Ruhun Arınması ve Manevi Dereceler kaydında Bismillahirrahmanirrahim, hayırlı olan bir mecliste bulunduğumuz zaman en azından günahtan uzak oluyoruz, isyandan uzak oluyoruz. Bir de insanın gönlüne nedamet de geliyor, bir pişmanlık. Artık kötülük beni helak edecek çünkü şeytan aleyhillane ateşe götürür, nefis onun alevindendir. O da bizi aynı yöne kılavuzlar. Ben Rabbime döneyim,…
Bismillahirrahmanirrahim, hayırlı olan bir mecliste bulunduğumuz zaman en azından günahtan uzak oluyoruz, isyandan uzak oluyoruz. Bir de insanın gönlüne nedamet de geliyor, bir pişmanlık. Artık kötülük beni helak edecek çünkü şeytan aleyhillane ateşe götürür, nefis onun alevindendir. O da bizi aynı yöne kılavuzlar. Ben Rabbime döneyim, Halık'ıma döneyim düşünceleri diyor hasıl olur. Bir de estaizübillah ve sakunu ma sadikin ve sadıklarla beraber olun. Böyle oturduğu zaman belki içimizde hayırlı kimseler vardır, onlarla oturmanın da bir bereketi hasıl olacaktır. Şu şekilde de düşünebiliriz, insan havası güzel bir yerde bulunur. Diyelim oksijeni bol. Bunu pek bilemeyecektir, anlayamaz ama o havada bulunması onun kanının bile değişmesine sebep olur. Kanı temizlenir. Hayırlı meclislerde bulunulduğu zaman insanın ruhunda bir değişim meydana gelir.
Öyle olur ki Bu çok güzel bir yalvarış yakarıştır. Ey hallerden hallere geçiren Rabbim, bizi bulunduğumuz şu münasebetsiz halden güzel hallere eriştir diye yalvarmak, yakarmak. Bu şekilde düşünüyoruz, yine de birkaç madde halinde sıralamaya çalışalım. Necmetdini Kübra Hazretleri, Fahreddin Razi Hazretlerinin üstağazıdır. Zaten tefsirler içerisinde en seçkin olan Fahreddin Razi Hazretlerinin tefsiridir. Fahreddin-i Razi Hazretleri kendisine intisap etmiş. Yalnız şöyle bir hadise var, böyle bir yere giderken Fahreddin-i Razi Hazretleri eserleriyle gidiyor. O eserlerini Efendi Hazretleri bana ver diyor. Her bir kitabı alıp suyu açıyor. Emir buyurduğu için atıyor. Yalnız bir kitabı var ki hepsinin hemen hemen hülasası durumunda, özeti durumunda. Onu devamlı gizliyor. Efendi Hazretleri bir dinle biliyor, diyor ki o kitabı da verir. Kitabı vermek istemeyince velilerin kerameti de olur.
Velilerin kerameti de olur. İtikaden böyle. Enbiya da mucize, velilerde keramet, akaid kitaplarımızda mevcut bu. O kitabı da ver diyor. Vermek istemeyince suya atmış olduğu kitapların tozlarını sirkeleri kendisine teslim ediyor. Diyor ki ben size bu kitabı suya atarken gönlünüze atmaya çalışıyordum. İlminiz Allah tarafından bir ilim olsun, ilminiz haşyet olsun, Rabbi Zülcelal'mize büyük bir tazim olsun, bu tazimle ilmi, ilmi münasebetlerde bulunun, ilminiz bu şekilde gelişsin istiyordum diyor ve böyle anlatır şeyinde bile tefsirinde bile göreceksiniz. Ruhi yönlere çok temas eder. Gönül yönlerine çok temas eder. Buyuruyor ki, alametulul-muhib kime sorsanız Allah'ı seviyor musunuz Celle Celalühü? Hep ne denir? Evet, seviyoruz Cenabı Hakk'ı. Mevlana'mızın bu hususta bir sözü var. Buyuruyor ki sakın kendini aşk sahasına aşkım diye atma.
