Ruhun Uyanması ve Letaiflerin Gelişimi | Mihmandar
Mihmandar ses arşivi
Ruhun Uyanması ve Letaiflerin Gelişimi
Ruhun Uyanması ve Letaiflerin Gelişimi kaydında Evrad ezkar almaktan gaye şu bu evrad aldığımız, ezkar aldığımız kimse vasıtasıyla Mevla-yı Zülcelal'e vasıl olmaktır. Başta niyetimiz düzgün olacak. Çünkü bir binanın yapımında temel çok önemli zemin mühim. Zemin sağlam olacak o binayı oturtmamız için. Burada bu mübarek yolun zemini ihlasımızdır ve niyetimiz çok önemli. Ya Rabbi ders…
Evrad ezkar almaktan gaye şu bu evrad aldığımız, ezkar aldığımız kimse vasıtasıyla Mevla-yı Zülcelal'e vasıl olmaktır. Başta niyetimiz düzgün olacak. Çünkü bir binanın yapımında temel çok önemli zemin mühim. Zemin sağlam olacak o binayı oturtmamız için. Burada bu mübarek yolun zemini ihlasımızdır ve niyetimiz çok önemli. Ya Rabbi ders aldığım bu kimse vasıtasıyla ben zatına ulaşmak istiyorum. Bundan büyük bir nimet olamaz. Bu niyetlerle gideceğiz. Daha sonra alınan ders, bilhassa gelen yazılara baktığımız zaman şunu görüyorum. Ne bir ticaret ne de bir alışveriş onları Allah'ın zikrinden alıkoymaz. Bununla ilgili şöyle bir hadise naklederler. Adamın biri Beytullah'ı tavaf eder. Fakat orada bir kimsenin Beytullah'ın halkalarına, o mübarek örtüsünün halkalarına sarılıp ağlayan birini görür.
Der ki bu ne kadar aşık bir insan gönlüne nazar ettiği zaman demek ki büyüklerden bir zat imiş ki kalbine nazar eder, bir dünyalık için ağlıyor. Sonra orada Mina diye bir bölge var, çok karışıktır. Çok insanların bulunduğu, izdihamın olduğu bir yer. Alışveriş yapan birisi fakat öyle bir alışveriş yapıyor ki ne sağa bakabiliyor ne sola bakabiliyor. O da diyor dünyaya ne kadar düşkün der demez. O kimse diyor ki bizi Beytullah'ın halkalarına sarılıp da dünyalık için ağlayanlara mı benzetiyorsun? Biz eli karda gönlü yerde olan bir kimseyiz. Zahirde halk, batında hak ile, bu çok önemli Zahirde insanlar ile, batında Mevla ile. Letaifleri geçerken en önemli husus bu. Diyelim ki biz beş yüz Lafza-i Celal dıştan okuyoruz. Dıştan okumamız uyuyan insanı böyle sessiz bir şekilde uyandıramayız. Muhakkak sesleneceğiz diyeceğiz, uyan diyeceğiz ve elimizle dokunuyoruz, uyan diyoruz, uyan.
Uyandıktan sonra seslenmeye gerek yok. Bu uyuyan kalbimizi, uyuyan ruhumuzu ve diğer letaifimizi uyandırmak için açıktan zikir yapıyoruz. Sadat-ı kiram hazeratından birine diyorlar ki efendim neden açıktan zikri tercih ediyorsunuz? Gafiller uyanalar diye. Yoksa eğer iç alemine geçecek olursa bunu Muhammed Bahaüddin Hazretleri'ne üstazı dedi ki evladım, Zikrullah'a başladığı zaman evlatlarımız, sen onların içinde bulunma, çık dedi. Çünkü dıştan diyemezsin. Çünkü iç alemi söylediği için ona dıştan demek çok zor gelir. Gönülden demeye çalışır. O gönülden demeyi okuduğun layıkulmayarak ayet-i celile ile ne bir ticaret ne de bir alışveriş onları Allah'ın zikrinden alıkoymaz diyor. Ve gönülden demek bunu hadis-i şeriflerde şu şekilde geçiyor Cenabı Hak kulunun amellerini veznediyor. Tahtil, meleklere buyuruyor meleklerin kulumun amelleri kaldı mı?
