Demek ki önemli olan gaye ve gayret. Bu gösterimlerde bile eğer müşahede etmişseniz gayret, çaba buna kader, gayret ve çabayı kıskanmıştır diyor. Bu minvalde gayret ve çabaya kader aşıktır diyor. Zaten gayret ve çaba olmayınca ulaşmak da mümkün değil. Biz bunu kafamıza yerleştireceğiz tamamen. Gayemiz nedir? Gayemiz Rabbimiz. Artık bunu detaylandırmak, sınıflandırmak size ait. Düşünürüz. Mesela Mevlamız deyince onun razı olduğu amellerdir. Acaba Mevla neden razı oluyor? Mesela sevdiği taatler Kuran-ı Azimüşşan'da Mesela Cenab-ı Hak tevekkül ehillerini seviyor. Bunun yanında muttaki kullarını seviyor. Kendisinden korkup, emri ilahiyeye yapışıp nehyden kaçan. Mesela günümüzde en çok görülen hastalıklar nedir? Faiz ve zina. Faiz deyince biz sadece bu sözle yetinmeyeceğiz. Ticari ahlaksızlıkların hepsi onun içerisine girer. Bunun yanında zina fiili dendiğinde artık çok kötü bir yol.
Biz ne yapacağız? Gaye ve gayreti ifade ederken yola devam ediyoruz diyelim, biz yiyoruz. Giderken yolun engelleri kaldırılır. Bunu Mecelle'de bir kaide olarak da ifade ediyorlar. Aslında duymadığımız söz yok. Çok şeyler duyduk ama kafamızı göreceğiz. Kafayı göreceğiz. Acaba bununla ne demek istiyorlar diye. Hani öyle çok sözler duymak da değil. Zaten esasları belirtmişler. Mesela, Sami Efendi Hazretleri, Hadis Sallallahu Aleyhi Sırra beş esası devamlı saydım. Aman ha rızkımız helal olsun. Durdu da durdu üzerinde. İşte Kuran-ı Kerim'i tedebbürle manasını düşünerek, hayatımıza geçirerek üçüncü olarak salihlerle dost olmak. Dördüncüsü geceyi ihya etmek, anlattılar devamlı söyledi. .Salihlerle beraber olmak. İşte bu saymış olduğu beş esasta kafamızı yormazsak olmuyor. Yoksa dinleyip geçiyoruz. Onlar bize her zaman hedef gösteriyorlar.
Bu hedefte de yolun mani'alarının kaldırılması gerektiğini, mesela mani ile muktezi bir araya geldiği zaman evvela engeller kaldırılır. Bu yoldaki engellerin işte çukurdur vesairedir, taştır, onların kaldırılmasıyla birlikte bu Rabbimize vuslatta, ona kavuşmakta, onun rızasına irmekte engel olan nefsin, nefsin arzu ve isteklerini kaldırmak. Nefsin arzu ve isteklerini kaldırmak. Nedir bu? Yani şu kısa zamanda hepsi anlatılamaz, on beş tane geçer. Nefsin heva, arzu ve istekleri. Öyle bir güçlü duygu ki Rabbimiz bu hususta nefsinin arzularını ilah edineni görmedin mi buyuruyor. Nefsinin arzularını ilah. İlah edinmek ne demek? Kapma manasına. Mesela biz diyoruz ki defteriyoruz tabi halimizden, bir türlü vazgeçemiyoruz, bir türlü vazgeçemiyor. Bunu söylüyoruz biz. İşte bunda yapacağımız nedir? Gayret, iki bir gayret. Diyelim ki biz nefis olarak, şahıs olarak vazgeçemedik.