Zira o meydana girenlerden şartlar ister, şartlar der, bunun gibi. Onun dışında, onun dışında aslında genel mana bu, hiçbir şey görmez. Her şeyi Rabbimizde görür, her şeyi. Çok kısa bir beyanda bulunmuş ama manası çok geniş. Yaşayış olarak da ilim olarak da onun dışında hiçbir şeyi görmez muhabbet ehli diyor. Ali Kerim Aleyhi ve Sellem Efendimize Cenabı Hakk'ı göster derler, o da olmadığı yeri gösterindir, her yerde hazır ve nazır. Burada üç yaşında bir veli var. Dayısı Muhammed Sevvar, Gakkdesallahü sırra Sehl bin Abdullah Ettüsterih Hazretleri'nin üç yaşında gece namaz kılar. Dermiş ki dayı kalbim kararıyor, gece gece namaz kı diyor. Dais da demiş ki Allahu mai, Allahu naviri, Allahu şahidi, Allah'ımız beni görüyor, Allah'ımız her halime şahit, beni biliyor demiş. Gören, bilen, duyan o. Es'ayübillah vela yuhytunebişşeyhim ila ahirillah'ya onun ilmini hiçbir şey kuşatamaz.
Ruhun Arınması ve Manevi Dereceler kaydında Bismillahirrahmanirrahim, hayırlı olan bir mecliste bulunduğumuz zaman en azından günahtan uzak oluyoruz, isyandan uzak oluyoruz. Bir de insanın gönlüne nedamet de geliyor, bir pişmanlık. Artık kötülük beni helak edecek çünkü şeytan aleyhillane ateşe götürür, nefis onun alevindendir. O da bizi aynı yöne kılavuzlar. Ben Rabbime döneyim,…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 15 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Vesihat ilmi kulle şey ilmi her şeyi kuşatmıştır, her şey onun ilmi dahilindedir. Çok müstesna bir kimse olduğu için söylediği sözün altında çok da esrar var. İnsan yaşar, bazı güzellikler yaşar. Olur bu. Gönülde olur, yerine göre rüyasında olur, evradında olur, ezkarında olur. Ne olursa olsun aynen Zünnun-i Mısıyı hazretleri gibi bize diyor manevi keşifler olur, manevi haller olur, acayip haller yaşarız fakat diyor, ben kırk gün beklerim. Bunun Kitabı Azime, Kitabı Mecide ve Sünnet-i Muhammediye'ye uygunluğuna bakarım diyor. Hal olarak yaşadı. Eğer uyarsa onu kabul ederim, uymazsa kabul etmem dediği gibi. İlmen de öyle. Efendimizin sallallahu aleyhi ve sellem süzgecinden geçen, şu okuyacağım Hadis-i Şerif'i fıkıhta temel esas olarak kabul ederler. O da herhangi bir söz ki Resulullah'a uymazsa red olunur. Hangi söz olursa olsun, öykü Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem.
Men ahdete, hze, bir söz, bir hareket, bir davranış eğer ona uymazsa feu ve rabt. Men ahdesebi emrin ahada mal ise minu feu ve rabttır. Bunu ifade ediyorum. Yine bunu söyleyen de Bayezid-i Bistami Hazretleri. Şöyle düşünelim, ilim meydanında en üstün seviyeye ulaşan kimseler, Sadece ilim değil, irpanda da hikmettir. Hikmet, nedir hikmet? İlmin esrarıdır. Hikmet, Kuran'ın, Kuran Azimüşşan'ın ve sünneti Muhammediyenin batıni yönleridir. Sevdiğinin zikrini hiçbir zaman unutmaz. Her zaman gönlü onunla meşguldür. Sevdiğinin zikrini onun artık düşüncesidir, onun görüşleridir. Ne ise ef'ali de olur, akvali de olur, hali de olur. Hiç onun gözünden, kalbinden, gönlünden geçmez. Aynı zamanda ibadet ve saatte de hep ona yönelir. Ve la işte insubegayrihi.
Allah'tan başka hiçbir şeye ısınmaz gönlü ve kendisi öyle bir müstesna ifade ki Allah'ım diyor ben senden seni isterim ve inni le uridü minallahi illallah. Senden seni isterim Ya Rabbi diyor. Cenabı Hak'la muhabbet hususunda yine bu muhabbete ait. Böyle zararlı, sıkıntılı, yırtıcı, ondan sonra parçalayıcı bir hayvandan kaçar gibi insanların şerrinden kaçın. Hayırlı olur müstesna, Onlarla bulunmamız ancak irşad ve ıslah noktasında. Çünkü biz mutmainne sıfatını elde etmiş bir kimse değiliz. Yani huzura girmiş, tamamen nefsinin hiçbir kalıntısı kalmamış kimse olsa bir noktada caiz ama öyle bir halde olmadığını biz de bozulabiliriz. Biz de değişebiliriz. Ondan dolayı zaruret miktarı bir arada bulunursunuz. İlşadında, ıslahında onu Mevla'ya yönlendirmek de bu müstesna. Ve ismihu fi kalbi himem koşun. Bu Rabbi Zülcelal'imizi söylüyor. Bize dikkat edersek evrad ezkar veriyorlar.
