Ruhun Terbiyesi ve Manevi Büyüklük kaydında Peygamberimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem efendimizin aziz, lati, pat minevvar mutahhar mücella, ruhu üyelerine ehline ashabına, peygamberan nizam ve piran nizamın bütün geçmişlerimizin mümin ve müminatın dağlar başında kalan hak ile ihsan olan bir Fatiha'ya muhtaç olan din kardeşlerimizin ruhlarına bir Fatiha üç İhlas ile. Umbara…
Peygamberimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem efendimizin aziz, lati, pat minevvar mutahhar mücella, ruhu üyelerine ehline ashabına, peygamberan nizam ve piran nizamın bütün geçmişlerimizin mümin ve müminatın dağlar başında kalan hak ile ihsan olan bir Fatiha'ya muhtaç olan din kardeşlerimizin ruhlarına bir Fatiha üç İhlas ile. Umbara girildiğinde, şu beş şartı çok önemli görmüş büyüklerimiz. Bu beş şartı diyor yerine getirir bir mürid. Birinci olarak evvela devamı bir Doğu diyor. Hani devamlı abdestli olmak. Abdülhamid ve fenimizi bir kişi vakti aramış bir tanesi. Nasıl olduysa biraz da padişahımız geç kalmış. Sonra kapıyı açmış. Bakmışlar ki böyle abdest azaları ıslı vaziyette. Buyurmuş ki evladım kapıyı çaldığını ve geldiğini biliyorum. Yalnız abdestsiz karşılamak istemedi. Yine tıbbi bir aynı vakitte geçmiş. Hatta kurulanmadan hemen yetişmişler. Böyle dikkat etmişler.
Bir tuğla hadisesini duyuyordum. Mesela şimdiki gibi de şimdi imkanlar çok değişti tabi. İmkan meydana geldi. Bak bu imkanlar bizi şükre götürmeli. Görüyorum böyle artık bizim halimiz icabı mı bilmiyorum, böyle lüks yerler neler gördü mü bir üzüntü giriyor içeri. Içime. Tabii iltifat etmek istiyorlar, hürmet etmek istiyorlar Necati Bey. Şimdi üstadımızı bir yere davet etmişler. Hep o davet ettikleri yer böyle devlet reislerinin geldiği yer. Bir yere davet etmişler. Böyle bakanlar bilmem filanlar rahat edememiş. Orada kamışlı evler var ya, bilir misiniz onu kamıştan? Orada kalmış. Ben rahat ede, rahat ede öptürmüş. Efendim müsaade edin. Büyüklerimizde bu güzellikler var. Mesela bir yarış bu ihvanımızda olmamalı. Hiç kimsemizde olmamalı. Böyle bir telefon yarışı, ondan sonra araba yarışı, ondan sonra in, giyim kuşam bunlar da çok büyük yarışlar geliyor. Halbuki Allah'ımız yarışı esabet.
Allah'ımızın rahmet ve mağfiretine sabigu derken, buyurulurken, sabigu demek, sıhhat gösterin demek. Böyle koşu yarışları olur ya, onun gibi işte. Bir de vesair gibi hep uhrevi işlerine sürat gösterin Allah'ın rahmetine mağfiretine. Ama böyle dünya işlerine dindiği zaman Ayet-i Celile'de Kuran Azime Şenn'de diye geçiyor. Yürürler Bu Bük suresinde yeryüzünde Allah'ımızın nimetinin elde edilmesi için, bu şekilde geçiyor. Ama mesela cuma namazına genişte, uhrevi olanlara, sana Allah'ın zikini yani burada cuma namazına surat gösterin. Koşun buyurun. Fakat bu kesi oluyor. Günümüzde görüyoruz. Hepimiz buna şahidiz. Yani bizim de o tehlikeye düştüğümüz olmuyor değil, oluyor. Biz de düşüyoruz. Ama büyüklerimiz buyuruyor ki üç günden ziyade insan hayırlı kelamlar duymazsa kalpleri paslanırmış. Hani evimizden düşünelim, bir sehpa diyelim veya bir pencerenin önünde.