Ellerimizi Rabbimize kaldırıp, mesela çok güçlü bir istek var, bir duygu var. Cenab-ı Hak. Çok güçlü bir istek. Bunu siz rabıta ehlinden de yerine görebiliyoruz, murakabe ehlinden de görebiliyoruz. Hani belli bir yere geldim diyen kimselerimizde de bu zuhur ediyor. Ne olacak, bu nasıl aşılacak? Çaba göstereceğiz. Diyelim ki bir araba şimdi bu takviye vitesler yok. Şu anda yok. Eskiden vardı. Varsa da şimdi bilmiyorum. Böyle yokuş çıkarken takiyyeyi alıveriyor. Aldığı zaman aşıyor. Bizim takiyemiz Rabbi Zülcelalimizden yardım bekleme. Dua! Bir tanesi bu. Elimizi kaldırıp Ya Rab! Beni muvaffak eyle, beni böyle bir belaya düşürme diye sızlanacağız. Yani bu fiili yaptıktan sonra değil düşmemek için dikkat edilirse Allah'ımızın Kitabı Kerim'inde dikkat ettiğimiz zaman günaha giden yollar, isyana giden yollar kapatılıyor. Biz zina fiili dedik. O zina fiiline düşmemek için Rabbimiz buyuruyor.
Sakın ha yaklaşmayın. Daha o fiil işlenmeden önce yaklaşmayın. Neyi ifade eder orada? İfade ettiği birincisi göz zinası. Bakmayın buyurdu. Ondan sonra din zinası, konuşmalarından duyulan haz, daha sonra el zinası, dokunmak, başta bunlardan bir korunmamız gerekiyor. Bu bir misaldir, diğerlerinde de ifade edilir. Dedik ya o dağa çıkışta Erciyes Dağı'na çıkarken o köklere basmak suretiyle, yani biz de burada Rabbimize vuslatta bazı hedefleri noktaları tespit etmemiz icap ediyor. O noktalar nedir derseniz, artık Kitabı Kerim'imizde de, daha Hadis-i Muhammediye'de de, Evliyaullah'ın mübarek dillerinde de geçmektedir. Dedik ki biz bu hakikatleri yerine göre şiir, yerine göre misal, yerine göre menkıbe olarak vermişler. Başta nedir? Mesela tövbe etmek.
O aşacağımız noktalardan bir tanesi, Rabbimize ruhsat için tövbe, ondan sonra ibadet ve taat, daha sonra cihad, iyilikle emretmek, kötülüklerden kaçındırmak, ibadet ve taat dedik ya, mesela namaz özellikle zikredilir. Rupu ve secde, sonra kendimizi muhafaza için yasakları tamamen bileceğiz ve onlardan kaçınacağız. Zaten bu gayreti gösteren kimselerin gönüllerine yasaklar da belirir, onlardan da uzak olur. Çünkü bir gayret gösterip, çaba gösterir. Bu Şems suresinde Cenab-ı Hak ayet-i celilesi yine de evvela kötülükleri bildiriyor Cenab-ı Hak. Bu ne demek? Bu isyandan kaçın demek. Ondan sonra nedir? Takva. Yolun taşları böyle Rabbamıza vuslatta. Onlar terk edildikten sonra ne oluyor? Terk edildikten sonra koşar adımlarla gidiliyor Rabbimize. Bunu söylüyor. Dedem Rahmetullah Ali Hazretlerinin burada dergahı Esad'den döndükten sonra yapmış olduğu tavsiyeler var.
Çok güzel ve sonra onlar bu tavsiyeleri yaparken irfanına göre yapıyor. Gönlündeki nura göre yaptığı için elbette ki tesirli oluyor ve misalleri de çok veriyor. Misal vermelerinin sebebi de daha ziyade ledünni bir ilim. Allah tarafından lutf edilen bir ilim. Bakıyoruz Mevlana'mıza tilkiden, çakaldan, bunlardan misal veriyor. Hakikati bununla gösteriyor. Kelle ve dinlede de bunu görürsünüz. Bakarsınız hayvanatla neyi ifade ediyor? Mevlana'mız burada hak ile hakikati bununla beyan ediyor. Kelle ve dinlede anlatılanlar, İslam'ın yerine göre siyasette alınacak dersleri de veriyor. Çok. Şiirlerle de mesela efendimiz hazretleri ne yapmışlar? Bu yola devam eden fakat bir müddet sonra tatile çıkan, biraz uzaklaşan kimselere şiirler yazmış. Onunla yola gelmemizi temine gayret göstermişler.