Onda diyorlar ki bir kısmını açıktan okuyun, bir kısmını da kalbiniz ilahi kudreti düşünerek okuyun. Böyle yapmalarının sebebi çünkü kalpte yanmalar başlıyor, ısınmalar oluyor. Sonra çok sıcak bir hale geliyor. Kaynar bir suyun kaynaması gibi kaynıyor. Çünkü yüz derecede su kaynar ve içinde de mikrop kalmaz. Zikrullah'ın içten okunması kalpte böyle bir ateş hasıl oluyor. Sonra o suyun diyelim hava gazın, onun üzerindeki bir gezi düşünelim, atmaya başlıyor su kaynıyor, okur, okur kaynıyor, sonra normal halini alıyor. Böyle kaynadığı zaman ne oluyor? Ne oluyor? İçindeki hasetlik mikrobu, kin, buz, hayvani arzular, şehevi duygular, bunlar artık geçiyor. Ama iyi dikkat edersek. Yalnız bu kaçışta bir mana var. Kuran-ı Azimüşşan'da Zariyat Suresi'nde Cenabı Hak buyuruyor. Allah'a kaçın. Esaimle fefirruhu ile Allah ve Allah'a kaçın. Buradaki kaçış sevgi manasını taşır.
Allah'a koşun, onun emrine koşun, onun muhabbetine koşun, onunla kuracağınız ünsiyete koşun, dostluğa koşun, kurbiyete, ona yakınlığa koşun, ona muhabbete koşun ve sevgi anlamını taşın. Burada bir hayvandan ürküp de kaçmak gibi değil. Buradaki kaçış onun aşkına koşmuş. İsmi de diyor gönülde nakş olur. İyice yerleşecek bu. Zaten Cenabı hak kalbimize ismi Celil'in nakşetmiş. Bunu şimdi kalbin sol cihetine doğru, sol cihetine doğru etten Lafza-ı Celal'in yazılı olduğu zaten tespit ediliyor. Fakat orada kısaca bir nokta var. İmanın yazıldığı bir nokta var. Aslında kalbin hepsi değil, kalp kanı devrediyor. Kanı devrediyor vücutta. Asıl olan süveydai derun diye siyah nokta demek. Rabbımızı zikreden, onun muhabbetinin olduğu, onunla dostluğun olduğu, Cenabı Hak'tan korkunun, ona tazimin, ona dönüşün, beni ne yer aldı, ne sema kamil müminin kalbi aldı buyurduğu nokta o kısımdır.
O nokta, o nokta siyah bir nokta. Mesela rabıta yapıyor kişi, rabıtasında eğer Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz'in müsaade buyurduğu kimse ise onun kalbini kalbinin üzerine tutmak suretiyle zaten o büyüteçler güneşe tutuluyor. Güneşin ışınlarını süzerek hangi eşyaya tutuyorsa onu yakmaya başlıyor. Bunun gibi o gönül Rabbimizin esma tecellisini, sıfatı ilahiye tecellisini, zati tecellileri, zati tecellileri almaya yetenekli olduğu için onu kalbimize tuttuğumuzda kalbimizdeki kötülükler yanmaya başlıyor. Diyelim cimrilik sıfatı, ölüyor. Bunun yanında tamah sıfatı ölüyor. Kötü düşünceler ölüyor. Bunu iyi tutacağız biz. Arınma olunmadıkça mümkün değil. Temizlenecek ki temiz et, önü levini dost gelecek kondurmaya dediği gibi Yunus Emre'nin kalbimizin arınması gerekiyor, temizlenmesi gerekiyor. Biz bunu gündelik bütün hayatımızda görüyoruz.
