Ruhun Arınması ve Zikir Hakkında Derin Düşünceler kaydında Yüksek hisse menüsünde okuyordum Kayseri'nin tam merkezi saat kulesi deriz, valiliğin hemen hemen civarı sayılır. Oradan geçerken bazı gönlüme hatıralar düşünceler geldi Allahu alem yüz defa mı daha fazla olduğunu bilmiyorum Ya Latif zikrini okuyorum Ya Latif zikri okunursa ruh daha bir berraklaşır diye okuyorum Ya Latif Ya Latif Ya Latif…
Ruhun Arınması ve Zikir Hakkında Derin Düşünceler ne anlatıyor?
Ruhun Arınması ve Zikir Hakkında Derin Düşünceler kaydında Yüksek hisse menüsünde okuyordum Kayseri'nin tam merkezi saat kulesi deriz, valiliğin hemen hemen civarı sayılır. Oradan geçerken bazı gönlüme hatıralar düşünceler geldi Allahu alem yüz defa mı daha fazla olduğunu bilmiyorum Ya Latif zikrini okuyorum Ya Latif zikri okunursa ruh daha bir berraklaşır diye okuyorum Ya Latif Ya Latif Ya Latif…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 12 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Yüksek hisse menüsünde okuyordum Kayseri'nin tam merkezi saat kulesi deriz, valiliğin hemen hemen civarı sayılır. Oradan geçerken bazı gönlüme hatıralar düşünceler geldi Allahu alem yüz defa mı daha fazla olduğunu bilmiyorum Ya Latif zikrini okuyorum Ya Latif zikri okunursa ruh daha bir berraklaşır diye okuyorum Ya Latif Ya Latif Ya Latif Ya Latif diye Bir de okulda bazı konular tartışılıyor. Diş mevzu bilhassa, işte diyoruz biraz gençlikten dolayı dişlerimiz dolguydu, kaplamaydı bununla korunmuş olur diye yaptırmıyorum çünkü sohbetlerini bildiğim için biiznillah bu hususta sözlerini, bak gönlüme geliyorum, hafta sonları huzurlarına iştirak ediyorum, Geldiğinde hemen kitabı açtı Behçet-üs Seniyye'ye, orada Şeyhül Ekber Muhyiddin Arabi Kudsesi Ruh Hazretleri buyurdu ki senin zikrin ismi cami olsun ki ismi cami de Allah Allah Allah ismi şerifidir. Bu zikirden başkasına tecavüz etme.
Lisanın ile kalbin ile de söyle ve kulağınla da bu zikri işit ki sırrında natık zahir olsun. Böyle okuyor. Hemen anladım biz üstadımızın emrinin haricinde bir zikir tercihi yapmayalım. Yalnız öğrettikleri zikri yaparız, bunun dışında da okumak istersek böyle bir sınır tahdit olmaz. İşte bugün iki yüz la ilahe vela kuvvete illa billah işte üç yüz ya erhamer rahim min irhamna okuyacağız diyerek değil de böyle hatırımıza geldikçe vaktimizi boşa geçirmemek için daha değişik zikrullah ile meşgul oluruz. Ama öğrettikleri zikirle meşgul olursak ve bunda da artırımın olması lazım. Diyelim ki bizim kalbimiz bir türlü uyanmıyor. O zaman sorarlar dıştan dediğinizde mi daha çok huzur duyuyorsunuz içten dediğinizde mi? Eğer o salik derse ki içimden okuduğumdan daha huzurlu geliyor, onu çoğaltır. Bunu biz sayıyla değil de diyoruz. Böyle tesbihatla meşgul olmadan.
Çünkü tesbihat iç alemi ile yapılan zikrullah'ta bir takınaklık, bir meşguliyet hasıl olur düşüncesiyle bunun olmaması için diyoruz aman ha tesbih ile ta'dad etmeyelim, saymayalım. İşte belli bir müddet üç dakika beş dakika okuyalım. Eğer bundan haz duyuyorsa iç alemi ile okuduğumuzda onu çoğaltırız. Dışten okuduğumuzda huzur duyuyorsak onu çoğaltırız. Bu giyecek diye bir yer var. Kırşehir midir nevşehir midir o bölgelere yakın. Orada birisi Hacı Mehmet Efendi birisi de İsmail Efendi. Bunlar hacda üstağızımızla beraber bulunuyorlar. Yalnız çok kalabalık. Bugünkü gibi Ravzai Pakki Nebi sallallahu teala aleyhi ve sellem genişletilmiş değillerdir. Bir de Sami Efendi Hazretlerinin yeri Ashab-ı Sofrede bekleniliyor. Üsteazımız da onun tam arkasında kılıyor. Bunlar da orayı bekliyorlar. Geldiği zaman ayrılıyorlar. Şöyle bir güzelliği de müşahede ettik orada.
