Ruhun Arınması ve Nefsin Terbiyesi kaydında İşte Şeyh Mustafa Bendi Hazretleri Rahmetullah Ali, neden bu kadar kısa zamanda hilafet almıyor diye gönüllere gelince, öyle bir ocak korumuş ki, şeriat ocağı elinden geldiği kadar dinimizin emirlerine uymuş, zaten kendisi hocadır. Yalnız kitaplar üzerinde çok durmadığını zannediyorum. Dedem okumuş ama başka yerden okumuş. Pek öyle ilim…
İşte Şeyh Mustafa Bendi Hazretleri Rahmetullah Ali, neden bu kadar kısa zamanda hilafet almıyor diye gönüllere gelince, öyle bir ocak korumuş ki, şeriat ocağı elinden geldiği kadar dinimizin emirlerine uymuş, zaten kendisi hocadır. Yalnız kitaplar üzerinde çok durmadığını zannediyorum. Dedem okumuş ama başka yerden okumuş. Pek öyle ilim ehli dediğimiz zaman bakarsınız kitaplar bütün duvarların yüzlerini kaplar. Dedemin bu kitabı şuna benziyor: Fahreddin I Razi Hazretleri, Fahreddin I Kübra Hazretleri ile buluştu. Hoceden de kitaplarını verdi, suya atıyor. Bir kitabı var ki eskiden abdestliktirler cübbe gibi, şu kolundan şöyle küçük bir çocuk girecek gibi. Şöyle geniş olur. Oraya saklamış bir tanesini ki kitapların hülasası gibi Efendi Hazretleri, affettim o kitabı da verir. Biraz nazlanmış, böyle kolunu biraz daha böğrüne doğru sıkıştırmış. Fahrettin ver.
Vermekte zorlanmış, o zaman atmış olduğu kitapları suyun içerisinden tozlarını silkeleyerek vermiş. Hey akıllı demiş, ben onu suya atmıyordum, ben onu senin gönlüne atıyordum demiş. İlmin hep zahirdeydi ama gönülden bir ilim olacaktı. Onun sonu yok, Kitapları bitirebiliriz. Bir okucağıydı, yanında bulundum, baktım tüm kitap dolu, sayılamayacak kadar. Dedim bunları okudun mu? Okudum dedim. Fakat, onların okuması bir başka bak bunları okuyup bitirebiliyor ama o gönlüne atmış olduğu kitabı bitiremez, mümkün değil. Bizim dedemiz, Rahmetullahi, dedelerimizden biri Bismillahirrahmanirrahim diye başlamış. Oradaki, bağ, besmelerinin altındaki be, ona üç sene mana vermiş. Buna bayi ilsak derler. La saqa fiili yapışma manasına. Bunu ifade ederken, bu bağının Allah ile celle celaluhu kul arasındaki bağdır. Bunu nasıl düşüneceğiz?
Allah veriyor kuluna Rabbin sana verecek, sen de razı olacaksın, buyuruyor. Yani, sen tuuta. Habib-i Kibriya'ya sallallahu teala aleyhi ve sellem, sen iste, tühuta verilecek. Velayet ültüsü içerisinde onlar bu. Kalkıp da onların ilmini, irfan mı? Bizim ölçmemiz, balcıya tere satma, dediler. Buna benzer. Yani kuyu ile uğraşanın böyle okyanusla karşılaştırması gibi, kuyuyu bir okyanusa mümkün değil ve onu da açmazlar. Ancak Rabbimizin dilediği kadarından bilirler. Çünkü bu akıl onu tartmaz. Çünkü akilları aklı selim olmuş, aklı selim olmuş, aklın ulü'l-elbab şekli. Tahreddin Raci Hazretleri buyuruyor. Buyuruyor ki akıl, malum beyinde diye tahrif edilir, fakat ulü'l-elbab o gönülle alakalı, kalple alakalı olan bir akıl. Akilları nefsin esaretinde değil, nefislerini aklın etkisi altına almışlar. Buna Mevla namusu akıl merkebi çökmüştür, der. Akıl merkebi bataklığa girmiştir, der.