Bir mutfakta diyelim ki bir kaba yemek konacaksa o kabın tertemiz olması lazım. Bu kalbe Rabbamızın zikri konuyor, muhabbeti konuyor. Tevhid gibi Rabbi Zülcelal'imizin vahdaniyetini ifade eden bu kelime-i tayyibe konuyor. O bakımdan tertemiz olması gerekiyor. Arınacağız başta, temizleneceğiz. Rabbimize muhabbetin işareti, kalbine artık nakşolunmuş, yerleşmiş. O yerleşince onun dışında düşünceler kalmıyor. İmam Malik hazretlerinin dediği gibi, ben diyor sufilerden böyle hayırlı kimselerden duyduğum şu sözleri başka kimselerden duymadım diyor İmam Malik Hazretleri. Birisi zaman bir kılıçtır, siz onu eğer değerlendirmezseniz o sizi keser. İkinci olarak da kişi kendini hak ile meşgul etmezse batıl onu istila eder. Siz hakla meşgul olacaksınız ki batıl içine giremesin. Gündüz bakıyoruz güneşteymiş, her taraf aydınlanmış, karanlıktan eser yok.
Bu imanın eğer yıkan, yakin haline gelirse, gaybe iman tecelli ederse, sonra imanımız tahkik haline gelirse, ibadetimiz ihlas da olursa, ahlakımız da güzelleşirse, bunların nuru gönlü tamamen kaplayacak, içinde zulmet diye bir şey kalmayacaktır. Zaten Rabbamızın huzuruna varışımızda bu nur ile olacaktır. Biz burada bu nuru ziyadeleştireceğiz. Nefsimiz bizi zorlayacak, yaptırmamaya gayret edecek, şeytan bir adım dahi attırmayacak, burada Rabbimizin bize vermiş olduğu aklı çok iyi kullanacağız. Diyeceğiz ki bizim yaratılışımızın bir sebebi var. Bizi Rabbimiz zatına davet ediyor. Ben şeytanın davetine mi, Rabbimin davetine mi? Rabbimin davet ettiği yer ebedi bir cennettir, ebedi bir huzurdur, onun davet ettiği de ateştir deyip düşüneceğiz. Yoksa kurtuluşumuz inşallah hayra dönersek hazır olur. Hümüllezine ve feakahumullahu lilinabeti leyhi bi'sulu ki vel-içtihe et.
Rabbimize muhabbet içerisinde olan kimselerin ona dönüşü çok kolay. Bu zahir bedenin dönüşü değil, yani fiziki olarak bir dönüş değil. Gönül olarak dönmek, her şeyimize dönmek ve onun yolunda olmak ve o yolda ilerlemek, gayret göstermek, onda onda aşk ve şevke erişmek, elbette ki bu aşk ile, bu muhabbet ile, bu muhabbet ile seyrimiz ne olacak? Çok rahat olacaktır. Men asherahuve la külli bir şey. Cenab-ı Hakk'ın sevgisini her şeye tercih etmektir. Bir methedu söylemeyi çalışayım. Bu makam, bu sevgi, muhabbet makamı, tedellül, Cenabı Hakk'a karşı bir tevazu ve onun karşısında hiçbir şey olduğumuzu bilmektir. Bunu Bayezid Bistami Hazretleri'ne bir zat ifade etti. Dedi ki ya Bayezid, sen kaç yıl ibadet ediyorsun? Kaç yıldır? Otuz yıldır ibadet ediyorum. Böyle ibadet ediyorsun buyurdu. Yalnız bu ibadetin de, bu taatinde senin tesellül olsun, dedi.
Yani Rabbimize karşı bir fakrını, bir yokluğunu hiç olduğunu ifade et, dedi. Çünkü Cenabı Hakk'ın kulun ibadet ve taatine ihtiyacı yok ama sen burada dedi, bir tezellül, yani bir tevazu içine gir, ben neyim ki bunu diyebil deyince diyor, o zaman bana ilahi kapılar açıldı demiştir. Burada bazı konular var. Rabbimizin muhabbetine giren yollardan birisi de infaktır. Aniya zengin, mallarından infak ederler. Aslında kişi kendi malından infak eder. Allah'ın verdiği maldır o. Böyle sıka sıka ondan sonra Cenabı hak öyle bir götürür ki aklı yetmez ona. Çünkü mana kasat sadakatü min-mal, sadaka ile mal eksilmez. Bu anlayan gönüller için, dua edin bize de Cenabı Hak böyle bir anlayış, ruh etsin, ihsan etsin. Biz sadece bu konu hakkındaki ifadeleri söyleyelim, detayına girmeyelim. Zengin mallarından infak ederler. Bak bunu demek mecburiyetindeyim. Mal bizim değil.
