Hem enfüs, enfüs demek canımız demek. Kendimiz zat, insanın kendi şahsı. Afak dediğimiz zaman kendimizin dışı demek. Enfüs insanın kendisi ama afak dindiği zaman kendimizin dışında olanağı manasına gelir. Bu enfüsle afak üzerinde İmamı Rabbani, kalpte Sallallahü Sırrı hazretleri çok durur. Şimdi diyoruz ki bu kış gününde de vaktimiz boş geçmesin. Geceler çok uzun. Nasıl ki biz o yaz gününde sabahtan öğleye kadar bugünlerin neredeyse gündüzünden fazla oluyordu. Gece de öyle bitmiyor gece. Ondan takip edeceğimiz eserler olsun. Mesela İmam-ı Rabbani dedik, Hadisallahu Zerra, Mektubat olabilir. Bunu gittiğim bir yerde, bu yakında müftü bir kardeşimiz dedi ki ben mekanınızda yerinizde Mektubat'tan okurum dedi. Arapça Mektubat'tan izahlar yaparım dedi. Çünkü Mektubatın yüzde sekseni itikatla alakalıdır. Yüzde sekseni itikatla alakalı.
Çünkü İmam-ı Rabbani Hazretleri itikadın bozulduğu, tasavvufun çok yanlış anlaşıldığı bir devre geliyor. Bu sebeple bütün tarikları bir araya getiriyor ve itikadi yanlışlıkları da tashih ediyor. Çok müstesna bir mürşid-i kamilimiz o bizim. Efendimizin onun hakkında sözlerinin olduğu da nakledilir. Sıla namında biri gelecek buyuruyor Sıla. Bunu İmamı Rabbani Hazretlerine veriyorlar. Hayatı anlatmakla bitmez. Onun iki eserinden bahsedilir. Birisi evlatları Muhammed masum, Kaddesallahu sirra. İkinci olarak da Mektubatıdır hapishanedeyken yazmış olduğu mektuplar. Çok müstesna okunsa orada enfüs ve afakı çok görürsünüz. Bunu yabancılar okuyor. Bir Muhyiddin Arabi hazretleri hakkında adamlar en üstte kuruyorlar. Hususen araştırıyorlar. Altmış yılımızı verdik diyorlar.
Bir Muhyiddin Arabi hazretlerini, haddesallahu sırra anlamak için biz sadeleştirildi eserlerinin bir kısmı diye bunlardan faydalanabiliriz. Çok güzel eserleri müstesna. Bir yabancılar bundan faydalanmak istiyor, biz daha iyi öğrenmemiz gerekir. Hele bu yolun müdavimi olan kimseler İhsan mektebinin ocağında yetişenlerimiz çok iyi anlarlar. Enfüs ve afak önemli, çok önemli. Şimdi kendi şahsımızda da bir hicret var. Bunu Mevlamız Rum suresinde buyuruyor. Siz daha hiçbir şeye güç ve kuvvet yetiremezdiniz. Acizdiniz. Yiyeceğinizi içeceğinizi bile dilinizle söyleyemezdiniz de ağlamak ile bunu halletmeye çalışırdınız. Çocuktunuz, güçsüzdünüz, kuvvetsizdiniz, büyüdünüz, geliştiniz, güç ve kuvvet buldunuz, sonra yaşlandınız. Güç ve kuvvet oluyor. Bunun maddi yönü olduğu gibi manevi de bir hicret yönü vardır. Mesela göz dedik kulak dedik oradan alalım. Mesela gözümüzdeki hicret ne olmalı bizim?
Manevi anlamda madden şu göz alemi görürken, gönül gözleriyle de eşyanın esrarını seyredebilmek. Bu olmalı hicretimiz. Mesela kulak, kulağımız nebatatın, başta cemadatın, cansız varlıklar diyoruz. Aslında cansız olan hiçbir varlık yok. Her varlık canlıdır, can vardır. Bir hayat vardır canlı derken, bir hayat vardır. Cemadatın, nebatatın, bitkilerin, hayvanatın zikirlerini duyabilmek. Bu alemde deneyi görüyoruz biz? Bu alemde de bir hicrete şahidiz biz. Nasıl şahit olduğumuza dair izahlar pek çok. Mesela dünya ve güneş sistemi her sene bir önceki sene bulunduğu yerden beş yüz milyon kilometre uzakta. Bir boşluğa doğru gidiyor alem. Demek ki hicret kendi dışımızda, ayda, güneşte, kainatta da bir hicret var. Suya bakıyoruz suda hicret ediyor. Kaynağında durmuyor ki akıp gidiyor vesair. Bunu çoğaltırsınız. Daha geniş izahlar yaparsınız Allah'ın izniyle.