Ruhun Terbiyesi ve Manevi Büyüklük kaydında Peygamberimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem efendimizin aziz, lati, pat minevvar mutahhar mücella, ruhu üyelerine ehline ashabına, peygamberan nizam ve piran nizamın bütün geçmişlerimizin mümin ve müminatın dağlar başında kalan hak ile ihsan olan bir Fatiha'ya muhtaç olan din kardeşlerimizin ruhlarına bir Fatiha üç İhlas ile. Umbara…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 12 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Neyse kapısı penceresi, böyle temizler gideriz biz. Bazen tatile girer insan. Bir de bakar ki o temizlediği sehpalar bilmem filanlar, üstü bütün tozun. Ol. Kalplerimiz çok hassas. Onun için devamlı uyarılması gerekiyor. Devamlı devamlı. Eğer birinden almazsak ikincisinde fayda eder. İkincisinde olmazsa üçüncüsünde fayda verir. Rabbimizin lütfu'l-Fekelamiyle biz buna muhtacız. Şimdi üstadımızın evlatları olarak şunu çok istiyoruz biz. Efendimizin evlatları tayin etsinler. Sami Efendimizin eserleri. Okuduk deseniz saygı duyarım size de inanmam. İnanmam. Siz eğer okuduk değilseniz kolay kolay inanmam. Çünkü yüzünden geçiliyor. Şöyle kağıdı kaleme alın. Yerine göre eğer kitapta bir tahrifat yapılmazsa dört kalemle çalışmalar var. Bunlar size gelmez tabi bu öğrencilerine yapılan. En azından bir not aldılar. Şimdi bize cebimden. Aldığım notu göstereceğim size inşallah. Böyle okuyacağız.
Acaba diyeceğiz bu üstadlarımızın dediğini biz yaşayabiliyor muyuz? İnanın hepsi dursun demeyin de burada Mürşid-i Kamil'imizin yazmış olduğu şiirler var. O dürtmüklerin içerisine öyle bir kendi böyle bir aşıkları yazarlar söylerler. Onun gibi değil. Çok öğüt verici, nasihat verici. Bir kıtasında hadisi şerifin hepsini içine almış. Bunu bile tatbik etsek çok faydamız olacak. Yani kendimizi devamlı uyaralım. Size bir şey anlat. Böyle bir yere gidiyorum. Böyle gece lambaları yok. Lambaları yok. Yalnız, kabrin yanından geçmek mecburiyetinde kaldı. Ebunlar, bir düşünce aldı. Şimdi karanlıkta insan ürküyor bir hayvan mı gelir bilmem filan mı olur? Çünkü sokak hayvanları çok dolaşıyor. Dedim şimdi bunlar bu gabrin içerisinde ne yapıyor? Çok önemli. İbret almamız. Mühim olan bu. Düşünüyorum bu Müşili Kamil'imizin oturduğu kalktığı her yerde çok güzel güzel sohbetler buyurduk. Çok güzel.
Ferriyet. Ne olursunuz? Bunu arkadaşlarımız dinlediler de biliyorlardı. Çağımız artık bizim elektronik bir çağ. Teknolojinin çok ileri olduğu bir safhadayız. Ondan dolayı çok güzel tavsiyeler. Mesela şunları okuyacağız ama yarım yamalak verilmesin. Böyle küsen sözlerle üst sazlarımızı mesela musahabe altı diyelim. Musahabe altıda Sami efendimizin çok önemli gördüğümüz bir not ise birbirimize hep tavsiye ederiz. Bunlar hep uyandırır bizi. Çok faydalı. Bu beş esas tarikat-ı Ali'ye giren kimse şu, demek istediğim şu, efendim biddar derler şeyde, Farsça'da biddar geçer. Sade erbili Hazretleri buyuruyor ki biddar isen sana sözlerin var diyor. Yani biddar uyanık isen diyor. Uyanık olmamız gerekiyor. Uyanık olmamız her şeyden ibret ve ders almamız. Şu zaman yaparım, bu zaman yaparım, haydi ölüverdik. Bak gözlerimizle görüyoruz. Mesela burada altı tane kimse bir aileden vefat etti.
