Ruhun Olgunlaşması ve Manevi Beslenme kaydında Bir seferinde üst tarzımızın bir sıkıntı çekti, efendimiz İstanbul'da. Böyle bir başkalarıyla değil, işte hiçbir şeye konuşamıyorum. Çok kendisine yakın olanlarından bir sıkıntı gördü. Orada bulunamadım ama buyurun, daha ilkokul çağrımı bitirmiş durumda, küfür, dertlenmiş, derdi, Sami benimizden dolayı. Doktorlarından, Adana'dan da…
Bir seferinde üst tarzımızın bir sıkıntı çekti, efendimiz İstanbul'da. Böyle bir başkalarıyla değil, işte hiçbir şeye konuşamıyorum. Çok kendisine yakın olanlarından bir sıkıntı gördü. Orada bulunamadım ama buyurun, daha ilkokul çağrımı bitirmiş durumda, küfür, dertlenmiş, derdi, Sami benimizden dolayı. Doktorlarından, Adana'dan da tanışıyorlar onunla. Tanışıyorlar. Efendimizin eti bir eski vaazlarında bulunmuş, vaazlerinden toplanıyor. Tasavvuf, düşen, kemalatını biliyor. Mürşidimizin. Onun yerinde sohbet olacak. O Necmettin amca, telefon açıyor. Marmara'nın Yahya'daki kocaları açıyor Hüseyin Efendimiz bir yerde oturuyor bağırıyor hizmet değil o adamların yanında nasıl konuşacağım ben açma gibi bağırıyor Devlet bütün toplandılar, Lütfü'de, Avni'de vesaire. Öyle bir sohbet gitti ki, bilmek çok özlemiş efendim için. Süt karının kenarından geçiriyorlar, okuyorlar fatihlarında.
Bir kimse de diğer bir veli ile kabirde olmasına rağmen görüşüyorlar. Manevi görüşüyorlar. Parti görüşmeye üç gün uzamış. Üç günden sonra yapıyordu, ben üç gündür bekliyorum, gir desin. Bir tanesi diyor, bu kamyon kenarinden geçiyordu, Fatiha okudu. O Fatiha halinin, ecir ve mükafatını bölüşüyordu. Ehli bir de erin bir sevgisi vardır, muhabbeti vardır. Anlattı, siz şimdi burada bir delik çıkayım, eski ihvanlar ceza girdi diye. Bunlar Sami Menderes etrafında bulundular, çok güçlü de ihvanlar, onlar Allah diye bağırıyorlar, free avucuna başlar. Vesair sıkıntılar var, işte gönül şu maden hadisesini, insanın kendi vücudunda geçirmiş olduğu sıkıntılar var. Kendinden sıkıntısı olur, mallarından olur sıkıntı, evladından olur sıkıntı, böyle değişik dert elem ve sıkıntı. Bunun üzerine, bu konu üzerinde biraz durduk. Önümüzde adap işareti var. Burada bir hususa işaret verir.
Adap Risalesi'nde buyruluyor ki bir veli, veli kırılıncaya kadar elle çekmedikçe iyiliği olamaz diye. Biz tefsirlerde görürdüm. Bu Şiras suresinde buradaki imtihanın böyle bir demirin paslı bir demir diyelim onu ateşin üzerine konduğu zaman kirli paslı gidiyor bu şekilde bir hizalar var bir de diyelim ki bir nehir, ahbur onun köpüğüne gitmesin diye onu görürüz biz. Bir vehyi, bir vehyi, anlam oluşmuyor. Bir mükalemeyle bir konuşma arasındaki fark ölçülemeyecek şekilde. Bir gün dönüşte Allah'ın dostlarının gibi put onu parçalamış. Kendi kalmış. Musa aleyhisselam diyor ki Ya Rabbi bu senin bir dost. Neden böyle oldu? Rabbimiz buyuruyor ki Celle Celalühü, o benden öyle bir makam istedi ki, o makamlar gelişmesi için kendi çalışması yeterli değildi. Hani ibadeti, davetti, bu vesile ile biz o arzu etmiş olduğu makama getirdik diye. Senin Efendimiz bir sıkıntı geçir ama yedi kişi.
Ruhun Olgunlaşması ve Manevi Beslenme ne anlatıyor?
