Marifet hakikat andan içer o diye. Ve sonra yine sınıflandırılır. Avam haz, ahasül haz. Daha sıralamalar yapılır. Talip denir mesela, tarikat-ı adiyeye ilk giren kimse için. Ondan sonra vasat, orta, bir de müntehi olan vardır. Mesela nefsin mertebeleri var, ruhun mertebeleri var, sırrın mertebeleri var. Bunların hepsi on sekiz eder. On sekiz aleme tekabül etmek suretiyle bir havanda devrülüp insanın kalbine konmuştur. Şimdi bunları anlatmakla bitiremeyiz biz. Sadece birini misal olarak vereceğiz. İnsanın Rabbımızla olan münasebetini, bir Kuran-ı Kerim, atayım da, Kuran-ı Kerim, bu Lokman suresinde, Lokman suresinde Cenabı Hak'ın semavat ve arzı insanın emrine verdiği, semavat ve arz insanoğlunun emrine veriliyor. Daha ne olacak? Semavatağız ve onun içerisinde ne varsa hepsi insanoğlunun emrine tevdi edilmiştir. Böyle bir Mevlamız, burada Mevlana'mızın bir sözü var.
İşte su, hava, ekmek, her nimet. Bu kadar nimete karşılık hiç şükür gerekmez mi diye bizi uyandırmalı. Artık Rabbi Zülcelal'imizin insana vermiş olduğu değer. Kainatı ne için halk ediyor? Kainat dediğimizde mikroskobun altına konduğu zaman dünya görülemeyecek kadar küçük, onun içindeki insana iltifat buyuruyor. Kainatı insan, insanı da zatı için halk ediyor. Semavat ve arz, un ve un içerisindekiler hep insanoğlunun filafet görevini, kulluk, kulluk dediğimiz zaman hepsini içerisine alır. Kulluk görevimizi yerine getirmemizde ne kadar önemli, ne kadar mühim. Böyle bir rahim, böyle bir Gafur, nasıl ifade edeyim ki? Rezzakı alem rızık versin. Ona şükür sadedinde kulluğu yapmayalım bu. Nasıl olur bilmiyorum? Nasıl? Biz nasıl gideriz? Cenabı hakk'ın huzurunda ne oluruz biz? İnşallah bunu bugünlerde çok düşünürüz.
Nebi-i Ekrem aleyhissalatü vesselam Efendimiz Ramazan-ı Şerif'in son on gününü malum itikafta. Ayşe Sıdbike validemiz radiyallahu anh'a rivayet ediyor. Diyor ki, buyuruyor ki son on gününde ibadet ve tahta kendisini tam verirdi diye. Bizim oyalanacak vaktimiz, zamanımız yok. Hadiyen yok. Ebedi alem olduğuna göre oranın yolcusu olan nasıl bir yal, yol, kendisine hazırlık yapacak onu düşünürüz. Epidi bir alem, esanı. Azıklarınız. Azıkların en hayırlısı takvadır. Biz yiyeceğimiz, içeceğimizin en güzel olmasını istiyoruz. Aman akşam iftar olacak, iftarda en güzel yiyecekler olsun diyoruz. Yarın ahiretteki bizim yiyeceklerimiz ne olacak? İbadetlerimiz, taatlerimiz zikrullah olacak. Cenabıhakk'ı öyle bir zikredeceğiz ki mevkur'u, zikrettiğimiz Mevla ile buluşacağız.
Kuran-ı Kerim'de Lokman Suresi'nde bir ayet, Lokman Suresi'nde geçen ayet-i kerimenin dışında Taha Suresi'nde bir ayeti celile var, Taha Suresi'nde. Mevlai Zülcelal'imiz, Taha suresinde namazın müstakillen bir taat olduğunu görürüz biz, namazın. Namazdan gaye nedir? Bunu Taha Suresi'nde müşahede ederiz. Biz zikretmiyor muyuz? Zikrediyoruz. Bizim gibi böyle cesarette bulunan kimseler için Ayet Celle'yi okuyorum, bizim gibi cahiller cesur buyuruyor ya, Dinleni hiç şüphesiz ben buyuruyor Cenabı Hak. Bütün azametiyle, sıfatlarıyla, fiilleriyle, efal-i ilahiyesiyle kendisini nasıl rastediyorsa o şekilde ben Allah'ım, la ilahe illa ene, benden başka hiçbir ilah yoktur, bana kulluk görevini en güzel şekilde yapın. Beni anmak için namaz kılın. Bak birincisine baktığımız zaman tevhidi ifade eder. İkinci kısım ibadet ve taati ifade eder. Dilin en güzel zikri nedir?