Onlardan bir tanesinin uçak seferi, bunun vakti gelmiş. Bir de orada Acarsen Efendi hazretlerine hizmet ediyor, yerini bekliyor, ayrıldığı zaman da bir boşluk meydana gelecek. Ayrılacağı gün havaalanına varıyor, diyorlar ki uçak tehir oldu. Ta ki üstadımız oradan ayrılıncaya kadar uçak kalkmıyor. Uçağa tehir olmuş. Bu da üstadımızın Rabbimize olan yakınlığı münasebetiyle Halıkımız hizmetçiler lütfediyor, ihsan ediyor. Bu zatlardan bir tanesi diyor ki Mehmet Efendi, İsmail Efendi, efendim bir türlü bizim gönlümüz açılmıyor. Orada görevli olanlara soruyorlar. Bu görevli dememizin sebebi şu Hacasen Efendi ile Adanalı Hacasen Efendi'nin icazeti bizzat fahri kainatta Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Vekaleten gelmiyorlar, asaleten geliyorlar. Soruyorlar bazı görevlilere, onlar işte üç bine dört bine çıkarıyorlar.
Dişli babamız gerçekten seçkin bir kimseydi Konya'dan Mehmed Efendi Hazretleri, hem Esad Erbili Hazretlerinin hem de Sami Efendi Hazretlerinin hulefaasından seçkin bir kimse. Ona diyor, efendim bir sürü kalbim çalışmıyor. Oğlum ne kadar okuyorsun Laf Sai Celali? Dört bin efendim. Bizim Konya'da dört bin okuyanlar uçuyor oğlum diyor. Bir de diyor Hacı Hasan Efendi'ye sorayım. Üstadımız temelden yetişme. Bir de aklın yanında feraset var. Hem aklı maaş hem aklı maad. Hem dünyevi haklı var hem de uhrevi. Görseniz hayret edersiniz. Bir minarenin uzunluğunu hesap ederken anlatmıştı bize. Bambaşka bir hesap yaptı. Bu ev planlarında ne de mühendisler herhalde yerleştirememiş. Darda bir alan doksan metrekare midir? Ben çok geniş olacağını bilmiyorum. Üstadımıza gelmiş demiş ki Efendim biz iki daire şeklinde yaptıracağız. Emin olun hayret edersiniz.
Oraya o iki daireyi nasıl sığdırmış ve yillarca orada yaşadılar. Böyle de dünyevi akıl olarak da müstesna uhrevi akıl tabii biz hesap edemeyiz, ikisini de hesap edemeyiz. Bu manevi vazifelerdeki geçirmeyi çok iyi bilirlerdi. Rahmetle yad ederiz Mahmut Akay, ithal ettiği için diyorum. Her hafta gelirdi, o da uçakla da değil otobüsle gelirdi, dersini görüşür, o bir kalp zikrinden ruhuna geçtiğine şahit oldum. Emin olun geçirirken onu geçirdiği kimse bizzat yaşıyor. O anda dedi ki oğlum dedi bir cıva gibi ruh tarafın akar. Gerçekten öyle oluyorum. Ömer Tural diye bir zat vardı. Bunlar vefat ettiği için diyorum, bu Almanya'da da çalışırdı develde bulunuyor. Geldiklerinde üst ağzımızdan dersini görüştü. Kalp zikrinde bu fakir kardeşiniz bayılacaktı. Öyle bir geçiriyor ki işin ehli diğer bir kimsede oldu. Böyle halk nazarında pek iyi görünmezdi.
