Ruhun Arınması ve Kalbin Korunması kaydında Böyle dikkatimizden kaçan bazı hususlar var. Bunun bir Osmanlıcası vardı. Adap Risalesi, sonra Arapçası da mevcut. Burada tefrika vesvese kabız diye bir konu var. Sami Efendi Hazretleri, sırra, hususen bunu tavsiye olur. Aman okuyun, aman okuyun diye. Bugün hatırıma geldi acaba nedir diye. Bakın, zikir esnasında müride tefrika, vesvese ve…
Böyle dikkatimizden kaçan bazı hususlar var. Bunun bir Osmanlıcası vardı. Adap Risalesi, sonra Arapçası da mevcut. Burada tefrika vesvese kabız diye bir konu var. Sami Efendi Hazretleri, sırra, hususen bunu tavsiye olur. Aman okuyun, aman okuyun diye. Bugün hatırıma geldi acaba nedir diye. Bakın, zikir esnasında müride tefrika, vesvese ve kapsa hali arz olursa, eğer yapabilirsen soğuk suyla, yapamazsan ılık veya sıcak suyla gusledip temiz bir elbise giyer ve halvete çekilip tazarru ve sükunetle iki rekat namaz kılar. Bildiği bilmediği bütün günahlardan Allah'a istiğfar eder ve bir daha günahlara dönmemeye azmeder. Bu hali ile vesvese ve kaps halinin zahir olması için teveccüh edip mürşid-i kamilin suretini hatırlayarak rabıta ile meşgul olup umulur ki bu halin zahir olup eğer bu haz zahir olmaz, devam ederse ya faven ismi şerifine devam edelim.
Şimdi Samimüdhunda Hazretleri sırra mürşidimize diyor ki Hasan Efendi havsa için havatır var mı diyor havatır. O da efendim ben havatır diye bir şey bilmem. Havatır kalbe gelen düşünceler. Bu nefisten gelir. Şeytandan gelir. Meleklerden gelir. Rahman olan Allah'tan gelir. Bu Sam Sultanımızın Allahu alem kastettikleri böyle yersiz düşünceler. Efendim ben onu bilmem diyor. Şimdi burada üç şey söyleyeceğim. Bir, azalarımızla günahlardan korunmak. Önemli çok mühim. Azalarımızı günahtan korunmak. İkincisi, ikincisi gönlümüze girdirmemek. İkincisi gönlümüze girdirmemek. Yani kalpten de geçmeyecek. Bir üçüncüsü gönlünden de geçmez. İşte asıl istenen bu. Soğuk suyla rahatsızsa biraz normal suyla gusül abdest alır, ikirikat namaz kadar Allah'a tazarru ve niyazda bulunur. İşte mürşid-i kamilimizin böyle iki kaşının arasına bakar demesi budur. Gönlünüzden bile geçmesin diye.
Çünkü Allah'ımız giziyle daha da bir gizli. Sakınlar lazım. Peki ra'dan kalın çıkması lazım. Şimdi Allah'ımız sadır denince sadır kalbin de içi demek. Esanit. Yahuulu beynel merri ve kalbi. Allah'ımız kişinin kalbi ile kendi arasına girer. Bu ne demek? Rabbi Zülcelal'niz bize bizden yakın demek. Şimdi şu, adam murakabelere gelmiş geçmiş bu değil. Bununla oyalanmayalım. Ben murakabede şuyum, gözüme şu görünüyor, bilmem plan havada uçuyor. Bunları hep bırakalım biz. Bizim Sami Sultanımız, kalpte Sallallahü sırra bunlara değer vermedi. Ahmet Efendi bir ihvanı, Üstadımız şeye gitmişler hacca. Hacca gittiklerinde burada bir ihvanı hep görüyorum. Bir de oturdum, bir de kalktı. Sami Efendimiz arz edince Hasan Efendi bizim yolumuzda bu yok buyurmuş. Olmaz mı? Olur. Olur ama o da değer bir meze. Burada bir esas söyleyeceğim inşallah. O da bir veli kerametle tanınmaz.