Diyorlar ya Rabbi biz gördüğümüz bildiğimiz ne varsa hepsini kaydettik ve teraziye bıraktık. Meleklerin kaydı şu, şu iki dudak arasından çıkanları kaydediyor. Rabbimiz buyuruyor ki kulumun benim yanımda bir ameli var. O da gönülden yapmış olduğu o taat, kalben yapmış olduğu o taat, kalbiyle yapmış olduğu zikir ve diğer bütün letaiflerle yaptığı zikir onun mükafatını bizzat Rabbi Zülcelal'imiz veriyor. Bu öyle bir taat kişiyi sarılmamız gerekiyor. Bir yere geleceğim inşallah. Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz Sıddik-ı Azam'a buyuruyor, Hz. Sıddıyallahü ne çok namazı ne de çok orucuyla Allah'a vasıl olmadı. Kalbinin vakari ile buyuruyor. Bu vakar kelimesi huzuru ifade eder. O mutmain ne halidir? Gönüldeki huzur onunla buyruluyor, kalbi vakari ile buyruluyor.
Ruhun Uyanması ve Letaiflerin Gelişimi ne anlatıyor?
Ruhun Uyanması ve Letaiflerin Gelişimi kaydında Evrad ezkar almaktan gaye şu bu evrad aldığımız, ezkar aldığımız kimse vasıtasıyla Mevla-yı Zülcelal'e vasıl olmaktır. Başta niyetimiz düzgün olacak. Çünkü bir binanın yapımında temel çok önemli zemin mühim. Zemin sağlam olacak o binayı oturtmamız için. Burada bu mübarek yolun zemini ihlasımızdır ve niyetimiz çok önemli. Ya Rabbi ders…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 13 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Şimdi burada letaiflerin olmasının yolu ilk anda böyle bir yanma gibi, bazen iğne batar gibi oluyor, böyle bir bıçak saklanır gibi, öyle bir ızdırap vermez bunu derken, öyle insana sıkıntı veren o batmalar değil, huzur verir, insanın gözüne yaş verir, kalbinde dikkat incelik, böyle bir aşk hali meydana getirir. Ondan sonra da aynen hava gazının üzerinde bulunan su gibi. Su evvela ısınıyor, sonra atmaya başlıyor, daha sonra da gümbür gümbür kaynıyor. Kalp de aynen onun gibi. Bunu Sami Bendi Hazretlerine soruyorlar. Diyorlar ki efendim böyle kalpte batmalar neler oluyor? Kötü huyları kesiyoruz biiznillahi Teala buyurmuş. Kötü huylar kesiliyor buyurmuş. Burada bizim dikkat etmediğimiz husus şu böyle belli bir yere gelip ondan sonra duruyoruz. Halbuki bu devam edecek. Çünkü efdalü'l-aybe'de edvemuha inkalle. İbadetin efdali devamlı olandır, az da olsa.
Bir de ibadette ve taatte devamlılık iki günü denk olan zarardadır. Daha birileri gideceğiz. Bu şununla alakalı bu üstadımızın, Casın Efendi kalpte Sallallahu Aleyhi Sırr-ı üstadlerinde bir söz geçiyor. Buyuruyor ki hedefini gözetmek lazım. Bu hedefi gözettiği zaman onda durup dinlenme olmasın. İstanbul'da Muhammed Zahid Hazretleri'nin mescidinde orada namaz kılındı, dışarı çıktık, geniş bir avlusu. Orada insanlar birbirleriyle cemaat halleşiyor. Bu arada Sami Efendi Hazretleri'nin kıymetli bir evladı konuşuyor askeriyeden ama konuştuğu söz insana tesir ediyor. O, şunu anlattı, dedi ki Mecnun, Leyla'nın çadırına varıncaya kadar durup dinlenmedi. İnsanın bedeni olarak taatine misal olarak bunu verdi. Biz dedi taatlerimizi bedenen yapacağız, ölünceye kadar yapacağız. Veabud rabbeke adte yekel yakim sakallaullayım.
