Ruhani Yolculuk ve Manevi Terbiye kaydında Çeşmeye varıyorsun diyor. Çeşmeler de bardağın doldurmadan, vurursan bin yanında durursa kendi doaklı değil. Yani orada yanında dursan diyor, kendi dolar mı? O çeşmenin ağzına diyor, ağzına resmini vermek diyor, o çeşmeye bakıyor mu da diyor oraya dayı. Yok efendim diyor. Ben biliyorum olsun diyor, Allah'ın kudretinden bakıyor. Ta Hacerü…
Ruhani Yolculuk ve Manevi Terbiye kaydında Çeşmeye varıyorsun diyor. Çeşmeler de bardağın doldurmadan, vurursan bin yanında durursa kendi doaklı değil. Yani orada yanında dursan diyor, kendi dolar mı? O çeşmenin ağzına diyor, ağzına resmini vermek diyor, o çeşmeye bakıyor mu da diyor oraya dayı. Yok efendim diyor. Ben biliyorum olsun diyor, Allah'ın kudretinden bakıyor. Ta Hacerü…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 15 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Çeşmeye varıyorsun diyor. Çeşmeler de bardağın doldurmadan, vurursan bin yanında durursa kendi doaklı değil. Yani orada yanında dursan diyor, kendi dolar mı? O çeşmenin ağzına diyor, ağzına resmini vermek diyor, o çeşmeye bakıyor mu da diyor oraya dayı. Yok efendim diyor. Ben biliyorum olsun diyor, Allah'ın kudretinden bakıyor. Ta Hacerü muallak. Başının altında da daha kötüler geliyor. Allah'ın kudret bir yer aklından Zil velaike, bismillahirrahmanirrahim diyor. Hacerü muallak başının altında kıvranıyor. Allah yakinen şu Müslümana bağışlasın, elinden Hud-i şerifi kurtar ya Rabbi. Bizleri komünist masasından kurtar ya Rabbi. Şimdi efendim, sen diyor o suyun diyor bu çeşmenin kolu vermediğini, verdiğini vermediğini biliyorum da bir kutlu cihandan emdiğimiz Firuzahtı ilahiyenin Allah'tan geldiğini bilemiyoruz mu diyor. Hoca verdi diyor. Yani onu Allah'ın bahsettiğini bilemiyor muyuz?
Yani neden diyor sen diyor havuz nasıl oldun? Allah Kuran'ı kalbine nakşet Allah mı alsın? Sonuçta bir hocanın dizinin dibine diyor oturdun Elif Binde bir kişiye nasip olur. Yoksa hiç yok bir üstadın müminde bunu bellemez lazım. Rabıta bunun gibi olur, murakabaya vardır mı, rabıta geçer. Üstatımıza geliyorum. Adama da vaaz veriyorum. Elli beşte, Ramazan-ı Şerif'te, şuk oğlu camiinde. Şukkamı bunun gibi açarım, açarım. Zaten Ferit bey amucemiz, üstadın kardeşi ve oranın sağlıkları böyle dolan, şukkaya bakamam bir saat daha ağır ağlaşırıp dağılıp. Dağılıp, büyürüm dışarıdan olduğunu geldiğini, haberim olur. O amucadan sordum. Amca Allah aşkına, hadi Sami efendi hazretlarımız, sen biradersin, onun hakkında duyduğum şeyler bize Allah rızası için haber bu yavru bahtıma düştü. Hadis-i Ahmed Efendi. Baknıma düştü.
Şüpheli illerin verdiği bir çekirdeği yediysem karnım sır sırsızlardı, hiç iftira etmeyecek kurtulamazdı. Şüpheli taam bunun hüzünde girmek bana nasip olmazdı diyor. Dünyaya geldi. Dünyaya geldiği zaman aklımıza bir şair geldi. Baktım şöyle aksakallı bizzat. Orada bir şey istiyor yani, sadaka istiyor, para, yahut ekmek vesaire. Ne, seviyordum onu unuttum ne verdiğini. Yani unutmadığım yerler diyeceğim. Köşkeli konuşmaya. Verdikten sonra ben asrı sadakaya gelmedim. Bünyeye bir çocuk getirdiniz. Ümmü Muhammed Sami olsun, Muhammed Sami olsun. Onun sözünü emzireceksin şüpheli taammüyle Allah'ın tevhidi olacak diye. Döndüm geriye baktım kaybolmuş diyor. İbni Gülsüm anneniz yani. Efendi Hazretlerinin annesi. Allah Cevatlının ailesinden. Ondan sonra diyor annem bize babama tebşir etmiş, ben sonra doğdun yani diyor. Yalnız bizim çiftliğimiz vardı büyük.
