Yolda gelirken görüştüğümüz bir konu vardı. Sordum ne konuşsak, ne görüşsek diye, O yolculuğumuz da boşuna geçmesin, her şeyimiz hayır olsun diye. Sefer dendi, ona bir baktık sizinle beraber görüşelim Cenabı hakk'ın lütfuyla. Es-seferu seferha. Sefer malum, özgürlük demek, bir yerden bir diğer yere geçmek. Aslında hepimiz seferdeyiz. Ta Adem aleyhisselamdan beri ruhlar aleminden ana karnına düştü, buna höburt derler. Höburt, iniş demek. Ondan sonra daha indik, yeryüzüne indik. Bir de oruç kavsi var, Bu bir iniş. Oruç kavsi ise bir mürşid-i kamil vasıtasıyla başta Kuran-ı Azimüşşan onun mübellılığı Aleyhissalatü Vesselam Fenimiz ve Varisi Enbiyanın göstermiş olduğu esaslara dikkat ederek daha bir ulvi alemlere çıkar insan. Buna da Oruç Gazi'dir der. Sefer iki şekildedir. Seferun birahirül beden, anil vatan. Kişinin buradan Sivas'a geçmesi.
Sivas'tan diyelim Kayseri'ye geçiyor, değişebilir. Yozgat'a geçer, Konya'ya geçer vesaire yerlere. Bedenin seferi budur. İşte evimizden çıkıp diyelim Niksar'a gidiyoruz, bu bir sefer işte. Oradan Samsun'a doğru yol alıyoruz, bu bir sefer, bedenin seferi, şu vücudun ve seferun diseyiril galip asıl önemli olan sefere haber veriyor ve seferun bir sefer ki o gönlün seferidir, kalbin seferidir. Mekke'de aleyhissalatu vesselam Efendimiz bu seferi küfürden imanı şirkten, işte nifaktan İslam'a geçirmek suretiyle bir sefer yapıldı, itikatta bir sefer. Çünkü küfür içerisindeydiler, müşrikti. Onlar ne yaptılar? Kelime-i şehadetle imana sefer ettiler. Kalbin seferi bu. Ile melekut-i semavat. Bu esfel-i safilin demek, aşağıların aşağısı. Oradan melekut alemine. Aslında bu seferi sizler yaşıyorsunuz.
Demek ki itikadli olarak küfürden, essanü yuhricuhum mina zulümatiyle nur, zulümattan küfür zulümatından, şirk zulümatından imana dahil oluyor insan, kalbi bir sefer o. Ondan sonra bu sefer bitmez, bitmez. Mesela İslam'dan, İslam, Cibril Hadisine baktığımız zaman ondan sonra iman, imandan ihsan, Allah'ımızı görür gibi taat yapmaktır. Burada Esved-i Safilin deyince, Tin suresinin tefsirine bakacağız. Ebul Abbasü'l-Mürsi Tabakatü'l Kübra'da geçen müstesna bir Allah'ın sevgilisi o. Çünkü bir sözü var, diyor ki her yıl Arafat'ta bulunmazsam bizzat bedenler, çünkü beden ruhlaşıyor. Daha sonra her gün Resulullah'ı Sallallahu Aleyhi ve Sellem görmezsem kendimi rical-i mümininden kabul etmem diyor. Böyle bir Allah'ın dostu. Burada insanın zahiri olan ahsen-i takvim buyuruyor insanı, en güzel biçimde yarattık. Zahiren hayvana benzemez insan. Biz elimizde yeriz, o ağzıyla yeriz. Yer.
Onun da rızık temizliği ne diye bir şey olmaz. Bak mümin nedir? Rızkın temiz olanlarından yer. Bunun yanında boyu, bozu, şekli, şemailiyle insan zahiren güzeldir. Bunun yanında manevi güzelliği ise, batındaki kalbi güzelliği ise onu iki esasa bağlıyor. Bunu Esadı Erbili Hazretleri de ifade eder. Çok önemli ama bu iki husus çok önemli. Biz bunlara yapıştığımız zaman, mesela halimizden şikayetçiyiz, nasıl iyi olacağız diyoruz. İşte bunlara dikkat edersek olacak. İki tane esas koymuş. Dikkat edersek olacak. İki tane esas koymuş insanın en güzel kıvamda oluşunu ruhen birincisi akıl, ikincisi ruh. Bir de burada müellif Hazretleri buyuruyor ki, esfel-i safilin, insanın aşağıların aşağısına düşmesinde iki yolu var. Birisi nefis, ikincisi de heva, nefsin arzu ve istekleri. Demiş tekrar ele almış. Seferü'l-arifin, arif dendiği zaman Cenab-ı Hakk'ı tanıyan.