Burada yakim kelimesini işte Allah'a bir Celle Celalühü bu yakin hali meydana gelirse ibadet biter diye. Onun için bu yol hacegan yoludur, ilim ehlinin yoludur. Bize her zaman ilim ehli öncü olmuştur. Bir hacasan efendiyi ele alırsanız bir gün mektebim yok dediğine bakmayın. O, insanların mütevazi olmasını temin için söylüyor. Bir gün mektebi olmayan bir kimse hazin tefsirini okumaz. Hazin tefsirini okuyor. Tarikatı Muhammediye diye mühim eseri okuyor. Bizzat şahidin hanelerinden bahçelerine gelinceye kadar elinde eser mevcuttu. Böyle bir ağacın gölgesinde orayı temizletir, sulanır, süpürülür, çok güzel bir hazır hale getirilir, yine kitaplarda meşguldü. Tabii gece taatleri malum. Mescide gelir, hep cemaatle namaz kılmayı hedefler. Sabah namazını kıldıktan sonra güneş bir hayli doğuncaya kadar camiden çıkmaz. Taadleriyle meşgul, işrak namazı vesair.
Haneye geldiğinde bizzat biz buna şahidiz, o evin içindeyiz zaten. Kitap elinde onu okur, yemek hazırlanır, bir türlü yemeğe oturmaz. Bize derlerdi ellerinden kitabı alın yoksa gelmeyecek diye. Bu kadar düşkündü. Bizim İmam Hatip'te çok kitap alırdık biz. Böyle getirirlerdi kitapları, biz de alırdık kitapları. O kitapları bile okumuş ve işaret etmiş. Onlardan birisi Tembih'ul Muterrim, İmam Şarani Hazretleri'ni. Tek tek okumuş vesaire eserler de öyle. Mütala ediliyor. Hocaları çokça topluyor, onlara aman ha kitaplarınızın tozlarını silkeleyin deyip bir konu açıyor. Bir gün mektebi olmayan bir kimse, bizim o zaman yüksek hisse menüsü şimdi ilahiyat oldu. Biz bitirdik ilahiyat oldu. Biz de yüksek hisse henüz, ilahiyat değil bizde. Efendim oranın müdürleri, müdür mavinleri böyle seçkin kimseler geldi. Bir gün mektebi olmayan insan onlarla nasıl ilmi bir mübaseye girişir?
Bugünkü konuları el aldı bugünkü. Dinler arası diyaloğu el aldı, bunu demediler ama bunu el aldı. Şunu diyordum, Musa Aleyhisselam gelse bile, Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz'in döneminde, fahri kainata sallallahu teala aleyhi ve sellem itaat etmek mecburiyetindedir diye. Bu Ayet celleyi ele aldı. Resulullah'a tabi olmamız. Bir gün mektebi yoktu. Diyanetin müfettişleri aynı zamanda fetva kuruldu. Ankara Keçiören de onlarla rabıtanın şer'i delillerini ortaya koydu. Ahmed bin Hanbel Hazretleri, Rahmetullah Ali, kendisi Hamza-i Bağdadi Hazretleri ile çok münasebeti var. Hatta bu Şazeli Meşşai ile de var. Üstad zarından bir kısmı kendisinden çekinirmiş bölüme Sevimam olduğu için. Bu da onu bildiğinden gizli bir yere oturur, onları dinler, kalktığı zaman aynen bir bardak su dökülmüş gibi ağlarmış.
Allah'ımızdan hakkıyla korkanlar, haşyet sahibi kimseler ayet-i celilesinin Allahu alem mazharı olsa gerek. Böyle bir kimse. Onlarla münasebet. Öyle dinledik ki hiçbir şey olmasak dahi ayet-i Cennetelerden neden biraz haberdarız. Çünkü yaz dönemimiz hep ilim ehillerinin yanında geçiyor. Bizi oralara sevk ediyor. Aman şu yaz gününü boşa geçirmeyin diye. Öyle oldu ki Ahmed bin Hanbel Hazretleri ümmi bir üstadını dinliyor. Fatiha'ya defalarca mana veriyor. Ahmed bin Hanbel Hazretleri de onu bildiği için cezbelerinden dışarı çıkmış. Allah'ım bu ne ilim demiş. Onun gibi biz de dedik ki şöyle bir teyp olsaydı, şimdiki telefonlar neler olsa kolayca kaydedilir. Kaydedemediğimize çok üzüldük. Demek ki Allah tarafından lütfedilen ilim müstesna oluyor. Buraya şunun için geliyoruz. Biz gerçekten bu tasavvufi bazı konular var. Bu konularda şatah durumları var.