Yani aklın ötesinde akıl almıyorum. Miraç hadisesine baktığımız zaman, Miraç hadisesinde, Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz buyuruyor ki bir kemu keyf ana gösterdiği cemal, bu mevlityalarımız keyfiyet diye bir şey yok, yani zaman mekan kayıtlarının ötesinde, Nasıllığı ve niceliği bilinemez. O artık yaşanıyor. Bir feza olduğu ödemde runuma, ne mekan var anda, ne aruzu-u sema. Yani akıl bunu tartamıyor. Bugün eğer Kuran-ı Azimüşşan'daki bazı gerçekleri akilla yorumlamaya kalkarsa, o cahilin daha da cahilidir. Neden? Çünkü Kuran-ı Azimüşşan, Allah'ın kelamıdır. Rabbımızdan indirilmiştir, Kuran-ı Azimüşşan'a vukufiyetimizin azlığındandır o. Bunu Cafer-i Sadık, Rahmetullah Ali Hazretleri şöyle anlatır, bendir bazı meseleleri çıkaramam, çıkaramam. O zaman gönlümü bakın, aklın kalp ile alakası mı?
Ruhun Arınması ve Nefsin Terbiyesi kaydında İşte Şeyh Mustafa Bendi Hazretleri Rahmetullah Ali, neden bu kadar kısa zamanda hilafet almıyor diye gönüllere gelince, öyle bir ocak korumuş ki, şeriat ocağı elinden geldiği kadar dinimizin emirlerine uymuş, zaten kendisi hocadır. Yalnız kitaplar üzerinde çok durmadığını zannediyorum. Dedem okumuş ama başka yerden okumuş. Pek öyle ilim…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 8 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Gönlümü Rabbi Zülcelal'imize çeviririm, Esail billah feelheme fücuraha ve tekva Rabbımızdan ilham olunur, o zaman diyor ifade edelim. Bu rical taifesinden olduğunu söylüyorlar. Rical taifesi böyle bizim anlayamadığımız ancak ehlinin tanıdığı, nasıl tanır onu? Onu sesinin tonundan da tanır, onu saçının saçının bir tanesinden de tanır, daha çok omuzlarından da tanır bilir. Şöyle baktığı zaman görür, anlar. Bu rical taifesinde aydınlı Mehmet Efendi diyorlar aşiretten kendisi aydınlı şeyhtirler imiş daha ziyade bu Hızır aleyhisselam ile çok alakalı Hızır aleyhisselam demiş ki bizimle konuşup görüşüyorsun yalnız bir seyr-i süluk gör demiş. Bu tarif edilen kalp, sır, hafi ahma bunu da demiş mütalaa et, gör, yaşı. Artık görünüş hadise uzun. Bir kimse vardı mübarek bir beldede görüşüyoruz. İnanın bir hadis profesörüyle de görüşebiliriz.
Bir fıkıh alanında çalışma yapan profesörle de görüşebiliriz. Bir tefsir üzerinde çalışma yapan bunun uzmanı olan profesörle de görüşülebilir ama bu amca okumamıştır. Ne okulu var ne de kitabı var. Fakat konuştuğu söz, o ilim ehlim diyenlerin hepsinin bir hülasası sanki. Bir söz söylüyor ama o söylediği söz bütün kütüphanedeki kitapların ana fikri gibi. Hayseri Ulemasından İbrahim hocamız, Sami Efendi Hazretleri ile görüşür. Bir bayram ziyareti geliyorlar, o geldiği zaman bizim gibi insanlar anlayamamışlar Sami Efendi Hazretleri'nin konuştuğunu. Çünkü İbrahim bin Ethem'den anlatıyormuş, kalpte sallallahu aleyhi ve sellem nasıl bir melek padişahı olduğunu, nasıl terk ettiğini, işte gerçeği görünce bir çobanın kepeneğini giymenin padişah elbisesinden, kaftanından tarif edilemeyecek kadar üstün olduğunu artık hissetmiş. Damla iken deryayı bulmuş.
Sohbet bittikten sonra hocanın yakasına sarılmış. Hocam nereden geldin? Nereden geleceğim? Biz ne güzel menfibeler dinliyorduk, siz geldiniz ne bir kelime anladık ne bir cümle. Hoca gayet ciddi ve vakur bir şekilde der ki, Bağdat'ta okuduğum kırk beş kitabı hülasa itti elime verdi. Ne diyorsunuz? Diyor. Demek ki, metnin bir ilim, gizlenmiş bir ilim. O, 0 Mevla'dan gelir. Almanya'da Hamburg. Orada bir Körfez var, gemi ile gezinti yapıyorlar. Aynen denizle gidersiniz, çok büyük gemiler oradan ithalat, ihracat yapılıyor. Çok büyük ama. Neden öyle? Okyanusta şöyle az bir kanal açmışlar. Kanal açmışlar, deniz olmuş. Allah'ımızın ilmi, yok. Vesihat ilmi kulle şey Allah'ın ilmi her şeyi kuşatmıştır. El-Aliyyimdir. Şimdi bizde de malumatlar var. Buna bilgi denir, data denir fakat ilim El-Alîm, Allah'ımızın ismi celali, El-Alîm, O ismi Celal'den damlarsa ilim olur.