Lemenil mülk, lillahil vahidil gahhar Cenabı Hakk'a aittir, her şey. Karun diyor ki, Karun, Musa aleyhisselam benden diyor zekat istiyor. Şimdi zekatı topladı, neredeyse bir dal gibi oldu. Gözünde büyüdü o, Vermek istemedi. Söylediği bir söz var, Kasas suresinde okursak orada çok güzel gördük. Ben diyor bunu kendi gücü haşa, kendi gücümle elde ettim diyor. Kendi gücümle ben bunu diyor elde ettim. Rabbimiz Kuran-ı Kerim'de buyuruyor Essau'l-ü billah. Diyor ki Karun, bunlar bana bendeki bilgi ve beceriden dolayı verilmiştir, diyor. Ben çalıştım, diyor. Dinneyle kuyu kazdım, diyor. Rabbimizle Celle Celalü, o Allah'ın kendinden önceki nesillerden, ondan daha kuvvetli ve daha çok mal biriktirmiş kimseleri helak etmiş olduğunu bilmiyor muydu? Benim gücüm, benim kuvvetim, benim becerim diyordu.
O Rabbimizin vermiş olduğu ilim, bilgi, o zekayı veren Mevla, aklı veren Mevla, gücü kuvveti veren Mevla ve ondan sonra da helak oluyor tabii. Aniya mallarından infak ederler ve ihtiyaç sahiplerinden kıskanmazlar. Abidler, Rabbi Zülcelal'imize kullukta daim olanlar, nefislerinden infak ederler. Allah Allah. Onlar diyor, beyinleri var ya, bu beynini Allah'ımızın dininin hakimiyeti için kullanırlar. Nasıl bu dini aliye hizmet edebiliriz diye, zaten dinimiz ali bizim. Hizmet etmekle biz kendimizi nasıl ateşten kurtarırız? Nasıl Rabbimize layık bir kul olabiliriz diye kendi canlarından infak ederler.
Gözlerinden infak ederler şefkatle, rahmetle, merhametle, ibretle bakmak suretiyle, müminleri koruma niyetiyle, sonra kulaklarıyla ilahi sözler duymakla, gönülleriyle Rabbimizin razı olacağı sevgileri taşımakla, elleriyle onun yolunda sarf etmekle, ayaklarıyla Rabbimizin yolunda adım atmak suretiyle canlarından infak ederler. Murakabe-i hakiki ile meczup kılındıkları hikmetleri, müstait olanlara infak ederler. Diyelim ki, kalpleri, almış olduğumuz evrad ve ezkar bizim bu noktalara götürecek. Ne yapacağız biz? Rabıta halindeyiz. Devamlı rabıta halinde kalmaz kişi. Belli noktaları, işte sadrımızda bulunan alemi emirden olan beş detay. Yapıyoruz biz onu, yapıyoruz da her bir letaif kendi arasında biner perdeler var. Bunları aşarak, esrarına ayırarak yapacak olursak o zaman özellikler hasıl olur.
Ondan sonra bedenimizle alakalı olan, artık Rabbi Zülcelal'imizden istifade etme hali meydana gelince, Şeyhi Kamil direkt kalbini arşı azama aç diyor. O zaman da kalbini arşı azama açıyor aslında. İstek Rabbımızdandır, kuldan istemiyor. Sadece esanı ve ve teala ve arayın. Zat-ı kibriyaya, elvesile sebepler arayın. Şahsını değil, oradaki onun Rabbimize olan ünsiyetidir, kurbiyetidir, razı olduğu amelleridir. Şahıs yok burada. Allah korusun öyle olacak olsa putlaştırılmış olur. Biz su içiyoruz diyelim, su içtiğimiz bardağı tanıyacağız. Onun için ilim ehli konuşacak. Bir mesele soruldu diyelim, işte bu hiç uygun değil ilmi esaslara göre ne kitaba, ne sünnete, ne icmana, ne kıyasa dendiği zaman biz orada heyecanlanıp da cevap vermeye kalkmayacağız. Çünkü Cenabı Hak, Bilmediğiniz bir hususta bilene sorun buyruluyor. Bunun için bu yol hacegan yolu. İlim ehillerinin yolu.
