Şehidimiz hakkında yazılan bir dörtlük ile başlıyorum. O ölmedi, biz öldük. Her gün oynadık güldük, ta ki iş işten geçti, gerçek neymiş bildik. Rabbi Zülcelal'imiz Kur'an-ı Kerim'de Onlara sakın ölü demeyiniz. Allah yolunda ölenlere ölü demeyiniz. Onlar diridirler ama siz akıl erdiremezsiniz. Her gün oynadık güldük. Cenab-ı Hak dünyayı tarif buyururken Es'ayr billah billah, Şüphesiz dünya hayatı, oyun ve eğlenceden ibarettir. Ley, boş demek, boş. Layı, çocuğun önüne verilen bir oyuncak gibi, çocuğun eline verilen bir oyuncak. Leyl, boş, yapılan hiçbir işten fayda hasıl olmaz. Bizim ahiretimize faydası olmayan, Cenab-ı Hakk'ın razı olmadığı işler, ta ki iş işten geçti. Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz ümmetim uykudadır, ölünce uyanır. Bu beytin aşağıdaki iki mısrağın anlamı ancak budur. Ümmetim uykudadır, öldükten sonra uyanır. Öldükten sonra uyanmanın da faydası malum.
Biz gerçeği vurgulamaya çalışalım. O da bize Ehlullah'ın ölmez sözleri. Öyle güzel tavsiyeleri var ki, inşallah anlamakta güçlük çekmeyiz, biraz zor olabilir. Bu mübarek yola devam eden kimsenin nefsine muhalefet etmesi gerekir. Kemal makamına eriştikten sonra nefis artık ona ancak hayr emreder. Bunu şu misalle de anlatırlar. Mecnun, Leyla'nın çadırına varıncaya kadar durup dinlenmemiştir. Bu ne demek? Bu, Allah'ımıza vasıl oluncaya kadar, Onun rızasına erişinceye kadar, mutmainne sıfatı artık nefsin durulduğu bir an, Bu vakte gelinceye kadar geceyi gündüze katmak, ondan sonra da durmak değil. Ruhun gelişimi. Yine geceyi gündüze katıyor ama gelişim ruhunda oluyor. Artık ibadet ve taat bedenle yapılırken kalbe de sirayet ediliyor. Cenab-ı Hakk'ı zikrederken zikrettiği Mevla ile kalben Allah'ın sevdiğini sever. Şimdi biz deriz, bu taklidi olur.
Cenab-ı Hakk'ın sevdiklerini seviyoruz, onu sevdiğimizi de ifade ederiz. Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz'i ve yolunda olanları ama bu daha hakiki değildir, Mecazi bir durumda hakiki olması gönülden bir yanlış, gönülden bir seviş. Derler ya kalpten seveni tanı. Ta ki nefis arınıp durulursa Cenab-ı Hakk'ın sevdiğini sever, sevmediğini sevmez. Bu makama geldikten sonra nefsine muvafakat etmesi caizdir. Artık nefis kötülüğü tamamen terk ettiği için hiçbir kalıntısı kalmaz. Nefsi arzular tamamen biter. O da ruha yoldaş olur. Ruh çünkü Cenab-ı Hak'tan bir nefkadır. O iyiliğin odağıdır. Ona yoldaş olması hasebiyle kötülüğünü terk eder. Belki bazı yerlerde vacip olur.
Şeyh Abdülkadir el-Ceyli ve Şeyh Ahmed er-Rufai Kuddise sirruhuma, bunu açıkça söylemişler fakat Cüneyd-i Bağdadi-i Kuddise sirru ve ashabı reddedip kişi sadece ricalullah'ın vasıl olabileceği makama vasıl olsa bile nefsine muhalefet etmesinin vacip olduğunu beyan etmişlerdir. Bu ricalullah dediği, herkesin tanıyamadığı. Allah'ın kullarına çok şefkat ve merhamet göstermesi hasebiyle onlara nasihat eden fakat yalnızlığı tercih eden kimselerdir. Cenabı hakk'ın manevi evleridir. Böyle de olsa buyuruyor Cüneyd-i Bağdadi Hazretleri, yine de nefse muhalefet deyince burada şu nefsine karşı uyanık bulunur. Belki bazı hayvanat uysal olabilir, eğitimden geçirilir, kötülüğünü terk eder. Yani o ısırmasını vesair insanlara vermiş olduğu ezayı terk edebilir ama yine de uyanık bulunur, acaba bir kötülük yapar mı diye müteyakkız bulunur.