Demek ki hicret etmeyen hiçbir varlık yok. Yolumuzla alakalı deyince biraz erken olacak ama biz madde madde arz ettiğim gibi Rum Suresi'nde daha çocuktuk, ne yaptık? Allah'ın izniyle geliştik, büyüdük, yüz kuvvet bulduk. Sonra da zaha doğru, yaşlılığa doğru gidiyor. Bunun yanında nefsimizde de bir hicret var, bu kadar de bir hicret var, bu kadar söyleyeyim. Ruhumuzda da bir hicret var, aklımızda da bir hicret var. Beynimizde de bir hicret var, kalbimizde de bir hicret var. Şu beyin dediğimiz zaman beyin sadece dünya işlerinin tedviri ayarlaması değildir. Bu dünya işlerini ayarlarken bunun bize ahireti hatırlatması, asıl o alem için hazırlık yapmamız için gerekli olan Allah'ı ve Resulünü, emirlerini bize bildiren akıl, nur olan Rabbımızdan bir nur olan Celle Celalühü akıl, zeka bir Gayri Müslim'de de var. Aklımızda da hicret edeceğiz.
İbrahim Aleyhisselam'ın En'am suresindeki yıldızları, ayı, güneşi müşahedesiyle doğup batan benim Rabbim olamaz, o ezeli ve ebedidir. O, Batındır, zahirdir, evveldir, ahirdir. Batın ne demek? Batın görünmesinin nurunun şiddetinden dolayı görünmüyor. Bu da bir ayrı mevzudur. Demek ki beynimiz de hicret edecek. Düşüneceğiz, ben insan olabilmek için, kamil bir mümin olmam için ne yapmam gerekir, düşüneceğiz ve aklımızı hicret ettireceğiz biz. Durağan bir akıl olmayacak. Devamlı hareket eden bir akıl olacak. Düşüneceğiz, ne yapalım, ne edelim? Neyi düşüneceğiz? Bunu kaydetmeye çalıştık. Elimizden geldiği kadar neden hicret etmemiz gerekir? İnternetler üzerinde, porular üzerinde, sosyal birçok etkinlikler üzerinde hicretin mutlak gerçekleştirilmesi lazım. Çok önemli, günümüzde çok önemli. Çünkü devrimizi artık bir nanoteknolojisi, bir internet dünyası olarak düşünmemiz gerekir.
Bunu kullanmayan kimse yok. Bunda hicret edeceğiz biz. Nasıl hicret edeceğiz? Ne demek istiyoruz? Bunun yavrularımız üzerindeki etkileri nelerdir? Acaba bu internet bizim yavrularımız üzerinde müspet mi bir etki yapıyor, menfi mi bir etki yapıyor? Bu sporlar bizim ve yavrularımız üzerinde, gençlerimiz üzerinde etkisi menfi yönde mi müspet yönde mi? Bunu düşüneceğiz ve hicret edeceğiz. İnşallah bunu yeri geldiğinde anlatmaya çalışır. En mühimi bu. Çünkü hicretin manasına baktığımız zaman biz, hicretin asıl sebebi nedir? İslam'ın yayılmazdır. Yoksa açmışlar bir yerde, eza gülmüşler, cefa gülmüşler, Orada duramamışlar, emin buldukları bir yere göçüp orada rahat ve istirahat etmişler diyemeyiz. Hicret İslam'ın yayılmıştır. Göç edenlere muhacir, güç gidenlerin malını, mülkünü, çoluğunu, çocuğunu, eşini, dostunu, akrabasını, her şeyini terk edip gidenlerin yardımına koşanlara da ensar diyoruz.
Hicret. İslam devletinin temelinin Medine'de atılması demektir. Ve bunun için yapılan bir çalışmadır. İslam devletinin kurulması için yapılan bir çalışmadır. İşte mescit yapıldı. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Kuba'ya geldiler, Herkes bir kerpiç taşırken iki kerpiç taşıdılar ve mescidi kurdular. Medine'ye geldiler. Medine'de mescidi kurdular. Bu demek değildir. Mescidin kurulması, bunun temelini atmak demektir ve bunu temin için, bütün Allah'ın kullarının, secdeli olması için, kendisine dönmesi için, kulluk görevini icra etmesi için yapılan bir çalışmadır. Görevini icra etmesi için yapılan bir çalışmadır. Mescit dindiği zaman öyle cemaatin toplanıp gelip günde beş vakit Allahu Ekber Allahu Ekber denir ezan sesini duyarak iştirak edip toplanıp bir araya gelip imam önümüzde müezzinin kıraatiyle müezzinliğiyle yerine getirilen vazifeden ibaret değildir.