Keramet de ondan zuhur eder ama. Yani bir veli kerametle tanıyamaz kişi. Keramet değildir onun özelliği ama keramet de ondan zuhur eder. Bak buna değer vermezler, bak çok duyduk, çok duydunuz. Bir kadının haize bizi kadar bile vermemişler. Hocam spektrlar yazana. Geliyor, hocam geliyor. Bu kadar önem vermemişler. Biz bundan sıkılıyoruz. Neyi istiyorsun de, o istediğimi desen kafalar almazım. O istediğimi desen bundan okuyun. O istediğim ancak zamanın kutuplarının yaşadığı bir hal. O valsil azamların yaşadığı bir hal. Onlar da olur da anlatılmaz, kalkıp da şöyle böyle denmez. Ancak, şeyi çok düşünürdüm, insanları akilları ölçüsü içerisinde konuşun buyurdu. Düşündüğüm şuydu, acaba dedim, Mülkşili Kamilimiz Cem'ul Cem makamını konuştu mu dedim, kendi kendime. Bu cemül cem makamı burada izahla da bitmez.
Ruhun Arınması ve Kalbin Korunması kaydında Böyle dikkatimizden kaçan bazı hususlar var. Bunun bir Osmanlıcası vardı. Adap Risalesi, sonra Arapçası da mevcut. Burada tefrika vesvese kabız diye bir konu var. Sami Efendi Hazretleri, sırra, hususen bunu tavsiye olur. Aman okuyun, aman okuyun diye. Bugün hatırıma geldi acaba nedir diye. Bakın, zikir esnasında müride tefrika, vesvese ve…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 14 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Sadece biz kabuğunu söyleriz, onun meyvesi Mevlana olursak, onun meyvesi Yunus Emre olursa niye böyle diyoruz? Çünkü Yunus Emre diyor ki iki ligden usandım, birlik hanına vardım. Her şeyde Rabbimizin vahdaniyetini görebilme hali. O kolay değil ki. Sözde kolay. Niye Mevlana'mız diyoruz? Çünkü Mevlana'mız buyuruyor ki şaşı bakmayın. Ama bunu anlamak o hali elde etmek olacak. İnşallah biz o yolu tıptuk Allah'ımız mahrum etmesin. Allah'ımız bizi aslında ibadetler yapıyoruz ya, ibadete Cenabı hak bizim dileniyoruz, o anda dileniyoruz. Bizim samimiyetimize bakıyor Cenabı hak, ibadet ve taat de samimiyetimize. Mi? Bu samimi mi değil mi diye Allah'ımız ona bakmıyor bizim taatimizde. Çünkü asıl taatten maksat kendimizi bulmaktır. Mesela zikrediyoruz değil mi? Anlattığımız şu, bir, zikrediyoruz, ne diyoruz? Allah, ne kadar tatlı.
Yalnız zikrederken siz bilirsiniz ama bir hatırlatayım, Şöyle zikir edelim, bir araya gelin mesafeli bir şekilde gelirsiniz mesafeli olur. Allah derken Allah Allah Allah Allah, Allah. Mustafa bir şey diyecek misin Allah derken? Ondan sonra kevyiri ve la ilahe, sağumuzda illallah değil. Böyle dilseniz doyamazsınız. Gece yarısı ne kadar dilse yine doyurmaz. O nefes nefese değil. Bunu bizzat sağım sultanımızda gördüm ben. Gül, nasıl zikredersiniz diye bir görüşme oldu üstadımızda. Efendimiz, bizim kardeşlerimiz, Allah, bak böyle. Böyle, o şeklini pek kabul etmezler. Böyle Allah, Allah, Allah, Allah. Bir böyle deyiş var, bir de kalbin deyiş var. Böyle dersek Allah diye, bire onda. Kalben dersek, bire gelir. Bir de zikri unutuyor. Melkurze oluyor. Merkür nedir? Zikrettiği Mevla ile oluyor. O artık kaybolmuş. Yani insanda bir tatmine ulaşma var. Arzu yüzden insan. Tatmine ulaşmak ister.