Bir tanesi tilkileri besler, hem de o tilkileri tavuklarla beraber besler. Derler ki Ahmet amca gel böyle yapma, bir gün bu senin başına iş açar. Yok der aynen tavuk gibi, tavuklar nasıl işte gündüz etrafa saçılıyorlar, yayılıyorlar, Akşam da eve dönüyorlar. Yok der, evcil bir hayvan gibi oldu. Bir gün sabah namazına gelir, ibadetli de bir kimseymiş. Evine vardığında o tavukların ancak tüylerini görür. Meğer tilki o tavukları olduğu gibi helak etmiş. Bu sebeple uyanık bulunulur ama iş bu kadar ciddiyete doğru gitmez. Yani nefis ısrarı olunca artık yapamaz ama yine de uyanık bulunulur. Bunu bir abdi kamil, tekemmül etse ki, istediklerini yemek onu Rabbi ile meşguliyetinden alıkoyar mı? Hangi makama varılırsa varılsın nefsinin emrine muhalefet etmek mecburiyetinden muaf olanlar ancak masumlardır, peygamberlerdir.
Yani Cenabı hakk'ın hususi olarak ismette kıldığı kimselerdir ki bunlar müstesnadır, bu kadarını anlat diyor. Şimdi bu bir incelik, hani kötülükten vazgeçme, onun gönlünde bu yer etmiş. Bu yaşanan bir hal. Bunu biz anlat, biz bunu anlatamıyoruz ve anlatamayız. Durulmuş, süzülmüş, nurani bir hayata kavuşmuş, ruh galip olmuş, nefis de artık ruh ile arkadaş olmuş. Bu kadar ne anla buyurur? Kitap ve Sünnetle te'yid edilen hakikatte budur. Cenab-ı Hak Rabbinin makamından korkan ve emmamen hafe makama rabbihi cennete an. Bir ayet-i celle daha var. Rabbinin makamından korkan nefsini heva ve hevesten alıkoyan kimseye gelince işte cennet muhakkak onun varacağı yerin ta kendisidir. Bu yukarıda arz ettiğimiz husus yaşamakla alakalıdır. Evradını, ezkarını tam manasıyla yapan ve bu evrak ve ezkarından sonra da iki hususa riayet eden kimseler için ifade edilebilir.
Birisi Allah'ın Resulü sallallahu aleyhi ve sellem size neyi emretmişse ona sımsıkı tutunun, neden kaçındırmışsa ondan uzaklaşın. Bu şer'i mübine son derece dikkatli, azalarını koruyan, bir de rabıta ve murakebesi güçlü olan kimsedir. Zaten o güçlü olduğu zaman hep hayra dönmeye başlar. İsyan ve günahlardan nefret uyanır içinde ve insanlardan hiçbir kimseyi bundan istisna etmemiştir. Şeyhülislam, Zekeriyya en insari şerhul münfericede ulema nefse muhalefet, buyurmuşlardır, der. Şeyh Abdülkadir Geylani Kudse sirru ibadetlerin neftali nefis ve hevaya muhalefet ve devamlı surette masiadan yani isyandan yüz çevirerek Cenabıhakk'a teveccühtür, buyurur. Sonra kendi bulunduğu makamı bilsin veya bilmesin maşukunun çadırı görününceye kadar seyhi süluküne devam etmektir. Ben işte tamamladım vazifemi demek çok yanlıştır. Çünkü kulluk Rabbimize kavuşuncaya kadar.
Maşukunun çadırının dilekleri görününceye kadar olan seyru seferi cismi ile yapar, burada ruh cismine tabidir. Maşukunun çadırı göründükten sonra cisim ruha tabi olur ve yola böyle devam edilir. Ruhun gücü bedene nispeten, Es'ad El-Bidî Hazretleri'nin tarifine göre o günkü şartlar içerisinde bedenen yapılan saatler karıncanın yürüyüşü, ruhen yapılan saatler bir trenin girişi gibidir. Fakat insanların pek çoğu bu inceliği arifin makamını bilmezler ve kendilerine garip gelir. Çoğu defalar arif bir zata talebe bile olamayacak kimselerin zahirde çok ibadet yaptığına ve mücahedelerine aldanarak o ariften üstün bilirler. Aslına bakılırsa hiçbirisi bir arifin yaptığını yapamaz vesairlerinin ibadeti de onun kadar değildir. Arifin halka göstermediği, halkın göremediği bir ameli vardır ki o kalbinin amelidir.