Diyelim ki cezvelenmiş, apıt sapık konuşuyor. Bunun yanında kendisini gördüğü bir rüya ile çok üstün görebiliyor. Daha sonra acayip haller yaşıyor, gözüne nurlar görünüyor. Daha sonra ilahi alemlerde uçuyor. Hep bunlarda söylediği söz şu, bunu ilim ehli söyler. Buyuruyor ki bütün keramata erişsek, anlaşılıyor mu acaba? Keramat su üstünde yürümeler, havada uçmalar. Eğer halimiz şer-i şerife uymazsa bu hasret ve nedamet getirir. Diyelim ki hiçbir halimiz yok fakat dinimizin esaslarından zerre kadar ayrılmıyorsa bundan keder etmeyin diyor efendi Hazretleri. Ve söylemiş olduğu sözü hemen altını Acasın efendi diye yazılmaz. Miftahu'l Kulüb'ten aldığı söz o. Miftahu'l Kulüb aynı zamanda bakmayın siz insanlara. İlim ehillerinin kitabıdır o. İnsanın ruhi manevi halini çok güzel ifadeler olduğunu söylüyor. Bu bizden oluyor. Söylediğimiz söze hemen altına ismimiz yazılmaz.
Onu biz eserlerden alıyoruz. Aldığımız Elhamdülillah, el-Luma gibi, Risale-i HukŞi gibi buna benzer kela-Bazi temel kaynak eserler onlar ve bu bir vebal getirir. Buyuruyor ki şeriattan, şeriat dinimizin itikat, ibadet, ahlak ve muamelat yönü. Bak muamelat yönü. Zannetmeyelim sadece biz Necip Fazıl'nin sözü burada hatırımıza gelir Rahmetullah Ali. İslam namazla başlar, namazla bitmezdir. Öyle bir esasa dokunuyor ki namazdan kişinin alacağı nasip ibadet ve taatten bunu vurguluyor. Muamelat bunun düzgün olması için. Burada muamelatın önemli olduğunu, şeriat dindiği zaman, ondan parmak kadar ayrılmanın, doğu batı arası kadar ayrılma olduğunu. Bakın buna nasıl işaret etmiş şiirlerinde. Letaif dersini alan, mahzun olma geri kalan, riyakarlar bela bulan, yokluğa atılmak lazım. Nasıl ifade ediyorum? İbadet riyazi kadar helaka götüren bir şey yoktur.
Yine o kaynak eserlerden söylüyorum, Allah'ımızın izniyle ibadetinde iftihar edecek olursa, kendini beğenmeye başlarsa, bir milyon, aynen böyle, bir milyon senelik tatilini mahvederdi. Bu şimdi çok kolay. Bilgisayar diyeceğiz, bilgisayar ney çok öte geçti, teknoloji ilerledi. Size bu mübarek yolun zaman olsa da teknoloji ile olan münasebetini anlatsak, En ileri teknoloji, teknoloji ona erişememiştir. Daha ışığı gelmeyen yıldızlar var iken bir salikin kalbini arşı azamı açması ne demek teknolojinin en Teknolojinin en ilerisi bu. Efendim, şimdi yapılan vazifelerde neden? Esasın şeriat olduğu ve bunu dinlemişsek sohbetlerinde de mutlak dinleriniz. Etarikatü velhakika, haruman-ı şerîa. Tarikatle hakikat şeriatın hizmetçisi. Üstün olan o. Biz ona sarılacağız. Demek ki bu bir sufinin letaif hususları olsun, daha sonra murakabe halleri olsun, Bu neymiş?