Biz yemelerin en güzelini arıyoruz. Giymelerin de en güzelini arıyoruz. Bir alışveriş merkezinden kolayca çıkamıyoruz. O zaman bizim dilimizin en güzel saati nedir? La ilahe illallah. İnşallah gönlümüze geçerek okumaya çalışırız. Gönlümüze geçerek okursak onun mükafatı sayılamaz. Zaten mizanın tartamama sebebi de o. Onların gönül olarak okumaları la ilahe illallah derken. İkincisi bedenin, bedenin saati nedir? Bedenin en güzel saati namazdır. Ruhun saati nedir? Müşahededir. Artık yeri ve zamanı geldiği zaman konuşulur. Ayet-i Celile'yi tekrar okumak istiyorum, çok önemli. Bunu kardeşlerimiz araştırırlar. Çok önemli, geçer bu. Tasavvufi eserler de çok geçer. Tasavvufi eserler deyince ilmi eserlerdir. Hanefi Fukahasında Şafii ayı, Maliki, Hanbeli hep mezhepte müçtehid olan kimseler onlar. Geriştir. Tarikatı adiyede olan mübarek insanlardır. Onlar daha çok ele alırlar, esamem.
Ayeti celilesinde Rabbi Zülcelal'imiz bizden kimse müstesna olmamak üzere her biri için malum birer makam vardır buyruluyor. Şimdi hal ayrı. Hal nedir hal? Hal, şimdi hal nedir diyorlar. Şimdi buradaydı, gitti diyorlar. Demek ki bu hemen geçiyor. Mesela biz bunu söyleriz, deriz ki dün öyle bir geceydi halkın, bir ağladım günahlarım hatırıma geldi, sabahında bitiyor. Akşama doğru yine bir hüzün, ondan sonra yine geçiyor. Makam dediğimiz geçmez, yerleşir, tam oturur. Biz burayı ele alacak olursak, beni anmak için namaz kılın. Biz buraya nereden geldik? Zikrederken mevkuru bulmak. Zikrettiğimiz Allah'ı bulmak. Mescitte hangiahta da olur, dergahta da olur, nerede olursa? Birisi zikreder, kendinden de geçer. Bir diğeri der ki bu hal nedir? Esamet Felcruni El Kırk'ın, beni zikredin ki ben de sizi zikredeyim. Ben, beni zikreden Mevla'yı duyuyorum der.
Onun kulum sadasını duyuyorum, nasıl tahammül edeyim diye. Olur mu bu? Olmaz olur mu? Şimdi kişi bilmediğinin, bilmediğinin düşmanıdır derler. Şimdi bilinmeyince yok, yok. Ne yok? Hepsi de var Allah'ın izniyle. Bizim Sadatı Kiram efendilerimizin hepsi alim. İmamı Gazzanileri irşad etmiş. Allamei Taftazanileri, Seyyid Şerif El Cürcanileri vesairileri, ilim ehli insanlar, ilimde hem de önder kimseler, yol açan kimseler, Allah'ın sevgili kulları. Şimdi bazı hususlar insana tecrübe oluyor. Şu bize tecrübe oldu. Gerçekten kim ne derse desin Evliyaullah'ın sözünden geçerli bir şey görmedim. Neden? Cenabı hak ilim vermediğine velayet vermez de onun için. İlim onun gönlünün içine dürülmüş, bükülmüş, konmuş, Allah'ın izniyle. Efendim biz bu Ayet-i Celileyle neyi demek istiyoruz? Şunu olgunlaştıralım.
Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz Ramazan-ı Şerif'in son on gününde çok ciddi bir şekilde, ibadet ve taatte bize yol gösteriyor. Onun için hiç boş geçilecek zamanımız yok. Yolda karşılaştığımızda zaten yola çıkılmıyor da olduğu zaman güzelce selam verip, hal ve hatırlarını sorup, ondan sonra etrafımızdaki fakir yoksul kim varsa elhamdülillah bizim veren el derneğimiz teşekkür ediyoruz kardeşlerimize daha iyi yaparlar inşallah. Daha iyisini yapsınlar. Daha güzelini yapsınlar. Koşuştuklarını, koşuşturduklarını görüyoruz. Elhamdülillah, elhamdülillah. Rabbamıza hamdolsun kurtuluşumuz, taatimize biz güvenmemiz mümkün değil. Yaptığımız bir şey yok. Buraya bir misal vereyim. Onu olgunlaştırmışsa son onun günün aleyhissalatu vesselam Efendimiz daha dikkatli geçiriyorlar. Bir su kıtlığı olur. Su kıtlığı.
Amcanın birisi böyle vadilerden, işte hayalar, taşlar, onların arasına biriken suları bir besleye doldurur. Doldur ama zor temin eder onu. Padişaha varır. Tabii kapıcılar birden müsaade etmezler. Alırlar amcanın destisini. Derler ki efendim bir amca geldi, köylü bir amca. İşte de bir destisu getirmiş. Alır, der ki bunun içini derhal altumla doldurun. Amcayı çağırır. Pencereden dışarıya bakmasını söyler. Böyle bir ırmak gibi veya bir çay olur, neyse. Su padişahın sarayına çarparak giriyor böyle. Mevlana'mız buyuruyor ki bizim eksik, yedik yapmış olduğumuz o hatalar ama mahzuniyetimiz olacak. Ama mahzun bir şekilde yaptığımız o taatlere Cenabı Hak, aşru emsalaliha, aşr ü emsaliha, bire on veriyor Cenabı Hak. Bire on lütfediyor. Böyle bir Kerim bir Rabbimiz ver. Rahim bir Rabbimiz ver. Sonsuz ikramda bulunan Rabbi Zülcelal'imiz var bizim. Nasıl hamdetmeyelim, nasıl şükretmeyelim?
Ayet celleye göstermek için açıyorum. Yeter ki biz zalim olmayalım. Yapmış olduğumuz saate bire on. Hatalarımızı hataya göre. Misliyle. Daha çok Ayet celleler var. Bire yüz, yedi yüz, ezafün müdafaa kat kat bigayrihisap sonsuz lütfediyor, ihsan ediyor. Böyle bir mevlamız. Yaptığımız bir şey yok diyorum. Yaptığımız bir şey yok. Nasıl olacak? Yaptığımız bir şey yok. Yaptığımız bir şeyin var olması bize hayatımızda değişiklik meydana getirecek. Öyle olacak ki baktığımız zaman bir kardeşimiz yakında irşad olmuş, ıslah olmuş. Böyle kıymetli bir zatın delaletiyle diyor ki ben o günlerde neye baksam ağlıyordum diyor. Bir kediyi görsem de ağlıyorum. Bir dağı taşı. Bunda ağlayacak ne var? Allah'ımızın yüce kudreti diyorum diyor. Allah'ımız benim gönlüme böyle doğuruyor. Bir adım varınca Cenabı hak ona yürüyerek gelince koşarak rahmeti geliyor. Her yönüyle geliyor.
Sadece bir yönüyle Sadece bir yönüyle gelmiyor. Bak gözüne ibretle geliyor. Kulağına hikmetli sözleri duymakla geliyor. Böyle bir Mevlamız bizim. Nasıl şükretmeyi, nasıl hamdetmeyi. Diyorum ya, bazı şeyler bize tecrübe oldu. Eğer diyorum bu Allah dostlarının sözlerini duymasaydık, yapamasak dahi biz böyle kalır gidermişiz. Biz duyarız sizin de işittiğiniz gibi. Kardeşim hiç gerek yok. Onlar da şöyle yapıyor, böyle yapıyor. Sen bildiğin tatilini yap yeter. Emin ol böyle kalırdık. Çünkü ibadetin ubudiyet yönünü bulamazdık. Orucun sadece yemeden ve içmeden uzak kalmaktan ibaret olduğunu bilip kalbimize de oruç tutturmayı bilemez ki. Oruç ne demek? Allah'ımızın Celle Celalühu ahlakıyla ahlaklanmak demek. Yemeden içmeden münezzehtir Cenabı Hak. Tecelliyatı ilahi var. Ona erişmektir. Bugün okuduğum bir hadisi şerif vardı. Herhalde kaybetmedim onu. Yalnız gönlümde biiznillah.