Ruhun Olgunlaşması ve Manevi Beslenme kaydında Bir seferinde üst tarzımızın bir sıkıntı çekti, efendimiz İstanbul'da. Böyle bir başkalarıyla değil, işte hiçbir şeye konuşamıyorum. Çok kendisine yakın olanlarından bir sıkıntı gördü. Orada bulunamadım ama buyurun, daha ilkokul çağrımı bitirmiş durumda, küfür, dertlenmiş, derdi, Sami benimizden dolayı. Doktorlarından, Adana'dan da…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 17 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Anlatmakla bitirelim, Ondaki terfi bela, Esaadi El-Biddi Hazretleri buyurduğu gibi Bugün rahatsızlaşmış, anlatılmış ne anlattın, rahatsızlaşmış. Ani Ayten Efendi demiş ki ben kimseyle görüşemem. Ben hasta yapıyorum. Hasta diyor, hiçbir şey yok görüşmem. Efendim demişler neydi bir doktor defterim sen tedavi gider her şey var Allah'ın izniyle. Benim adım hasta diyor. Bandırma da aletendi mi? Hasta dışında, o da hasta olmuş. Yani diyormuş hasta. Nimeti uzmandır diyor. Nimeti uzman, düşük bir nimeti, düşük bir insan. Rabbimizin mükeffiraat ve bir de bu cihazat olarak ifade etmiştir. Mükeffiraat, bizim gibi insanlar için nedir? Bizim gibi insanlar için günahlarımızı bağrışlanmasına vesile ediyor.
Mesela Hadis-i Şeriflerde geçiyoruz sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bir diken batsa kişi de ona sabredecek olsa mesela, kalbini daralıyor diyor, diyor, sıkıntılarını yok diyor, ona sabırda bile esir ve mükafat var. Burada Ahmet bin Hanbel hazretlerinin bir sözü var, Eğer bir gönülde bir varlık, bir sıkıntı varsa o zaman Rabbi Zülcelal'imizin sizi gördüğünü düşünüp Halık'ın benim her halime şahit bir diyeyim. Bunu üç yaşında gece namazı kılan Şehir Bin Abdullah ibni Sitedi Hazretleri biat ediyor. Diyor ki dayısına, dayı bir kalbim kararlıyor. Üç yaşında. Medaline vali olarak tayin edilen bir Allah'ım dost yok. Nerede bir bağcılık var orada yaşıyor. Böyle bir makama niye gelince, acaba bir kibir ben diye düşünürüm diye. Bakmış demişti, aynen gönderdiğimiz gibi hiç halimizde değişme yok diye muhalif biri, onun da müsait olası var orada toplanmışlar.
Kim bizim zikrimizden ayrılırsa, ancak konuğu şu şekilde izah ediyorlar. Bu zikrimizden kaydırmayı ama çok müstesna dolayı El-Kur'an diye geçer kim bizim Kitabı Kerimimizden ayrılırsa onlar için dar bir geçim var bu dar bir geçimi sıkıntılı bir hayat olarak anladım. Yani gönlündeki darlık var. Mesela çok varlık sahibi olabiliyor ama gönlünde bir darlık var. Fakir bir yoksuldu, padişah bir yaşıyor. Ayrılan için, dargın için sıkıntılı bir hayat vardır, buyurmuş Efendimiz hazretleri. O kardeşinize dediği layık olmayarak buyurdu. Tarihlerimizde nefvi ispat ver. Kelimeyi tehdit edilirken, nefesini göbeğinin altına alır. Nefessiz nefes göbeğinin altına alır, tevhidi okur. De ibadette taatimizde riayet isek, dikkat etsek sıkıntı diye bir şey kalmıyor. Bu bela ve musibet deyince daha sekiz yaşında efendim, sekiz yaşında. Allah'ın nüzul tüyleri ihsan ederse yaş diye bir şey kalmıyor.
Kıymetli bir hocamız anlatmıştı bize, ben o anlatmaksa dedim. Çünkü gönül reytin bir insandı. Efendim dedi Muhammed Masum, Kaddesullahi Sırrı, on iki yaşında bir asabiyete yemiş. O, tipli bir kimseydi. Çok, her şeyi araştıran kıymetli bir hocamız. Bu doğuda geçen bir yavru geldi, Allah'ım, Muazzıs. Korusun on yaşında. Bir dersiniz, on yaşında Bir durgunluk altmış yaşında karanlık. İşte anlatan yok, her şeyi anlatan Şunu anlattım gayrı, etrafına kardeşim diyor, bak bunlar şimdilerinle. Siz bunun güzelliklerini anlat, çocuğunuzun güzellikler belli görülüyor zaten. İnşallah hakikat olunur. Düşündüğüm şu dedim bak siz seviniyorsun, beni üzülüyorum şimdi. Şimdi çok büyük bir sermaye bahşoluymuş. Çok büyük bir sermaye. Bu sermayeyi mühim olanı koruyabilmek, insanın çok büyük bir mal sağında olması onu zengin kılmaz. Disiplinli olması, idareli olması, işi gözetebilmesi önemlidir.