Bu dinimizin emirlerini takva esasına göre ah yakalayabilsek asıl hedef bu ihsandır. Biz şuna çok iyi sarılalım. Aslında konan esaslara baktığımız zaman hep dinimizin kurallarıdır. Biz uzun boylu şu eser, bu eser demeyelim. Cibril hadisi bunun hepsini bizim bu zamana kadar konuştuklarımızı özetler ortaya çıkar. Mel İslam, mel ime, mel yehsa bize böyle fıkhi esasları, itikat noktalarını, onun yanında hem fıkhi hususlarda hem de itikatta. Şunu yanlış anlamayalım, ihsan dendiği zaman biz zannediyoruz ki namazda Allah'ımızı görür gibi, fen ve teknolojide de öyle Allah'ı görür gibi, orada bir hata içsin de bak, olduğu gibi işi beribadeler çıkar. Bak bir muhasebeci bir iş yerinde ihsan Allah'ımızı görür gibi taati, ticarette düşünemeyince ne meydana geliyor. Büyük bir şirketin muhasebesinde bilerek veya bilmeyerek bir hata işlemiş. Olduğu gibi o ticarethaneyi batırdı.
Allah'ımızı görür gibi taat yapsaydık, bu emek hırsızlığına gitmezdik. Her husus da böyledir. Saat o da değil. Her hususta temel bu. İşte Hacasen Efendi bize bu ufukları açan bir kimse. Bir yerde takılıp kalan değil. Çünkü onun bu ufkunu bildiği için Sami Efendi Hazretleri biiznillahi teala, sen kitap okumakla meşgul olma, gönlüne nasıl geliyor, öyle görüştür, biliyor. Onun Allah tarafından öyle bir ilme mazhar ki, EBA Hureyre, EBA Hureyre radıyallahu anh hafızasından şikayet etti Ya Rasulallah, ben sizden çok şeyler öğrenmek istiyorum ama bir türlü muvaffak olamıyorum, eteğini aç buyurdu. Mübarek elleriyle bir şeyler atar gibi oldu, sonra topla buyurdu. Bir daha unutmak diyor benden vaki olma. Bu oturup da okul sıralarını medresedeki rahlelerin önünde talime benzemez. Mi? Bu ilahi nurun ilim olarak kalbe akmasıdır. Cafer-i Sadık radiyallahu anhü Ali Hazretleri böyleydi.
Bazı konuları oluştu. Onun hali için Cenabı Hakk'a yönelirdi. Yönlenir ve derhal o konunun izahı, yani öyle bir güç var ki kendisinde, Rabbi zücelalimizden alacak bir güç var. Diyor ya sen bu ilmi kimden aldın dediler, bir kamil mürşide varmayınca olmaz. Bu kitaplardan talim ettiğimiz çok güzel. Bunun yanında Habib-i Kibriya herhalde Muhammedinin nebiyy-i ümmi derken, Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz okumakla değil bu. Allah'ımızın Allah sana verecek, sen de razı olacaksın. Allah seni okutacaksın. Hiç yine uzağa gitmeye gerek yok. Cenabı Hak ona bilmediğin talim buyuruyor. Hiç şüphesiz ona varis olan kimselerde de mevcuttur ve bunu açmazlar. Bize bir misafir geldi. Kudus-ı Veli Hazretleri'nin torunlarından bir zatıydı. Maluma sahibiydi, muallimdi. Ondan sonra hadiseleri çok iyi bilirdi. Bu mübarek yolda da bir hayli adım atmış. Geldi, pek yatsıdan sonra görüşmezlerdi.
Artık onunla oturdular. Bu ele aldığımız işte onları ne bir ticaret ne de bir alışveriş Allah'ın olgunlaşmasının bir işareti de böyle yatıyor gece. Uyandığında yine letaiflerinde hareket var, bu olgunun işaretidir. Bir de halkın arasına karışsa bile letaiflerinin zikrinde bir engelleme yok, bir durma yok, bir duruş yok. Yine aynı huzur içerisinde devam ediyor. Eskiden böyle bölgelere göre değişir, arabaşı yaparlar. Arabaşının yapımında bazı uygulamalar var. Mesela o hamurunda ne de, mesela pekmez kaynatırlar, onu da ehlince malum bazı alametlerin görülmesi lazım o pekmezin olduğunu. Mesela bir tavaya o pekmezi kaynayan kazandım, neşte olur. Onu alır sonra dökmeye başlar. Böyle de şırıl şırıl, şarıl şarıl değil de böyle damdar şekilde akmaya başlarsa deriler k oldu. Bu detayiflerde de ehli olan onlar. Öyle bu bayağı basit.
