Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz, iki gününü denk olan zarardadır. Şimdi Mukaddime dersi ilk evvela almış olduğumuz vazife, sorulduğu zaman yirmi beş sene oldu diyor. Halbuki bu altı ay iyi bir çalışmak suretiyle, iyi bir çalışmayla kaza-ı namazlarımıza da dikkat ederek Cenab-ı Hak ile aramızdaki vazifeler, kullar arasındaki görevler bunlara dikkat ederek. Çünkü artık biz bir mektebin talebesi olmuş oluyoruz, irfan mektebini. Şimdi üniversite imtihanı girdiler, açıklanıyor, hep bekleniyor acaba puanımız ne gelecek diye, nereyi kazanacağız diye. Veya gireceğiz iyi bir çalışma. Çünkü ben diyor tıp, tababet, bunu istiyorum diyor. Mesela bir diğeri mühendislik istiyorum diyor ama iyi çalışıyor. Bunun gibi maddi olan çalışmalarımızda nasıl gayretimiz oluyorsa, bunda ölçülemeyecek şekilde.
Bu bu dünyada sınırlı ama ora ebedi Rabbimizin lütuf ve keremiyle, birbirimize de çok yardımcı olmamız gerekiyor. Özel, öğütlerle, nasihatlerle, hayırlı sözlerle mühim olan bu. Daha mübarek zatın sözlerinden burası çok önemli, hatta mühim diye kaydetmişiz. Oraya gelmeden önce şunu ifade edelim ve galip buyurdular ki Es-Selametü kulliha fi yatizalinnes Hemen hemen Evliyaullah'ın sözleri birbirlerine çok yakın. Vurguları hep aynı. Bir hocamızdı bizim, bir kasabada oturuyordu, oradan ilaç alıyor, bir torba diyor ilaç veriyorlar diyor, param da yetişmiyor diyor, param da yetişmiyor, ilaç da çok diyor. Sonra nasıl olduysa bir dış ülkede kalmış, hastayı diyor yine götürdük, Fatih fazla diyor ilaç vermedi, iki tane verdi. Hem keseyim rahatladı diyor, hem de hasta rahatladı diyor. Çok ilaç ver diyor.
Şimdi bakıyoruz, evliyaullah'ın vermiş olduğu ilaçlar dünya ve ahiretimizin kurtuluşuna medar, duyuyoruz. Duyuyoruz değil, bizzat dinlerdik Elhamdülillah. Beş esas etti Sami Efendi Hazretleri'nin Kuddiseallahu Sırr'ı Mücallesetüs salihi, ve kıyametlül, beş, gece namaz kılmak, mideyi helal lokma olursa bile fazla doldurmama, Kuran-ı Kerim manasını düşünerek okuma, Seherde zarilik denir der, yani yalvarıp yakarmak Cenab-ı Hak'ta. Bu biraz değişir. Tazarru ve niyaz gönülden olur, o dilden olan değil Bir de salihlerle, hayırlı insanlarla oturmak, o beş tane. Bir ömür bunu konuştulardı bir iznillahi kamillerimizde de hep böyle. Diğer mevzulara ne kadar dalsa bile önemli olanları beyan buyuruyorlardı. Mesela bu derslere üç şeyin zararı. Bunu çok duydum. Bir, şer-i şerife muhalif hali. İkincisi gafillerle bulunmak. Üçüncüsü de ziynet kabilinde.
Yani bize yetecek kadar halımızda, bunun yanında oturma guruplarında, mutfak eşyası da buna benzer, neyse yettiği halde daha bir üstüne meyletmek. Bunlar, Evrad ve Ezkar'ın zevkine maniydi. Aynen bunun gibi evliyaullah'ta da hep gördüğümüz budur. Okuyunca hemen hatırıma geldi bir iznine, buyuruyor ve gal, es-selamet kulya fi al tezalin nas, Yani insanları tamamen terk manasına değil bu. Mesela akrabam olur, ondan sonra diğer yönlerden arkadaşlık yaptığın kimseler olur, iş ortağı olur, askerde beraberdir vesaire. Eskiden beri komşuluk yapmış, böyle arkadaşları var. Buyuruluyor ki, bunlarla görüşürken gönüllerini alın, onları memnun edin, mesrur edin ama fazla durmayın. Böyle, Sanhanım Efendi Hazretleri'nin evlatlarından gördüm. İlçeye geldiler, yakın bir ilçe. Orada geldikleri arkadaşlardan bir tanesinin zannederim ağabeyisiymiş. Geldiler, oturdular bir kahve ikram edildi.
