Ruhun Arınması ve Manevi Terbiye Yolu kaydında İlk görüşmemizde Üstad zalimizin Zahiri ve Batini Şifa Tarifi diye yazmış olduğu şiirler var. Yalnız bu kitapta bazı ilaveler yapılmış, onlara itibar etmeyelim. İtibar edilir ama üstadımızın yazmış olduğu Zahiri ve Batıni şifa tarifi olarak elimizde mevcut olan ama sonuna bazı eklemeler yapılmış. Çünkü Üstadımız Hazretleri etrafa…
Ruhun Arınması ve Manevi Terbiye Yolu ne anlatıyor?
Ruhun Arınması ve Manevi Terbiye Yolu kaydında İlk görüşmemizde Üstad zalimizin Zahiri ve Batini Şifa Tarifi diye yazmış olduğu şiirler var. Yalnız bu kitapta bazı ilaveler yapılmış, onlara itibar etmeyelim. İtibar edilir ama üstadımızın yazmış olduğu Zahiri ve Batıni şifa tarifi olarak elimizde mevcut olan ama sonuna bazı eklemeler yapılmış. Çünkü Üstadımız Hazretleri etrafa…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 16 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
İlk görüşmemizde Üstad zalimizin Zahiri ve Batini Şifa Tarifi diye yazmış olduğu şiirler var. Yalnız bu kitapta bazı ilaveler yapılmış, onlara itibar etmeyelim. İtibar edilir ama üstadımızın yazmış olduğu Zahiri ve Batıni şifa tarifi olarak elimizde mevcut olan ama sonuna bazı eklemeler yapılmış. Çünkü Üstadımız Hazretleri etrafa mektuplar yazar. Bazen beyitlerle ifade buyururlardı. Mesela bunlardan bir tanesini size anlatabilirim. San Menende Hazretlerine diyorlar ki kendisinin ellili yıllarda Şam ı Şerife bir hicretleri olduğu. O hicretlerinde yanlarına Konya'dan Hacı Mehmet rast geldi diye bir kimseyi alıyorlar. Bir de İskenderun'dan Geylani Bey diye efendimiz aleyhissalatü vesselamın soylarından kıymetli bir insan askeriyeden kendisi. Malulen emekli olmuş, ayaklarının birisi de takma. Neyse, çok güzel dostlukları olmuş, yoldaşlıkları olmuş. Efendimizin kemalatını görmüş.
Onu görünce istikamet bulmuş. En büyük dert de bu zaten. Allah'ımız tanımlarken müminleri, müttakilere önder olarak haber veriyor. Allah'ımız şakilere, facirlere, zalimlere önder etmesin. Müttakilere önder etsin bizi. Çünkü vebali çok ağır bunun. Bir yerdeydi, Mevzu bazı diğer taraflara gidiyor ama öneminden dolayı. Gördüm ki bizim gibi insanlara bakıp şekil almayın. Allah'ımız kitabı Kerim'inde sıddıyikler, şehitler ve salihler. Büyüklerimize bakalım, onlara göre şekil alalım yoksa şaşırırız diye. Şimdi bu zat İskenderun'a geliyor. Orada hocalar var. Hocaları Tarikatı Ali'ye teşvik ediyor ama pek meyletmiyorlar. Bu halini Sami Efendi hazretlerine arz ediyor efendim diyor. Ben anlatıyorum, kabul etmiyorlar. İlmim de kifayet etmiyor. Ne olur? Hasan Efendi'yi Yahya'dan gönderseniz onlara mübarek yolu anlatsa olur buyuruyorlar.
Artık alıyor efendimiz yanına kıymetli kimselerden, evlatlarından. Gelen hocalar biraz başları dik şekilde geliyorlar ama Üstadımız Hazretleri birine yöneliyor beyitlerle başından geçen bütün hadiseleri anlatıyor, sandalyede oturamıyorlar, yere oturuyorlar, ağlamaya başlıyorlar. Bunu şunun için diyorum, Efendimiz Hazretlerinin beyitlerle, şiirlerle de irşadını görüyoruz. Mesela bize yazmış olduğu mektup var. Şeyi okusam yeter, yine herhalde başka zamana kalır Allah ömür verirse, salih sohbetine alış diye bize yazmış olduğu bir şiir var. Gerçekten bir müridin nasıl olması gerekirse onları sanki Efendimiz Hazretleri vurguluyor. Buradan damatları Hafız Ahmet Efendi, o çok rahatsızlık geçirdi ayaklarından. Askerde hatırladığım kadarıyla bir kireç kuyusunu atlamış. Oradan kalma bir rahatsızlık dizlerinde. Sonra dizleri kesildi.