Mesela önümüze bir yiyecek konsa ama çok açız da, o aldığımız yemekten beş kaşık almışız çorbadan, mide tatmin olmaz onunla. Niye? O tastayken çorba bitecek. Şimdi hayırlı olan kimseler zikrullah'a aşina olmuş ise, onlara az zikretmekle yetmez. Doyamaz onu. Bunu İmam-ı Azam rahmetullahali hazretleri dedi ki ya Rabbi ben sana doyamıyorum. Bak doyulmaz. Şimdi aklın bir sınırı vardır. Sınırı var. Aklı sınırsız bir hale getireceksek biz, aklı sınırsız bir hale getireceksek vahye dayalı bir akıl olacak. O zaman işte akıl, gerçek salim olan akıl odur. Vahiyete dayalı olan akıldır. Şimdi Mevlana'mız buyuruyor ki akıl merkebi çamura çöktü. Akıl nedir? Delillerle yürümektir. Ama aklı biz kalp ile beraber götürdüğümüz zaman bunun sınırı yoktur. Neden? Çünkü Cenabıhakk'ı tanımakta marifetullah'ta sınırı yoktur. Sebebi, Onlar Allah'ı hakkıyla taklit edemediler. Bunu siz itikadi olarak ele alırız.
İbadet olarak ele alırız. Ahlaki olarak ele alırız. Allah'ı hakkıyla taklit etseler de o putlara tapmazlardı Daha sonra, daha sonra bunun ahlaki günlerinde ahlak aslında şudur ahlak, kolaylıkla yapılabilen bir hareket, kalbin halidir. Mesela zorlanıyoruz. Mesela tevazu sıfatı diyelim, zorlanıyor. Kendisinde kişi bir varlık görüyor. Bir başkasına hizmet kılasım sarsılır diyor. Bilmem filan. Zor gelin. Ama kalbe yerleşecek olursa kolaylıkla yapıyor. O hiçbir şey değil. Bunları gönle yerleşip gönülden yapabilmek. Derler ki dilden değil, dıldan yapın. Dil, mal. Il nedir? Farsça kalp demektir. Gönül demektir. Hep gönülden yapılan. Onun için Cenabı hak Selim Bilal. Buyurdu bir kalp. Şimdi biraz önceydi, bir kimse dedi ki isminiz Abdülkadir'miş ne güzel dedi. Abdülkadir Geylani Efendi'nin ismi. Abdülkadir Geylani efendimizin Cenabıhakk'a vuslat noktası da budur zaten.
Diyor ki buyuruyor ki ne kesreti ilim ne kesreti amel. Ne çok maluma sahip olmak aslında Abdulkadir Geylani efendimiz bir İslam hukukçudur. Muazzam bir ilmin sahibidir. Fakat gerçek ilme erdiği için o zayıf kalıyor yorumların yanında. Gerçek bir ilme eriştiği için. Mesela bir defasında o Naitıki Ahmet babamız diyor ki beni zorlamayın. Yüz yirmi dört bin enbiyanın heceresini sayarım diyor. Yani onu açmazlar tabii o mekruh ehline açarlar. Hani o ilme mazhar. Ondan sonra ne de çok ibadet diyor beni Allah'a vasıl kılmadı. Kerem diyor, iyilik. İhsan'da bulunur. İkincisi Kerem, sefa, cömertlik. Üçüncüsü selameti sadır. Bölün aleminin nur olması, Asıl geliştikleri nokta budur. Kalpte Allah'ımızdan gayrı hiçbir şey yok. Buyuruyor ya Ebu'l Hasan-ı Harakani Hazretleri kırk yıl Cenabı hak kalbime nazar eder. Kendi muhabbetinden başkası olmaz. Bak şunun gibi gayet kolay. Şurada lamba yanıyor.
