Pir efendimiz bunun üzerinde durmuş kalpte Sallallahü Sırrı. O Allah Celle Celalü, biz Rabbizi Zülcelal'imizin isminde muhakkak ya Teala diyeceğiz ya Celle Celalühu, böyle sadece sırf Allah dini bırakılmaz. Allahu Teala ve Tekaddes hazretleri bunu büyüklerimizin dilinde görüyoruz. Çok güzel ifadeleri var Rabbimizi sena ederek. Böyle Allah böyle buyurdu değil de Allahü Teala ve buna benzer çok güzel ifadelerle. Efendimizde de öyle sallallahu aleyhi ve sellem. Eğer böyle uzun deniyorsa aleyhüssalatü vesselam Efendimiz. Bak kolayca aleyhüssalatü vesselam Efendimiz. Cenabı hak da Allahu azimüşşan diyeceğiz. Yani bunun gibi dolu. Yani bu sadece bununla geçiştirilmez, dolu. Allahu azimüşşan Efendimiz de çok.
Onu tahsin eden güzel sözler Resulü Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem diye yere giren bütün tane ve zerreleri ondan çıkan her türlü nebatı gökten inen yağmur tanelerini göğe yükselen buhar ve dumanı bilendir. Burada gördüğümüz kadarıyla gerek Esad Erbillah Hazretleri olsun gerekse bu minval üzere olan Arifani ilahi onlar Kuran-ı Azimüşşan'ın yedi batın, batın demek yedi böyle iç manaları. Ondan sonra yetmiş batın. Bu anlamları vardır. Bunu nasıl anlarız? Bu bu gözlerle anlaşılmaz. Bu iç gözleriyle anlaşılır. Şimdi duyularımız var bizim. Dokunma duyumuz var, koklama duyumuz var. Duyma, görme bir de iç duyuları var. Mesela basar, görmek. Basiret iç gözleriyle görmek. Bunlar iç gözleriyle gördüğü için bakın ne anlam veriyor. Hadid suresi dördüncü ayet geldi.
Kuran ayetlerinin zahir manasıyla beraber batın manasının da mevcut bulunduğu hadis-i şeriflerle sabit olduğundan bu ayeti kerimenin bütün manası hakkında arifler. Bu iç manayı biz nasıl vereceğiz? Bir, makasıdı şerr, şer-i şerife uygun düşecek, bir. İkincisi diğer ayeti celinelerle desteklenecek. Üç, Hadis-i Şerifler de nelerle bu teyit edilecek, güçlendirilecek. Öyle benim gönlüme geldi de şöyle dinmez. Mesela bir Hadis-i Şerif var aleyhisselatu vesselam Efendimize. Müftiler ne kadar fetva verse de gönlünüze danışın. O gönlünüze danışın. Her gönül olmaz. Mupmainne olan gönüldür o. Yoksa benim halime şöyle geliyor. Ben şöyle algılıyorum falan diyerek kor gider. Böyle olmaz o. Şimdi şunu da biz perçinleştirerek yerli yerince ifade etmemiz lazım. Bu konular ulemayı kiramız bunu ifade buyurmuş. Gerek ayeti celilelerde tefsirlerde gerekse ehadisi Muhammediye'de esaslar konulmuş.
Bunu biz Sami Efendi Hazretlerinin, Haddise Allah resulü eserlerinde görüyoruz. Eğer dikkat etmişseniz şunu göreceksiniz. Hiç kendinden bir kavil yok. Kavil anlamayız biz. Kendisinden bir söz yok. Ne buyuruyor? Hazin tefsiri. Bunu pek demiyor da başka tefsirlerden söylüyorlar. Ruhul beyandan daha çok söylerler. Hep böyle kaynaklarıyla veriyor. Bize aslında Sami Efendimiz Hazretleri yol gösteriyor. Aman ha, büyüklerimizin izinden sözünden ayrılmayın. Her şey beyan edilmiş. Kafanızı karıştırmayın. İşte şöyle yorumlayacağız böyle. Yok, hiç yorum morum bitmiştir. O yorumu yapabilmek için dediğimiz evsafa haiz olacağız. Neyi haiz olacağız? Bir kere nüzul sebeplerini bileceğiz. Ondan sonra konu bütünlüğü içerisinde ele alınacak. Bu ayrı ilim ehlinin kendi arasında görüştüğü konulardır. Bize düşen nedir? Bize düşen onların izlerini takip edip bırakmış olduğu eserleri cami gönülden okuyacağız.
