mekan tuttun, seni kurnaz dinlemez mi? Gel bir kucaklayayım seni dostum, kardeşim, senin sohbetine ihtiyacım var. Seni huzur içinde görmüyorum. Perişanım. Neden? Kimden? Nefsimden. Nefsimin zehirli nefisinden. Bunlara hatarat derler. Bu yola düşenlerin ilk durağıdır, sabır. Sabredersem yük artıyor. Yük arttıkça sabredemez de altında ezilirsem ne yaparım ben? Allah hiçbir nefse gücünden fazla yük yüklemem diye buyuruyor. Seni ne güçlü yaratmış ki yük üstüne veriyor. Şükret. -Çok zor haller geçiriyorum şakik. Nefsim şeytanla anlaşıp üzerime çulunuyor. İkiye bölünüyorum. Biri kar gibi beyaz, diğeri zift gibi siyah.
Zift rengine razı olsam kolay zifti beyaza çevirmek istesem zor. Kalbim arada didik didik oluyor. Ne olacak halim şakik? Zorluktan sonra kolaylık vardır. Devleti bedava vermezler, çekeceksin. Sonra devlete ereceksin. Yalnız sana açılıyor. Belli edersen sırra ihanet etmiş olurum. İçimi huzura kavuşturdum şakik. Ne yiyip ne içiyorsun ne bulursam onu. Rızkını aramıyor musun? Aramıyorum, haberim. Daha pişeceksin Ethem. Rızkını sen ara fakat onun seni bulduğunu bileceksin. Şükür bahsinde ne yaparsın? Bulunca şükrederim, bulmayınca sabrederim. Horasan'ın köpekleri de böyle yapar. Ya, peki ya siz? Bulunca dağıtırız, bulamayınca şükrederiz. Ben daha içeyim. Senin gibi şeyin ayak tozu olmak isterim. Yolur ne tarafa? Dağlara, dağlara kendime gelinceye kadar. Diktin niye söküyorsun? Söktün niye dikiyorsun? Nerde ben dikeyim? Ben balıkçıyım elim yatkın dikeyim seyrediyorum uğraşıp duruyorsun.
Nefsimi meşgul ediyorum. Ben onu meşgul etmezsem o beni meşgul edeceğim. Nedir şu nefis nefis dediğin şey yalnız sende mi var? Senden başka bir şey mi? Hem benim, hem ben değil. Nasıl bir şey? Nasıl anlatılır, öyle bir şey. Ben balıkçıyım. Benim kayığım dediğim zaman ben ayrı kayık ayrı değil mi? O hem sen olursun hem senin dışında bir sen. Haklıma karıştırma benimle, nefs ruh mu yoksa? Ruhun karşısında olan. Nefs, geceyse ruh gündüz. Hakikatin ayağına takılmış bir kelepçe, insanın hem kazanmasına hem mahvolmasına sebep. Ne kadar derin? Asıl delil değil, ondan değil. Onlar. Bazıları. Sen Allah'a perde olanları aralamıyor, kaldırmaya çalış. Parmaklarımla, dişlerinle yırttın. Nasıl yırtılır ki? Onu bir balık ağ gibi parçalamak için heveslerden vazgeçmek, her şeyi dostun yoluna sermek gerek. Ben İbrahim Ethem değilim ki tacımı tahtımı bir vuruşla yerle bir edeyim, dağlara çekileyim.
Hamamlarda insanların kirlerini temizleyeyim, sırtımda odun taşıyayım, diyar diyar gidip insanları irşad edeyim. İbrahim, sen İbrahim'e Herkesin dilinde onun hikayesi, saltanatını terk edişim. Boşuna terk etmiş tacını tahtını. Beramı dillere destan olmakmış. Dayısı gene şöhret. Ha öyle şöhret, ha böyle sahtekar etmem. Şöhrette afet vardır, mürayih İbrahim Ethem. Niye bu kadar yükleniyorsun, zavallı ne yapabilirdin? Namsız, nişansız kalmanın silinip gitmenin çaresine bak. Bir defa sultan olmuş, ondan sonra nasıl gizlesin kendini? Gizlenmesini bilseydi sultan kürkünün içinde bile gizlenirdi. Eksik adammış. Öleceğiz ama sanki hiç ölmeyecekmiş gibiyiz Birisi ölüyor fakat hazırlığımızda bir değişiklik yok Her evin bahçesine mezarlık yapılsa her baktığımız şeyde, her nefis ölümü tadacaktır yazsa, yine hakkıyla anlayamaz. Peki nasıl olmalı? Son nefeste nasıl olacaksa hep öl.