Böyle bir davet olsa onu çağırmazlar, bir merasim olsa onu görseler işte bu da nereden geldi gibi. Fakat Allah'ımızın sevgili bir kulu onun bir dersini tarif etti. Murakabe'de Allahu alem akrabiyet diye hatırlıyorum, tahammül edemedim. Huzurunu da rahatsız etmemek için dışarı çıktım. Sonra öyle bir hal var ki Hacı Hasen Efendi Hazretleri'nde biiznillahi Teala içimi okuyor. Oğlum dedi, adamın dedi şöyle şekline baktı, dersine baktı, Nasıl bu derse gelmiş dedi ve sonra duygulandı ve ağlamamak için dışarıya çıktı diye onu da söyledi. Hep bunlarda ona tarif etmiş olduğu murakebe dersinde ashabüne ve nahahnu akrabu lehim min habli velid ila ahiret suressakallahü alaim Biz kulumuza şah damarından daha yakınız. O şah damarına yakınız. Bunu ifade ederken sanki yaşanıyor bu hal. Bu herkeste olmaz, bu seçkin kimselerde olur. Bunu şunun için anlatıyorum.
Biz Zikrullah yapıyoruz, bunun dışında da sayı tutmadan okuruz, böyle okuyorum. Geldiğimde hemen bu konuyu açtı. Zikriniz ismi cami olsun, bunun dışına çıkmayın diye. Bir dedim mesele halloldu konuşmaya gerek yok. Kendi kendine bir zikir seçimi yapamazsın diye. Okuruz da sayı tutmayız. Kuran-ı Kerim okunur, Hadis-i Muhammediye okunur, bazı duaları okunur, bunlardan bir şey olmaz, Güç olur, kuvvet olur. Eğer okuyacaksak dokuz madde halinde dokuz madde. Bunu bir ara nasıl olduysa büyüklerimiz, yaş itibariyle ileride olanlara yüz on birer, gençlere otuz üç, daha bir okumakta güçlük çekenlere on birer tarif buyuruyorlar. Bunu Sami Efendi Hazretleri demiyor ama üstadımızda öyle bir feraset var ki şok müstesna. Ferasetin Esad Erbili Hazretleri kerametten üstün olduğunu söylüyor. Allah'ımızın nuruyla bakıyor.
Sami Efendi Hazretleri'imizi görüyorum, böyle bir dersimi hiçbir şey yok da anlatırken dualar dualar buyurdu. O günlerde Allahu alem birkaç gün yapmamış. Bunu tabi biz müracaat edeceğimiz yer belli. Üstadımıza anlattım. O da yakınından birine söyleyince demiş ki Efendimiz burada oturuyor ama dört köşe yedi iklimi idare ediyor. Bunu zaten Acarsen Efendimiz biliyor. Balcıya pek tere satılmaz. Bir gün dedi üstadazımız oturuyorlar kendi kendine düşünmüş. O devrede de Sami Efendi Hazretleri Medine'ye hicret buyurmuşlardı. Efendim de ülkemizden ayrıldı der demez bütün damarlarımda hissettim buyurdu. Ben neredeyim Hasan Efendi demesin. O günkü bir sohbeti ne bileyim nerede yaptığımı söyleyemem bambaşka bir sohbet olduğu. Velhasıl Zikrullah'ımız, Rabbimizin takdiri ile biiznillahi Teala, onlarda buna şahit oluyorlar. Bir tanesi anlatmıştı, ben diyor Ankara'da Gölbaşı'nda Evrak okuyorum.
Bu murakabelerden sonra tevhid var La ilahe illallah La ilahe sağumuzda biter, illallah kalbe vurulur ama huzurlu bir şekilde okunacak. O silsileler neler iyice bir gözden geçirelim aman ha düzgün okuyalım. Bazen şahit olduklarım var olmuyor. Böyle o isimleri neleri tekrar tekrar okuyalım düzgün olsun. Üstadımızın var bunu arkadaşlardan bir kısmını göndermiştim. Oradan da takip edilir, düzgün okuyacağız. Sonra zikrullah'ta da öyle Allah lafzai celalinde tüm çıkması gerekiyor. Allah Allah, Allah diye nefes nefese değil de bu tarzda okumaya çalışırız. Ben diyor murakabeden sonra tevhidi okurken tevhidin esrarı zahir oldu, gözyaşını tutamıyor. Meğer hiç okumamışım diyor. Hiç, ben tevhid okumamışım diyor. Bazen var namazdaki huzura erenler diyorlar ki biz hakkıyla namaz kılmamışız, tekrar kaza edenleri bile var.