Şimdi semavatın hapları nedir? Yerdir. Allah'ın hapları nedir? Müminlerin gönülleridir. Ne oluyor o gönülde? Allah'ımız gönle füyuzat-ı ilahiye indiriyor. Validatı ilahi manevi doğuşlar oluyor. İlhamat bütün vahiyden sonra, vahiy efendimizden sonra kesiliyor ya, Sallallahu Aleyhi ve Sellem, çok güzel duygular geliyor. O, yaşanınca ortaya çıkar. Şimdi misal verelim şudur budur diyemezsin ki, anlatamazsın. En azından diyelim ki hiç sevmediğin bir insanı görsen hidayetini dilersin. Allah'ım sen yarattın dersin. Bir şefkat duygusu, merhamet duygusu meydana gelir. Böyle en çok daraldığın insana ne yaparsın? Hep rahmet nazarıyla bakma hali meydana gelir. Allah'ım senin kulların yarabbim ya başlarız. Hidayet lütf eyle dersin. Onların sözleriyle, onların göstermiş oldukları yolla bu hasıl oluyor yoksa emin olun Hanya'yı, Konya'yı bilmeden çekip gideriz.
Eğer kendi kendimize kalsak, kendi okumalarımıza kalsak böyle olacak. Diyorum ki üstadımız çokça okuyan bir kimseydi, çokça. Fakat diyorum ki kitaplar devirmedi ama nefsini devirdi. Ruhuna devamlı makam kaydettiren bir Mürşid-i Kamil'dir. Cenabı hakk'ın cemalini en çok seyredenlerdendir. Daha nasıl olacak? Onun için onların sözü tatlıydı. Bir bahis kardeşimiz emekli olmuş. Bir zat ile geldi Bolu'dan Ahmet Palazoğlu diye kıymetli bir kimse idi. Dedi ki ben Hacasın Efendi'yi dinledim dedi. Aynen. Benim okuduğum ayet başka mı okuyacak? Benim okuduğum hadis-i şerif, benim kürsülerde anlattıklarım ama ne tatlı bir kelamdı diyor. Ne tatlı bir kelamdı diyor. Nereden geliyor tadı? Kalpten geliyor. Buradan konuşuyor. Buradan konuşmuyor bizim gibi. Allah bizi ıslah etsin ya Rabbi. Bizi İsrail ne ya Rabbi. Gündüzden konuşur namlusu düzgün efendim. Namlusu düzgün söylediği söz hedefine ulaşıyor.
E, veradan olsun biraz görüşelim. Vera ne demek vera? Şimdi tarik ehli insanların hepimiz yapmakla birlikte bilhassa bu mübarek yolun müdavimleri bunu yapacak bunlar hep Kuran-ı Kerim'de ve Hadis-i Şeriflerle. Hadis-i Şerifler çokça aldım, bitmez ve tükenmez. Bu veraya dahil. Vera haram ve günah olup olmadığı şüpheli hususlardan dikkatle kaçınıp helal ve mübahların bir kısmından da feragat etmektir. Bu tarif yetti zaten. Çok güzel bir tarif. Haram ve günah olup olmadığı şüpheli hususlardan dikkatle kaçınıp helal ve mübahların bir kısmından feragat etmektir. Mübah nedir? Yapıldığı zaman günah değil ama onda bile aşırı gitmiyor. Bize o dirgahta, o Elif Efendi dirgahında Muhammed abi derdi, ben burada kalırdım. Bazı meyveler varmış bahçesinde. Erikten derdi dört almazdım. Üç tane yerdim. Hak hukuktur diye üç tane diyor, ölmeyecek kadar demek ki. Vücutlu, güç selinden mübarek bir zat.