Mesela bize keşke tatbik edebilsek, salih sohbetine alış, kamil müminlerle buluş, leylü nehar, ilme çalış, meslekinden bezme kuzum diye ifade ediyor. Dedemde de rahmetullah aleyhi, Esad erbili Hazretlerinin hulefasından bakın bizlere vermiş olduğu öğütte ağır iki yüzünü dağıtma hem sözünü ayırma gel gözünü dikkatle bakmak lazım. Kıymetli bir kimseydi diyor ki bir dörtlüğüne saatlerce konuşulabilir diyor. O kadar tesirli, o kadar güzel sözler ki gönlünden kaynıyor tabii. Kalbinden doğuyor. Yüzlerimizi ağartmak, ayet-i celileler var, hadis-i şerifler var, Eshabü'l-Yevme tebiyallu'cün ve tesvedtü'cün ve tesvedtü'cün, o günde kimi yüzler nur gibi kimi yüzler de simsiyah buyuruluyor. Tabii hatalarımız, hatalarımız sonra yüze vuruyor. Dağıtma hem sözünü söylersen hak söz söyle. Ya hayır söyle ya da süput eyle.
Gözlerimizi muhafazayı gözlerin hain bakışından Cenabıhakk'a sığının ve gözlerimizi kirletmemek. Çünkü Cenabı hak yaratmış olduğu azaları ne için yaratmıştır? Kendisine kulluk için. Mesela göz, Rabbi Zülcelal'imizi görecek. Onun için kirletmeyin buyuruyor. Buna ifade, bunları çağrıştırıyorum mübarek sözleri. Dikkatle bakmak lazım. Bakacaksanız ibretle bakın demek istiyorum. İbretle bakın. Açmalı basireti, basiret dediği iç gözlerini, gönül gözlerini açın buyuruyor. Şimdi biz bu gözlerle görünen alemi müşahede ederiz de, görünmeyen o melekut, cebarut, lahut mesela gaybe iman çok önemli. Buraları müşahede ne ile? Gönül gözleriyle alakalıdır. Görmeli hem rup'yeti hep Cenabı Hak'ın cemaline işaret ediyor. Bulmalı hem izzeti sıdkı hulus da lazım.
Öyle ki sözleri şöyle bir düşündüğümüz zaman Kuran-ı Kerim'le alakalı, hadis-i şeriflerle alakalı bulmalı hem izzeti Münafikun suresinde Abdullah bin Ubeyî diyor ki münafıkların reisi, içinizdeki asiller Mekke'den Medine'ye hicret eden zelilleri çıkarsın, diyor. Allah'ımız da essanü, İzzet Allah'ın, izzet Resulü'nün izzet yolundan giden müminlerindir işaret ettiği ora, izzet asıl o. Sıdkı hulus da lazım. Aynen o zatın buyurduğu gibi bir sadakati anlatmak tabii çok zaman alır. Hulusi demek, halis olabilmek. Kehf suresinin en son ayeti celilesine vurgu yapıyor sanki. Rabbınıza kulluk ve taatte O'na ortak koşmayın. Şirkin hem cedi olanı açık olandan hem de hafi olandan sakınınız. Sabrı cemil yapmalı, emri ferman tutmalı, geceyi gündüze katmalı, halvette tamam lazım. Bunu Es'adi Erbili Hazretleri de ifade buyurur. Şam'ı seher ağlar isen tez bulunur, umman sana diye.