Onlar güney köle, oynaya oynaya, sevine sevine bir yere geliyorlar. Hepsi de iyi. Kötü diyemem. Hepsi de iyi. Böyle hafızlar, birer. Hiç hatırlarında yok. Bir gün öncesinde evlerinde Şenşahran, sabahlak tepsi bitti. Hayat bu. Bu ve bir hocamız varmış bizim. Demiş ki hayat ağzı bağlanmamış bir dağarcık. Dağarcı bilmez şimdiki insanlarımız. O hayvanın gerisinden helali vallahi yani gerisinden yapılır. Onun içerisine yiyecekler içecekler konur işte. Nohudu konur. Fasulyesi konur. Ağzı da şöyle açık olur. Aynen dermiş hayat, ağzı bağlanmamış dağarcık gibi. Bağlayı yerden bit. Biz bunu şöyle temsil ediyoruz. Diyoruz ki, insan aynen ırmak gibi. Şimdi bak şimdi ırmak gibi akıyoruz. Çağılıyoruz. Ondan sonra çok güzel akış devam ediyor. Hayatın akışı ırmak gibi devam ediyor. Evimizde devam ediyor. Yiyip içiyoruz. Oturup kalkıyoruz. İşlerimize gidip geliyoruz. Bak hayat akıyor.
Kapının ağzına oturmayın. Caiz dediğin. Şimdi hayat akıyor. Dostlarınla konuşuyorsun, görüşüyorsun, işin var gücün var hayat akıyor. E öldüğümüz zaman o nehir, hayat nehri denize giriyor. Haydi çıkartmıyor. Bitti. Böyle tefekkür daha önemli. Mürşidimiz bizim deve diye geldiler. Orada nasihat kuracaklardı. Buyurdu ki derslerini görüşmemiz dedi daha güzel olur. Görüşlü dersler. Dedi ki bu daha önemlidir. Bakın neyi tercih ediyor? Uyanmış. Yani bizim Sıddıyda Azam'dan bu zamana kadar mürşid-i kamillerimizi sayalım. Onların hepsi aynen bizim gibi. Onların da bu dünya ile alakası var. Ailesi var, çoluğu çocuğu var, işleri var, güçleri var, beşeri münasebetleri var, beşeri ihtiyaçları var, hepsi var. Ama bilimlerini çok iyi toplamışlar. Fırsat bulsam da onu bir anlatsana. Şimdi, çimleme deyin. Bak bizim vücudumuzda iki tane ruh var. Birisi şu hayatiyetimizi sağlayan hayvani ruh.
Bir de ruhu sultanı var. O ruh da ruhumdan ruh üfledin buyuruyor Hazreti Sedat ve Cenabı Hak. Cenabı Hak. Şimdi hayvani olan ruhun bir veziri var. Hepsinin yanında bir yardımcısı var. Hayvani ruhun yardımcısı şeytan. Bir de makamı var, o da aklı maaş, dünya aklı. Hep onu insan bile durur. Nasıl kar edeceğim? Nasıl hayat süreceksin? Çok iyi bilirim. Bilmesin değil bilsin ama aklı maetle, ayrımın girmemesi. Şimdi bir de Ruhu Sultani var. Onun yardımcısı meleklerdir. Yeri de aklı maattır. Aklı maat ilahi bir akıl. İlahi bir akıl. Şimdi bunları bir zapt edip de hedef kabul ederek yürürsek bir şeyler olacak. Hani oyalanacak bir zaman değil. Bilmiyorum mi? Biz hoca kardeşlerimizle, hocalarımıza böyle kütüphaneye giriyoruz. Konuşuyoruz aramızda. Diyoruz ki bak, bu kadar kitap. Efendim daha var mı? O kadarından belki daha fazla da var diyor. Var. Ama diyorum biz bunları yerine göre okumuşuz.
Tefsirlerden, hadislerden, o mevada olanlardan, tasavvufi ellumalardan tut, dur. İsade-i Kuşi'liler, Kitabazi'liler. Okumuş. Ama bu okumak geniş. Çünkü Cuma suresinde Cenabı Hak, onlar kitap yüklü mektepler gibi buluyor. Çok okumuş. Ama amel etmedikten sonra o kitabı yüklü merkep gibi. Hani onun gibi olmayalım, düşünelim böyle. Buyuruyor Cenabı Hak. Resulullahullahullah. Onlar Kuran'ı okurlar da derinlemesine bir düşünmezler mi? Kalpleri kilitli mi bunlar? Cenabı Hak. Şimdi insanın derecesi nedir? O ruhu söyleyeceğim inşallah. İnsanın derecesi Kuran-ı Kerim'de kaç ayete uygun bir halimiz varsa o kadar insanız biz. Halbuki altı bin altı yüz altmış altı ayet var. Mesela bir şey söyleyeceğim. Dün bu ayet içinde insan unutmakla mealini, unut, şey yapalım, şey yapamadım, söyleyemem eşim. Eshabü. Onlar buyuruyor Cenabı Hak dalaleti hidayete tercih ettiler. Dalaleti satın aldılar.