Sağ olsun bize bir müştü kardeşimiz vaizdir de aynı zamanda müftü. Sadatı kiram efendilerimizin sıddık gazından bu zamana kadar gelen Meşşai Kiramın bir eserini gönderdi Arapça. Abdülhalil Vojdevani Hazretlerinin Hızır aleyhisselamdan almış olduğu on bir esas var. Bu tarikat-ı aliyenin temelleridir. Bunu biz öğreneceğiz, mutlaka öğreneceğiz. Mesela o efendilerimizin eserlerine bakıyoruz. Hayran kalmamak mümkün değil. Size burada bir tanesini olsun göstermeye çalışayım. Mesela, Cenabı hak kamil müminin kalbine, mümin kulun kalbine her gün ve gecede üç yüz altmış defa nazar eder. Hiç hissediyor muyuz? Allah'ımızın gönlümüze nazar ettiği belli oluyor mu? Allah'ın nazarı Celle Celalü. Oluyor mu böyle nazar ettiğini Celle Celalü, duyduğumuz zaman ehlullahtan birisinin dediği gibi o diyor heybet-i ilahinin karşısında sinek kadar bile kalmadım diyor. Oluyor mu? Yaşıyor muyuz bunları?
İşte bu derde düşelim de dillerimiz onu bunu artık konuşmaz. Gözlerimiz orada burada dolaşmasın. Hiç gerek yok. Şimdi o kalbin üç yüz altmış tane, altmış tane ona bağlı olan yollar vardır. Kısaca deyim, size de yormayın. Şimdi kalp dendiği zaman, gönül dendiği zaman artık gönül gönül kalp ıslah olursa bütün vücut ıslah olur. Bütün zerresi nur olur. O zaman ne yapacağız? Temiz et gönül evini dost gelecek kondurmaya. Evimize bir deseler ki akşam size vereceğiz, aman ha dersiniz evinizde evi temizleyelim. Eğer büyük de bir misafirse aman tozlu bilmem falan olmasın, tertemiz olsun, halıları vesaire koltukları her şeyi tertemiz edelim deyip evi misafirin gelmesine uygun hale getiririz. Bu gelen kimdir? Nazar eden kim? Kim nazar eden? Allah Celle Celalühü. Burası temiz edilmez de ne olur? Hadis-i şerif işte ehlullahın burada mürşitlerimizin, efendilerimizin sözleri bu.
Hadis-i şerifleri alınmış. Görmedik bunu okumuyoruz ki. Hep olumsuz demeyin de okuyorsunuz. İnşallah okuyorsunuz. Aman git. Hep işimiz gücümüz yolunda olsun Allah'ım. Yollarından ayırmasın. Şimdi burada yine göstereceğim. Mesela bu bağlantımızı daha çok kuralım diye söylüyorum. Bunu anlatmak bağlantımızı efendilerimizle iyi kuralım. Ne gerek var? Şununla bununla meşgul olmaya ne gerek var? Bir kere biz bunları bir tamamlamaya gayret edelim. Gerçekten eğer onların eserlerini okur, şöyle bir de düşünürsek dedemin dediği ortaya çıkar. Ehlullah'tan dedem Rahmetullah Ali elden bize ne lazım? Gıybet etmeyin gözüm. Ağarsın iki yüzün. Siyah yüzü sevmezsin. Yarın kabir var gireceğiz oraya. Orada bunları temin için mesela Abdülhalide ve Gojidevani Hazretleri bizim mürşid-i kamilimiz. Hiç okuduk mu okuyacağım. Bir nevi sizi rencide edecek söz söylemeyeyim de üzerime alayım. Hepsini üzerime alayım.