O yandığından burada karanlık hiçbir köşe yok. Her taraf aydındı. Çünkü ışık geldi. Işık var. Kalbimizde böyle derslerimizi çekerken, evradımızda, ezkarımızda, zikrimizde bilhassa rabıta ve murakebeyi gerçek yapmak lazım. Böyle bir anlık anlık döndü bununla olmuyor iş. O hayatımıza yansıyacak bizim. Bir murakabe başımızı yastığa koyduğumuz zaman da ben burada böyle rahat yatıyorum ama kabirde nasıl yatacağım düşüncesini ilka edecek. Nasıl yatacak? Aslında o yatış öyle bir nimet ki, şöyle bir nimet. Şimdi, biz gündüz hangi hal üzereysek, gece de öyle oluruz. Mesela istirahat ettiğimizde, yattığımızda, uyku bir arif için, bir Allah dostu için çok büyük bir nimettir. Çünkü şeyiyle beraber oluyor, dostuyla beraber oluyor o anda. Yani onun başı yastıkta ama gönlü tarif edilmez alemlerde cevelaniler oluyor.
Onun için Aleyhissalatü Vesselam efendimiz bakın boşuna değil bu, iki cihan güneşi, Serveri alem sallallahu teala aleyhi ve sellem ya zeyit buyuruyor. Bunu boşuna söylemiyor. Nasıl sabahladın ya zeyit Hepimiz sabahlıyoruz, yatıyoruz, sabah kalkıyoruz. Bak böyle değil. Sen hangi nura, hangi tecelliyata mazhar oldun demedi. İnşallah dua buyurun da Cenabı Hakk'ın mahrum etmesin bizleri. Ne nimetmiş? Bir gün diyor Bayezid Bistami Hazretleri sırtına dayamış. Böyle oturuyor. Otururken ruhu içinden çıkmış. Demiş ki, ya Bayezid. Allah ismi İdris. Selametle demiş. Sonra ruhu çıkmış gelmiş. Demiş ki Ya Bayezid ben sana iki tane hediye getirdim. Biri muhabbetullah getirdim. İkinci bir hediyem var ki, o da Rizaullah'tır demiş. İşte burada anlatılan bu. Şöyle diyeyim, dahil olun yani mesela bir çorba diyelim veya bir yemek, her soba konmaz o. Kabuk temizleriz şöyle tertemizleniriz.
Bunu temizledikten sonra pırp pırp olacak. Temizlenir. Ondan sonra o konulur. Allah'ımızın muhabbeti Habibullah'ın sevgisi öyle nur-u ilahi her kalbe inmez. Temiz olursa. Buyuruyor ki Yunus Emre, temyiz et gönül evini, dost gelecek kondurmuyor. Bak hiç gerek yok. Cenabı hak Bu son kısmı İmamı Gazali'den Rahmetüvari. Allah'ımız beni ne sema aldı ne arz aldı, Kamil müminin kalbi aldı buyuruyor. Kötülüğü tamamen terk etmiş nur üzerine nur. Yani deyin çok yumuşak koydu, güzel ahlak sahibi. Olan kimselerin kalbine inmiyor. Şimdi bazı şeyleri tabii okuyoruz da büyüklerimiz bunu bize demese biz hiçbir şey bilemeyeceğiz. Mesela seyyah melekler var. Seyyah ne demek? Seyahat ediyor melekler. Bir meclis buluyor ki zikir halkası. O her meclise girmez. Ancak o girdikleri böyle nur olan meclislere girerler. Bir ara Ilgın'daydı efendimiz. Böyle seçkin insanlar vardı.
Belki ilk anda bulunamadın, onları sordum. Dedim ki şu şu şu kimselere geldi mi dedim. Bu işiliğimiz onlar çok takdir ediyorlar, biliyorlar zaten. Dinlet gelmedi. Allah Allah hayret ettim, bunlar gelir dedim, niye gelmemiş? Böyle herkes de bilmez bunları. Kendilerini belletmezler zaten. Birinden öğrendim, dedi ki şu şahıslar bulunduğu müddetçe varmayız. Bunlar halbuki evradlı ezkar. Böyle gönül nur olursa geliyorlar. Mesela hepimiz Hızır Aleyhisselam'ı arıyoruz. Hızır Aleyhisselam eğer alnında nur parlarsa gelir. Öyle gelişi güzel gelmez. Bir gün bir misafir geldi. O hacı babayı tanırdım ama ismini unutmuşum, bir ara hatırladım. Genelde bu muhşiliğimizi çok taklit ederiz, Çok takdir ederdi. Bir gün bir sohbetinde dedi ki, Kayseri'ye teşrif buyurdu efendimiz. Bunu bana okutmadınız iyi bakın. Teşrif etti. Bir caminin üst katında oturuyoruz.