Bir Mescid-i Nebevi'nin yapılması en az on beş görevin icra edilmesi demektir. Bir mescidin yapılması demek yavrularımızı ele alacak olursak, onların gezip dolaştığı yerleri çok iyi tespit edip, arkadaşlarına bakıp onlara en güzel bir çevreyi, onların ahlakının düzelmesi için ne gibi hizmetler vermemiz gerekir, bunun düşünülüp taşınıldığı, ona çare ve devanın bulunduğu bir mekandır.
Yavrularımız bu internet kafelerde, vesair yerlerde gözünü de gönlünü de kafasını da beyninin de hayatın da ahlakını da bozmaması için ne yapmamız gerekir diye en azından güvenli internet kullanımı bunun üzerinde durup, onların girmiş olduğu sitelere şahit olmak ve onları göz önünde Bozulan ailelerin geçimini temin edemeyen, bozulan, Aleyhissalatu Vesselam Efendimiz sizin en hayrlınız eşi ile, ailesiyle, eviyle en güzel geçinendir diye buyurduğu Hadis-i Şerifine muvafık bir aile düzeninin kurulması için yapılan çalışmadır. Mescit dendiği zaman anlaşamayan, birbiriyle çekişen, dövüşen, artık duyduğumuz haberleri burada anlatmaya gerek yok, şahitsiniz. Ne hale geldiklerinde.
Çok basit meselelerden dolayı yerine göre bir arabada sen oturacaksın ben oturacağım diye tamamen huzurun kaybolup insanların birbirlerine kinle nefretle bakışını önleyip nasıl kardeş olur, nasıl birbirleriyle anlaşır, Allah'ımızın kitabı Kerim'in de buyurduğu üzere sımsıcak bir dostluk nasıl temin edilir, bunun konuşulup görüşüldüğü yer edilmesi. Hicret anlatılırken, Hicretin asıl en önemli hususiyetlerinden birisinin de Mescid-i Nebevi olduğunu anlatırken bir mahkeme olduğunu da anlatmamız gerekir. Bir cihadın eğitiminin de yapıldığı bir mekandır. Uzlaşmanın sağlandığı gibi, nasıl nefsimizin esaretinden kurtuluruz, nasıl vatanımızı muhafaza ederiz, bunun da düşünüldüğü bir mukaddes mekandır. Hicret Mekke'de ve Medine'de bulunan Medine'den, Mekke'den Medine'ye hicret eden, Allah'ın kullarının kendi arasında yapmış olduğu bir muahat kardeşlik hadisesidir.
Ve bu kardeşlikle birbirlerine göstermiş oldukları fedakarlık faaliyet eder. Biliyorsunuz. Sa'd ibn Rebi Medineli Abdurrahman bin Avv hazretleri Mekke'den Medine'ye hicret ediyor ve nasıl bir kardeşlik kurdular hepinizin malum. Kardeşim işte evim, işte bahçem, işte dünyevi varlıklarım bunu yarıya böleceğim. İki tane de hanımım var. Özelliklerde şunlardır. Hangisini istersen tatbik, arayacağım. İttideti bittikten sonra, iddeti bittikten sonra bir hocaya girecek. Ondan sonra, ondan sonra nikah edeceksin. Bu kadar fedakarlık göstermiş Abdurrahman bin Avf Hazretleri de Allah senin Celle Celalü malını da mülkünü de ehlini de hayırlı etsin. Sen bana alışveriş yapacağın çarşıyı göster. Azıcık bir para ile azıcık bir para ile yoğurt gibi, buna benzer süt gibi, yağ gibi bununla ticarete başlar. Kanaatim sebebiyledir. Kunları avuçlasam altın oluyor. Böyle bir kardeşliktir hicret.