Biz hiçbir şey bilmeyebiliriz ama onlara tabiyiz. It tebyeul ulema, sorucu dünya ve mesabihi-l ahira, ne güzel iki cihan güneşi bize yol açıyor sallallahu aleyhi ve sellem. Dünya ve ahiretin ışıklarıdır, nurlarıdır. Gerçek ilim ehilleri. İtikadı ehli sünnet vel cemaat. Ameli mezhep imamlarımıza uygun, ahlakı ahlakı Muhammedi olan kimselerle görüşmemiz neticesi izah ederiz. Sonra murakabe hali hasıl olur. Bir yavrunun anasının göğsünden istifade etmesi gibi. On yaşına gelince de artık o memeyi tutmuyor. Diğer yiyecekleri yemeye kabiliyet kespedince sütten kesiliyor bunun için. İnşallah böyle ilmi esaslara dayandırarak yürüyeceğiz. Çünkü bizim üstadlarımız hep izin ehli kimseler, irfan ehli, hikmet ehli kimseler. Bir İmam-ı Gazali boşuna, Ebu Ali Farmedi Hazretlerinin kapısına varmadı.
Biraz önce söylediğimiz İmam Malik Hazretleri, ehlullah'ın sohbetinde duyduğumu başka yerlerde duymadım diyor. Ahmed bin Hanbel Hazretleri onların huzurunda öyle gözyaşı döküyor ki, kalktığı zaman oraya bir bardak su dökülmüş gibi gözünden yaş akıyor Allah aşkından Celle Celalühü. Rabbimizin muhabbetinden Bişr-i Hafiye gibi yalınayak gezen bir dervişin kapısında bulunuyor. Ona ahir nianillah, bana Allah'tan haber ver ya pişir diyor. Onları memnun etmek isterseniz, konuşmamızda görüşmemizde hep ilahi sevgilerden ve muhabbetlerden konuşulur. Dedem Rahmetullah Ali Hazretleri, Es'ad-i Erbili Hazretleri ile tabi münasebet kurmuş. Üstadımızın anneleri diyor ki biz sabaha kadar ilahi muhabbetten konuşuruz. Bunu elde etmiş artık. Biz diyor babanızla diyor Rabbimize muhabbetten konuşuruz. Ne kadar güzel, ne kadar birbirlerine destek, ilahi bir destek.
Onun için dedem o günkü vasıtalarla haber veriyor. Eğer kişi müntesip olur, mübarek bir yolda, Rabbimize erişme yolunda gayret gösterir, evrad ezkar alırsa tek başına tek atlı araba gibi. Eğer zevcesi de aynı yolu takip ederse samimi olmak şartıyla, son derece dikkatle, öyle gelişigüzel de değil, o zaman çift atlı araba gibi. Şimdi arabalarda işte şu beygir gücü kuvveti var, ne dindiği gibi işte. Biz onunla da dememize gerek yok. Artık iki bin, iki bin altı yüz, üç bin, üçte silindirili, ne demek suretiyle beyan edilebilir. Misaller verilir. Bazıları demişlerdir ki, böyle öyle zengin oluyor ki, o zenginliğin diyelim ki adam maden çalıştırıyor veya sarraptır, çok zengin. Çünkü fabrikasını bile sayamayanlar var. Değil o fabrika, o fabrikanın ürettiği maldan bir parçayı dahi kabrinin yanına koymuyorlar.
Öyle oldu ki dişi altın kaplama diye kabri bir müddet sonra kazıldı da dişlerini söktüler. Hiçbir dünyevi mal oraya girmiyor. Uhrevi mal giriyor. Bunun için ruhumuzun kemali üzerinde duruyorlar büyüklerimiz. Zenginlik, asır o zenginlik. Böyle murakabe-i hakikiye ile merzup kılındıkları hikmetleri, öyle ki merzup kılındıkları dediği tecellilerdir o. Onun tarifi yok, bunu yaşar ancak kişi. Bundan müstaid olan gönüllere aktarırlar. Allah'ımızın böyle vermesini murat ettiği, ilhamen, onu bilirler, o kalbe o görmez. O belki pazarda dolaşıyor, bir yerlerde meşguldür, belki de yemek yiyor, otururken bakar ki kalbine acayip bir nur geliyor. Bir füyuzatı ilahiye, o gönlü Rabbimizin muhabbetiyle, tecellileri ile zengin olan kimselerin kalbinden yapmış olduğu infaktır. O kimsenin kalbini gözünün önüne alıyor, Rabbimizin izniyle döktükçe döküyor. Bunun bir dakikası bile değil. Sofrada oturuluyor.