Onun için oturalım bu günahkar başımızı şu iki elimizin arasına alalım derin derin düşünelim. Bir onların hayatına bakalım. Bir de kendi yaşantımıza bakalım. Kendi derdimize düşelim. Bakın Ramazan-ı Şerif geliyor. Göreceğiz. Kimileri iki rekat, kimileri dört, kimileri sekiz. Sekiz rekatta hatim de yapılıyormuş. Sekiz kılıyoruz. Bunları terk edelim. Teravih yirmi rekattır. Takip ettiğimiz Hacazen Efendi sözüne riayet ettiğimiz sekiz rekat mı kılıyordu? On rekat kılıp da camiden ayrılıyor muydu? Yoksa yirmi rekat mı? Sami Efendi Hazretleri kutbul aktabtır. On rekat mı kılıyordu? Yirmi rekat kılıyorlardı. Ama bir konuşmaya geldiği zaman hepimiz için demiyorum da seçkinlerimiz müstesna saatler geçiyor haberimiz yok. On dakika bile sürmez. İnşallah gaflet etmeyiz. Ben diyor böyle tevhid okuduğumda esrarı belirince kendimden geçtim, derhal çağırdılar.
Artık üsnü kabul dediler, güzelce kabul buyurmuşlar. Allah ismi şerifidir. Bu zikirden başkasına tecavüz etme lisanın ile kalbin ile de söyle ve kulağınla da bu zikri işit ki sırrında da natık zahir olsun. Bunu okudular. Ondan sonra ikinci bir konu, onu yapacak değildim de yalnız sözde sihir vardır dediler. İnnel beyane sihrun Hemen diş konusuna geçtiler Sami Efendi Hazretleri ile görüştüklerini. İşte doksan dokuz alim evet olabilir dese diğer konularda bunun içerisine girdirmek suretiyle bir tanesi de olmaz dese ben olmaz diyen tarafındanım diye ve sonra Sami Efendi Hazretlerine soranlardan hatırladıklarım var. Bundan sonra da kaplama, dolgu terk edelim de çorba içelim buyurmuş. Et yemekleri yiyeceğimize şimdi çorba ile geçiştirelim diye. Baktım o da halloldu. Ne olursa olduğu gibi biiznillahi teala haber veriyorlardı.
Sen de zikir ile natıkın zuhurunu his ettiğin vakitte kendinde olan o hali terk etme. Zira o hal arızidir, zail olabilir. Şunu söylüyor. Buna Telvin de derler. Bumbarek yolu tarif ederken başı sonun da sonu başında denir. Son zamanda zuhur edecek bazı haller ilk başta da meydana gelebilir. Ama bu suretedır. Öyle olan bir kimse ben oldum derse Allah korusun. Bu helaktir. Olsa bile kendimizi, öluluyor ya bir salik ne kadar ilerleyecek olsa bile kendisini ilk kademede görecek. Öyle şu oldum bu oldum yok. Biz bunu çok gördüğümüz için huzurlarında biiznillahi teala bunlara aldanılmaz. Zakir zikre başlamazdan evvel heva, hırs, ittiba-ı şehvet, gayra meyil gibi bir cümle menhiyattan tövbe ve istiğfar ile bedenini ve kalbini tahhirde dikkat ve gayret etmek lazımdır. Bedeni de temiz olacak, seccademiz de temiz olacak, vücudumuz da zaten. Bunun yanında asıl mühim olan kalbimiz de temiz olacak.