Yalnız biraz oturduktan sonra daralma başladı. Böyle oradan buradan sözler olacağı zaman dediler bize müsaade edin, bir arzu isteğiniz varsa buyurun deyip ayrılın, bu kadar. Gönül alacak kadar buyurun. Yani tamamen tek manasında değil, Allah'ımızın yarattığı kullar. Şimdi peygamberlerimizi düşünelim, onlar salih bir kavme gelmediler. Hep bir müşrik ortamın içerisine düştüler, müşrik bir ortam. Ne yaptılar, tebliğde ve davette bulundular. Vel'ferahu külli fi halveti billah. Şimdi bunu biz nasıl gezeceğiz, bu esası nasıl gezeceğiz biz. Buyuruyor ki Halvet yalnız kalıyor. Yalnız kalırken işte buralar, bizim yakalama çalıştığımız yer buralar olmalı. Buralar için gayret göstermeliyiz. Buyuruyor ya esame. Ey amel edenler asıl bu iş için amel edin, çalışın. Ey gayret gösterenler, yine bu iş için. Ne için?
Yalnız kaldığımızda da, insanlar içerisinde olduğu gibi yalnız kaldığımızda da daha bir Allah ile beraberliğin yoğunlaşması gerek. Bak şu anda anlayamıyoruz bunu. Allah ile beraber olmanın zevkini anlayamıyoruz. Niye, takmamışız ama tadan kimseler bir an onlardan gafil olmayı cehennemde yanmaya, yanmayı tercih ediyorlar. Ayrılmayalım Rabbımızdan diye artık duydunuz zevk. Bak şu anda bize bir değişim olur inşallah, olmuyor ama. Olanları müstesna. Niye? Derler ya bu bezle bir tarağımız olsa, böyle derslerimizde, muhakkemizde, her anımız bir muharebe halinde bulduğunda o güzel düşünceler gelir aslında. Böyle kalbini aşmış arşi az ama bunu pek demezler ama biz söyleyelim size, ne kadar yaşayamasak bile. Halbini açıyor, orada Allah'ımızın nurundan içiyor. Arşın tarifi yoktur. Bir izaha göre sadece isim olarak var demiş büyüklerimiz.
Diyorlar ki arş-ı Azam bu diyorlar isim olarak var ama künhüne gelmek herkese müyesser değildir, diyor. Onda yoğunlaşa yoğunlaşa artık kabuğu ne yapmış oluyor? Kabuğu ermiş oluyor, kabuktan çıkmış oluyor, meyveye eriyor. O zaman işte bulmuş olur. Böyle arkadaşlarına beş şeyi tavsiye buyurmuşlar. Eğer size bir hakaret varsa bu hepimizin başına gelen bir iş, hepimizin. Evde de olur, dışarıda da olur, her yerde olur. Hep güzel geçmez. Yani hayat hep böyle düzgün olarak yetmez. İnişli ve çıkışlı devam edelim hayat. Bu da Rabbimizin bize bir imtihanıdır. O inişli olan halde sabredecek miyiz? Çıkışlı her şeyin rahat olduğu bir zamanda da şüphe edilebilecek miyiz diye. Zulme uğradığınız zaman, featuhu limon, siz zulmetmeyin ama biz şeriatsizlik buna razı olunmaz. Onu gönül de kabul etmez zaten. Eğer nurlu bir gönle sahip olursak olmaz.
Bir Ayet-i Celileyi bir hatır diye birsem, ve eşrefatribi arru min yuriy rabbiya. İnşallah doğrudur. Allah'ımız arzı kendi nuruyla aydınlatıyor. Biraz önce gördüğüm ayeti. Diyoruz ki arzı Cenabı Hak nuruyla aydınlatıyor da benim kaplarım kap, kamil müminin gönülleridir diye buyurduğu kalplerimizi neden nurlandıramıyoruz? Bu geldi hatırıma. Ya Rabbi arzı şu toprağı nurunla aydınlatıyorsun da bizim kendi zatına ait kıldığın bir şahıs olarak bizi ve bu şahsımızda en önemli olan benim muhabbetim kamil müminin kalbine girer diye buyurduğun mekanda bu nur neden yok. Bu nur olsa hakla batını ayırmak çok kolay olur. Yolumuz aydınlanır. Artık ileriye adım atabiliriz. Karanlık olunca nasıl yürüyeceğiz, etrafımızı hiç göremiyoruz, günümüzde göremiyoruz. İnsan korkar acaba bir dere mi gelecek, bir tepe mi gelecek, bir çukur mudur?