Hadi-i Ramazan oğlu Muhammed'in tefsirlerde bir panelimiz gelirdi. Yani Hazreti Muhammed aleyhisselamdan böyle emir olarak gelirdi biz bineriz. Hazreti Ondan sonra efendim, kitliğiniz var. Çiftlikte zengin olduğunuz için. Bak cami veriyorlar, feyiz veriyorlar, bersülane böyle geliyor. Çıktık da babam hepimize birer kurban aldı. Koç. Kesilir bütün fakirler yer. Sami kardeşime de alındı, bana da alındı, öten kardeşime de aldılar, annem almış, babam beş altı tane koç bacak, bunaladık herkes koçunuz diyor. Hazırlandık. Babam dedi ki diyor, herkes kurbanını keserse çok efdal olur. Olur. Çok günahçarım Ya Rabbi, kendimi özdürmek, nefsimi taklit etmek bizim dinimizde anam, kendi yerime bu kurbanı kesiyorum, kabul edip Ya Rabbi diyor. Diyeyim, düşünün kesin dedi babam diyor.
Hem boşlarımızı getirdik, getirmeye, kazdığı lülüp var şöyle, kesip var oraya kan atsın diyor, kazdık herkes diyor, abim de kazdık. O oraya din geldi diyor, daha mektep var hevesli diyor. Mebbette okul, hukukta neler okunuyor diyor. O da geldi diyor kurban keseceğim. Onun koçu gel diyeniyle geldi, geldi, geldi, Daha zaten diye instaf bitmeden ifveli. Ha bunu da bir yadigar olsun belki söylemez kimse dediler. Çok duydunuz olsa tekrar olsun yani. Ben uzaktan içtim içtim bana. Bu koçu kurban itti diyor, başta koçlar gibi itaatsızlık yapmıyordu. Ayaklarını, canlının sırtına çabası yoktu. Babam dünyada dedi ki diyor, oğlumun sırrını Allah aşkına söyleme. Bu çocukta ben başka hal görüyorum diyor, bu musallat'ı söyleme. Biz Adana'nın tıpasında gelinliyiz çünkü şeyden, cihan gümbürdürdüden ve evvel de çok gideriz. Ettiğimiz için bilirim oraları görüşürüm. Emirb'de Mahmut Hoca vardı.
Halil Efendi efendimizin dersini tarif ederdi. Onun kardeşi Mahmut efendi iyi hüccetle. Kızım dağda oturuyor diyor, namazdan çıkınca Sami Bey benim yanıma geldi. Dedi ki diyor. Efendim, Mahmut efendi, kendi kitaplarından bir usanç geldi bana. Yani osandır. Hukukta ne de okuyor okuyor kafamda dolduruyor. Kuşak fikir baka bir kitap biraz açtığına da ben o kitabı biraz mutaala edeyim. Ben dedim ki diyor, Sami Efendi kardeşim, bizim kitaplarımız kuş dili, herkes anlayamadık. Dedim diyor. Ha bir de ben kuş diline çalışayım. Geri diyor. Gidelim diyor ve kitabı verdi. Zübdetü'l Hakayık, tercüması, ayetü'l-defayı kitabını. Bizde de var aynı kitap. O kitabı aldı, aldın, aldı diyor benden diyor. Bir hafta sonra kitabı verdi, bahtın gözü ağlıyor. Ne oldu, ne dersiniz dedim diyor. Kuş dilinizi anladım. Yani kuş dili olan kitabınızı anladım.