Onu teselli için Üstadımız Hazretleri bir şiir yazıyor ama şiir çok müstesna. Şimdi göreceksiniz, mesela bir kitabı, bir kitabı bir kıt anın içerisine girdirmiş. Dedim böyle bir kabiliyet görülmemiş. Biz Tunç Kafiye, cins Kafiye görürdük edebiyatta. Şimdi efendimiz Hazretlerinin bu okullardan geçmediği halde herhalde ilahi medreseden geçtiği belli, onda bir şüphemiz yok. Ona rağmen bugünkü edebi usulleri, neleri hep şiirlerinde görmekteyiz. Hayran kalıyoruz. Bundan dolayı biz kardeşlerimize devamlı diyoruz, aman ha, eserlere dikkat edelim, eserlere dikkat edelim. Çokça misal veririz Bandırma Ali Efendi'den Rahmetullah Ali. O nasıl olduysa bu eser eline geçmiş, demiş ki ben bunun bir kıtasına bir ay konuşurum kardeşim demiş. Bir ay konuşurum. Neden konuşuyor? Başka şiirler yok mu? Var, dolu ama bu gibi şiirler gönülden taşarak geldiği için öyle oluyor. İlahi olmayarak biz de öyle.
Eserleri okuyoruz ama ruhlu olan eserleri gönülden çıkan, yazıları gönülden çıkan eserlerden bir cümle okuduğumuz zaman o bitmiyor. Dakikalar alıyor, saatler alıyor. Biz bunu bir defasında denedik. Bir itiraz şeklinde deyin. Bir kardeşimiz sağ olsun, var olsun Fenafillah ve beka billah hakkında bir eser hazırlamış. Bir kardeşimize dedim ki bak, fena ve beka halinde bir eser hazırlanmış, çok güzel. Bir de Atap Risalesinde fena makamını bir okuyalım. Bir cümlesini okuduk. Bir cümlesini, emin olun insan kendinden geçer gibi oluyor. Çünkü söz dilden çıkmıyor. Büyüklerimiz dıl, bu Farsça da kalp demek, dıldan çıkıyor, gönülden çıkıyor. İşte Abdülkadir Geylani efendimizi biliyoruz, Gatresallahu Sirra. Evladının işte babam bazı menkıbelerden neden dem vuruyor? Şöyle ayetle, hadisli bir konuşma yapsam diye gönlünden geçiyor.
Bunu da Cenabı Hak kendisine bildirince evladım yarın bir işim olacak, siz görüşün. Estağfurullah diyor ama sabaha kadar eserleri böyle masaların üzerine, artık nasılsa o günkü haller, durumlar olduğu gibi döküyor, konuşmaya çıkıyor ama insanlar bir bireye, duvara yaslanmışlar, uyuyorlar. Sonra Abdülkadir Geylan efendimiz geliyor. Dün diyor bir buzağımız veya ineğimiz kaybolmuştu, onu bulmak için çıktım. Millet hüngür hüngür ağlıyor. Ayet değil, hadisi şerif değil. İneğimiz kaybolmuştu, onu aramaya. Gönülden konuştuğu için o dinleyenlerin kalplerine şöyle bir düşünce geliyor. Bir ineği şu dünyada ararsa yarın biz riayet ederiz, dikkat edersek bizi mahşerde aramaz mı? Es'adi Erbili Hazretleri'yle, Kaddafi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'a bir meşayihin bir araya gelişleri var. Büyüklerimizde bir tasarruf hali olur. Böyle oturmuşlar, ikisinin de böyle mübarek başları önüne yıkılmış.
Hadise şu, ruhani alemde sıratın başında buluyorlar kendilerini. Esad Erbili Hazretleri'nin yanına gelen Şeyh Efendi evlatlarını toplamak için işte gelin, yalvarıyorum onlara, buraya gelin, aman ha, çıkmayın yoldan, onları delleyip toparlayıncaya kadar kan ve terin içerisinde kalıyor ve suratı geçiyor. Diyor ki ey Esad, bak evlatlarımı nasıl geçirdim sırattan. Sen bak kendi başına geçtin. Mübarek hırka-i saadetini şöyle bir silkeliyor. Yüz binlerce mürin. Siz diyor toplamak için çok zahmet çektiniz. Biz onları gönlümüzde geçirdik efendi Hazretleri diyor. Bundan dolayı dediler, Nakşi kutupları yaman olur diye. Şimdi Esad Erbili Hazretleri diyoruz, üstadımız diyoruz, emsali Mevlamızın dostları, bunlar her haliyle örnek olmuş kimselerdir. Neden derdim, daha çocuktum o zaman. Yeşilhisar içmecesinde, tabii o su insanı dışarıya çok şey çıkarıyor.