Hacı Hasan efendimiz, Kaddafi, sırra, bir an mübarek gözlerini yumdular, bir an. Böyle bir dakikane değil, çok az bir müddet. O anda böyle bir kapı çarpıldı. O kapı çarpılınca mecbur kaldı bırakmaya. Onun öyle bir tesiri oldu ki, biz vilayeta doğru giderken yolda o sofrada bulunanlardan aslında manevi sofradaki nimete nail olanlardan birisi coşmaya başladı. Böyle konuşuyor. Dediler ne oldu sana? O deri gözünü yumdu ya Casan Efendi Hazretleri, ne olduysa o anda oldu dedi. Bunun misalleri çok. Necip Fazıl'dan var, Rahmetullahi'nin, Abdülhakim Arvasi Hazretlerinin sohbetiyle, teveccühüyle nelere mazhar olduğunu söylediği sözler, bakıyoruz bazen fenafillah ve kabbillah'a işaret eden sözler söylüyor. Yani müstesna, ifadeleri çok müstesna. Haber var ötelerin ötesinden demesi, ne demek? Rabbi Zülcelal'imizden manevi alışverişi ile haber verelim. Dünyaya kapalı, Allah'a açık diyor.
Öyle olmuş ki gönlünü masivadan arıtmış, Cenabı Hakk'ın dışındaki düşüncelerden halıkımızı açmış. Bakıyorsunuz Mehmet Akif Rahmetullah Ali Taceddin dergahında Allah'ın dostlarıyla kurmuş olduğu münasebetle, coştukça coşuyor. Bunun idari noktada olanları da var. En üstün dereceye gelenleri, en üste, en üstün seviyeye gelenleri. Yerine göre, a'niya olanı bizim gibi acizlere de, eğer alabilirsek lütfuyla Cenabı Hak'tan en büyük ihsandır. Asıl da zenginlik budur. Bazıları demişlerdir ki, ağniyanın infakı cepten nakdi çıkarmak Cebinden parayı çıkarır. Al, dedi. Ticzam edelim. Fukaranın dediği bu fukaranın, kalbi Cenab-ı Hakk'a karşı yokluğu ifade eden kimselerin infakı, kalpten ağyarı çıkarmaktır. Allah'tan gayrı düşünceleri atmaktır. Tasavvufi bütün eserleri okuyalım, iki şeye şahit olacağız. Mühim olan birçok esaslar olabilir ama iki husus üzerinde çoğunun durduğuna şahit olacaksınız.
Birisi insanların böyle kötü fiil ve hareketleri bize ürkmesin diye uzaklaşmak. Bakın bir mikrop için bütün dünya ayağa kalktı. Bir mikrop için, bir Covid on dokuz. Bütün bir SARS hastalığı ülkemize girecek diye, havaalanlarına gelenleri dış ülkeden kim geliyorsa hepsini kontrol altına aldılar. Bir mikrop. Bu mikrop ise o mikroba benzemez. O bizim vücudumuza zarar veriyordu ama bu mikroplar bizim ruhumuza zarar veriyor. Bu mikroplar bizim ruhani, manevi, uhrevi hayatımıza mani oluyor. Oluyor. Kibir gibi, benlik gibi. Bu düşünceleri, şehevi, hayvani duygular, bunlardan korunmamızı ifade ediyor. İkinci olarak da Cenabı hakk'ın dışındaki sevgilerin çıkması. Bakıyoruz Hacasın Efendi, Kaddesallahu Sırrı, bize ıslahımız için bir şiir yazıyor. O şiirin de, siva-i gönlüne koyma diyor. Allah'tan gayrı düşünceleri kalbine koyma. Faciri fasıka uyma. Dövdüm tut, azma dursun.