Çok varlık sahibi olur ama iflas eder. Niye? İş idaresi yok. Mesela gelirdiler tablosu diye de bunu düzeliyor, intizabı yok, onun için güçlü okullar açılıyor zaten. Doğu tamamlandı, efendim şu anlattı bize, Nasıl seçiyorlar? Bir. Sırrı aleyhisselam buyurduğuna göre, der bir mahfuza bakıyor, der bir mahfuzdan seçiyorlar. İki. Gece, işte biz de yaparım diyorsa, ondan vurulmaz işte. Gece ibadetine baktınız kimseden de seçiyorlar. Bir yerde, birisi Türk İstemekle olmaz, o Allah'a mı geliyor? Bu sevgili kimse, on iki yaşında alınmış. Akıl, bali olduktan sonra öyle bir değer veriliyor ki, o sonra ihvanları anlatmış orada, ben demiş, gözlüğünü üzüldüğüm zaman demiş, belli bir de kararınim bozuldu, şöyle onlar için bir şey değil, onu da isterseniz kısaca bir değer et, Bu aynı bir konu. Kuran-ı Kerim önümüzde bu Neml suresinde, Asaftü'l Belfiye anlatılır.
Ondan sonra o Belkıs'ın tahta anlatılır, onu nasıl getirildi. Cinlilerden bir tanesi yerinden kalkıp daha oturmadan getirilir diyor. O cinlilerden olana irtibat görülmüyor kendisine ilim verilen alsaktır belki'ye uzeci bu benim Kuran-ı Kerim'de. Bakın cinlilerden birine önem vermiyor. İlim verilen kimseye bu çok büyük bir diğer ilim Allah'ımızı El-Alim sıfatından damladığı zaman ilim olur. Yoksa üç olur, kuvvet olur. Ne olur? Üç kuvvet olursa, üç kuvvet olursa ne olur? Bunun yanında zulüm gören o İslam Hindistan'daki o sıkıntılar, Türkistan'daki on altı yaşındaki çocukların eğer mescide girecek olursa gençlerin, takır takır bulunması olur. Onlardaki ilim nedir? Zulümdür ama İslam'da ilim Efendimiz'in gönül gözlerinin açılması on dörtte vurdular manevi aşı, durmadan akardı gözününle yaş. Beni sağ Allah Bir kitap okusak özetle bu işte.
O kadar baktık gittim kitaplara, Allah'ımızın izniyle o muhtebesi eserlere, Efendimizin özelliklerini getirdi bunu. Yaren derim hep yandılar, cümlesi dua kıldılar, halimle hayret kaldılar, hamdimiz Mevla'ya olur. Alır. Anam duyunca, Allah'ın sekiz yaşında bir yavruun. Anasını da anlatıyor, babasını da anlatıyor, etrafını da anlatıyor. Yani bu çok büyük bir duygu, çok duygu, çok büyük bir feraset anlamış. Esabiye bildi Hazretleri'nin feraset kerametten üstün kesildi. Anam duyunca ağladı, babam da sabır eyledi. Mevlana'dan hediye geldi, Hamdi ki Mevla'ya olsun. Hakkımda edebiyat yazıldı. Düşerken üzüm süzüldü. Ayağım kırkten üzüldü, hamimiz Mevla'ya olsun. Ceserli bu kayadan düştü, her daim şükrededin, Allah'tan hediye bildim, hamdimiz Mevla'ya var. Efendimizin kendisine vekil olarak da düşündüğü çok kıymetli bir damadı halk Zahide Avni onu arıyoruz şimdi bunları konuşurken.