Böyle hiç kimsenin bilmiyorum, öyle her çıktıktan sonra abdest almasını, namaz için olabilir ama Efendi Hazretleri her zaman abdest alıyor, abdesti de tastamam alıyor. Yani buna beşeri bir güç. Nasıl tahammül eder bilmiyoruz. Örnek işte, her şeyiyle örnek. Bak, yıllar olmuş ikide bir sözümüz Efendi Hazretleri böyleydi, Efendi Hazretleri şöyleydi, neden örnek? Cenabı hak, Furkan Suresi'ndeki ayeti celile'ye hayatımızı muvaffak kılsın. Mütalna lil müttakine imama. Muttakilere imam kıldık sizi buyuruyor. Cenabı hak bir aksini kılmasın. Bir aksinden muhafaza buyursun. Bir tanesi evladım diyor, ben öleceğim. Bunlar mutaassıp bir çevrenin içerisinde. Sana diyor kumarı üreteyim. Bak diyor, ben öldükten sonra pek kolay kolay öğrenemezsin.
Bak bir fücurda, kötülükte, isyanda örnek olmak var, bir de mürşid-i kamillerimiz gibi aman ha, Evrad ve Ezkarı dinle ki yanımızda bulun, sonra kardeşlerine öğretirsin diyerek hep hayırda hep takvada örnek olan Allah'ımızın sevgili kulları da var. Hastanede kaldıklarında üstadımı şunu söylemişler. Bizim şahsımızda dinimizi görüyorlar. Evladım dikkat etmemiz lazım diye. İsmini vermeyeyim. O kalp doktorları şimdi diyorlar ki Efendi Hazretleri, bakın secdeye varmayın. Zaten ayakta kılamazsınız. Doktor, bana namaz kılma diye bir şey söyleme. Canıma da mal olsa kılarım ben. Eve varmış. Bu gönlüne öyle tesir etmiş ki ev halkını anlatıyormuş, hayatına mal olacak. İşte kalbinden dolayı rahatsız, secdeye varma diyorum. Hayatıma da mal olsa diyor. Sonra asistanları neleri? Bir cuma günü mescitte görüyorlar. Birbirlerine gösteriyorlar. Bakın hocamız namazda, hocamız namaz kılıyor diye. Neden?
Örnek olmuş. Yani hastalığı bile insanların istikamet bulmasına vesile oluyor. Unutulmuyor. Gerçekten unutulmuyor. Allah'ımız onları bizim irşad ve ıslahımız için hazırlamıştır. Şiirlerinde de öyle. Her bir kıtası emin olun bize bambaşka esasları ortaya koyuyor. Hayran kanıyoruz. Çünkü söz bir ifadeleri var. Oradan gelir söz bizdedir. Arada tercümandır bu. İşte bu deduniyete, en güzel ifade. Kuran-ı Kerim'den delili denirse, Esayri billah, İnsana bilmediğini öğretiyor. Hemen hadisi şerif, ilimde derya olan bir hocamız Bağdat'ta diyor ilim tahsilimi bitirdim, geldim. Sami Efendi hazretlerine icazetimi aldığımı beyan edince çok kısa bir kelam, böyle az bir kelamla hayrül kelam makalle ve delle. Hayrül kelam, hayırlı söz. Az da olsa nedir? Bizim kurtuluşumuza sebeptir. Hayrul kelam makelle ve delle. Azama, hayra delil olan o sözler, gönüllere yazılan sözler. Bakın şunu söylüyor.
İşte orada nasıl vakit geçirdin? Kimdi hocaların? Ne yaptın? Hangi eserleri bitirdin ne demiyor. Uzun görüşmüyorlar zaten. Hepsi kaydediliyor. Malayani boş sözü yok. Mayani bile. Mayani gerekli olan sözü bile uzatmıyorlar. Rabiatü'l Adeviyye annemiz misal olarak verilir. İşte kızım diyor hizmetçisine, Hasan-ı Basri gibi rahmetullah Ali büyük insanlar geliyor. Evimiz de çıplak. Şöyle bir kilim alsak. Anne kilim beyaz mı olsun yoksa siyah mı alalım? Hangi renk olsun anne, hangi ebatta, hangi ölçüde, hangi kalitede deyince parayı ver evladım. Neden anne, almayacak mıyız? Daha almadan üç beş kelam ettik yavrum. Böyle hassas onlar. Hayırlı sözlerde bile ne kadar dikkatli. Hayırlı söz derken gerekli olan sözü demek istiyorum. Nebi Ekrem Efendimiz aleyhissalatü vesselam ya hayır söyle ya sükut et buyuruyor. Bizim geçenki görüşmemiz sükut hakkındaydı.