Onu Allah'tan başka kimse bilmez ve onun amelinin bir zerresi, diğerlerinin kantarlarca amelinden daha ağır gelir. Bu irfan, Cenab-ı Hakk'ı tanımada derinleşmekten ileri gelir. Cenab-ı Hakk'a muhabbette derinleşme. Yoksa bilinmesi mümkün değil. Bu madenler var. Madenlerde çok kıymetli olanları var. Onların değeri ölçülemiyor. Bir gramı yüz trilyon dolar diye hatırlıyorum. Bir gramı yüz trilyon dolar. Bu da şunlar, Osmiyum gramı yüz trilyon dolar seviyesindedir. Yapmış olduğu bir nefeslik taati insanların ve cinlerin ameline denktir onların. Bir gramı yüz trilyon dolar olunca bu maddi olan bir değer. Kalbin yapmış olduğu o amel ölçülemez. Siz diyor onların işte ben ondan daha çok namaz kılıyorum, geceyi ondan daha çok ihya ediyorum, tesbihatı fazla demeyin diyor. Siz dersiniz ama siz bedenen yapıyorsunuz, o kalbinin iştiraki ile yapıyor, aşkla yapıyor, muhabbetle yapıyor, ölçemezsiniz.
Aslına bakılırsa hiçbirisi bir arifin yaptığını yapamaz vesairlerinin ibadeti de onun kadar değildir. Arifin halka göstermediği, halkın göremediği bir ameli vardır ki o kalbinin amelidir, onu Allah'tan başka kimse bilmez ve onun amelinin bir zerresi diğerlerinin kantarlarca amelinden daha ağır gelir. Şeyh Aliyyül havvaz kudse sirruh der ki bütün insanlar nefisleriyle seyli süluk ederler fakat içlerinde bu seyrinin farkına varanlar azdır. Cenabı Hak Kafirlerin Müslümanları irtidada dinden çıkmaya itibar etmelerinin zorlamalarının sebebi onların dünya hayatını ahiret üzerine tercih etmeleridir. Allahu Teala kafir olan kavmi hidayette kılmaz.
Kafirlerin bekası olmayan, yani bekası sonu olmayan ve zevale maruz olan mutlak bitecek olan dünya hayatını muhabbetleri sebebiyle ahiret üzerine tercih ederek hevayı nefsaniyelerine tabi olmaları kendilerinin küfür üzerinde ısrarlarına ve başkalarının da küfre zorlamalarına sebep olmuştur. Binaenaleyh bu suretle kafirlerin iradelerini küfre sarf etmeleri sebebiyle Allah Teala onları tarik-ı necata, kurtuluşa ulaştırmaz ve hidayet etmez. Bu ayeti celilede dünya hayatının lüzumundan fazla kalben muhabbet etmenin insanın helakine ve küfrüne müettiği olacağıdır. Yani kafir denmez katiyen ama ona doğru, onların adetlerine doğru götürür. Mutlak dünyanın içerisindeyiz, giyeceğiz, yiyeceğiz. Evladın var, işin var, gücün var ama bunlara hep imanla tasarruf etmektir. İbadetten alıkoyan bağlar dünya, mahlukat.
Şu içinde bulunduğumuz hayat eğer salihler olsa müstesna ama kimin yanına varsa eğer o yanına vardığımız kimseler ayet okursa, Hadis-i Şerifler okursa, büyüklerimizden güzel misaller verir, öğüt ve nasihatler, onlar müstesna. İbadetten alıkoyan bağlar dünya, mahlukat. Şeytan ve nefis dünyadan sıyrılmak, mahlukattan ayrılmak, şeytan ve nefis ile muharebe etmek lazımdır. Tamamen insanlardan uzaklaşmak değil, ölçülü bir şekilde, gönülleri alınacak kadar bulunmaktır. Allah korusun, ayet-i celile çok düşündürücü esamrı işte şu dünyayı ahiret üzerine tercih edenler kimselerdir ki Allah Teala Hazretleri onların kalplerini kendi sui ihtiyarları, yani kötü yolu seçmeleri, kötü düşünceleri, azalarını yersiz yerde kullanmaları sebebiyle mühürledi ki onlar imanın esrarını ve tevhidin kavuşturacağı saadeti anlayamadıkları gibi imanın lezzetini de tadamazlar.
Kulaklarında mühürledi ki imanın delillerini işitmezler, gözlerinde mühürledi ki bu Adem'i mükevvenata ibret nazarıyla bakamazlar. Binaenaleyh gözlerinde olan inat perdesi hakkı görmelerine manidir. İşte şu halde kalpleri hakkı idrak etmez ve kulakları hak sözü duymaz ve gözleri hakkın kudretini ve bildiğini görmez olan kimseler ahiretten gafillerdir. Şüphe yok ki onlar elbette ahirette basiretlerinden mahru olmak sebebiyle hüsrana uğrayacak kimselerdir buyuruyor Mevla-yı Zülcelal'imiz. Daha Ayet celleler var. Öyle ki sağdan duyduğu, soldan duyduğu sözler de kendini mahveder. İşte şöyle duydum, böyle duydum, demek suretiyle kendisini mahveder. Bizim çok kıymetli bir müftümüz vardı. Baktım diyor hayırlı insanlar hakkında çok uygunsuz söz söylüyorlar.