Onun ayakları kesildi. Yirmi dört yaşlarında devam etti. Allah'ımız ona öyle bir zahiriyi de güzel bir put etmiş. Manevi güzelliği başla. Bu çok güzel ilahi okur, hafız kendisi sesli güzeli. İstanbul'a beraber gidiyorlar, gittiklerinde, Orada bir tanesi diyor ki, Hafı Rahmet, Hacı Baba'nın mahsullerinden hiçbir şey yok mu bize hep olsak deyince, çok da cesur böyle, oturuyor. Sabır bir konudur. Sabreyi deyip ciğerini dağlayan, teslim olup hakka dönüp bağlayan, iki yüz yıl zellesini ağlayan atamız Adem'e olanı. Bunu biz Siyer, kitaplarından neden, kırk emri salihen ithal halde hallederiz. Birkaç kıtada onları ifade buluyor beyan ediyor çok büyük teselli. Hayran kalmıyor bu rezilliği olsa ne? Yoksa hep gelip şükür güzelim, hece bez miydi bilmem filandı, serbestti, zimdi neydi hiçbirisine benzemiyor. Velid bin Muğire dedi ki, gelin müşrikler dedi, bir hatayı bir araya getirelim, bir üşüelim.
Bakın, biz Muhammed'e diyoruz ki şayet, biz dedi şiiri ölçülerini biliriz. Zaten tesadüf ve belagat, onlar da müstesna, o çöl hayatı vesaire. Yani tabiatta onları bu duygulara götürüyor, tabiatta çok etkiler insan. Mecbur diyoruz dedi, cinnete ait bir şey yok, kahin diyoruz, o yok. Uyduk. Biraz bir düşünelim şöyle halkından efendim Muhammedin salatalığı. Gerçekten bakıyoruz bir halk uzmanı olur bilmem falan olur ama elimiz hakikatlerini bir göklüyordu kandil manaleden demin ya işte, dörtlüğünü demiyor buna bir ay gün sohbeti verelim diyor. Anlattım bize, hayran kalıyorum diyor. Dedi. Elhamdülillah, bin elli sene ömrü olan, subrei sabredip Rıza-yı Rahman'ı bulan. Kırılık kavmi tufana dalan ibret alın nur oluyor aleyhisselama olanı düşünün. Düşün oğlum peygamberin suçu ne? Musibetle beyaz geldi saçına, mancınıkla güçlü ateş içine berbül selam olan hacgüç.
Aldı bizi Enbiya suresine götürdü Efendimiz hazretleri. Aldı Hud suresinde beni ihtiyarlatan şeyefetmi surei Hud ve halakkuha. Hud suresi ve emsal değil. Ya Resulullah suresinde peygamberlerinin başına gelen musibetler var, hayır, testabül Kemal'im de emrolunduğun gibi dosdoğru hareket et, mübarek saçlarımı artan bugün hepsine işaretim. Çok mu gitti be canım? İmtihanla haz kurları seçildi, ağaç gibi ortasından içildi. Mübarek kanları yere saçıldı, zeka veya usta olanı. Zekeriya ise palavt çıkarunda pişirilir. Rabbimiz Zülcelalimiz ve de bir vah Mevlana geliyor bizlere defter. Sabredersen uzun sevabın katmer. Peygambere nasıl ilişti kurtlar Hz. Diyorba olanı düşün. Genç idi çünkü Yusuf'un yaşı. Kuyuya attılar vurdular taşı. On iki yıl zindandan kalan üç. Günahı söylemek sanki suç gibi. Şehitlik insana budur taç gibi, kestilerin uzatı insani koç gibi Yahya peygambere olanı.
Altmış üç vali idi sultanın yaşı. Neler çekti iki cihan güneşi. Uhud Dağı'nda kırıldı işin Sultan Resul'e olan işte malınıza gelen, canımıza gelen vesairedir. Bunlarla Cenabı Hak sevdiği hale kulu getirmek için, Diyelim ki bu geriden geldi, bu nedir? Böyle bir hani ruh verecek olursa beni düşünsün çünkü on iki enbiya var, on iki peygamber sayılır, on iki senedir tabii İbrahim aleyhisselam var, Nuh aleyhisselam var vesaireleri var, bunlar içerisinde en çok eza göreni Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimizdir. Çeşitli belalar, sıkıntılar, bunların bulması kişinin manen üç ve kuvvet bulmasıdır. Bu üzerinde durmuş taziyeler, bu diyor Allahu Zülcelal'de yıkılmak içindir. Daha der, daha derin gelişmesidir. İmanı hakikate eğilmesin. Hepinizin evlat ve eşkkarı var. Bu evlat ve ezkarı inşallah dikkatli olup birbirini takip etmesi gerekiyor.