Hiçbirini okuyamadık Sami Efendi Hazretleri'mizin delil olduğu, aman okuyun diye buyurduğu adap Risalesinden anlatamadık. Şunu demek istiyorum, buyuruyor ki hoca efendi bildiğimiz amel edersek Cenabı hak bilmediğimizi malum eder. Bakıyorsunuz hiç okumamış, tahsini yok. Abdülaziz et-Debba Hazretleri, tahsini yok. Böyle olan mürşid-i kamillerimiz de var bizim. Ama bakıyorsunuz ili mehirleri onların kapılarına geliyor. Bildiğiniz amel ederseniz Cenabı hak bilmediğinizi malum kılar. Şahına Nakşibend Hazretleri, Kaddesallahu Sırra bir yere halife gönderir. Halife gönderdiği kimseye, tabii seçkin bir kimse diğer insanlara yol gösterecek. Efendim namaza buyurun, estağfurullahtır, geçmez. Çünkü kıldıracak durumu yok. Diyorlar ki ne kadar mütevazi. Efendim işte cemaat toplandı.
Şöyle bir güzel kelamlar buyursanız, estağfurullah diyor, o gelenlerin kalbine demek ki bizi sükut irşad edecek diyorlar. Çünkü konuşacak bir kelam yok. Efendim bir Kuran-ı Kerim'i son artık cemaat ayrılırken siz okusanız, yine okumuyor. Ne kadar mütevazi bir mürşidi Kamilimiz var. Bizi halen değil, halen irşad ediyor diyorlar. Sonra elini Cenabıhakk'a öyle bir kaldırıyor ki Muhammed Bahaüddin Hazretleri onu boşuna göndermiyor. Ya Rab diyor ama canı gönülden, şu içten. Bu insanlar bu günahkara itimat ediyorlar. Allah'ımız Kuran'ı da veriyor. Hadis-i Şerifleri de veriyor. Tefsirini, fıkıhını, kelamını, her şeyini veriyor. Şeyban-ı Rai Hazretleri mezhep imamların kendisine muhabbet ettiği kişi diyorlar neden onun ayağına gidiyorsunuz, bir çobandır? Dört mezhebin yerleştiremediği bir konuyu sorun diyor, mezhep imamlarımızdan biri.
Diyorlar ki Efendi Hazretleri bir kimse namaz geçirse ama hangi namazı geçirdiğini bilmese nasıl kaza edecek? Sehven. Yani şehvettiği için, unuttuğu için beş vakti de bir deyince kendisinden geçerler. Anlatmakla bitmez. Yani suyu, suyu nereden almalı? Suyu okyanustan almalı. Biz böyle misal veriyoruz ama suyu efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'ın ilim suyunu mübarek kalbinden almalı. Allah'ımızın arşından içmeli. Kendi ilminden Cenabı hakk'ın talep etmeli. Senden seni istiyoruz diyen arifler bunu boşuna dememiştir. Ya Rabbi biz senden seni istiyoruz. Hele bir derviş var. Hayran kalmamak mümkün değil. Bakın ne diyor o derviş. Şunu söylüyor. Allah'ım sen varsın ya yeter diyor. Kuran-ı Azimüşşan'da Cenabı hak, bir kefin adde, Cenabı hak kuluna yetmez mi buyuruyor. Cenabı hak kuluna yetmez mi buyuruyor. Bakın, hakikat ehilleri bizim Allah'ımız var dediler. Bizim Allah'ımız var.
Efendimizin bir muharebede Sallallahu Aleyhi ve Sellem istirahatinle istifade eden bir gayrimüslim hemen müşrik kılıcını alıp benim elimden seni kim kurtaracak? Anında Allah'ımız helak eder, sonra efendimiz benim elimden seni kim kurtaracak deyince sen çok şefkatli ve merhametlisin diye yalvarmaya başlar. Allah'ımız bu Celle Celalühü. Efendimiz aleyhissalatü vesselam, Ebu Hüreyre Hazretleri'ne radıyallahu anh hafızasından şikayet edince mübarek elleriyle eteğini aç buyurdu, bir şeyler atar gibi yaptı. Nedir o atması? Velayet ölçüsü içerisinde. Adana'da Hacı Hasan efendimizden sonra Adana Alaslan Efendimiz deriz. Akbaş, Allahu alem soy ismi. Ondan sonra bizzat göreve geçti. Katliyen onun şanını lekeleyecek bir söz söyletmesin bize Mevla. Öyle olursa hiçbir şey diyemem. Damadı bize anlattı. Efendim diyor Sami Efendi Hazretleri, bize görev verince doldum demiş böyle. Her şeyiyle.