Üç tane. Onun bir odanın yanından geçişini gördüm. Dedi ki buraya, bu kimsenin zevcesine giriyor, ben o odaya bakamam dedi. İşte vera bu. Biz konuşsak, konuşsak, konuşsak onların hali vera işte. Sami Efendi hazretlerimizi unutmak mümkün değil ki. O ikide bir, Yeşilhisar içmecesindeki su dışarı çıkartır insanı. Bütün iç organlarını temizler, Safrayı söker. Çokça çıkılır. Her çıkışında abdest almasına ne dersiniz? Hem de taslama. Bunu anlattığım zaman hatırıma Hazreti Ömer gelir radiyallahu anh, buyuruyor ki, ey Sıddıyı Azamam, bize çok zor bir iş bıraktın diyor. Bir gün efendimiz otururken buyurdu ki, içinde bulunduğumuz vazifeyi insanlar bilse dedi meyletmez. Meyid etmez derken vazifenin ağırlığını söylüyordu. Ne çektiğimizi Allah'a biz biliriz diye. Ne zahmet çektiklerini.
İşte bizim mahallemizden bir tanesi, efendim diyor gözlerin çok kızarmış, Geceleri ne yaptığımızı biliyor musun Abdullah demiş. Ne yaptığımı biliyor musun? Kıbrıs hadisesindeymiş. Bu doğudan kıymetli bir zat gelirdi Koreli Hacı İbrahim diye. Efendimiz bir ara Yirköy'de bulundular. Buraya işte on kilometreden fazla uzakta bir mahal olarak söylüyorum. Orada gelmiş Kore'de de bulunduğu için, kendisi Kore gazilerinden, bunun üzerine üstadımız o muharebeyi anlatmışlar, anlatmışlar. Amcanın bir tanesi demiş ki efendim siz orada değil miydiniz deyince, üstadımız sükut etmiş, İbrahim amca diyor ki o Kore Savaşı'nda, bir diyor cemaate, sükunet hali meydana geldi cemaate, bir gözyaşı hıçkıra hıçkıra ağladık diyor. Efendim siz orada değil miydiniz? Delirmez diyor. Artık nasıl ifade etmiş, nasıl söylemiş. İnşallah anlaşılmaz bir kardeşimize altı sene senin peşinde koştum. Yapma evladım yapma diyor.
Altı yıl seni takip ettim diyor. Evet. Takva mahzurlu olanı, takva mahzurlu olanı, mesela nedir? Faiz haramdır. Bera ise şüpheli olanı terk etmektir. Artık anlaşılıyor. Günah, gönlü yaralayan ve içini rahatsız eden şeydir. Hadis-i şerifin birisi bu zaten. El bir, iyilik nedir? Hüsnul Holuk, güzel ahlaktır. Velev isp, günah nedir? Keşke bu zuhur etse, keşke bu ussa. Yoksa amel haptolur, kabul olmama olur. Mesela ben şu kadar günah işledim bilmem filan, tesir etmiyor ve günahı da açıkçası söylüyor. Ben diyor şu, şu hareketlerde bulundum diyor. Zaten yeniden günah yazılıyor söyleyince. Ondan sonra da günahın teşhir etmemesi amelin kabul olunmamasına doğru girer. Yine bir kardeşimizi anlatacağım görüştüğüm için. Gözüm diyor, görsel cihazda bir yere kaydı. On defa diyor gusül abdesti aldım.