Ölüm deyince oğlum geliyor aklına. Beş yaşında bir oğlum vardı. Şu denizin kenarında oynarken denize düştü. Günlerce aradık bulamadık. Bir gün balık ağamın içinde buldum. Annesi çıldırdı. Bu iş niye böyle oldu? Sus. Mal sahibi sendir. Kendi iraden olmadan bedavadan elde ettiklerinin elinden alındığı zaman neden isyan ediyorsun? Nasıl oluyor da Allah'a hesap sormaya kalkıyorsun? Yaratan O, yaşatan O, Rızık veren O, alan O. Ne haddimize bizim isim. Çıldıran anne bilsin ki merhamet sahibi kendi değil, Allah. Dikenli yavrusunu bağrına basan kirfiye, yuvasında çağırışan yavrularını beslemek için can siperane uçan şu kuşlara, merhameti bağışlayan Rabbim, diyor. Rahmetinin kuşatmadığı hiçbir yer kalmamışken, kendi kaybımıza üzülmeye hakkınız Ağlamayan ne bilir? Allah'tan korkmak değil, sevmek istiyorum. Sevgiden büyük korku mu olur? Asıl sevilenden kork.
Derviş baba, baksana talih bu tarafa geliyor. Gelsin. Selamun aleyküm büyükvelim. Aleyküm selam. Belh sultana haber gönderdi seni rahat bir arabayla oraya göndermemi istiyorum ben burada rahatım boşuna zahmet etmem olmaz bu bir emirdir bende göndermeye mecburum zorla mı? Evet iyilikle gelmezsen zorla Belh'e gitmelisin. Dervişliksen maksadın orada suluğunu. Saray derdim. Senin gibi sultan oğlu sultan böyle sersefil dağ bayır dolaşsın. İnanılır ki. Eski Belh Sultanı rahmetine bak bunlarda elbise dikiliyor. Gidiyor. Nasıl iş, hiç görülmüş, duyulmuş mu? Demek sen İbrahim Ethem'sin, ha? Bu dünyada duyulmaya görülmeye değer daha neler var bir bilsen. Ey İbrahim Ethem, Efendi, bir zamanlar kılıcınla dağları bölerken şimdi iğnenle kuyumu kazacaksın. Belki bu iğne o kılıçtan daha keskindir. Ver bakayım onu. Niye aldım İbrahim?
Eğer şimdi benimle gelmezsen, elini kolunu bağlatıp belle götüreceğim seni. Eğer kerametine güveniyorsan, Allah korusun. Yoka güvenilir, var da yok olmaya bakarken hiç yokta var olmayı düşünebilirim. Senin için havada uçuyor, suda yürüyor diyenler. Bunlar kerametliyim. Havada sinek de uçuyor, suda balık da yüzüyor. Keramet onun uğrunda ölmeye, sürülmeye ve sürdürülmeye razı olmadır. Hoştur bana senden gelen, ya Gonca gül yahut diken, yahil Latu yahut kefen lütfun da hoş kahrın da hoş. Ey Vali sen görevine ben görevime, ver bana iğnemi. Ben. Yoksa keramet iğnede mi? Olabilir, Allah isterse iğnenin ucuyla yıldızları toplatır. O, ol dedi mi her şey oldu. Ya, Demek keramet bu iğnede. Neyi attın suya iğnemi? Balıklar, balıklar getirin onu bana. Bak, bakın, bakın bir balık ağzında iğneyle bize doğru geliyor. Eyvah, eyvah, sırra açığa vurdum. Nasıl oldu bu?
Hoşça kalın, Belh'e selam götür, gördüklerini unut. Sen de dertli balıkçı, sıratı müstakim'den ayrılma. Nereye gidiyorsun İbrahim'e? Çok uzaklara. Çok uzaklara. Sarayda istediğin gibi yaşardın. Saray. Sonunda geleceğim sana. Geleceksin demek. He ya. İçinde yalnız beyaz gömleklilerin alındığı, toprağa uzatılıp kalıbının çıkarıldığı, boyuna göre yer verildiği saraya geleceğim, Çok garip bir adamsın, un çuvalını değirmenden sırtlanıp getiriyorsun üstelik bize dua ediyorsun. Söyle kimsin sen, nerdensin, Nereye gidersin? Bel taraf. Nasipse hacca giderim. Demek belktensin. İbrahim Ethem'in beldesinden. İbrahim Ethem'i, sen de mi duydun? Onu duymayan var mı? Adam bir vuruşta tahtını devirdi halkın arasına girdi fakat bazıları karşı çıkıyorlar hükümdarlığı niye bıraktı diyorlar Doğru söylerler Ama hükümdarlık babadan kalmaz insana eden dost olmak için kendime göre olanı seçtim.