İşte sen kalp şeklinden ruha ruh, iliklinden sırra, sırra, sırra kalbe geçilmez öyle. Onu geçiren kimse bilhassa gönülde yaşar onu. Şimdi bakıyoruz evlat ve ezkara işin yanlış cıceği de şu, umbarek yolun başı sonunda sonu da başında. Daha o ilk girişlerde son haller görünür. Ama bu suretadır. Ona çok acayip haller görür. O uçtuğunu zanneder, o belli bir makamlara geldiğini zanneder ama öyle değil. O daha bir suretadır. Çünkü mutmain hali yok. O suret olarak göründüğünü hakikat zanneder. Ondan şey, bunu Mevlana'mız şöyle izah eder. Bazı kuş taklidi yapanlar var. Aynen bir kuş gibi öter. Diğer bütün kuşlar başına gelir. O kuş gibi ötüyor yaşama kuş değil. Diyelim böyle tavus kuşu, kuşunun renklerine bakmış, tabi çok müstesna ama ayağıyla Cenabı Hak onu terbiye ediyor. Çakalın birisi boya küpüne düşmüş. Boya küpüne düşünce al olmuş, yeşil olmuş, kırmızı olmuş.
Diğer taarruz kuşlarını neyin yanına gelmiş? Demiş ki ben tavus kuşu oldum veya çakalların yanına gelmiş, ben tavus kuşum. Demişler ki onun öyle bir kanadı var ki kanadını aç demişler. Bu hakikat ve marifet kanatlı. Tabi çakal ne var olacak ki açabilsin. Ondan sonra onun edalı bir yürüyüşü var demişler, onun gibi yürü çakal nasıl yürüyecek. Buyuruyor ki büyüklerimiz, bu hale gelmediği halde kendisini gergin gösteren kişilerin durumu bundan farksızdır. Hele Mevlana'mız bir misal daha verir, böyle sineğin biri derya kenarında, derya kenarında bir gemi görür, içerisinde binlerce insan, binlerce insan bir kaptan onu götürüyor hayret eder. Fakat o arada at nalının açmış olduğu bir ise af buyurun hayvanın idrarı birikir. O idrarın üzerinde bir saman çöpü, bu onun üzerine düşer. Rüzgarın da tesiriyle o saman çöpü bir sağa, bir sola girer gelir.
O sinek der ki ben demin deviyadaki o binlerce insanı altında yüzlerce arabayı barındıran gemiye imrenmiştim ya, aynı o mahir kaptan gibi bende de bu hal oluyordur. İşte, hakikat ehli olmadığı halde kendisini böyle gösterenlerin durumu budur buyuruyor Mevlana'mız. Eğer bir Hacasan Efendi, bir Sami Fendi hazretleri, bir Esadi Erbili Esadi Erbili Hazretleri kurt bu azamdır. Beş sene sonra, ders aldıktan beş sene sonra, hazretının makamına geçen bir Allah'ın yüce dostu. Öyle bir aşamalardan geçti ki, düşük bir kabiliyet var. Büyük bir kabiliyet var. Hepsinde muvaffak oldu. Çünkü hedefini gözetti. İşin esasını bildi. Kendisi medreseden mezun olmuş, çok kısa bir zamanda altı ayda okunacak kitabı iki ayda okumak suretiyle talim etmiş ve o kabiliyetini hiç şüphesiz görmüş, Ta'al Hariri Hazretleri. Evrad ve asker aldığı gün diğer kimselere de talim etmesi için mezun etmişler.
Hatta itiraz edilmiş, bu neden böyle kısa bir zaman durdu diye. İhsanen dememişler de kalben gönüllerine gelmiş. Burada çok yaşlı olan kimseler var, kırk senesini vermiş, elli senesini vermiş. Bunlar değil de böyle yirmi yedi yaşında bir gence iltifat buyuruluyor diye. Bunu da bildiği için ta'alari Hazretleri buyurmuş ki bu benim elimde değil. Nasıl ki şimdi postalar varsa postayla haber veriliyorsa onların postacıları Hızır Aleyhisselam'dır, fahri kainatla münasebet kurar sallallahu teala. Teala. Ricalü'l-gayib ayaktadır. İnsanların seçimiyle olmaz o. İnsanlar seçse peygamberimizi seçmeyecekti. Çünkü Karyeteyni azim diyorlardı. Şu iki karyeden birisi olacak zengin diyorlardı. Onu yetim görüyorlardı, öksuz görüyorlardı. Malı mülkü yok diyorlardı ama Allah'ımız ona ihsan oluyor. Bu Allah'ımızın seçimidir. Bu iş için hareket edenler şuna benzer.