Az kaldı okuyacağımız yer. Riyadan olsan beri ara sevgili yari, ibadete verseri daim sürünmek lazım. Abdülkadir Geylani Efendimizin anlatılıyor, mübarek dizlerinin böyle deve dizleri gibi olduğu, çok Ehlullah'tan seccadesi üzerinde ne kadar uyuyabilirse Hace Ubeydullah-i Ahrar Hazretleri gibi buna benzer veliler. Şifa bil ekli şurbi, mürşid defter tabibi, bul sevgili habibi, riyazat daim lazım. Hani bir müddet yapıp ondan sonra terk etmeyin diyor. İbadetin eftal olanı azama devamlı olanıdır. Şifa bil ekl-i şürbi, yemeleri, içmeleri böyle Rabbimiz verdi diye, Onun ikramı diye, öyle yer ibadet ve taate de güç ve kuvvet olsun diye yemeye işaret etse gerek. Mürşid dertler tabibi. Nedir onlar? Rabbimizin Kuran eczanesinden, ehadîs-i Muhammediye eczanesinden, evliyaullah'ın hayırlı, güzel kelam eczanesinden bize hep ilaçlar veriyorlar. İlaçlar sunuyorlar.
Aman diyorlar, kendimizi iyi tanıyalım, acziyetimizi bilelim, ilacın birisi bu. Rabbımızın da azamet-i ilahiyyesini tefekkür edelim. Bu dünyanın üçüncüde bir ilaç verir verecek olurlarsa dünyanın geçiciliğini, dördüncü bir ilaç ahiretin ebediliğini tabi devamlı anlatıyorlar. Ömrün bir bir kesiyor, nefsin aşık asıyor, arif ona basıyor, tevazu-u kamil lazım. Mesela Bayezidb-i İslam efendimizin Cenabıhakk'a vuslat talebi var. Buyuruyor ki Mevlamız nefsini bırak ve öyle gel. Öyle ki beden olarak yapmadığımız gibi gönül olarak da yapmamak. Bunun Muhyiddin Arabi Hazretleri ben diyor kendimi muhasebelerim, muhasebemin biri diyor, gönlümden geçen yersiz duygulardan dolayı diyor, tövbe ederim. Bize yol gösterir, onun gönlünden geçmez zaten. O. Geçer mi diye. Tevazu kamil lazım. Tam candan, gönülden. Bu ahlaktır. Tevazu güzel bir ahlak. Yalnız temeli bütün ahlakın kalplerdir.
Kalpte olmazsa bedenen yapılmaz o. Zaten belli olur. Değerli hal ziya olduğu belli olur. Gönülde olmadıkça çünkü gönülde yerleşecek o. Kalpte yerleşmezse mümkün değil. Böyle derslerin yükselmesi değil, ahlakın yükselmesi mühim olan. Neyse geçelim. Her şeyden olun, dini. Kendinizi her şeyden küçük görün. Zikre ile dünü günü kamil edin imanı marifet daim lazım. Çok büyük esas söyledi. İmanı kamil edin diyor. Yani bu suret-i imandan tasdike geçmeyi söylüyor. Öyle geçilmezse ne olacak halimiz zor. Tasdik haline gelmesi gerekiyor. Hıfzet, sırrı hakiki, hakiki sırları diyor. Ona buna açma. Gönlünde muhafaza et. Onunla belki şeytan aldatıyor. Onu da bil. Bunu Muhyiddin Arabi hazretleri ve bunun yanında İmam-ı Rabbani hazretleri çok üzerlerinde dururlar. Açık verilen misal hepimizin bildiği, eminim ben.
İşte bir tanesini cennette görmüşler de, o zakta demiş ki şeytan seninle benim demiş Allah aşkına. Üstadımızın huzurunda bulunduğundan çok duydum. Çokça duydum. Oğlum, başkasının rüyalarına baksaydın, ben dedi, kutuptum dedi. Hiçbirisini dinlemedim dedi ama idrakli. Efendimiz'de basiret var. Gayret göstermiş, çaba göstermiş, yetiştiği ortam güzel bir gelir. Zamanın kutbu azamının halifesinin evladı, onun sohbetinde bulunuyor. İncelikleri dedem rahmetullahi çok iyi biliyor. Oradan almışlar tabi. Kabiliyette olunca kendisinde de az mücezim gayret ve çaba yol almış. İşte biz eğer bazen daralıyorsak buradan dolayı daralıyoruz. Diyorum ki oğlum demem de kardeşim, nefs-i emmaredeyiz daha yapma diyor, yapma, yapma. Bir de öyle olan kimsenin böyle eli dursun ayağını öpesin gelir. Biz bir Ankara'nın mübarek bir zattık.