Size bir şey olmasın. Sadece şunu diyebilirim. Habibim sen tebliğ edicisin, sen zorlayıcı değilsin. Abdülhalin Hoyddevani hazretlerinin şu nasihatleri, ilmi ve edebi tahsil edin, okuyoruz. Kıldığımız namazı şöyle bir gözden geçirelim. İlmii kitaplarına bakalım. Bir Mevlana'mızın namaz tarifine bakalım. Hiç daha ileriye gitmeye gerek yok. Esadı Erbili Hazretleri'nin Mektubat'taki namaz tarifine bakalım. Buyuruyor mu kıldığımız namaz? Hiç arayacağımız bir şey yok. Bizim mağazamız Ehlullah'ın sadatı kiramın mağazası bütün dolu. Diyelim ki bizim kendi mağazamız var veya alışveriş yerimiz orayı bırakıyoruz ta başka yere. Ne der ne? Deli. Elhamdülillah üstatlarımızın mağazaları dolu bizim. Dilim ve edebi tahsil edin, öğrenin. Cenabı hakk'ın korkusu Şu hatırımızdan çıkmasın. Bazı rahatsızlıklar da eskiden bu imkanlar yoktu.
Mesela bir şeker diyelim ölçecek kan şekeri vesaire yağı oranı neyse bunun için ta Kayseri'ye giderlerdi. Kasabadan kalkarlar, Kayseri'ye giderlerdi. Şimdi ona hiç gerek kalmadı. Zaten bunu eczanelerde veriyorlar. O hastalara tahsis ediyorlar. E kanını da ölçecek, şekerini de ölçecek, tansiyonu da ölçecek aletler mevcut. Şimdi yine Şeyh Mustafa Efendimiz Rahmetullah Ali Hazretleri kendimizi ölçecek biçecek neyi vermiş? Aletleri vermiş. Demişler ki efendim biz istifade edebiliyor muyuz? İki şekilde Allah korkusu çoğalıyor da otururken bile aman Hakkı diye ben arkam dönük olmasın, Rabbimiz her halime vakıf deyip titremeye başlıyorsa korkmayın buyurmuş. Öyle haram bilmem final mümkün değil. Bu yol helalde bile dikkat eden yoldur. Helalde bile. Sonra ikincisi ibadet ve taatten buyurmuş lezzet alıyorsa. Öyle ki Allah dedi mi vücudunun her zerresi ayağa kalkıyor.
Her zerresi de Allah demenin Celle Celalühü hazzı ve lezzetini duyuyor. Bir tevhid okuma yeter. Ehlullah için yeter. Ama birden kalmazım ben. Öyle olur ki tevhidin esrarına vakıftır. Böyle oluyorsa buyurmuş, istifade ediyorsun. Bak ne güzel ölçü vermiş bize. İnşallah dikkat edelim. Yoksa Rabbimizin huzuru ağırdır. Salih insanların yollarını takip edin. Salihlerin yollarını takip edin. Onların edebiyle edeplenin. Sünneti Seniyyeye riayet edin, cemaatle namaz kılın. Fıkıh ve Hadis-i Şerifleri ve tefsiri öğrenin. Tefsirlere bakın. Cahil sufilerde olmayın. Bizim efendilerimiz hep alim zaten. Elhamdülillah elhamdülillah. İfade etmeye bilgi Mesela mürşid-i kamillerimizin sözlerinden demiştim. Bir tanesi ne olsun? Değil. Bu da bir ayrı. Bu Abdülhayri Guldevani Hazretlerinin bu size okuyacağım mürşidi kamilimiz İmamı Cafer Es-Sadık Gattesallahu Sirri Hazretleri. Bakın ne buyuruyor.