Dedeme bakıyoruz, Esad Erbili Hazretleri'nin hulefasından üstadımızın daha yeni Allahu alem dinlettim. O öğleden önce değil, sabah dinlettiğim, bizzat kendi mübarek dilleriyle Sami Efendi Hazretlerinin kendilerine iltifatını anlatıyor. O iltifat Rabbımızdan gelen iltifattır, kendi başlarına bir şey yapmazlar. Nakşi, Kadiri ve faizlik icazetini anlatıyor. Ne yapacağız? Biz esrarı fela featekud badezig ramel kavmi galimi. Bir işimizi görüştükten sonra zalim bir kavimle oturup kalkmayacağız, işimizi görüp ayrılacağız. Onlarla olmamamız haber veriliyor. Sadece irşad ve ıslah noktasında onu süslemek. Bir de ağyarı kalbimize koymamak. Dedem de aynısını söylüyor. Ben Sivas'ı sevmesem, kalbime de koymasam, daha iyi sevda bilmeden, rehberimden dönmeyeceğim. İman şu kalp ile, iman tarif edilirken, iman tarif edilirken böyle dil ile ifade ediyoruz, dil ile ikrar ediyoruz. Kalp ile tasdik.
Mühim olan imanın kalp ile tasdik yum. Ile, taklitten kurtulup tasdike erebilmek, iman kalp ile, namaz, ruh ve cesed ile. Bakın sadece bedenin rükuda, hıyamda başlar, ruku ve secdeye inmesi değildir diyor. Bununla birlikte ruhun da kıyamı ruhun da rüku ve secdesidir. Olur mu bu? Elbette mümkündür. Eğer nefis belasından kurtulur da böyle nefsimizi, ruhumuzu, nefsimizin esaretinde kılmaz da hürriyete erecek olursak. Yani aklımızı bir kere nefsimizin esiri kılmayacağız. Bunun için Esad-ı Erbili Hazretleri şuna dikkat çekiyor, buyuruyorlar ki, Gadde Sallallahü ve'srahumul Aliyye, Cenabı Hak aklınızı ve ruhunuzu hakim kılsın buyuruyor. Asıl kurtuluş bu. İnşallah bu gelişlerimiz bunlar üzerinde yoğunlaşarak şu nefsimizin ezasından kurtulmaya çalışacağız, hakikati bulalım. İnşallah öyle olur. İman kalbiyle namaz, ruh ve cesed ile infak can ve mal ile yapılır.
İmanda necat, imanda kurtuluş vardır imanda. Çünkü müminler ebedi cennettedir. Namazda münacat var. Biz bir ayran diyelim, o ayrandan neyi kast ederiz? Yağı kast ederiz, yağıdır. Diktiğimiz bahçeye bir fidandan beklediğimiz meyvesidir. İşte namazda da beklediğimiz meyvelerden birisi münacattır, Cenabı Hak'la dilleşmektir bu. O sadece dilin yalvarışı değil, gönlün yalvarışıdır. Allah'ımıza arz-ı haldir. İnfakta derecat vardır, yolunda sarf etmekte derecedir artar. Yine imanda müjdeler vardır. Kurtuluşlar var, müjdeler var. Namazda kefalet var, affımız var. Eğer namazın ruhumuzla kılacak olursak aynı zamanda ne var? Mücazat var. Bir mükeffferat var, mükeffferat bağışlanma, mücazat, derece ve makam kaydetme. Diyelim bir musibet, bizim için nedir? Sabredersek bu bağışlanmaya vesile olur. Bir diken batsa dahi buyuruluyor. Fakat bu ehlullah için nedir? Derece ve makamı artar.
Bunu Yusuf Aleyhisselam diyor ki kardeşlerim bana bu kadar izah etmese, ben bu derece bu makama, bu nübüvvet nimetine erişemezdim diyor. İnfakta taharet vardır infakta. Kalbimizin ve ruhumuzun arınması vardır. Yine imanda beşaret, namazda kefareti, infakta taharet, imanda izzet vardır. Namazda kurbiyet, Cenabıhakk'a yakınlık vardır, infakta ziyade vardır. Burada dört şey zikredunuyor. Bu sure-i celile-i cemile'de Esail billah. Burada dört husus vardır. Nedir bunlar? Kemal dereceleriyle bunlar Hulefa-i Raşidin radiyallahu anhüm de zuhur etmiş vasıflardır. Takva, Allah korkusu Celle Celalühü, gaybe iman, namazı dosdoğru kılmak ve infak etmek. Elhamdülillahi rabbil alemin el Fatiha.