Bir hal olmuş. O da bir değişik. Hani Allah'ımız lütfeder, ihsan ederse o gibi kimselerin müsaade buyurduklarında elbette ki bir hayır var, bir bereket var. Hiç unutmadığım bir hatırayı size anlatayım. Bugünkü gibi vasıtalar yok. Biz çok söylüyoruz, diyoruz ki artık evlerimiz önünde arabalar ikiyi geçmeye başladı. Neredeyse. Neyse, ayıp durmayayım. Bugünkü gibi imkanlar yok. Tomarca'ya gönderdi üstadımız bizi. Oradaki ihvanlara hizmet için gittik. Fakat döneceğim, nasıl döneceğim onu düşünüyorum. Onun himmete, aliyesi olunca her şey denk geldi. En sonunu söyleyeyim çünkü hususi vasıtalar bilmem filan yok. Otobüsle gidiyorsun, oradan minibüse biniyorsun, oradan vesair vasıtalara. Tam kasabaya indik. Akşam böyle kararmış vaziyette ortalık. Şimdi otobüste dışarıdan bizi görmeleri çok zor ama pencereye yakınım. Kardeşimizin ismini biliyorum, ruhu şad olsun. Şöyle, pencereye vuruyor.
Dedi ki yukarıya gitmek istiyorsan götüreyim. Himmetu rical taklau'l cibat. İnşallah ahirette de bizi bırakmasınlar da. Biz bırakmayalım da onların Kuran Azimüşşan'a bağlılığını, sünneti seniyyeye riayetini, edebini, erkanını gönülden Cenabıhakk'a dönüşlerini bırakmazsan Cenabı hak lütfeder, ihsan eder. Bitmez. Zaten bihayri memnun buyuruyor Cenabı hak Kalem suresinde. Bitmeyen bir nimet ihsan ediyor Cenabı hak. Onlarda da öyle. Şimdi Mürşid-i Kamil'imiz bir yere girecekler, çantalarına bize diyor ki oğlum şu kitabı koy, buyur. Şunu da koy. Şimdi çanta kitaplar doluyor. Biliyorum onların hiçbirisini okumayacak. Fakat şunu da koy, şunu da koy. Varıyor oraya. Şimdi eseri açıyorum. Sami Efendi Hazretleri'mizin kitabından diyelim ki Uhuvvet Risalesi'nden Eshabü'n-emel müminuna ihva, açtı. E devam et. Güvence orada muahat hadisesi de var.
Abdurrahman Bin Avus Hazretleri'nin dünyaya meyletmeyip dünyaya meyletmemem sebebiyle kumları avuçlasam altun olurdu diyor, hiçbirini okumuyorum. Kayseri'yi teşrif buyurdular. Akşam bulunamadık biz yatılıda kaldığım için İmam Hatip'te, Sahabe Mahallesi'nde bir araya gelmişler. Sabah oldu ziyaretinde buyurdular ki oğlum akşam bir Ayet-i Celil okudum. Müminler ancak kardeştir, bir ledüniyyet doğdu dedi, bitiremedik dedim. Allah'tan almış. Şimdi her şeyi ondan almamız lazım. Öyle bir dayanalım ki, Essahne, İntansurullah'a yansurukun. Siz Allah'ın dinine yardım ederseniz Allah da size yardım eder, her hususta. Yeme içme ne olursa olsun Allah'ımızın yardımı olur. Ağız tadıyla yeriz, huzurla yeriz. Kimin verdiğini bilerek yeriz. Yeter ki oradan gelsin. Üstatımız dedik ya oradan gelir söz bizdedir, arada tercümandır bu. Oradan gelir dediği yer öyle bir yüksek ki bitmeyen bir ilim.
Kendisine zaten bu Kozan'da oranın belediye reisinin babası Hasan Basri diye herhalde irtihal etmiştir, ruhu şad olsun. Diyor ki ben çok hocaları dinledim, sizdeki bu ilim nedir Hasan Efendi diyor. Ben diyor bir türlü anlayamazdım, okuyorsun bir hadisi şerif. Bir türlü bitmiyor. Ben de diyor yerine göre talim görmüş bir kimseyim. Buyuruyor ki biz fişimizi Resulullah'ın Sallallahü Teala Aleyhisselam prizine takıyoruz. Hiç biter mi? Mümkün mü? Elbette ki bitmeyecektir. Aleyhissalatü Vesselam Efendimizin hadisi şerifleri anlaşılmış mıdır? Mümkün değil. Esrar dolu. Bakın bu hastalıkta bile Efendimizin Aleyhissalatü Vesselam hadisi şeriflerini naklettiler, gayrimüslimler. Diyorlar ki bundan işte o işte on dört asrı geçkin bir müddet zarfında bu kadar zaman geçen efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'ın mübarek sözleri diyor şu günde bizim size yapmış olduğumuz tavsiyelerdir diyorlar.