Üst ağzımız ayrıldı ama öyle bir sohbet etti ki tarifi yok. Amcaz dedi ki inşallah öyle olur. Bu sohbette bulunanlar dedi fenafir resul haline geldilerdi. Belki biz olamadık ama olanlar varmış demek. Böyle bir kimseydi, geldi. Mürşid'imizi ziyaret etti. Ayrıldı. Acapullah amcamız da ikimiz böyle bunun ayakkabısını neye çevireceğiz? O yaşına rağmen öyle hizmet ederdi mürşidimize. Üvey kardeşiydi ama bambaşka bir kardeşti. Çocuk gibi. Böyle if onu elini perde eder. Dedi ki efendimizin yanında oturanı gördünüz mü? Gördünüz ama kendisi mutluyor, bunu gördük. Buyur amca, sen siz buyurun. Dedi, Hızır aleyhisselam yanında oturuyordu ama geleceğim kimse. Ben efendimizden duyuyordum bunları. Dedim ki oğlum o geldi. Demezdi hepsini. Beyefendi biz herhalde gelinlerdir. O anda kapıya bir basan yoktu. Zile basan çıktım, kardeşimiz gibi diyemem de onu arıyorum, ona benzeyen kimse yok ki.
Bir delikanlı ama bir, bir bambaşka bir delikanlı. Yani benzemiyor böyle şeye niye? Bir başkalarına benzemiyor. Hatırlıyorum yani şeklini biraz uzun süre, ama nur, şunu söyleyeyim, Hızır Aleyhisselam deyince peygamberdir, bak buna inanın. Öyle buna buna kafa takıp da Allah'ın nebisidir o. Ruhani hayatta hayırdır. Herkesin şekline girmez o. Ruhu temiz olanların şekline girer. Ruhu pak olanların. Öyle gelişmeden gördünüz mü? Şöyle yaşlıydı bilmem filandır. İyi. O yaşlı dediğini eğer ruhu pat ise ona girer. Ne o bir kere? Diyoruz ya, her kaba yemek konmaz diyoruz. Çıktı. Efendimizin tabii rahatsızlıkları var. Bir doktor da çok tembih yiyor. Aman ha on beş dakika geçmesin diye. On beş dakika dedi ve bir buçuk saat konuşma. Görüyor ya Yunus Emre, Yunus ne güzel demişsin. Bağlı şeker yemişsin. O ilfan balını yediği için, nasıl vaktin geçtiğini de bilmiyorum.
Bir tanesi demiş ki, benim demiş sen vaaza çıkın önümüz. Bizim bir buçuk saat önce çıkarım dedi. Saatimizin yel kovanını sen mi döndürüyorsun efendim demiş. Dayanamıyorum işte, bu saatin demiş, yelkovını senin için. Efendim, unutamadığım bir şey var. O genç zatı derim de inşallah. Bize dediler ki, Sami efendimizin huzuruna girdik ikişer ikişer alıyorlar zaten. Girdik, on dakika deniyor görüşürsün. Kitap kalacak. Girdik, bir tanesi hep Konyalılardan çıkardım. İkide bir saate bakıyor, kızıyorum ama. İkide bir saate bak. Yiğit oradan çıkıyor, benim gibiler de çıkıyor. Benim gibi asiler de çıkıyor. Şimdi saate bakıyor, emin olun yıllar geçti o iki dakikamı yedi diye verilir buraya. Ben efendimi daha görseydim diye. O gördüğüm benim bir caminin imamı değil. Yani bir vaiz değil, bir müştü değil, on sekiz bin aleme hükmeden bir sultandı o. Neyse, çıktım, Konya'daymış delikanlı ama çok güzel.