Bu ne biçim bir ticaret. Onlar hidayete elemediler buyuruyor Cenabı Hak. Hayatımıza gitmedi. Gitti. Bazı ayet celleleri layık olmayarak görüyorum. Diyorum ki hayatımızın özeti bu ayet diyorum. Rabbimiz o ayet I celliyle haber verirken o kadar rahim, o kadar yani o kadar yüce bir Rabbimiz ki Celle Celalühü bizi uyarmak için neler haber veriyor, neler haber hanginiz daha güzel amel işleyecek diye. Sizi denemek için hayatı ve ölümü yaratan Allah'ın şanı ne yücedir. İşte bu dünyaya gelişimiz sırf yeme içme değil. Hanginiz daha güzel amel işleyecek diye sizi denemek için ölümü ve hayatı yaratan Cenabı Hak'ın şanı ne güzeldir? Hepsi bir umde, kaide esas. Şimdi düşünürsünüz tabii, bize de Allah düşünmeyi nasip etsin, idrakle dönüyor. Bak efendilerimiz dedi, onların idraki açar. Çok mütrik insanlar. İşleri güçlerinde ve mütrik diğer şeyde.
Hallerinde de, uhrevi hallerinde de idrak ediyorlar, alınıyorlar. İşi biiznillahi Teala. Çünkü çalıştırmış. O mekanizmayı çalıştırmış. Diyoruz ve biz orayı bitireyim de o yarın balmasını. O ruhani olan rahmani olan ruhun yardımcısı melek, yeri de aklı maat. Dünya aklı da var ama ahiret aklı alırmaz. Mesela dünyevi akıl nedir? Ticaret yapıyoruz. Herkes söylemedi ben çok insanıyım. Bu ticaretten meşgul. O ticaretin de harama gitmemek için gayret gösteriyor. Mesela bir tanesi su suluyormuş. Bugün oldu. Bugün oldu. Dedi ki, Su dedi başkasının yerine giriyor. Fakat dedi bizim bahçe kuruyor. Biraz uyu ben assam dedi. Bahçe kurulsun dedi. Hiç aldın şimdi. Şimdi. Yeter ki bir başkasının hakkı hukuk geçirmesin. Yarın onu nasıl haberleşiriz? Böyle hep hidayeti, dalalete tercih edeceğiz. Bu uyanık kılın her zaman beynimizde bulunmalı. Yoksa şaşırırız. Çünkü böyle bir kıyas var İslam fıkhında.
Kıyas birbirleriyle aynı değerde olanlarla kıyas yapılır. Suyla siz havai kıyas etmez, edemezsiniz. Havai havai ile yaparsınız. Suyu suyla kıyas gidersiniz. Olmazsa mümkün değil. Şimdi düşüneceğiz, düşüneceğiz, tefekkür edeceğiz. Diyeceğiz ki biz ebedi hayatı kazanabilmek için ne yapacağız? Kıyası, kıstası, ölçüyü kime göre ayarlayacağız? Yine Rabbimiz Kuran-ı Kerim'de esarne Nasıl batarız biz? Şu cemiyete göre kendimizi ayarlarsa yerlerin dibine geçeriz. Biz büyüklerimize bakarız. Onlara göre hayatımızı tanzim edeceğiz. Kitabı Kerim'e göre. Mesela nedir? Memleketimizde savunma sanayi her yerde bütün dünyada önemlidir. Devletler arasında savunma çok önemlidir. Mesela enerji çok önemlidir. Vesaire hususlar. Bunların kaynağı hep Allah Düşmanlarınıza karşı güç ve kuvvet hazırlayın. Hani neye diyeceksin? Sure suresi okuyalım. Oradaki bel kısım hadisesi vesair.