Bak evinizden çıkmayın diyorlar. Evinizden çıkmayın. Ne yapalım çıkmayalım? Tefekkür ederim en azından. Bütün kitaplıklar var, kitaplar dolu. Açalım okuyalım ve düşünelim. Ben evin içinde bak rahat hareket ediyorum. Mutfağa da girebiliyorum. Kendi evi olarak söylüyorum. Bir başkasının evi olarak değil. Ondan sonra istirahat yerime de varıyorum. Salonda da oturuyorum. Balkonu varsa oraya da çıkıyorum ama kabirde ne yapacağım? En azından bunu düşünürüz. Efendimizin o mübarek sözleri geçerli. Bütün ışık tutuyor bize. Bir söylemiş olduğu o mübarek söz, hayran kalmamak mümkün değil Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'ın sözlerine. Ashabı Güzin'den bir tanesi diyor ya Resulallah, tavsiyeler çoğaldı, Artık emirler de çoğaldı. Bana öyle bir söz söyle kiraz olsun ama bütün hayatıma yetsin. İman ettim de sonra dosdoğru hareket et.
Ulemai kiram bütün itikat, ibadet, ahlak, muamelat bu hadisi şerifin içerisindedir. Öyle bir söz söylüyor ki, ne demek bu? Mesela o Mucemü'l Kelim, Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam kısa cümlelerle çok büyük manalar ifade ediyor. Ne demek bu? Yani nedir bu? Yani nasıl? Bunun açılımı nasıldı? Nasıl izah edeceğiz? Şimdi bu görsel cihazlarda da müşahede edersiniz. Diyelim ki çok büyük bir saray. Biz bunu Selimiye Kışlası diyelim. İşte iki kardeş askerlik yapmış da birbirlerini görememişler. Şimdi daha çok Selimiye Kıştaları var. Buraya girmek istiyoruz biz. Odaları binlerce diyelim binlerce. Nasıl gireceğiz? Hapısının anahtarı bizde olacak. Anahtarını vermişlerse o siz gezmekle bitirilemeyecek bağıydı, bahçesiydi, havuzlarıydı, neyse artık. Bütün bunları müşahede edecek göreceksiniz. Efendimizin mübarek Hadis-i Şerifleri böyledir, Ayet-i Celile tarif edemeyiz.
Bu bize hepsi Allah'ımızın bir ayetidir. Ayet demek esrarıdır. O bir Ayet-i Celileyle. Mesela Ömer ibn-i Abdülaziz, Rahmetullah Ali ne diyor Eshabübiladdi vel yahseni ve ite I Bu Ayet-i Celile bütün Kuran'ı içerisine alırdır. Bak bir anahtar. Bir anahtar. İnşallah bunu alabilirsek kiminle alacağız? Herkese anahtarını verir mi evinin anahtarını? En çok itimat ettiği kimse kişi ona evinin anahtarını verir. Belki altunu var, kıymetli eşya var. Her birisi bir değerdir. İnşallah size veriyorum size güvendiğim için siz evimizin muhafazasında bize yardımcı olursunuz. Bak itimat ettiğine. Allah'ımız Kuran-ı Azimüşşan'daki yedi batın, yetmiş batın manalar denizin son damlasına kadar verilse bitmez. Kime veriyor onu? Okuduğumuz elimizde Sadatı Kiramın Arapça bir eser, hayatı geçiyor. Orada mürşitlerimizden biri buyuruyor ki bana diyor hurufu mukattaa diyoruz ya eshamde, elif lam Mim.
Bu diyor, bu Ayet-i Celilelerin, bu harçlerin bir sırrı açıldı. Aynen Ebu Hüreyre Hazretleri gibi. Resulullah'tan iki kalp dolusu ilim aldım, birini yayıyorum, birini diyecek olsam şu başım gider diyor. Gerçekten öyle söylüyor. Şu diyor hayatımı yok ederler. Benim öyle sırlar açılıyor ki diyor. Bir mesela ha mim. Oradaki nimin altındaki ilmin esrarı diyor bitecek gibi değil. Şimdi ne yapalım? Bak bir oradan konuştuk, bir buradan konuştuk, oradan getirdik, buradan getirdik. Bunu bir bir derleyelim, toparlayalım. Nasıl edelim biz? Şöyle yapalım. Bildiğimizle amel edersek Cenabı hak bilmediğimizi malum eder. Bildiğimizle amel edersek. Ama ameli kim için yaptığımızı çok iyi bileceğiz. Aynen bize Şahı Nakşibend Hazretleri'nin buyurduğu gibi, taharetiniz düzgün olsun bir. İkincisi abdesti çok düzgün alın. Üçüncüsü, kimin huzurunda durduğunuzu bilin.