Dedim ki diyor suyun bulanık kısmında oynuyorsunuz, kendini bilmezlerin böyle birkaç kişi ortalığı karıştırmak istiyor, onların bulandırdığı bulanık suda meşgulsünüz. Şöyle bir yukarı çıksanız o salihlerin gönüllerinden akan duru suyu, gözlerinden akan ibret suyunu, kulaklarından akan hikmet suyunu ellerindeki cömertliği, ayaklarındaki Hakk'a yürüyüşü o zaman tanırsınız dedim diyor. Esayüm'de Velakin kalbi küfür ile dolu olan, böyle kimseler için dünyada gazab-ı ilahi ve ahirette azabı azim vardır. Hazin tefsirinde şu şekilde haber veriliyor, ölüm veya organlardan herhangi birinin kesilmesi gibi tehdit karşısında kelime-i küfrü söylemekte kalbi muhafaza etmek şartı ile şer'i dinimizde bir ruhsat vardır. Eğer söylemez de sabrederse azimetle amel eylediğinden mükafata girer, söylerse ruhsatlı amel eylediğinden mazur ve affolulmuş olur.
Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki sana insanların en kötüsünün kim olduğunu haber vereyim mi, Yalnız başına yiyen, arkadaşlarından kıskanıp yedirmeyen, yalnız başına sefer eden ve kölesini dövendir. Sana bunların da kötüsünü haber vereyim mi insanları sevmeyen, insanların da sevmediği kimselerdir. Sonra sana bundan daha kötüsünü haber vereyim mi şerrinden korkulan, kendisinden hayır umulmayan kimselerdir. Daha kötüsünü haber vereyim mi başkasının dünyası uğruna ahiretini satan, daha kötüsünü haber vereyim mi dini kendisine siper edinerek dünyayı yiyendir. Kendisini üstün görmek suretiyle Allah korusun. Birçok hakikatler burada vurgulanıyor. Ey kullarım, Cenabı Hak zulmetmeyi kendime haram kıldığım gibi onu sizin aranızda da haram kıldım. Binaenaleyh birbirinize zulmetmeyiniz. Ey kullarım, benim doğru yola sevk ettiklerimden başka hepiniz yolu şaşırmışsınız.
Binaenaleyh benden hidayet isteyiniz ki sizi doğru yola hidayet edeyim. Ey kullarım, benim doyurduklarımdan başka hepiniz atsınız. Binaenaleyh benden taam isteyiniz ki sizi doyurayım. Ey kullarım, benim donattıklarım müstesna hepiniz çıplaksınız. Binaenaleyh giydirmemi isteyiniz ki sizi giydireyim. Ey kullarım, gece gündüz günah işliyorsunuz, halbuki ben bütün günahları yarılıyorum. Binaenaleyh bana istiğfar ediniz ki sizi mağfiret edeyim. Gerçekten düşündürücü çok ibretli sözler, ey kullarım bana zarar vermek elinizden gelmez ki bana zarar verebilesiniz. Bana menfaat vermek elinizden gelmez ki bana faydanız dokunabilsin. Ey kullarım sizden evvelkileriniz ve sonrakileriniz, insiniz ve cinniniz en muttakilerinizin kalbini taşısanız bu iş benim mülkümü artırmaz.
Ey kullarım, eğer sizden evvelkileriniz ve sonrakileriniz, insiniz ve cininiz, facir birinizin kalbini taşısanız, bu da benim mülkümden bir şey eksiltmez. Ey kullarım, eğer evvelkileriniz ve sonrakileriniz, insiniz ve cininiz bir yerde toplanıp benden hacetti diyecek olursa, ben de herkesin hacetini yerine getirsem de bu benim mülkümden ancak iğne denize daldırıldığında eksilttiği kadar azaltır. Ey kullarım ancak sizin amellerinizi saklar, sonra hiç eksiksiz olarak ecirlerinizi veririm. Şu halde bir kimse iyi amel işlemişse Allah'a hamd etsin, eğer başka türlü ise kendisinden başka kimseyi levm etmesin, kınamasın. Ebu Said diyor ki, Ebu İdris bu hadisi rivayet ederken diz çökerdi. Ahmet bin Hanbel Hazretleri'nden rivayet edildiğine göre Şamlıların rivayet ettikleri arasında bundan daha şerefli hadisleri yoktur.
Allah Celle ve Ala hazretleri Muhammed Aleyhisselam'a buyurdu ki miraçta şunlar ümmetimin şunlar ümmetine ihsan ettiğim nimetlerimdendir. Çok günah işlememeleri için onların ömürlerini kısa takdir ettim. Kıyamet gününde hesaplarının güç olmaması için kullarını az takdir, mallarını az takdir ettim. Kalplerindeki bekleyişlerinin uzamaması için onları ahir zaman ümmeti yaptım. Velhamdülillahi rabbil alemin el Fatiha.