Ondan sonra yine rüzgarla alakalı olanlar. Rüzgarı diyor. Biz Süleyman'ın emrine verdik. Mesela hep Kuran-ı Kerim'de temeli Allah'ımızın kitabı hayattadır. Gibi o. Çünkü Esenler iki yüz lira, Hayatta olanları uyarmak için. Hep hitap buyuruyor Cenabı Hak onun sırrı çözülemiyor. Ama Gayrimüslimler bu sırrı çözüyor. Onlar tatbik ediyordur. Gerçekten tatbik ediyor. Mesela ülkenin iğnesi diyelim planlaması. O planlamada bile Kuran-ı Kerim'den ders alıyorlar. Kuran-ı Kerim'le hayatını tanzim ediyor ama Kuran demiyor ona. İnşallah bunlara karşı bitar deniyor ya uyanık. Beş tane hususu ifade etmişler. Devamı vurdu. Devamlı abdestli bulunmak çok güzel. Seniyen salatı mefulle terk etmeyip vakti zamanı ile eden. Yalnız cemaatle namazımızı kılarken cemaatle kılabilmek. Bizim bir yakınımız vardı Efendimizin. Veylos'a kardeşi olur. Derdi ki bize yeğenim derdi. Yeğeni. Ben derdi.
İl de namaz kıldın mı kılmadım gibi oluyor derdi bize. Olmaz olur mu? Olur. Ne kadar cemaate alışkın ise cemaatle beraber kılmaya bunu dil. Cemaatte kılmazsam sanki kılmamış gibi oluyorum. Böyle alıştırmamız gerekiyor kendimizi. Ben mürşi dilimizi biliyorum. Son rahatsızlıkları yoksa cemaatle kılanlar inanılmazlar. Evde cemaati olurdu. Yine kılıçları bırakmazlar. Sen kazaya kalmış namaz ve orucu var ise onları tekmiyle eda eder. Bir tanesi burada teb etmiş, istiğfara gelmiş. Hayatı kötü geçmiş. Çok hoşuma gitti tabii büyüklerimizin davranışları hoş oluyor. Ona buyurmuş ki kağıdı kalem, el anlat şimdi profesör mü yok? Üniversiteden neyse direkt tur yapar. Şimdi. Efendim demiş ben tövbe etmek istiyorum. Sizi de ben büyük görüyorum. Gönüllerimizin tabii olarak görüyorum. Ne buyurursunuz? İsmini neyi biliyorum bir isim? Buyurmuş ki kağıdı kalemlerin var. Bir kere namazda eksiklerini tamamla.
Kılanplüyorsun. Ondan sonra oruçta eksiğim var. Tek tek de tarif etmiş. İşte geçirmiş olduğun oruçların hepsi için işte bir altmış gün keffah ettirmiyorum mü? Tutarsın. Onun üstüne, onun üstüne tutmadıklarını bina edersin. Tutmadıklarını şeyi Ali İhsan gözün geliyor bak dayandığın için abdeste geliyor. Şimdi o tutmadıklarını altmış gün üzerine bina ediyor. Burada bir genci. Şimdi gençlerimizin durumunu herhalde biliyorsunuz. Anlatmaya gerek var mı? Ateist olan gençlik var. Ateist unvan kitap kabul etmiyor. Bu ülkemizde sayıları az da değil. Şurada toplanıp da bu hakikatleri konuştuğumuza bakmayalım. İtikadi noktalarda sapmalar pek çok. Onun için en azından yapacağımız Allah'ımızın emrine iyi koşalım. Eskiden duyurdum ki daha çok gençlik ne? Şimdi yaşlılık döneminde olmaya başladı. Yaşlılarımız da azalıyor. İnan bunu kabul edin. Gidelim yaşlılarımız da yazmaya başladı.