Zikrullah'a böyle başlanacak. Üstadımıza bir tanesi hediye getirir. Bunu mutlak seyrettiniz. Efendimiz Hazretleri ise geri gönderir hediyesini. Herhalde unuttular düşüncesiyle tekrar getirir. Götür buyurur. Götür buyurur. Onun üzerine gönlünde bir itiraz başlar. Der ki babası böyle yapmazdı, bu neden böyle yaptı. Meğer, Casin Efendi Hazretleri mirası bölünmemiş, bölüşülmemiş bir maldan hediye getirdiğini Rabbimiz biiznillahi teala kendisine bildiriyor. İtiraza başlıyor. İtirazda bir şiir yazıyor, şairliği de var. Dedemin çok eski evlatlarından Mehmet Efendi diyor ki sakın ha böyle bir yanlışlık yapma. Artık öğütler nasihatler veriyor yani bir gül devamlı koklanılmaz ki eğer ondan esans yapılacaksa ezilecek süzülecek ondan sonra esans olacak. Diyelim ki bağlardaki üzümlerimiz eğer pekmez olacaksa teknenin içinde çiğnenecek birçok işlemlerden geçtikten sonra olacak.
Böyle hiçbir şey olmasın. Hep hürmet, iltifat, ikram hatta büyüklerimiz buyurur ki Bir mürşid-i kamilin evladına ikramı sem zehirdirdir. Yetiştirilecek çünkü. Bunu bildiği için Sami Efendi Hazretleri ta yıllar evveli Aman ha! Öğrencilerinizi imtihan etmeyin. İmtihan edilecek kimse kalmadı buyuruyor. Gönülden imtihan edin buyuruyor. Kalpten imtihan edin. Zikrullah'ta da hem biz zahirimizi temizliyoruz hem de önemli olan kalbimiz temizleniyor. Bir de kullandığımız esans gül esansını tercih ederler. Abdest aldıktan sonra mümkün ise halvet bir mahalde oturmak evladır. Gaza namazı borcu var ise evvelce gaza namazını kılar, yoksa abdeste şükür olarak iki rekat namaz kılar. Duadan sonra tövbe ve istiğfara başlar. İnkisar ve huzuru kalple, inkisar dedi gönlünde bir mahzuniyetle. Böyle bir varlığın kokusunu hiç istemezler.
Böyle bir yokluk içerisinde ve huzurla bütün kusurlarını ve ahlaki fenalıklarını mülahaza ederek Cenabı hakk'ın huzur-u manevisinde bulunduğunu kemal-i edeple teemmülle af ve mağfiretine iltica eder. Tevbesinde nedamet ve bir daha yapmama azmü niyet de şarttır. Tevbeden sonra diğer muayyen evradını ikmal ettikten sonra tefekkür-ü mevtine meşgul olur. Hukuku muhakkak olan mevtin ölümü nasıl vuku bulacağını ve kabirde defn edildikçe nasıl sual verilebileceğini ve mahşere kadar kabirde ne hal üzere bulunacağını ve bağ olunduğunda diriltildiğinde ne sıfatta dirilip nasıl haşr olacağını ve huzur-u Rabb'ül aleminde nasıl cevap verebileceğini ve ferikun filcenne ve ferikun fissair kimi cennet kimi cehennem fırkası Mazmunu celiline göre hangi fırkadan olarak ayrılacağını derin düşünceyle tahammül eder.
Biiznillahi teala Sultaniyen Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz Hazretlerinin şefaati uzmasına iltica eder ve sonra da Silsilei Nakşibendi Meşşai Kiram hazıratının şefaatini istirhamda bulunur. Dünyada dahi biiznillah ruhani himmet ve teveccühe nail olursa kalbin tathir ve tasfiyesine ve düşmanı nefsin tezkiyesine Allah korusun muvaffak olabileceğini düşünerek miktarı kafi intizar ve istifazadan sonra dersi olan Lafza-i celale Allah Allah ismi şerifine başlar. Tabii istiğfar okunur, tevhid okunur, salat-ü selam okunur, ruhlara bağışlanır, ölüm tefekkürü ve rabıtada da Mürşid-i Kamilini nur şeklinde düşünür. Kalbinden Allah'ım Füyuzat-ı ilahiyyenin lütfet diye ne kadar durursa o kadar şifadır. Ondan sonra neredeyse zikrullah kalbinde ise kalbinde ruhundaysa ruhunda yalnız şöyle bir yanılgı olabiliyor. İşte nefü ispatta ise oradan başlıyor. Öyle değil. Yine kalpten alır.