Tanrı ile dünya nefis dünyaya nazar eder. Ruh ahirete, marife tamguri ilallah, marife bilmez, dünya. Allah'ınızı tanımak, o kalbin tanıması. Eğer nefsani arzuları arzuları galip geliyorsa helaka giderler eğer ruhları galipse o Allah'ımıza vuslat için adım atıyor demek. Eğer Rabbi zülcelalimizi tanıma nimeti de bahşolunmuş ise bunlar muttaki olan kimselerdir. Şimdi diyorlar ki üstadımıza bunu şunun için diyorum, mağazamız dolu, Ehlullah'ın gönül gönül mağazaları arşullah, Kenzullah, Beytullah. Efendimiz çok mu kaygılı acaba ahirete göçtü diyorum. Çok mu kaygılı gitti? Pazarımı açtım dedi de hiçbir şey alamadık mı acaba? Sami efendimize bir bayram ziyareti demişler ki efendim çok yoruldun. Hayır, halleri beni gördü demiş. Bunların kalplerinde gönüllerine, geçenlerde yoruldum. Sohbet ederdi mürşi-i kamilimiz. Odasına gelir, yatağa düşerdi, hasta düşerdi. Bunu kimse bilmez.
Derhal doktorlar gelirdi. Niye? Bizim yüzümüzü. Bunu Hasan hocamız çok iyi bilirdi. Bu Erdemli de Ahmet Şahin derdi bize. Allah'ımızın rahmetine kavuştu. Sami Efendi'nin zaafiyeti derdi ihvanın faize gitmesi derdi. İhvanın zinaya gitmesi dedi açıkça. Açıkça söyledim. Hanım olduğu halde bizi mazur görün diyemiyorum. Adanalı Hasan Efendi büyüklerden bir zattı rahmetullahi. Ona buyurmuş ki Hasan Efendi, ihvanın kusurları gece de olsa hep gözümün önüne geliyor. Geliyorlar, direkt söyleyemiyorum. Edebim müsaade etmiyor. İşte aralarında diyorum Fatih'ini anlamıyorlar. Ne olur siz tavsiyede bulunun diyor. Bu kelime-i tevhidin cennetin anahtarı olduğu söyleniyor. Caferi Sadık hazretleri diyordu durun, cennetin anahtarının öyle dişlileri var. Onun şifresi var. Şunlar olmadıkça giremezsiniz diyor. Gıybetten ve yalandan dili uzaksa o şifrenin biri budur diyor.
Dili Allah diyor başka bir şey demiyor. Allah Şimdi sırf laf saydılar değil. Düzeldi nasihat oldu. Ne olur bugün ki? Gönlünde hiçbir hile ve kutba yok. Ve babnin bidari haramin vela şüphetin, şüphetin. Midesinde haram ve şüpheli hiçbir yiyecek yok. Amelinde de nefsani bir arzu yok. Riyalar, kibirler, ucubler, benlikler ölmüş olurlar. Dinde aslı olmayan bir kalp gibi haller bunlar yok. O zaman diyor o kapıyı açabilirsiniz. Efendilerimiz neresi başka bir şeyi? Ifade etmişler söylemişler Cenabı hak şefaatlerine mazhar kılsın. Burada bu ayeti celilede mana verirken buyuruyorlar ki yere giren ifadesini salikin kalbine varid olan marifeti Rabbaniyedir. Bir gün efendimiz ihvanından birine dedi ki oğlum dedi, kalbine dedi aynen tazyikli su gibi. Bazen bu elektrik, cereyan üretilen yerler var, tribünler var. Oraya su şiddetli bir şekilde vurarak elektrik üretiyorlar.