Bunun için Allah'ın Resulü sallallahu teala aleyhi ve sellem faydasız ilimden sana sığınırım Ya Rabbi. Bumbalek zat, dedim amca, niye yaptın, siye süluk böyle irfan mektebinde ürettikleriyle letaifler, tayyi mekanla yaptım, dedi. Abdülhakîm, Arvasi Hazretleri'ne bir anda, Rabbimizin lütfuyla, tayyi mekanla olur mu? Belkıs'ın tahtını kim getirdi? Bir peygamber getirmedi bunu. Asaf'ın Belhiya, ilim sahibi kimse getirdi. Demek ki Cenabı Hak lütfediyor, ihsan ediyor ve böyle yaptım dedi. Konuştuğu sözler gerçekten müstesna idi, birisini söyleyebilirim. O da Cenab-ı Hak habibini vasfederken güzel ahlakla vasfediyor, dedi, Sami. Ve şüphesiz sen Rabbim beni terbiye etti ve terbiyem de ne güzel oldu. Bu terbiye hususunda bir kesbi olur, yani çalışmakla gayret gösterilir, nefsimizin arzularına uymayız, ahlakımız güzelleşir, bir de vehbi olur, Allah tarafından ihsan bulur.
Buna biraz uzundur, tasavvufta bunun haya ve heybet şeklinde bazı ifadeler de vardır. Dedemde gördüğümüz Rahmetullah aleyh Rahmeten Vasial sanki ilahi kitaplardan mütalaa etmiş gibi. Bayezıd-i Bistami KaddeSallallahu Sırrı ki Nasıl ki kadın, hayır halinde namazdan men olunduysa masiyet necasetine müptela olan dahi hizmetten men olunmaklığından daha ziyade korkmak lazımdır. Kadın o haliyle olay başı hali derler. O haliyle Kuran-ı Azimüşşan'ı eline alamaz, Kabe'yi tavaf dilemez, namaz kılamaz. İşte oruç halinde malum. Nasıl böyle olursa günah kirleri ile kirlenen de hizmetten alıkonulmak, ona bu hizmetin yasaklanmasından daha ziyade korkmak lazımdır. Ben vasiyetimle, yapmış olduğum hatamla o huzura giremem diye o kadının haize halindeyken namaz kılmama durumundan daha ziyade korkması gerekir. Mecnunel Aşık diye bir zat var, teskiretül İ'r-ü İ Bu bir rüya gördü. Baktı ki bir cemaat yürüyor.
Bu da katılmak istedi. Hayır, dediler. Halbuki Allah'ın aşığı celle celalühü giremezsin. Neden? Düne kadar aşıktın ama sen evladını böyle Cenabı Hakk'ın bana vermiş olduğu bir emanettir diyerek sevmedin. Sen o yavruyu Rabbimizin bana emanetidir. Nasıl koruyacağız, nasıl muhafaza edeceğiz, nasıl yetiştireceğiz, bu mesuliyettir düşüncesinden öte sevgi gösterdin, şimdi giremezsin. Bu kadar hassas. Çünkü mekan müstesna. Buna aynı zamanda bezmi has da derler. Müreyde lazım olan adaptan biri de daimi surette istiğfar etmeli ve ihtiyat ile amel etmelidir. Bir ruhsat var, şeri kolaylıklar dinimizden zorluklar karşısında. Fakat her şeyde ruhsatı takip etmemek, yoksa ruhsat da bir azimettir. Şimdi yoldan geliyorsunuz iki rekat kırıyorsunuz. Bunu dört rekat kılacağım olmaz, iki rekat. Ama bu her defasında kolaylığı iltizam etmeyin, buyurdular. Yine şer'in dinimizin ölçüleri içerisinde hareket edin.
Meselefi salihinin asarını tetebbu etmeli. Onlar nasıl yaşıyor, nasıl hareket ediyor demeliyiz. Çünkü onların terazisi yanlış tartmaz, onların ölçü biriminde şaşma olmaz ama biz bu teraziyi, bu ölçüyü avam diyoruz. Bizim gibi insanlara göre yaparsak yanlış yaparız. Canım, başkası şöyle yapıyor, düğündü bir başkası şu şekilde yapıyor. Ticarette, ticarette herhalde ileri gitmek lazım. Bazı dinimizde uygun olmayan tavırları kendisine ölçü olarak kabul ederse o ölçü değildir zaten. Ölçü Allah'ımızın kitabı Celle Celalühü, Habibi'nin sünnetidir sallallahu teala aleyhi ve sellem. Bak, bizim hiç şaşıracak bir durumumuz yok, sevinecek durumumuz var. Bir batıl, hayatında ölçü kabul etmeyen ateist bir zümre, inanç diye bir şey yok. Onun bir ölçüsü, tartısı yok. Bizim yolda giderken dahi dinimiz kurallar koymuş. Gözümüz bakarken esaslar koymuş, kulağımıza koymuş.