Ruh, sır, hafi, akfa, nefis, zikri kül, zikri külün içerisinde zikri sultani zaten. Nefhi ispat böylece devam eder. Bundan sonra zikri latife-i nefsi de alemi halktandır. Alem-i halktan olan letaif de beştir. Nefsi ile anasırı erba, nar, hava, mar, ma, turap, ateş, toprak, su ve hava bunlarla beraber zikrini yapar. Zikir hali müridin alemi emirden olan letaif-i hamse tekemmül ederse ders-i latife-i nefse verilir. Bunda tekemmül ederse zikir hali cesede intikal eder. Eğer zikir hali vücudun her zerresinde uyanırsa buna Zikir Sultanı denir. Bu şuna benziyor bazı tarlalar olsun, bahçeler olsun, bilhassa, tarla neyse sulanırken bağ arıları da derler. Buna artık mahalli tabir olarak ne kullanılırsa döne döne sulanır. Diyelim bir bölüm sulanınca ikinciye geçer. İkinci sulanınca üçüncüye geçer. Bunu şöyle de düşünebiliriz. Bazı su olukları var. Hauft da derler. Bu tekne de derler.
Birinci tekne diyelim dolduğu zaman ikinciye sıra gelir. İkinciye akarsu. O dolduktan sonra üçüncüye, üçüncü dolduktan sonra dördüncüye. Bu kalp zikretmeye başlayınca ruha zaten işaret verilmiş olur. Ruhta da bir hareket başlar. Ruh zikrederse sırra da geçer. Böyle birbirini takip eder bunlar demek istiyoruz. Müptedi salik dersinin hal ve vaziyetine göre Cenabı hakk'ın birliğini kudret ve azametini düşünerek kalben Allah demeye başlar. Eğer zikri kalbi tatbik edemezse yalnız lisanen veya lisanmaal kalp kalp ile beraber Allah ismi şerifini zikretmeye başlar. Eğer kötü düşünceler hücum edecek olursa ilahi ente maksudi ve rrdake mattubi der ve vazifesi olan zikir miktarını tamamı ile ifa eder. Baktı ki gönlüne hiç arzu etmediği düşünceler geliyor. İlahi ey benim Allah'ım maksadım sensin, ben senin rızanı istiyorum der.
Eğer Zikrullah'a kalpte rüsuh ve kuvvet bulursa meskurun gayresini kalbine ihtarını tekellüf etse de yine meskurun yani hakkın zikri kalbine girmez. Salikin hal ve istidadına göre kalbinde zikir hali uyanır ve daimi halini alırsa zikri kalbiden ruha geçer. Bu letaiflerin geçilmesinde uyuduğu zaman da kalbinde hareket varsa diyelim çarşı pazara gittiği halde yine de kalbinde zikir hali var ise ikinci bir detayife geçer ve ruhtan sırra ve sırdan hafiye ve hafiden zikre devam halinde maksud da mezkur olan Cenabı haktır. Huzur-u kalbi de muhafaza etmek lazımdır. Burada şunu ifade ediyor. Bu zikirleri yaparken maksat zikrettiği Mevla ile de kalben huzuru temin etmektir. Bu devam eder. İnşallah adap Risalesinden takip edilirse çok istifade edeceğimize inanıyorum İmam-ı Rabbani'nin. Kuddise sirruh bazı mektubunda da geçer.
Eğer kalbin zikz etmesiyle kalbin harekesi murat olunursa haleti fenada ve ne de haleti guyırda zikrin devamı şart değildir. Devamı talep olunan ancak huzuru kattir. Şunu demek istiyor. Kalpte evvela bir ocağın üzerindeki su gibi. Evvela ısınıyor. Sonra elimizi batıramayacak şekilde sıcaklaşıyor. Daha sonra atmalar başlıyor. Böyle gümbür gümbür kaynıyor. Ondan sonra da sükun hali başlıyor. Kalpte diyor bu vuruşlardan sonra sükunet meydana gelmişse artık kalbin huzuru takip edilir, devamlı hurmaz demek istiyor. O haller geçtikten sonra kalbinde bambaşka tarif edilmez bir huzur meydana gelir. Onu takip eder. Sırrı da aynen onun gibi yanar, batar, vurur. Ondan sonra normal haline gelir. Bütün letaifleri bu şekilde devam eder ve Cenabıhakk'a teveccühtür. İmamı Şarani'nin nefakatında bu tarik ehline terhip ettiği başlıca adabı zikirler var. Başta tövbedir.