Onun gibi dedi efendimiz böyle kalbine Allah'ımızın nuru böyle tazyikli bir şekilde vuruyor mu oğlum dedi. Tabii görüyor. Evet efendim dedi. Kalbim dedi bambaşka bir hal alıyor. İlahi nur, şimdi Cenabı hakk'ın hazinesi tarif edilmez. Bunu dua edin de anlayabilelim. Şükrülahkar kardeşiniz bir anlasın. O öyle bir hazine ki Rabbimizin öyle bir hazinesi var. Şimdi bu misali çok veriyoruz ya biz, böyle sarraflarda neden oluyor? Çok kıymetli taşlar oluyor. İnciler oluyor. Daha sonra yakutlar oluyor, zümrütler oluyor. Kim hiç onu hiç şeye de koymaz, böyle camekanın önüne neye koymaz? Vitrine koymaz. Onu şifreli sandıklar içinde. Böyle candan dost olduğu zaman bilir, varlıklı olanı da bilir, ona gece işaret eder. Aman gel, çok kıymetli bende eşya var veririm sana diyor. Diyor. Ehlullah bu işte.
Öyle gönüllerinde ilahi nurlar var ki mesela efendimiz Hazretleri Medine-i Münevvere'de Pakistanlı Pakistanlı Muhammed Zübeyr'in kalbine onu indirmiş Biiznillahi Teala. Kalbine ilahi nuru kendinden gönlünü aktarmış. Pervane gibi etrafında döndü. Daha çok misaller var. Bunu bilenler demişler ki efendim demişler arabalar tutuyoruz, huzuruma geliyoruz, bize niye böyle olmuyor? Siz varlıklı geliyorsunuz. Biz de biliyoruz gibi bir havanın içindesiniz. Bunlar yokluğun içerisinde demiş. Efendimiz bak bu kasabada olmamış. Kayseri ilimizde de olmamış. Ta Pakistan'da biraz düşünelim. Niye biz alamaz mıydık? Burada alan ihvanı var mıydı? Yanında çok bulundum ama. Siz değil de bizim gibi günahkar yüzünden pek yok. Ama bünyandan bünyandan bir hoca geldi. Akşam namazıydı. Namaz kılındıktan sonra mübarek boynunu eğdiler. Böyle birçok tatlı bir inleme oluyor o anda.
Adam gözyaşlarıyla böyle, ağlaya ağlaya, aşkla muhabbetle döndük. Niye biz de atsaydın? Niye mahrum oldun? Şimdi olmaz mı? Sami Efendimiz yine ahirete göçmüştü, göçmüştü. Bize dedi ki hemen oğlum. Kalemi kağıdı eline al. Gerçekten Sami efendimizin müstesna bir evladı halifesi olduğu gibi o müstesna. Onu Allah'ım seçmiş zaten Celle Celalühü. Kılıç kınından çıkmıştır. Ruhaniyetine döneceğiz. Hayatından daha tesirlidir şu andaki durumu. Demek ki efendimiz gitti. Biz ne yapacağız? Yok, daha güçlüdür diyor. Daha bir kuvvetlidir diyor. Rabıtaamızda güzel bir açabilsek, Esad Erbili Hazretleri demiş der ki efendim biz nasıl edelim kalbimizi? Nasıl açalım? Huzurumuza mı varalım? Ne yapalım deyince hayır hayır buyurmuş. Zamanın kutupları müsaade edilen kimseler şarttan doğan güneş gibidir. Kalbinizi açın yeter buyuruyor ve çok istifade etmiş. Biiznillahi teala. Faydalanırız.
Burada Esad El Bida Hazretleri öyle güzel diyor ki, yere giren ifadesinde kalbine varid olan marifi Rabbaniye, Allah'ımız neler indirdi, neler indirdi? Yerden çıkan ifadesini kalbi mükaşefeye gökten inen tabirini esma ve sıfatı ilahiyeden önüne doğan ilmi ledüniyye, göğe yükselen kelimesinde kelime-i tayyibe denilen kelime-i tevhide işaret saymışlardır. Tarikat erbabından bir zata müracaattan maksat, yalnız zikir telkini değildir. Onu bir imamla size tarif eder. Eğer ona kalırsa zikir telkini yaparlar. Bir böyle alim bir zat da söyler bize. Salikin kabiliyet toprağına ilahi marifet tohumlarının ekilmesidir. Zira zikir terkini tasavvufi kitapları mütalaasıyla elde edilebilir. Nedir o tohum? Bunu İmam-ı Gazali efendimiz, rahmetullah Ali buyuruyor ki mişkat-ı nübüvvetten bir tohum diyor peygamberimizin Sallallahu Aleyhi ve Sellem nübüvvet nurundan o aldığımız ders oydu işte.