Allah korusun bir yırtıcı hayvan mıdır nedir bilemiyoruz ama aydınlandığında apaçık görüyoruz. Kalbimiz ilahi nur ile aydınlanacak olursa Allah'ımızın emirlerini görürüz, nehiylerini görürüz. Bizim için faydalı olan nedir? Hep bunları görürüz, adım atmış oluruz. O zaman insan olur. Mesela bizi methediyorlar. Şimdi hayatımız değişti. Bir kısım kimseler olarak böyle bir medih, bir övgü, aman ha sen şöylesin, aman ha sen böylesin, bak size bir tanesin deyin, bilemezsiniz. Ravza-i Fatih-i Nebi ile sallallahu teala aleyhi ve sellem bu kadar olmaz. Bir kimseye bu şahit ispatlı bulduğu için diyor ki senin şöyle yüzüne baktın, aynen Ravza-i Mutahhara'daki direkler gibi. Hey Allah, oturalım da. Hindi ilahide bu söylediğimiz sözün acaba vebali nedir? Haydi o yüz öyle değilse oranın bir taşı dahi alınıp getirilemez. Taş feryat eder. Beni buradan neden ayırdınız diye feryat eder o taş.
Bu Cemil Baba Rahmetullah Ali şoförün birisine şoförün birisine demiş ki Medine'nin taşından bana getirir. Unutmuş. Yolda gelirken artık Suriye tarafımı ver, Nireyse oradan birkaç çakıl taşlarından almış. Ne diyecek demiş, bunu Cemil Baba'ya götüreyim. Gelmiş, Cemil Baba emanetini getirilir. Ne demiş, şöyle bir koklamış. Öyle bir akmış ki sen kimi aldatıyorsun demiş. Bu Medine kokmuyor. Oranın her sokağından nur, yani medih'te böyle aşırıya girip o kelimeleri kullanmak istemiyorum ama tabaspus kelimesini söyleyebilirim. Normal şekilde, biraz önce aleyhinde bulunduğun bir kimse yüzüne karşı doğru oturup doğru kalkacaksın. Böyle metholunduğunuz zaman sevilmeyin. Bu hal ister, bunlar makam ister. Mesela bizim üstadımız methedildiği zaman bir kimsenin buyuruyordu, adı Ahmet olsa ona Mehmet deseler şöyle dönüp bakmaz.
Bana evliya deseler, bana ne bileyim en yüksek makamda kurbiyette deseler, ünsiyette deseler dönüp bakmam çünkü öyle bir halde değilim diyordu bize, yol gösteriyor. Sana konuşuyor aleyhinde sözler söylüyor, sevmeli. Ondan dolayı da şikayet etmeyin. Sizi yalanlıyor, yalanlıyor. Siz de kalkıp ona buğz etmeyin. Size ihanet ediyorlarsa sen böyle mi yaptın, ben de böyle yapacağım demeyin. Şimdi şunun üzerinde çok duralım, biz Tarikatı Aliyyedeyiz bunları aştık demeyelim, buna evliyaullah inanmaz. Bizzat gördüm onlardan, bir yerlerde bu nefsin oyunlarını biz biliriz diye. Bu ancak kamil insanlarda oluyor. Mesela bir söz söylenti de hazmedemiyor. Onu illa, illa bu kelimeyle kullanmak istemem, ifade edeceğiz. Onun beş katı veya on katı demedikçe rahat edemiyor. Çünkü bize bir söz söylemiş, bu içimizden çıkmıyor. Neden? Biz Rabbimizin muhabbetine ve marifetullah'a eremediğimiz için oluyor.
Çok genç yaşta hacca gitmiş. Efendim bak başka kimseler pek misal de verilemiyor. Alıyoruz alıyoruz onlardan misalmiyoruz. Alıyoruz alıyoruz onlardan misalmiyoruz. Memleketimizde halı bir tarih çok iyi giderdi ve kabul de görürdü. Bak bir örnek halıları ararlardı. O kasabanın her bir evinde örnek halı olmaz. Ya bir ya iki kişi. Örnek olan kimseler çok olmuyor, az olmuyor ve ele de geçmiyor. İnsanlar çok, hocalar da çok, hacılar da çok. Fakat biz aradığımız bir cemal var, aradığımız bir yüz var, aradığımız bir öz var, aradığımız bir hikmetli söz var, onu bulamıyoruz işte. Bu, mühim olan bu. Hep onlardan, işte aç yolculuğu dedim ya münasebetsizlik yapar birisi. Efendimiz genç olmasına rağmen demiş zaten ben de o söylediğinde sözler saydıysa kendisini saymıştır o da. Ben diyordu. Sonradan ne demek ediyor, bu bir tanesi binlerce, keşke hepimiz için bu güzellikler zuhur etse, keşke.