Hicri takvimle başlamıştır hicretle. Tabi yazışmalar oluyor. Hazreti Ömer radiyallahu anh Efendimiz bunu temin ettiler. İşte şu tarih olsun, bu tarih olsun hicreti tarih başlangıcı olarak yazışmalarda bir kolaylık olması için tespit etmişlerdir. Kuran-ı Kerim'de muhacir olmak ne demektir? Ayetlerle anlatılıyor. Biz hicreti anlatamadık şu anda. Kuran-ı Azimüşşan'da muhacir nasıl tanımlanıyor? Enfal Suresi yetmiş dördüncü ayeti celile de izahına girmeden, girdiğimiz zaman, tabii ki vakitler buna kifayet etmez. Çünkü denizin damlalarına kadar mana verseniz yine bitmez. Kuran-ı Azimüşşan'ın manasını en son damlasına kadar uğraşsanız yine bitiremezsiniz. Biz her şeyde hicret edeceğiz. Allah'ımızın kitabını okumakta da hicret edeceğiz. Zikrullah'ta da hicret edeceğiz. Hem maddede hem de manada da hicret edeceğiz. Maddede de hicret ettiğimiz belli.
Manada nasıl hicret edeceğiz biz Kuran okurken, hicret ne demek? Kuran-ı Azimüşşan'ı okuyacağız, buraya bırakacağız, ondan sonra diğer tarafa geçeceğiz öyle değil. Sadece Kuran ilimleri üzerinde durmak istiyordum ama başından almak istiyordum. Kuran'da hicret edeceğiz. Bir kere biz edeceğiz. Bir kere biz okumaya azmedeceğiz, niyetle hicret edeceğiz. Çünkü hicrette en önemli hususlardan birisi niyettir. Hicret hadisesinin bel kemiğini niyet oluştu. Neden? İlahi kelamda hicret edenlerin karşılığı muhacirdir. Eğer bir sıralama yapacak olursak, muhacirler müminler arasında en ön saftadır. Neden bunlar en ön saftadır? Es-Samü? Neden buraya kadar okuduk? Sebebi şu. Ve enne ila rabbikel münteha. Bizim her şeyimiz Rabbimize ulaşacaktır. Her şeyin neticesi O'na varacaktır.
Bunu okumaktan gayemiz bizim kafa olarak, beyin olarak, gönül, göz olarak, kulak olarak, aza olarak, çoluğumuz, çocuğumuz, dünyevi varlığımız, arabamız, evimiz her türlü varlığımızla ve enne illa ravike münteha olmak için. Tarihte hicrete bakacak olursak, inni mühacirun diyor İbrahim aleyhisselam ve peygamberlerde hicret var. Tarihte baktığımız zaman ilk hicret hadisesi İbrahim aleyhisselam da başlar. Ben muhacirim diyor. Ben Allah'a gidiyorum diyor. Her zaman okuduğumuz Saffet suresinde geçer. Orta kısımların adı. Inni rahibun ilallah, ben Allah'a gidiyorum. İbrahim aleyhisselam neden gidiyor, ne oldu? İbrahim aleyhisselam bir kere öyle bir peygamber ki Haniftir. Hanif, tevhit demektir. Ayriyeten tevhidin izahına girmeden, bunun mücadelesini veren, sadece hanif oluşunu, ashab billah, Bu ayet celleyidir. Semavat ve arzı yaratan Rabbi Zülcelalimize ben döndüm.
Onun dönüşü sadece fiziki, bedeni olarak değil. Bu dönüş namazda da aynen o şekilde. Namazda da biz, namazın şartlarından birisi nedir? Kıbleye dönmek. Biz kıbleye döndük. Allah, Ekber dedik. Kıbleye döndü. İşte bu değildir dönüş. Dönüş nedir? Çünkü Rabbimizle kendimiz arasındaki perdelerin kaldırılabilmesi için gönlün dönmesi gerekir. Bedenin dönmesiyle olmaz o. Sadece bedenle olmaz, kalbin dönmesi gerekir. Belki bir münakaşaya sebep olur diye söylemiyorum. Bunun değişik şekilleri var. Mutlak biz namazımızın şartları olarak ne yaparız? Kıbleye döneriz biz. Ama onlar kıbleye sadece namazda dönmekle kalmaz. Onlar yatağın içerisinde de kıbleye dönerler. Nasıl dönerler? Bu yatakta yatıyorum ama kabirde nasıl yatacağım bu halimledir.
Bu dilimin gıybetiyle, bu dilimin iftirasıyla, bu dilimin yalanıyla, bu dilimin onun bunun aleyhinde konuşmasıyla artık diğerlerini buna kıyas edip ben nasıl yatarım der ve bu tefekkürle kıbleye yönelmiştir. Ağzına lokmayı götürürken de acaba helal mi haram mı? İnşallah anlamaya çalışırız. Aklımızı çok iyi kullanacağız.