Gel dedik seninle bir yere gidelim, bir şeyhin yanına gidelim, onunla dedi muhabbeti hasıl dedi. Gittik, tanıyorum bir şey diye. Vardı, eline bir kitap aldı. Herkes şeyh olamaz, dedi. Dinliyoruz tabii. En sonunda böyle bir güzel cemaati var. Allah yolunda, ilşada çalışıyor, ıslahata çalışıyor. Bilal dedi şu dedi fenafür-rasul halinden indi. Seslenmedim. Sonra yola çıktığımızda beraber gittiğimiz zat dedi ki Ne diyorsun? Dedim Hacı abi ben konuşmayın, zaten hatalıyız. Bir hata daha işlem geldi. Siz buyurun, dedim, hem büyüğümüz olursunuz. Ben, dedi, efendi, fena bir resul olanın ayağı dursun, bastığı yeri öperdim. Nereye? Et. Bak şu acziyetimizi bizsek ortalık sulh olup gelecek. Çok bölüm. Ah keşke bir kardeşimiz var bu yakın ilçemizde. Öyle bir anlatıyor ki sultanımızdan, hayran kaldık.
Bir gün diyor efendimiz geldi diyor, etrafında böyle hayırlısı kimseler bir kimseye işaret buyurmuş, buraya gelsin diye. Herkes birbirine bakıyor acaba kime söyledi diye. Orada biraz daha ileri noktada gördükleri kimseyi söylemişler. O kimseyi tanıyorum. O üstadımızın haber verdiği üzere manevi haberleri ilk alan kimse ama halis bir kimse. Onu zorlamışlar, kalkmak istememiş ama hedefli kimseler. Kalkınca Efendimiz diyor, öyle bir celallendiler. Kendini adam mı zannetti? Şimdi onu herkese söylemez. Orada bize büyük dersler veriyor efendimiz, hazretler. O kimse onu kovsan da, dövsen de, bu yolun tadını, lezzetini, hakikatini görmüş, ayrılmaz o, yapmaz başkasını. Nasıl bir eğitim takip etmiş? İlahi o eğitim. Allah'ımızdan gelen bir eğitim. İnsanları bu halleriyle değil de ahlakımız. Önemli olan bunlar olur. Bunların oluşu ahlakımızın güzelleşmesi ile alakalıdır.
Biz diyoruz ki kitaplarda da geçiyor zaten Sami efendimiz hazretleri çok güzel yazmış. Kerametin diyor enva'ı verilse, bütün kerametlere erişse zaten kerameti göstermek bir mürid için puan kaybıdır. Burada şer-i Şerife dinimizin emirlerine dikkat etmek, ona riayet etmek. Sünnet-i Muhammediye, hep bunu ele alırlar. Sünnet-i Muhammediye sallallahu teala aleyhi ve sellem. Böyle bir haller olsa buyuruyor, eğer halimiz şer-i şerife muvafık değilse bu haraplıktır ama hiçbir şeyimiz yok. Bu dediğim insan manevi haberleri getiren kimse o. Onun evrak ve ezkarında bile bulundu. Efendim zaman dedi bulun da sonra lazım olur kardeşlerine tarif edersin diye. Onu da böyle çok yüksek görüyorlar. Üniversiteler, hocalar neler bile, onun ziyaretine geliyor. Acaba dedim, bunun evrak ve ezkarı nerede diye. Asil oldu.