Ya garp, galeli Ebu Süleyman ya Ahmet, eyekunu şeyhün adam ı sevaben minas sabır. Diyor ki sabırdan daha üstün bir hal var mı? Gerçekten sabır müstesna. Zihnimizin iki yerinde müteşekkir bir bütün bu durum birisi, şükür birisi de sabır, sabır çok önemli. Sabırdan dedi daha bir üstün olan var mı Süleyman-ı Darani Hazretleri'ne? Baddesallahu sırı? Kultü neam erru daanillah Allah'tan gelen celle celalühu her şeye razı olmak. Sonra dedi, yuhruf ebrar, Hayırlı kimseleri nasıl tanırız buyuruyor. Bir kitmenil masaib böyle başına sıkıntılar gelir, bu sıkıntıları anlatmaz. Onun devamlı gizler. Biz buyurdu hayırlı kimseleri başına gelen o derd ü belayı, sıkıntıyı gizleyen kimseler olarak biliriz. Sonra tekrar ifade buyuruyor, bununla da tamamlamış oluruz Allah'ın izniyle. Hepsi birbirinden güzel, hepsi bir inci, böyle terazilerin tartamayacağınız bizim.
Likulli şey in sade in, her şeyin bir siri, bir pası vardır, olur. Mesela burada, bu rahle diyelim, ne kadar temizlense bile birkaç gün üstü silinmese toz arıyor. Bakıyorsun demir, paslanıyor demir dövüyor vesaire. Hepsinde bir, iki oluyor temizlenmeyince. Şimdi kalbin nurunun, kalp artık nurun merkezi olması gerektiğinde beyan duyuluyor. Yani kalbe Allah'ımızın muhabbeti en oraya girecek olan nedir ilahi muhabbettir. Bazen yerler hazırlarlar ya, bu uçakta da hazırlarlar, ondan sonra trende de hazırlarlar, metal olarak da hazırlarlar, en güzel yer hazırlarlar. Kim için En yüksek derecede olan, en yüksek makamda olan kimseler için hazırlarlar. Geldiğinde istirahat edecek, geldiğinde buraya oturacak diye. Bunu Cenabı Hak Kuran-ı Kerim'de Esselamle fimak adde sıdgın inde meliki muktedir ayet-i celilesi ile haber veriyor. Onlar sıddıklar koltuğunda Rabbimizin katındadırlar, dünyada da gider.
Şu bazen bizi taaccübe götürür, yanlış yapıyorsak Rabbimiz bizi bağışlasın. Diyorum ki işte biz öldükten sonra cehennemmiş, cennetmiş. Niyeymiş diyorsun ki, cennet de var cehennem de var. Ölen kimseye biz terkinde demiyor muyuz? Diye başlıyoruz. Cennette hak cehennemde aslında hepsi burada, hepsi burada. Cennette tabii kademeler var. Yüz tane derece var cennette. Bunu Rabbi Zülgelalimizin esması olarak haber verilmeli. Cennetin kapısını sıfat-ı sübutiye olarak haber verirler. Hepsi burada. Eğer burada oraya layık, oraya girecek, ahlakı temin etmişsek ama tam manasıyla bir odadan diğer bir odaya geçer gibi haberi bile yok. Bilmiyorum. Hatta ruhu soruyor da cisim olmadığı için bilinmiyor, ruhu soruyor. Bak kimse anlamıyor ki, dokunuyor bile. Bu cenaze kimin diyor mesela. Bak ruh olduğu için cisim olmadığından bilinmiyor. Kendi cenazesini de kılıyor. Olur mu bunlar? Neden olmasın?
Bu memleket onları çokça yaşayan bir yerdir. İşte bir geriden bakmak gerekiyor. Böyle ışığın altında karanlık bir halde değil de şöyle bir geriden seyretmek. Şunun sözü bunun sözüyle değil, şunun gözü bunun gözüyle de değil, hakikat gözüyle. Demişler ya Mecnun'a yahu Leyla kuru yağız bir kız, bu senin ne için bir iğne, bir ipliğe döndüm, aşkından zayıfladın bu hale döndüm. Nedir o kara yağız kız? Onu görmek için mecnun gözü gerek diyor. Bu hakikatleri görmek için, o hakikatleri görmek için basar değil basiret gerekiyor. İlim var ama ilmin yanında hikmet gerekiyor.