Baba aradım, hiç kimse pek yok oynadım. Değişik. Dedim ki, bu ziyaretini Veysel Garan'ı ziyareti kabul etti dedim efendimiz. Tamam bitti. Ne bileyim ben. İçeri girdim, oğluma kimdir? Dedim Konya'dan gelmiş delikanlı bir kimse. İşte dedi o hazirali. Için. Elhamdülillah öyle bir kırma şeyimiz olmadı da, o vurulmasın diye. Onlar için kapı pencere olmaz. Kapıyı açacak bir gün Muhyiddin Arabi hazretleri, ben diyor oturuyorum, içeriye birileri girdi. Küp kapım pencerem kapalı ama ben tereddüt ettim diyor nasıl girdi diye. Sonra oturduğum seccade vardı, onu da aldı elinden diyor. Daha bir hayret ettim. Siz Recaiullah'tan mısınız? Evet dedi. Bu çok yani bu anlatmakla bitmez. Biz onlara imreniyoruz. Elhamdülillah. Bir sahabe var ya dedi ya Resulallah, bir kimse var ki, bir zümre var ki onlar şöyle ibadette saatte, biz ise öyle yapamıyoruz ama onları seviyoruz deyince demiştir.
Efendim biz Sami Sultanımıza giriyoruz. Mürşidimizin o andaki vakarını hiç unutma. Öyle bir gidiş. Allah Allah. Kendi kendine konuşmaya başladı. Efendim dedi Bayezid Lokman. Efendim hutbiyette en güçlü. Böyle konuşuyor. Sonra dedi bu kapıya kimler geliyor, kimler gidiyor diye. Tabii bu bizim gibi insanlar değil de gönlü açık olan kimselerin gördüğü kişilerdir. Onlar müşahede ederler. Diyoruz ya, Eisu Cumhur mesela bir beldeye giderken bütün danışmanlarıyla gidiyor, bakanlarıyla gidiyor, Basın mensuplarıyla gidiyor. Yani onlar demek ki bir yere geldiği zaman tek başına olmuyor. Bütün hazır oluyorlar Allah'ın izniyle. Ondan dolayı huzurları çok kıymetli, değerli onu her yerde bulmak mümkün değil. Yani biz doymak istiyoruz, demek istediğim o çorbalar üç beş kaşık derken onlar doyan bir kimse değil. Söylediğim sözü topluyorum biiznillahi teala.
İmam-ı Azam rahmetullahi, ya Rabbi sana doyamıyorum dedi. Siz şunda karar kılmayın. Bak karar kılmayan. Böyle kitaplarda geçer. Diyor ki İmam-ı Azam Rahmetüvari doksan dokuz defa Cemali İlahiyi seyretmiştir. O doksan dokuzda kayıtlı olmaz o. 0 kitaplarda öyle geçiyor. Onlar Rabbamızın büyük bir lütfuna mazhar. Onu da şöyle söyleyin Esselamü bir rahmet-i iman yaşa. Bunu İbrahim yok, İsmail Hakkı Erzurumlu Urevi Hazretleri, İsmail Hakkı Musevi Hazretleri bu ayeti celile üzerinde durur ve şunu söyler. Allah'ımızın seçmiş olduğu kullar. Daha nasıldır? Çıkarabilsin bir ayet-i celiler var Vucurat suresinde. Bu Neml suresinde. Şimdi çıktı. Allah'ımızın ikramta bulunduğu kimseler. Bak biliyorum. Hiçbirimiz yok olanlar müstesna. Olmasak bile onlara imreniyoruz, gayret edeceğiz. Sami sultanımızın da üstadımızın da çok okuduğu bir ayet celle var. Çok duydum mübarek dillerinde. Sakallardı.
Bunu çokça kullardı. Bir gün böyle letaifler üzerinde durdu. Sami ben'in istiyorum. Ondan sonra zikirler üzerinde durdu. Şeyi çok anlattı. Kuran-ı Kerim'deki zikran kesira, Allah'ı çok çok Celle Celalü'l-zikrizin. O ayetleri okudu. Sonu murakabelere geçti. Tek tek murakabelere haber verdi. Ondan sonra da bu ayet okudu. Esselamü. Yolumuzda gayret edenlere sübulümüzü açarız dedi. Üstatımız da dedi ki efendim sübul ne manaya geliyor dedi. Yollarımız Hasan Efendi. Yollarımız. Şimdi Allah'ımız gayret gösterirsek onun açacağı yol tarifi mümkün değil. O yol kendine açılan bir yoldur. O yolun şimdi çok güzel bir şiir var da, onu da hatırlattırıyor böyle. Yani öyle bir bahri umman ki o tahrife gelmez. Onu ifade edemeyiz. İnşallah tatmayı sizin hürmetinize Cenabı Hak bizlere de nuc etsin, ihsan etsin. Bu habıs hali.