Vücudumdan öyle diyor kerih kokular gelmeye başladı ki diyor, kendisi temiz ama, Böyle hata ve isyan gördüğü zaman onun sırrı ona görünür. Mesela bir açık görsemdir, biz görüşüyoruz. Açık görsem diyor, yanıyor gibi görürüm efendim diye. Böyle dikkatli bir kimse, bir gözü kaymış. Böyle bir anda tesadüfen de değil, ilk bakış muaf, buyrulur ya, mesela gözüne takılıvermiş ama ondan sonra onun cazibesine kapılarak tekrar bakabilmek neler var neler var, Allah korusun. Ben diyor patronumu taşıyorum, yolda dur, ne olacak? Gözümü isyanla doyuracağım diyor. Anlaşırsın artık, demiyorum. Durdurur diyor. Gözüm doyacak diye diyor, haramla. Gözlerine kurşun dökülecek buyuruyor, aleyhissalatu vesselam Efendimiz. Biraz heyecanlı mı konuşuyorum? Kusura bakmayın, tahammül edemiyorum çünkü öyle bir azim Mevla'mız var ki, Evet.
İçini tırmalayan, içini tırmalayan ve bir başkasının görmesini de istemediği haldir. Keşke içimizi tırmalasa yapılan bir hata. O Berika'da geçen velilerden bir tanesi ben bir yerden geçerken diyor vücudumu olduğu gibi ter basar. Neden? Orada hata ettim diyor. Allah'ım bizi bağışla yarabbim. Hazreti Ömer radıyallahu anh Beytülmal'a ait mumu sadece devlet işlerinde kullanırdı. Hani bunları misal vermemiz, günlük misaller pek çok Allah'ımızın dostlarından. Bizim İmam Hatip okulunda İbrahim Çelik diye herkesten geçiyor. Çok dikkatli bir kimseydi. Yani günümüzden misal deyince bizim dedemin ihvanlarından Osman Efendi imamlık yapar. Gelmediği vaktim, gelmediği vaktin imamlık yapıyor. Vaktin parasını müftülüğe veriyor, ben şu vakit gelmedim diye. Oh, şimdi düşünelim bizim durumumuzu. Ya biz maaş alıyoruz hey Allah'ın oğlu, maaş alıyoruz. Sami Efendi Hazretleri burada okuyacağım yerler çok.
İnşallah muvaffak oluruz. Babasının iltihalinden sonra Müşteba Efendi kereste mağazasında iki ay çalışıyor. Ay sonunda maaş verecekler. Hanımefendi al çalıştın, diğer işçiler gibi geldin gittin, babamın belki işte gelmediği vakitler olabilir, o helal olsun diye geliyorum Bunlar takip edilmez de kim takip edilir? Çok güzel hoşuma gitti. Böyle Kuran yarışmasında gördüm bir tane hocamız ama çok güzel söyledi. Dedi ki, böyle bir peygamberi ben nasıl takip etmem dedi. Zaten edilmesi icap eder. O da şuydu. Vermeyene ver, gelmeyene git. Seninle alakasını kesenle alakayı kur. Bir zıtlaşmayalım biz. Zıtlaşmayalım, sanki ömür boyu gidiyor. Anca diyor ölünce. İşte bunlar ne Ramazan-ı Şerif'te ne de Kadir Gecesi'nde ne Beraat Gecesi'nde ne Miraç Gecesi'nde ne Cuma gecelerinde affolunmayacak diye eserlerden, kaynak eserlerden gösteririm. Kin. İçini kin kaplamış.
Diyorsun yahu selam vereyim, selam ver alayım. Allah'ımız razı olmuyor. Allah'ımız razı olmuyor. Bizim üstadımız kardeşi Hacatullah amcamızın elinden tutar. Hacatullah bize böyle biraz test duran kimse var mı? Efendim şu komşu biraz değişik bir tavır alıyor. Haybonu ziyarete gidelim. Oydu bizim efendimiz. Kim, nasıl bir kim bu? Neymiş bu ya? Ne tencere karasına benziyor, ne bileyim bu paslardan mı haber versek bazı işçiler olur, sanayide çalışır arabanın altına yatarlar, böyle arabanın yağı, pası elbisesine tamamen işler. Yani ondan daha bir berbat. Aynen Bayezid, müstahami efendimizin buyurduğu gibi neden söylüyorum, sebebi şu. Bizim af olma günlerimiz bu günler. Böyle olursa kurtulamayız diye şefkat ve merhametten ileri gelen bir söz bu. Yoksa bir kimseyi hedef almış değilim. Bana üstadımızın vasiyeti var.