Böyle bir ortam hazır oldu. Onun için çok gayret istiyor. Gözyaşler istiyor. İbadetler, taatler istiyor. Birincisi Allah korusun bu. İkincisi Allah'ımızın varlığını tartışıyor. Allah var mı yok mu diyor. Üçüncü birisi üçüncü bir zümre, onlar da Allah var diyor. Zaten müşrikler de var diyor. Hatta onu Allah'ımızın şeyini bile kabul ediyorlar, sıfatlarını bile. Mesela Hayy'dır. Bundan sonra hayat verir. Dirildir. Öldürür. Rızık verir. Bunlara inanıyorlar. Fakat hüküm de kabul etmiyorlar. Şimdi basite almayalım. Bizim çocuklarımızdan da korkalım. Torunlarımızdan da korkalım. Ondan binlerce defa yalvardın. Gelin şu ana kulları, gelin şu kreşler. Neyse. Bir de tebliğ düşer. Yasin-i Şerif'in ikinci sahifesinde, Habibim sen tembihisin diyor. Ne kadar önemli? Onların itikadını korumak. Hesaplar işte değişik yapıldı neyse. Hiç önemi yok. Onun tesbih, doksan dokuz çivi çevir çevir çevir çevir.
Bu hakikatleri görmedikten sonra, bu hususta elimizden gelen bütün gayreti göstermedikçe o tespihleri kurtaramıyoruz. Seccadeler de kurtaramıyor. Dinimiz için çaba istiyor, kaydet istiyor. O zevki haller, bilmeyen planlar geçer. Biz geçmeyen esaslara bakacağız Allah'ın izniyle. Burada hakikaten derin hastalık çok derin. İtikadi noktaya inanç noktasına geldiği zaman bıçak kemiğe dayanmış demek. Ne demek yani bu ilahiyatlarda bile çok acayip haller var. Salatı ve Fuday'ı terk etmeyip vakti zamanında eda etmek. Kazaya kalmış namazı ve orucu var ise onları da tekmiyle eda etmek ve ravian, görülünce olarak hilaf söz söylememek. Burada şunu söylüyor, sadece bir gıybet almış. Gıybet söylemekten kemaliyle, ihtiras ve içtinab etmek, tamamıyla diyor. Yani yerse söz söylememek, içtinab etmek ve hamisen, hiçbir kimsenin aleyhinde olmayıp kendi derdimize düşmektir demiş. Bir şey göstereyim size.
Bak, bu ancak murakabe ehilleri derken, murakabe ehil olur ama emarede görür. O da var. İşte bunu hesap etmiyoruz. Derslerimizi geçmek oluyor mu? Olması da lazım. Ama dersin yanında nefsin mertebelerini de geçeceğiz. Eğer dersin nefsin mertebelerini geçmezse, yani kurmuş olduğumuz elli kat bina da yapıyorlar şimdi. Daha da fazlasını da yapıyorlar. Elli kat binayı eğer emarede olursa, gürül gürül yerin dibine indirmiş oluruz. Ondan dersimizle, nefsimize muhalefeti de çok düşüneceğiz. Acaba nefsim ne halde? Bunu şöyle biliriz. Gönlümüzden geçen düşüncelerdir. Eğer ilahi düşünceler varsa müstesna. Yok hayvani düşünceler geliyorsa istiğfar edeceğiz. Rabbimize döneceğiz. Yalvaracağız, yakaracağız. Bu şekil. Şimdi mesela Mürşid-i Kamillerimiz, ehil olan gerçekten hal sahibi kimselere okusa şu hadisi kutsi yok. Galallahü Teala. Şu bizim vücudumuzda kalp vardır malum artık.
İmanın yazılmış olduğu nokta. Kalbin içinde bir kalp daha vardır. Öyle diyeyim artık izah onları. O gönlün içerisinde daha derin sır da vardır. Nefsiz sırrı hafiyen, ondan sonra onun içinde daha da bir gizlisi vardır. Onun içerisinde daha da bir ilerisi var. Daha da bir derin olanı var. Allah'ımız buyuruyor ki Celle Celalü, Ben buyuruyor Mevlai Zülcelal'imiz, Halık'ımız, onların en derininde olanı yani her cesette bir kalp, her kalpte bir gönül, her gönülde bir sır, her sırda bir gizlilik, her gizlilikte daha büyük bir gizlilik. İşte ben bu gizlilerin gizlisindeyim buyuruyor. Aynen şeye benziyor. Süleyman var Süleyman'dan hoş geldin dediği gibi. Bir ben var. Ben de benden içerim. Böyle Rabbimiz bize yakın.