O İmam-ı Azam Efendimize şunu ifade buyuruyor Cenabı Hak, Kuran-ı Azimüşşan'la amel et ya imam diye. Bu anlattıklarımızın hepsi Kuran-ı Kerim'de. Şimdi Ulema Sufiyye diye bir eser var. Çok güzel, küçük bir eser ama mezhep imamlarımızı mürşid-i kamillerimizle alakasını anlatıyor. Ondan sonra mezhepten müçtehid olanlarımızın Hasan-ı Basri Efendimiz'den başlar, başta. Burada şöyle bir hayt var. Sufi diyor, Sufi gerçek bir devir. Her aradığını Kuran-ı Azimüşşan'da bulan kimsedir. Devam işte. Mesela bu işin sonu yoktur diyoruz ya, Onlar hakkıyla Allah'ı takdir edemeyenler. Şimdi marifetullah'ın anlamı nedir? Soruyor marifetullah ne demek? Marifetullah cehalet demek. Niye bas? Marifetullah, şekildir, şekil cehalettir. Neden? Çünkü onu tanımaya başladıkça tanımadığımız ortaya çıkar. Ehlullah'ın son vermiş olduğu kararlardan birisi budur. Diyorlar ki marifetullah'ın sonu cehalettir, bilmemektir.
Allah'ı hakkıyla Celle Celalühü kimse takdir edemez. O zaman ne yapar? O zaman secdeye kapanır, Sübhanallah'tan başka bir şey demez ona. Yani bu değişik bir konu. Ama biz imreniyoruz bu hallere. İmrenmek de güzel bir şey. Allah'ımız nefsani arzuları bize imrendirtirmesin. Şu dünyanın geçici süsleriymiş, süsleriymiş. Hayvani duygularıymış. Bunlardan bizi Allah'ımız azadeyse yani buradan bunlar boş. Hoşuma benziyor. Diyelim ki şurada bir yakut var, bir de zümrüt var. Bunun yanında bir de paslı demir var. Biz altunu, gümüşü, zümrütü, yakutu, elması bıraksak da, o paslı demiri atsak ne olur? Delil, delil nedir? Başka ne diyecek? Akılsız diyoruz. Allah'ımız bize Kuran-ı Kerim'de gerçek altın gösteriyoruz arkadaşlar. Bakara suresi hiç uzak değil. Şimdi Musa aleyhisselamın kavmine, haldırcın eti ve yine lütfediyor, bıldırcın eti ve kudret helvası lütfediyor. Ama onlar ne diyorlar?
Buradan diyorum. Kuran-ı Kerim'e Bakara suresinin altmış beş. Ne istediklerine bakın şimdi. Kudret helvası var. Bildircın eti var. O olduğu halde diyor ki biz diyor ben fasulye istiyoruz. Nohut istiyoruz. Soğan istiyoruz. Sarımsak istiyoruz. Allah'ımız buyuruyor ki Bunlar ne ki? Allah'ımız onlara kudret helvasını lütfetmiş, sonra kuş etleri, bıldırcın eti, soğana ve sarımsağa, ingin olanı yüksek olana terhi ediyorlar. Onun için Cenabı hak Onlar ahiret hayatında mesut olacağımız, o güzellikler varken dünyayı tercih ediyorlar buyuruyor. Dünyayı efendimiz nasıl tahrip buyuruyor? Salcel Allahü teala insanın yeyip içip dışarı çıkardığı buyuruyor. Aynen Hadis-i Şerif, dünya bu. Niye talip olacağız? İnsanlar bununla bitirmiş. Üç kısma ayırıyor. Birisi dünyayı isteyenler hadis-i şerifleri. İkincisi ahireti isteyenler. Bir üçüncüsü Mevla'yı isteyenler.