Yolduk, başrol büyüklerimiz bunu çok güzel bir şekilde tespit etmişler. Es'adi Yer birliği hazretlerine bir soru soruyorlar, edelim diyorlar, bize rabıtayı almaz. Orada git ifadesi var, Es'adi Yer birliği hazretlerini, Kaddafi Allah Sıran bunu diyor ki, ben bunu diyor, bunu diyor dillerimle anlattık, biz de diyor yazı olarak ele alalım, bu rabıta diyor yüz binlerce diyor ama yüz binlerce velinin yetişmesine vesile olmuştur diyor. Şurayı kaybetmeyeceğiz. Biz zannediyoruz ki rabıta da kalacağız, öyle değil. Bir defasında Şah-ı Nakşibend efendimizin huzurunda, huzurunda Dervişhan oturuyor. Dervişlerden bir tanesi, kendinden geçtim. Ali ben hoş geldin. Doktorumuz sağ olsunlar. Kendinden geçti, bizi bırak Allah döneminde. O rabıta döneminde derhal halbini de arşi azamaz ama rabıta dönemi diyoruz biz murad edelim.
Bu yanlış anlaşılmamalı, bir kere rabıta yaptığınız kimsede deşifre gerektiği bir şey yoktur. O ruhun devamlılığı gelişmesi içerisinde ruhunun sırrının gelişmesi on sekiz alem, on sekiz bin alem, onun kalbinde dev dolmuş, toplanmış zaten. Yok, diyor ya bu İyazi'den de Mevla bölümü başka bir hal yok, yoksa rabıta cahil olmaz. Efendimizin sallallahu aleyhi ve sellem, bizzat tasbihiyle olur. Bunu geçen de konuşuldu, konuşuldu, Bunu Bülent efendimiz ifade etti bilmem, güzel, çok. Eben bunu bir dedim, ikinci bir de halde veririm, oldu dedi. Biliyorum tabii. Mekke'ye yine sokakları tuttular. Kim gelse Mekke'ye, burda bir peygamber çıktı, inanma peygamber şairlerden birisiydi geldi. Pamukla tıkadı, pamuk tıkadı. Allah'ımızı görürsek de Peygamberimizin yanında dedi ki ben şahit akıllı bir adamım ve o pamuk dedi. Cep çıkarttı. Efendimiz İhlas Suresi.
O şairin ifadesi şu, baktım diyor, oturuş hiçbir kimsenin oturuşuna benzemiyor. Bakışını gördüm, hiçbir kimsenin bakması gibi değil. Sözünü duydum, hiçbir kimsenin sözüne benzemez. Hayır ama. Tam kaldı. Allah'ın dostları da böyle seçilmiş olan kimseler, kendilerini ifade ediyorlar yani konuşmaya gerek yok. Abdullah işte üç aylık dönemde şu, süt sola ait bunu kullanabilir. Altı artı yer organlarının genişmesini, değini verecek gıda yapıyor. Rabıta-ı Şerif'de dediği zaman o bak murakabedirdik. O rabıta-ı Şerif'de de bizim nefsimizin ıslahı, ruhumuzun olgunlaşması, her türlü gelişimimiz için ruhen ve manen gıda basıyor, ama doya doya almamız lazım. Belli bir noktaya gelince de zaten çekiliyor. Biz bu görüşmelerde, görüşmelerde şunu görüyoruz, diyorlar ki efendim böyle beslenmeleri en önemli gelişiyor, yapmak da zorlanıyoruz istiyor. Rabıta yapamıyoruz, yapamaz zaten o zaman.
Ne diyelim, üniversitede bir öğrendiğim kalkıp da ben ilkokulda okuyacağım demesi gibi bir şey olurdu. Onların sadece duygusu o noktayı getiremiyor. Aman Allah'ım, bak bizi geç Allah'a hall, basit bir sürü sür demiyor. Aman diyor, kalbinizi aşı azabı açın, Geçen de beyan ettiğim için biliyorsunuz, mukaddime dersimizi dedik, bizim halimiz Allah'ımızın hakikatlerini görebilmek için bir bölüm gibi, nazar değilsin, bir bölüm gibi. Ondan sonra, eğer rabıtanı beslemişse bu türbüle benzer. Şide ise, murakabede ise bu teleskop gibi. Bunu bu kadar ifadede biliyoruz, bu teleskop, melekut faaliyetinin civarı lügat girer.