Dediğimiz gibi dikkat ederiz bu konu uzun. Tevbenin hakikati kuldan sözlerinde, hareketlerinde veyahut iradesinde Malayaninin Küllisinden ayrılması icabeler. Artık tarif ederken bu yolun saliki için bir mümin olarak yalan, gıybet, iftira, dedikodu hiç bunlar yok. Bunlar olmadığı gibi malayani boş söz de yok. Mayani, gerekli olan sözü de uzatmak da yok. Kim ki bu tevbeyi yapamaz da ruhsat cihetine sahip olursa öyle olan kimseden hakiki bir netice usule gelmez. Ya bu dediğiniz gibi değil şöyle de bir kolaylığı var demeye başlarsa o zaman işi bozmuş olur demek istiyorum. Zünnun-i Mısri Kuddsesiru, eğer bir kimse dünyaya muhabbeti ile beraber zikrin tadını iddia edersek o kimseyi tekzip edin buyurdu. Hem zikrediyoruz hem de bunun yanında başka sevdalar varsa zikir terk edilmez de derin derin düşünürüz. Allah'ımıza kalbimize havale ederiz Ya Rabbi ben baş gelemiyorum.
Ne olur sen kalbimi muhafaza et diye canı gönülden Allahu Zülcelal'e o kimse yönelir bu halden kurtulabilmek için. Zikir için abdest ve kusurdür. Bayezid-i Bistami Kuddise sirruh-i Sami Hazretleri abdest alır ve ağzını gül suyu ile yıkardı. Üçüncü olarak sükun ve sükuttur. Bu sükunet sebebiyle kalbini Cenabı hakk'ın fikriyle daimi surette meşgul kılar. Onun yüce kudretini düşünebilecek bir akıl ister. Allah'ım der. Senin yüce kudretini görebilecek bana akıl lütfettir. Bunun zuhurunda böyle bir halin Lokman suresinde de geçer. Bununla birlikte Kehf suresinde de geçer. Bir deniz yedi deniz daha ilave edilecek olsa yine de Allah'ın ilmi ve onun yüce kudreti bitmez ve tükenmez. Bunu güzelce tefekkür edeceğiz.
Müşrikler dediler ki Kuran-ı Kerim'de artık ayetler bittikten sonra Muhammed ne yapacak haşa yüz bin kere haşa Allah'ımız buyurdu ki Bütün ağaçlar kalem, denizler mürekkep olsa yine de Cenab-ı Hakk'ın kudret-i ilahiyyesi ilmi tükenmez. Böylece derin bir tefekküre dalınır. Bunu anlatmakla bitiremeyiz biz. Cenabı Hak bize akillar lütfetsin. Sonra ruhaniyetinden biiznillahi Teala büyüklerimizin yardım bekler. Tahir bir mekanda diz üzerine oturur. Güzel bir koku bu lisansın daha çok tercih ederler. Elbisesi temiz olur. Lokması helalden olur. Gözlerini kapar. Karanlık mahalde olursa daha iyi olur. Göz kapalı olursa diğer azalar da kapanmış olur. Kendisini tamamen Rabbimize vermesine sebep olur. Zikrine gerek hafi gerek cehri olursa da ihlas üzere devam eder. Artık amelini bütün şaibelerden riyaki bir ucu benliklerden korumaya çalışır. Cemi amellerinde ihlas üzere hareket eder.
İki şeye çok dikkat ederiz. Niyetimiz düzgün ve ihlasımız mühimdir. Allah'ımızın nazar buyurduğu da budur. Devam ve istikrar ile sıddıkıyyet derecesinde tekerrup etmiş olabilsin. Bu yolda riayet edemediği noksan ve kusurlarını büyüğünden ketmetmez, gizlemez. Ona da böyle hali ve durumu müsait olduğunda çünkü her zaman mümkün olmayabilir, halini anlatır ve şifa bulur Allah'ın izniyle. Son olarak diyeceğimiz nasıl olur? Hedefimizi gözetmemiz gerekir. Biz Allah'ımıza layık nasıl bir kul olabiliriz derdine düşmeliyiz. Velhamdülillahi Rabbil alemin el Fatiha.
Kaynak: Genel
Ruhun Arınması ve Zikir Hakkında Derin… | Mihmandar