Mevlana'mız misal buyuruyor, böyle biz de varız. O biz de varız şunun gibi buyuruyor. Böyle tohum toprağa saçılır. Burada toprağa saçılınca onu bir aletle tapan dinler Allahu alem. Toprağın altına alırlar. Toprağın yüzünde olursa onu haşarat yer. Haşarat yer, hiçbir hayır koymaz. Toprağın altında olursa ölümü de buna benzetirler zaten güzel ölümü. Orada toprakta erir. Eridikten sonra şu bamboyu diyeceğim belki Allah'ın içinden, ondan sonra yukarı çıkar. Buyuruluyor ki siz tevazua bürün. Mentevad-ı arefe ahullah olun. Ve Mentekebberavaza ahullah kendisinde varlık görenleri şeytan ve nefsin kurdu, üre mi diyelim, Haşeresi, haşeratı, var. Ama El-Fakru-Fahri diyelim, Aleyhisselatu Vesselam Efendimizin edebine bürünürsek, o zaman o tevazu onu büyütür. Şu ben bu ağacın yetişme hususunda şöyle söyleniyor. Zirai bir çalışma olarak ehil olanlar biliyor, bunu toprağa vaz ediyorlar.
Ben toprağa atıyorlar, o bir sene çıkmıyor. Yine sulanıyor, gerekli ne ise o yapılıyor. İkinci sene yine bu gelişmiyor, Hatta dört sene. Dört senenin sonunda bir ayda beş metre yukarıya çıkıyor. Bir kere onlar o tevazularıyla. Mesela Hacı Hasan Efendi Hazretleri'ne görev verilince, üst ağzına varıyor. Şu şu şu şu isimler daha münasip efendim, ben hizmet edeyim, bunlar yapsın dediğinde hüsnü zan sizin üzerinizde dönüyor diyor. Sami Bendi Hazretleri'ne böyle gizlenmiş, şimdi basit olan eşyayı, basit olan eşyayı el arabasının üzerine kol satarlar ama böyle yakutunu, zümrütünü onu şifreli sandıklarda saklarlar ve ehline verir der. Allah'ın Resulü bu esrarı Cenabı Huzeyfe radiyallahu anh'a verdi geceleri. Bu esrarı Selman-ı Farisi radiyallahu anh'a verdi. Bu esrarı Sıddıkı Azam'a verdi radıyallahu anh, Ali Kelamullahü veche Efendimize verdi. Herkese verilmez. Hadis-i şerifler elimizde.
Buyurünür ki ilim herkese talim edilmez. Eğer layık olmayan kimseye ilim talim edilirse o zaman hınzırın boğazına inci takmak Sadece Allah'ımızın kullarıdır. Sadece Allah'ımızın kullarıdır diye bize acırlar. Tebliğde bulunurlar, davette bulunurlar. Çünkü meşgul olmasa azıp gireceğiz. Yoldan çıkmamamız için iltifatlarda bulunurlar ama yetiştirdikleri zümre bir başkadır. Bu evrabü ezkarımızda letaiflerde tam oturması gerekir. Letaiflerden gaye buyurduğu gibi yokluğa atılmak lazım buyuruyor. Yani bu işte ben kısa zamanda şöyle letaifler, nefuh ispat imanın kamil olduğu noktadır. Onun Hızır Aleyhisselam, Abdülhalek ve Huccevani hazretlerine öğretti on bir esas. Onu çok iyi bir okuyalım. Ne demek orada huş derdem, nazar ber kadem. Hepsi müstesna, bütün ayat-ı ilahiyelerle, ehadisi Muhammediyelerle izah edilen konulardır. Zaten onun dışında hiçbir şey yok. İnşallah dikkate veririz.