Buyurdu ki üstadimiz oğlum dedi, iki bin dışlarını okursun, iki bin iş, anladın ki işin esası hala. Yapabilirsek güzel ama hakikatleri bizzat hedefimizi gözeterek, gitmek suretiyle. Sonra kendilerinin bir beyti de var. Letaif dersini alan, mahzun olma geri kalan, riyakarlar bela bulan, yokluğa atılmak lazım. Hadi derler, çok görünmüşler hayatlarında, bu gibi durumları müşahede etmişler. Mesela çokça anlatılır da isim bir ameli. Tecelliyata mazhar oluyor Rabbımızdan. Yani bizim ürktüğümüz nokta bura, korktuğumuz yön bura. Hem şahsımız hem de Allah'ımızın kulları için. Korktuğumuz bu. Bir hafta içerisinde bütün detayiflerini geçer, Sami Efendi Hazretleri'ne gittiğinde, tabi görüşmez Sami Efendimiz, kalpte Allah Resulü. Yalnız ev halkına buyurdular ki, şöyle bir hanım kardeşimiz geldi. İstifade edin dedi. Son anı Allah muhafaza etsin. Üsteazımızdan ayrılmış.
İşte bu efendi olacağına diğer bir efendi. Çok mahsun olmuş ama üstad. Yetiştirmiş, gayret göstermiş, emek vermiş. İtibar sona buyrulur ya, o zaman itibarımızın, sonumuzun iyi olması ne ile denirse, Rabbimiz Kitab-ı Kerim'in de, estaibillah, güzel sonuç Allah'tan korkmaya bağlı. O korkuyu taşıyacağız. Bunun cihadını yapan bir kimseyi, çok gördüğüm için Efendimizin huzurunda ne de, bu gibi hallerde ne de çok üzülüyorum. Çok üzülüyorum. Hayseri'de mürşid-i kamilimiz bir sohbet yaptı. Demek ki bir varlık enaniyet gördü ki bunları konuştu. Buyurdular ki Muhammed Bahaüddin Hazretleri'ne deniyor ki: efendim şu gördüğümüz ortalıktaki insanlar, bunlarla avam deniyor. Nasılsınız? Estağfurullah, ben nasıl bunlar gibi olabilirim? Daha da ilerletmişler, efendim af buyurun, hayvanatla deyince, onlar yerine göre insanın yükünü çekiyor. Ben hangi dervişin yükünü çekebiliyorum.
Dahasında desem kalpler tahammül etmez. Onunla nasılsın? İsmini vermiyorum. O bitkilerin, yani nebatatın bitkilerin, böyle diplerine dökülecek olsa ona hayat veriyor. Ben kime hayat verebiliyorum diye. Bunları anlat. Rabbimizin azametini bilen kimselerde bu mütevazi hallolur. Ben üstadımızda gördüğümüzü anlatamıyoruz. Ara derdine derman, şifalar verir deyyan Rabbimiz, senin celalühü Gaflette yatma, uyan, mürşide devam lazım. Bak burada bir önceki kıtada geçmiş. Her şeyden olun, deniyor. Hani her şeyden kendinizi küçük görün. Bu zillete düşme değil. Bu da bir hadiste, bu da çok önemli bir husus. Bu el-fakr-ı fakri'yi buyuran aleyhissalatu vesselam efendimizin o güzel ahlakı, o güzel huyu kalbi fakirdiğimle iftihar ederim diye buyuruyor. Emmarenin emrine su var olma iyi kişi, akut gözünden yaşı haşyetullah daim lazım. Haşyetullah çok lazım, demiş efendimiz hazretleri, dedem rahmetullahi.
Sonra nefsin mertebelerini sayıyor. En son kıtasında da makamatın rütbesi, hutbum kulların hası, memurda var sevdası, arayıp bulmak lazım demiş. Cenab-ı Hak şefaatlerini mazhar kılsın. Velhamdülillahi rabbil alemin El-Fatiha.