Bunun için Raviyetü'l Adevye annemiz kuş etlerinde Rabbimize. Yani bunu istiyoruz derken bu geçici olmayacak. Burada istiyoruz diyoruz. O istiyoruz diyene sen bastığı yeri bile ötmeye kalkarsın. Bunlar ucuz değil. Mesela yüksek hallerdeyim deyip emmare yaşarız. Dikkat edelim, ahlakımızın güzel olmasına. Onların kemale erimişse ahlaklarının güzelliği Burada tombal'ta Hacı Ahmet Efendi'yi çok vazifelerlerdi. Develden ulan var mı acaba? Yok herhalde. Olan varsa biller. Yok değil mi? Bu Develi'nin tomumak. Şimdi mahalle oturanlar da köy deniliyor. Develi'ye de uzak geliyor on kilometre. Bu manevi haberdar alan bir kimseydi. Yani o manevi postacılar, bu ilahi görevler yapar, onlardan birisi. Efendimiz ders görüşüyor. Bir de dedim ki, sen yanımda bulun da dedi, sonra dedi, ihvanımıza anlatırsın nasıl ders geçirilir, nasıl olur. Elhamdülillah, onları gördüğümüz ama çok hassastı oldular.
Ben ayran kaldım zaten. Çünkü bir letaif geçirdi. Allah Allah. Kalp sikine, ben oturuyorum. Ben bayılacaktım neyse. Böyle bir kendimden geçtim, hemen şey yaptılar, müdahale ettiler. Öyle letaifiyle iyi geçirmek, öyle kağıtla zarfla olmaz o. Ne demekmiş? O gönülle olur. O hali yaşar o karşı karşıdaki kimse. Kimseyi kötü bölünmüyorum ama bu oyuncak değil o. Bir esastır o. 0 letaifler eğer gerçek yapabilecek olursa kendi arasında biner derecesi var onun. Velayete işaret diye geçer. Neyse, şimdi ders görüşmeleri olsun. Bu Tombaklı Ahmet Efendi'yi çok merak ediyorum. Çünkü o geldiği zaman her zaman her zaman tesadüf ettim. Ne zaman geldi? Efendimiz Cemalullah'u anlatıyor. Elimde bir eser vardı, Nasayiye Kuraniye diye bu şeyimden oturuyorum, oldu mu? Kusura bakma. Düzgün oturayım.
Nasayiye Kuraniye Ömer Nasuh'yu Bilmen hocamızı, orada Allah'ımızın manevi nimetleri işte Cemadullah'ında kör cır açılacak diye. Öyle bir anlatıyor. Görmüş gibi, görmüş zaten öyle anlatıyor. Çok tatlı bir şekilde söylüyor. Bunu anlattığı zaman, tabii kendinden geçenler oluyordu. Şimdi tam onun dersinin görüşülme zamanı geldi. Diyorum bu levhu kalemle midir, nedir kendi kendime? Merak ediyorum dersinde bir insan diyor. Gel yolları, ümmün öteden elini öp yollarını, yak. Nimet faslı girdi, namazdı mesela. Bitti. Amca oturdu. Oğlum Ahmet dedi benim için. İki bin kıştan Allah diyeceksin. İki bin de içtendi. Orada anladım ki iş ahlaktır. Diyor ya efendimiz letaif dersini alan, mahzun olma geri kalan, riyakarları bela bulan yokluğa atılmak lazım. Şimdi bu adam, bu zat dersini geçmedi diyelim. Ne oldu? Bütün varlığınla inanıyorum. O vefat ettikten sonra evliya oluğunu geçirir zaten. Gördün mü?
Görmedin diyemem ama hissederim belki. Belki. Büyüklerimizden duyduklarımızdan. Bir izin nefesin. Bu yola iyi sarıladım, buldum. İyi sarıladım, tutalım. Burada ekmek var elhamdülillah. Üstatımızın hapısında nimet var. Biz de muktaciz zaten.