Oğlum kimseye cidal çıkaracak söz söyleme diye efendimiz günah bize vasiyet etti. Ne işim var? Kendi başımın karına arıtamamışsın da bir kalmış bir başkası. Varırlarmış böyle kendilerine, muhalif gibi olanların. Aman efendim biz varacaktık diye ne varması var ne gelmez. Böyle bunları bize örnek. Kötülükle iyilik bir olur mu? O kin güdenle dinine bir zarar yok. Irzına da yok. Ene yani? Ne var? Mürşidimiz bir gün, o zaman o çok da kartvizit mi deniyor ona, öyle diyeyim neyse. Efendimizin, ona kartvizit diyemem. Mübarek efendimizin not yazdığı, klasör mü diyeyim, ne diyeyim, notlar diyeyim, notlar. Ona bir şeyler yazdı. Oğlum bunu şuraya götür dedi. Götürdüm oraya. Ondan sonra dedi ki hiç ihtiyacımız yoktu, o kartı oraya göndermeye, sırf o adamın kini yok olsun diye yaptım oğlum dedi. Sana büyük bir kini vardır dedi. Sen ne diyorsun? Ah, bizde bir şey yok ki. Elhamdülillah, ne uğraşacağım?
Ne uğraşacağız biz? İnsan kusurunu düşünürse kalır mı böyle bir şey? Kendi hatalar içerisinde bocalayıp duruyoruz. Hazreti Ömer'e anlattım herhalde radiyallahu anh. Böyle Sami Efendi Hazretleri gibi, üstadımız gibi mürşidi kamillerimiz anlatınca o hatırıma geliyor. Diyor Ya Sıddık bize ağır bir iş bıraktın Ya Sıddık bunlar uzun sürecek mi biz metne mi geçsem acaba, nasıl etsem? Ömer bin Abdülaziz, Beytülmal'a ait bir miski koklamamış. Bir miski, Beytülmal'a ait diye hak geçiyor diye. Çok, yani efendimiz hazretlerine Ankara'dan balık gelirdi. Severlerdiler. Yalnız bir gün hiç giymedi. Öğrenildi ki meğer o Demir Movan Gölü olacak, göl başında. Orayı bir başkası tutmuş, o şahsa ait. Efendimiz ondan yemiyor, bir başkasına aittir diye. O bildiğinden değil yani zahiren. Zahiren de bilir, bahiren de bilir Allah'ın izniyle. Niye bilmesin ki? Hemen yine üstazımızın üstazı geliyor.
Önüne yiyecekler koyuyorlar. Oradan bilirlermiş rızkın helal oluşunu. Bir taamdan yememiş, isim vermiyorum, öğrenmişler ki faiz müessesesiyle alaka kurmuş. Hamdun El Kassar diye bir zat var. Bunun velilerden bir dostu onu ziyarete giriyor. O da ölmek üzereymiş. İrtihal edince, irtihal edince hemen mumu söndürüyor. Artık diyor, mirasçılara kaldı diyor, şey yapamam diyor. Ben bunu diyor yanık bırakamam. Biz bunları artık başka zamana bırakır. Mel vera, vera nedir? Gal, Mucanebetü materiallahu celle ve alz, Allah'ımızın hoş görmediği hallerdir. Saat nedir? Sebilü'n necat, kurtuluştur. Aslı nedir? Muhasebetün nefs, nefsi hesaba çekmek veaslü muhasebeti nefs, nefsi muhasebe çekmenin alameti nedir? El havu ve reca, Allah korkusu ve ondan ümitvar olmak, korku ile ümit arasında olmak ve delil ve ala muhasebeti nefs-i ilim, bunlar da hep gereken bize bu işlerin esasını bilmektir, öğrenmektir.
Burada İbrahim bin Edhem'den şunu söyleyip bitiriyorum. Gaye İbrahim ibni Edhem, Rahim Allahüteala, el vera veraan. Vera iki şekildedir. Bunu okumadan söyleyeyim isterseniz. Birisi Allah'ımızın haram kıldıklarından uzaklaşmak, bir de şüpheli olanları terk etmektir diye cevap vermiştir. Velhamdülillahi rabbil alemin el Fatiha.