Elimizin tutmasında, ayağımızın yürümesinde, ev hayatımızda şahsi olan görevlerimizde umuma ait vazifelerimizde hep ölçü gözük. Bak cemiyetle bulunduğumuzda, bu cemiyetin içerisindeyiz. Nasıl bir ölçü koymuş? En azından şu, ve ömür bilor, ve ömür bilor. İyilikle emret ashable, ve ömür bilor. Ve ağrıyun anilceye, ve ağrıyun anil, müşikin. Hodil af, af yolunu tut. Yani dinimize muhalif bir durum olmadığı sürece nefsimize yapılan hususlar da af yolunu tercih emret ve cahillerden uzak ol. Bir yerde olmuştu tartışma. Yanlış hareket etti birileri. Biliyorum, diyor. Bak, Mevla'mızın Celle Celalühü emrine uymayan sözler söylüyor. Müdahale edince orada kıymetli bir kimse onlar ayrıldıktan sonra dedi ki neden müdafaaya kalktın? Dedi. Hiç gerek yok dedi. Zaten anlamıyor, bilmiyor. Onlarla dedi bir mücadeleye girme. Zaten kabul etmiyor.
İlla bu dediği demeyin, belki anlatın, kabul ederse eğer, etmezse cebinize korur. Daimi surette istiğfar etmeli ve ihtiyat ile amel etmeli ve selef-i salih inin asarını tetebbu etmeli ve kalbini hayır ve şer havatırdan hıfzetmelidir. Öyle ki burada anladığımız hayır ve şerden diyor kalbine gelen düşüncelerden kurtulmalıdır. Bu, şunu gösteriyor bize. Hayır, mesela cenneti istiyor kişi, oradaki nimetleri de istiyor. Bundan da kurtulun, diğerinden zaten kurtulunacak. Çünkü nefsin ve şeytanın kalbimize girdirmiş olduğu esamme. Ondan bir dürtü, ondan bir kötü düşünce geldiği zaman Allah'a sığın. Gelir. Bundan nasıl sığınıyorsa hayır olandan da Allah'ımıza rahat olun. O gönlünüze ne indirirse ne indirilmez ki? Dönemediğimiz için böyle oluyor. Böyle şunları kafamıza takıyoruz. Dünya işim ne olur? Oğlum kızım ne olacak? Geçimim ne olacak? Cenab-ı Hak bize oğlunu, kızını terk et demiyor.
Edeple yetiştir. Dünyayı terk et, buyurun helalinden kazan, buyur. Bunu, bu ayrışımı yapamamanın sebebi nedir? Cehalettir. Yoksa bizim dinimiz mükemmel bir dindir. Bir ticaret hususunda en az kırk tane kural koymuş. Hatta o kuralı bilmeyen ticarette yapamaz, der. Diyor. Sallallahu teala aleyhi ve sellem efendimiz Hazretlerinin ahlak ve adabı ile mütehallık adabı ve erkanı ile, debleri ile ahlaklanıp müeddev olmalı, adabı evliya dahi böyledir, velilerin hali de böyledir. Huzurlarında yüksek sesle tekellüm etmemelidir. Onlar tekellüm ederken sözlerinin arasına girmemeli. Eğer suali derlerse o vakit cevabını vermeli ve onların keriyye gördüğü, hoş görmediklerini hoş görmemeli ve onların hanelerinde giyim ve kuşamlarına ve eşyasına bakmamalı. Onların huzurunda başka bir hale dönmemeli. Hasııkelam, insanın tabında, yaratılışında olan nefsani şeylerin küllisinden kaçınmalıdır.
Ne güzel yol gösterilmiş. Yani nefsinize uymayın, ruhunuzu güçlendirin, kuvvetlendirin, şeytana uymayın, Rahman'a uyun, Mevla'ya uyun, Habibi, Kibriya'ya uyun, Selefi Salih'in büyüklerimizin yolunu, edebini erkanını kendinize örnek kabul edin. Velhamdülillahi rabbil alemin el Fatiha.