Nasıl dost olunur? Burada da bazı dervişler var, onlar da senin gibi konuşuyorlar. Dost olmanın şartı Kuran ve Sünnet'in muhafazasıdır. Tasavvuf dediğiniz bu mu? Tasavvuf derler. Tarikat derler aslı ihsandır. İhsan ne demek? İhsan'ın ne olduğu Resulullah'a sorulunca şöyle buyurur İhsan, sanki Allah'ı görüyormuş gibi ibadet etmektir. Her ne kadar sen Allah'ı görmüyorsan da şüphesiz o seni görür. Benim gördüklerim hep kıssa, keramet anlatır. Bilmiyorum, bilmiyorum ne anlatır. Allah ve Resulü'nün koyduğu ölçüleri aşmak, onların yerine ölçüler koymak kimsenin hakkı değildir. Allah'ın gösterdiği istikamet üzere olmaktan büyük keramet olmaz. Ne güzel, Resulullah'ın ahlakıyla ahlaklanan da artık bir savaşdır kanaatte en çok hayırda en çokun uç noktasıdır her savaşta en önemli.
Cahiliye yönetimlerinde, omuzlarındaki yükün bilinci ile gece ferd ferd gündüz devlet olan birer kişidir o ancak Müslüman ismi ile ölmeyi ancak o isimle dirilip hesap vermeyi arzulayan bir ver. Çektin beni işte geldim. Uzun yıllar sonra, beli bükük, şansız, şansız Şu ışık camiden geliyor galiba Namazını kılar, belki şu yağmurlu keçeyi de orada geçiririm. Bir saattir başında bekliyorum ihtiyar. Namazım bitmez mi senin? Kalk çabuk, camiyi kapatıyorum. Ben burada sabahlasam. Hadi yürü. Bu camiyi İbrahim Ethem yaptı. Her gelen kılıksız burada sabahlasa han olur burası. Hadi, hadi kendine başka bir yer ara. Ve Rahmetullah. Şurada bir kenarda sabahlamama izin verir misiniz Gülhacim? Şöyle oturup ısınalım. Islanmışsınız da. Sırtınızdakileri çıkarın size bir şeyler getireyim. Renginde sığarmış. Bakayım. Ateşinde var. Hastasın sen. Bir şeyim yok. Şimdi geçer.
Niye bu kadar ısınacak bir yer bulamadın mı? Geçici tırnaklarda gözüm yok. Ebedi kalacak yerin hazırlığındayım. El attıkça kayıp kayıp güzellerden sıyrılmak semtasındayım. Bu hikmet dolu sözler, hazırlanıp söylenen cinsten değil. Siz önden yürüyenlerdensiniz. Velilerden. Bazıları delil, bazıları da deliler. Yillardır söylenenlere alıştım. Yönel Allah, seni habersiz sansınlar. Ne güzel haldir ki o hal. Sen akıllı ol, seni deli sansınlar. Sizden nasihat istiyorum. Yok deme sakın. Müminlerin birbirleri üzerindeki haklarındandır. Sabır, sabır, sabır. Allah'ın emirlerini yerine getirmede sabır, yasaklarından sakınma da sabır ve karşılaşılan her türlü zorluğa da sabır. Bir soru da ben sana sorayım. Dikkatimi çektin. Size selam verdim aldınız. Sonra işiniz bitinceye kadar benimle hiç ilgilenmediniz. Şimdi de bu kadar ilgi gösteriyorsunuz. Bunun hikmeti nedir?
İşimi bitirmeden sizinle hemen ilgilenseydim, geç kalınmasından dolayı iş sahibinin hakkına riayet etmediğim şüphesine kapılacaktım. Müthiş! Siz mübarek birisinizsiniz Size bir soru daha sorabilir miyim? Tabi. Yaptığınız duanın hiç kabul edilmediği oldu mu? Bu soruyu cevaplamamak lazım fakat söz verdik bir kere. Hamdolsun her duam kabul edildi. Ama bir duam var henüz kabul olunmadı. Kabul edilmeyen duanız neydi acaba? İbrahim Mete'mi görmek, onunla sohbet etmek mi? Ne oldu sana? Gel başını dizime koy. Sen öyle birisin kimsenin duan için Allah İbrahim'e Et'imi tahtından indirip ve süründüre süründüre senin, senin kucağında ruhuna alır. İbrahim etmem İbrahim