Bunu demek ki büyüklerimiz çok güzel biliyorlar. Amenna ve bu ekinlerden misal veriyorlardı. O verdikleri misal kınacık diyordu mesela. Ekinlerde kınacık olur hiçbir fayda hazır olmaz diye. Şu atmış oldukları tohumları kınacık hale getirmeyelim. Bunları söndürmeyelim. Verimsiz bir hale getirmeyelim. Kürt kötürüm etmeyelim. Çalışalım. İnşallah o çalışırsak ne yapar? Şikayet-i nübüvvet, peygamberimizin nübüvvet nurundan bir tohum. O ne yapar? Gelişir. Büyür. Biz onu sulayacağız tabii her seher okuduğumuz. İstiğfarla, tevhide, selamla, ibadetle, taatle, hayırlı yollarda coşmakla, koşmakla bu hasır olur Allah'ın izniyle. Ondan sonra ne yapar? Meyve vermeye başlar. Göz de verir, ibret de olur, kulak da verir, elde olur, ayakta olur, beyinde olur halimiz bir kere değişir. Üç ayları geldi kabul edelim. Ona hazır girmemiz gerekiyor. Çok güzel izah etmiş.
Abdülkadir Geylani efendimiz buyurmuşlar ki ben sizin yalnız zahirlerinizi süslemeye değil, amma gönül arazilerinize marifet fidanlarını dikmeye ve onları sulayıp yetiştirmeye memurum. Ne güzel. Şimdi ruhaniyetleri de yakın olduğuna göre biz onlardan şahıs şahısla himmet bekleyebiliriz, umum olarak da bekleyebiliriz. Ne yapıyorlar onlar? Sadece diyor biz o tohumu atmak değil sohbetleriyle, zikirleriyle, o güzel tavsiyeleriyle, rabıtamızla ne yapıyorlar? Onu yetiştirmeye çalışıyorlar. Böylece marifet fidanlarınız büyüsün, dal budak sarsın, yaprağından ve meyvelerinden istifade edilsin buyurmuşlardır. Çok güzel bir misal vermiş Cenabı hak şefaatlerine mazhar kılsın sevgili sultanımız. Çok güzel onun mektubatından notlar. Almışsın. Mesela o nottan bir tanesinde deyim de fazla zaman almıyor. Diyor ki ihvanın birisi efendim diyor tesadi el bilhazeli'ne mektup yazıyor.
Bu tarikat-ı aliyyenin diyor bu tarikat-ı aliyyenin nurlarından nasıl istifade ederiz? İki şeye dikkat ediniz diyor. Birisi evlat ve ezkarınızı iyi yapın. Ondan sonra Allah'ın resulü seneye getirmişse onu alın. Neden nehyettiyse ondan kaçının. O birincisi evrad ve ezkar değil. Evrad ve ezkarınızı diyor tam yapın yapın. Ondan sonra şergi mübin'e iyi yapışın Resulullah'ın yoluna Sallallahu Aleyhi ve Sellem. İkinci olarak da rabıtayı Şerife'ye diyorum. İstifade edersiniz buyurmuş. Dualarınızda Cenabı hak bizi de izah etsin. Aleyhissalatü vesselam Efendimizin ruh tayyibelerine ehline ashabına peygamber-ı zan ve pirani zan bütün geçmişlerimizin mümin ve müminatın ehvahını bir Fatiha, üç İhlas şerhi.