Yani biz emrolunuyorsak bir vazife ile, mesela şimdi yat cezanı okundu. Bu yatsı namazı bize kimin emri? Allah'ımızın emri. Sünnetleri var Resulullah'ın sallallahu teala aleyhi ve sellem. Hemen söyleyeyim şimdi teravih namazı hiç. Böyle sekiz rekat, on rekat yok. Et teravihu eşşun erepa, yirmi rekattır. Öyle yetiştiremiyorum, bilmem filan, yoruluyorum, hastayım yok. Elimizden geldiği kadar dikkat edeceğiz. Hele şu zamanda. Her zaman Rabbımızın azamet-i kibriyasını bilen insanlar çekilip de böyle bir tarafa rahat etmesi mümkün değildir. Biz ahiretin rahatlarını istiyoruz. Dünyanın değil ki. Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz dünya benim neme buyuruyor. Bunu didikçe diyesim geliyor, teravih yirmi rekattır. Bak, evimize, ailemize artık nasıl tespit ederse, Ölüleme riayet etmemiz gerekir diyorlarsa o şekilde yapılır. Evlerimizde kılınacaksa evlerimizde. Ne diyorlarsa? Bu şekilde yaparız.
Kıldırırız onları. Hiçbir şey yapamıyorsak bile kendi kendimize kılalım namazımızı. Ne ki? Yirmi iki kat namazı ne ki? Şunu düşünelim, aleyhissalatu vesselam efendimizin mübarek ayakları neden şişti? Onun böyle bir hatası ne mi vardı? Gelmiş ve geçmiş bütün günahları bağışlanmasına rağmen mübarek ayakları şişiyor. Bizim uykudan gözlerimiz şişmesin. Resulullah'tı sallallahü teala ve sellem. Bütün peygamberler ona ümmet olmayı istemiştir. Ne büyük bir nimet bu. Gevşetmesin Cenabı Hak. Şöyle bir semaya bakan gevşeyemez ki. Yere bakan gevşeyemez. Ya bir taş bir taş. Allah'ımız taşla misal veriyor. Taştan bile sizin buyuruyor Cenabı hak kalpleriniz taşlar gibi oldu. Daha da sertleşti, katılaştı. Taşların öylesi var ki içinden sular fışkırıyor. Neden ağlıyor taş? Bunun bir hikmeti var. O da biz ağlayamadığımız için ağlıyor. Sabır hattında bizim Mürşid-i Kamilimiz ne buyuruyorlar damatlarını?
Sabreyleip ciğerini dağlayan, teslim olup Hakk'a gönül bağlayan, iki yüz yıl zellesine ağlayan atamız Adem'e olanı düşün. Bak, zellesine ağlıyor. Ağlamanın da gülmenin de bir ölçüsü vardır. Mesela bir meclis kurulmuş. Bir tanesi bir söz söylüyor. Oradakiler hep bir gülüşüyor. Yok böyle bir hal. Efendimiz böyle bir cemaate denk geldi sanc Allahü Teala Aleyhisselam. Buyurdular ki bunlar ölümü hatırlamıyorlar. Aslandan kaçar gibi kaçın denilen bu meclislerdir. Ondan hayırlı insanlar var. Bak şimdi internetler vasıtasıyla ne? Kardeşlerimiz ne yapıyor? Birbirleriyle görüşüyoruz. Sohbet ediyorlar. Aman ha diyorlar, devir böyle oldu. Ne yapıyorlar? İslam hukukundan. Bizim genç Safa'nın yapmış olduğu çalışmadan birisi bu. Bir diğeri İslam tarihinden okumak suretiyle birbirlerine hep yardımcı oluyorlar arkadaş grubu olarak.
Mesela biz sohbet grupları olarak katiyen, aman ha, gülmeler, gitmeler olacaksa hiçbir şey olmasın. Böyle şahsiyetli, vakuv bir şekilde arkadaşlarımıza bu telefonlar vasıtasıyla olsun ne yaparız? Sohbetlerimizi yaparız. Biz bunu düşünüyoruz zaten Rabbimizin lütuf ve keremiyle. Şu konuştuklarımız ne? Diyoruz Allah'ım, bir kişinin, söylediğimiz sözün biliyorum dilden geldiğini, Allah'ımız gönülden getirsin, bir tesir eder de affımıza vesile olur mu diye. Derdimiz bu. Yani çok ağır bir mesuliyetin içerisindeyiz şu anda. Yani hayırda bir delil olmak lazım. Allah'ımız şerde delil etmesin. Onlara örnek olabilmek ne kadar zor bu? Ne kadar zor bu? Vebali var. Ağadın da gülmenin de ölçüsü olacak. Cenabı hak bir de ağlamanın da gülmenin de ölçüsünü, eserine? Onlar onlar az gülerler ama çok ağlarlar ve sonra dikkat buyrulursa Ayet celle emir ifade ediyor.
Emir, onlar felya ve haku galiyle az gülsünler. O azim günde. Her şeyin ortaya döküldüğü bir günde. Onun katında gizleyeceğimiz, ireceğimiz hiçbir şey yok. İnşallah biz bu Esadi Erbili Hazretleri'nin Mektubat'ını okursak orada daha güzel göreceğiz. Buyuruyor ki, orada diyor hiçbir avukat, yardımcı, bilmem filanın olmadığı bir mekanda bulunacaksınız. Hakim mi? Mutlak Cenabı Hak. İşte vay sana delil olalım, sana yol gösterelim, bilmem falan. Hiçbir kimsenin yardımcı olmadığı günde. İnşallah hata olmaz. Bakara Suresi'nde yüz yirmi üçüncü Ayet-i Celile olarak hatırlıyorum. Kuran-ı Kerim bir alabilirsem, çok müthiş bir ayeti celle, hiçbir yardımcı yok, o günde. Bu iki yerde geçer. Birisi de Bakara suresidir. Evet. Esad Erbili Hazretleri buraya işaret buyuruyorlar. Bu Ayet-i Celileye işaret buyuruluyor. Böyle bir gün. Kaçamazsın, gidemezsin. Mümkün değil. Çıkış yok. Kurtuluşu yok.
O huzura varacağız. Ama ne diyeceğiz? Cenabı hakk'ın huzurunda ne söyleyeceğiz? Onun için işi burada yumuşatmamız gerekiyor. İşi burada yumuşatacağız. Bizim kurtuluşumuz da burada, Allah korusun o hale götürmesin Cenabı Hak ashable. Hiçbir yardımcı yok. Ne yok? Kendi başımıza kaldığımız ol günde Cenabı hak soracak. Ne yapacağız? Hiçbir yardımcı yok. Ama dikkat edersek Kuran-ı Azimüşşan bize yardımcı, yaptığımız taatler yardımcı ama şunu görüyoruz, ürkütmek için söylemiyorum bunları. Yani bir, bir Cüneydi Bağdadi Hazretleri, saatlerinin Hubble olduğu düşüncesine sahip olunca zünnar'ı kuşanasın deniyor. Yani yapıyoruz ama amellerimiz makbul mü? Çok Ayet celleler almışız. Güldüren de ağlatan da Cenabı haktır. Onlar neye seviniyorlar? Gönüllerindeki nefsani ve onun arzularının perdesi kalktığı zaman seviniyorlar. İzatecelle bir sıfatil cemal. Allah'ın cemal sıfatının tecellisiyle gülüyorlar.
Niye ağlıyorlar? Ve ebka ağlayışlarla İzatecelle bir sıfatil Allah'ımızın celal sıfatının tecellisinden dolayı. Sonra gözyaşı salihlerin alametidir. Gözyaşı siler günahı, Hakk'a aşığım vallahi. Yunus Emre Nos'a gerek. Gözyaşı siler günahı, hakka aşığım vallahi diyor. Bulut ağlarsa rahmet yağıyor. Gönül ağlarsa, göz ağlarsa o zaman Allah'ımızın mağfireti yağıyor. Ashabı güzünden biri cehennemden nasıl kurtulurum ya Rab deyince Ramuzelle Hadis Hadisi, Ramuzelle Hadis. Buradan alınmıştır. Sorunca cehennemden nasıl kurtuluruz, nasıl kurtulurum ya Resulallah deyince Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz gözyaşı. Efendimizin o kıtası inşallah diğerlerini Allah'ımız lütfederse başka zamana bırakalım, Ramazan-ı Şerif'e çok yakın. Dediğim gibi teravihlere dikkat ederiz, huzur içerisinde. Okuyalım sonra büyüklerimizin hayatlarını. Oruçta bir sır var ashabına.
La allekum tettekun oruç Ayet celilesinin son kısmında. Umulur ki Allah'tan korkarsınız buyuruyor, Cenabı hakk'ın korkusunu temin edecek. Mesela biz şimdi bahçeye dikmişiz dolu ağaçlar, fidanlar. Bunlardan beklentimiz ne? Meyvedir. Bunu bir gölgelik diye bir, ne diyelim, gelişigüzel dikmedik ki. İşte armutsa onun meyvesini alalım. Kirazsa kiraz meyvesini alalım ve sahi. Neyse artık. Şimdi biz namaz saatinin meyvesini nasıl alacağız? Namaz kötülüklerden alıkoyar insanı, böyle alacağız. Daha meyvesi yok mu sayılmayacak şekilde. Oruç meyvesinin biz fidanının meyvesini nasıl alacağız? Takva ile alacağız. Sonra zekat. Bunun meyvesini nasıl alacağız biz? Kalbimizdeki cömertlikle alacağız. Cihat. Bunun meyvesini nasıl alacağız? İlev kelimetillah. Allah'ın dininin yüceltilmesi. Daha bütün taatleri buna kıyas ederiz. Velhamdülillahi Rabbil alemin.
Aleyhissalatü Vesselam Efendimizin ruhu tayyibelerine, ehlinin ashabına, peygamberanizan ve Piranizan bütün geçmişlerimizin ruhları için bir Fatiha üç İhlas-ı Şerif.