Bir mürşid-i kamile intisap etmeyince bu tulmanın çaresi yok olduğunu gördüm. Bir mürşid olurmuş, ona intisap edilirmiş. Var mı böyle bir mürşid Allah'ını büyüğünü Muhammed'i sever lan? Doğru söyle. Bir mürşid biliyor mu böyle? Vallahi sana hanımefendi bilmiyorum kardeşim. Öyleyse sen bulur da bana haber vermezsen huzur-i ilahiyede bitki elim yakamda kalsın. Ben bulur da sana demezsem senin ellerin benim yakamda kalsın. İşte ayrıldık diyor orada diyor. İstanbul'a girer diyor. Efendimizin kendi diline geçiyorum. İstanbul'a gitmiş zabıt olmuşlar orada ve askerliğinin zamanı da şöyle geçince, hübüşhaneli tekneden de iki sene mütemadiyen bin yirmi bir üzüm delesi yiye yiye kaç erbain çıkararak o çekere tutun diyor efendim böyle, yirmi bir üzüm deresi yerdir diyor. Böyle bırt bırüp beklerdik. Vefatiflerimiz çalışırdı diyor. Haldidimiz, ruhumuz, sırrımız, hafamız çalışırdı.
Ben dışarıya çıktık mı şöyle bir yerde, Merve başımızda nefse olan bu cihan yoğmamış diyor. Yani bizi utan bir mürşid-i kamil yokmuş. Ben diyor köprünün başında dineliyordum diyor efendi hazretleri, babama haber veriyor. O da dinelirken bir hocayı indirdiler kadar maydan, iki kolunda iki saat diyor. Yani bir şey benim yanıma gelince gönderin demiş, gönderler. Tam alnımı çakla, dünyada. Esselamu muhalifun sani evladının vasiyet diyor. Bir kaynağa su döküldü, tırnağıma geçti diyor. O iki hoca geriye bakıyor. Üstat Hacı Eshadı Erbili, Kuddise sirrahü'l aziz efendimizmiş. Geliyor muuzabit? Geliyor muuzabit? Zabit? İhvanımın arasında benim yerimi ihraç edecek, postuma oturacak kimse yok. Geliyor mu o zabit diyormuş. Anladın duydum. Geldi demiyor tabi. Beni demiyor. Mektubattan belli oluyor. Geliyor, geliyor. Trakya'ya bindi mi? Bindi, gerisinde geliyor.
İndiği yerde indi mi diyor, indi efendim. Geliyor yillarmış. Arkadaşlar dergaha girmişler, sen Halvethanem'e giriyorsun, Sami evladımızı getirin sonra. Efendim ismini neyle evvelden biliyoruz. Bize takdir olan evlatlarımız ilmi ezelimize deftermış diyor. Peder huzuruna oturunca benim kabul ettim, olay etmedim ona demiş peder. Senin bize kabulunuz bilgileri elli sene oluyor demiş. Sen dört yaşındaydı peder, elli sene evvel senin kabulunu biliyorum. Pederim bak evladı biz. Şahit olarak onun müteselse Habibin şefaatla memur dostunu bula, vasıta oldu mürcidim diyor. Yani elli senelik evvel haber veriyorum. Efendi Hazretleri huzuruna oturttu beni diyor. İki dakika sürdü. Yemin etme tabiasın diyen diyor. Kanaatınız olsun diyor. İki senedeki almadığımı o iki dakikada bahşetti kutlayacağım buna. Bir dedim ki diyor Ebu Hıffu Hattat Hazretleri, bildim ki sizce kutliyat başka bir manadır.
Veyahut da Bayezid ve Sami ne kesreti il bile odur, ne kesreti amel ile, Ne çok amel etmeyle, ne çok ilim olmayıyla. İlahi gelir. Allah'ın o mevhibei Rabbimizin tevfiki yetiştirme. Öyley der insanı bir anda. Ondan sonra yani iki didin kadar tekmilli süluk ediyorlar. Itmişler. Vay senin müstedisi. Bizim ittifaklardan üç günde bir hafta var bütün defaifini devredip ve teslim ettiğimiz arkadaş oldu. Yani bir haftada temiz yediği için çift dile kazandığından, eskiden kalbin ruhu vardır, ruhun ruhu vardır, sırrın, kafanın, ehvanın şimdi görünmez diyor kitaplar. Neyi görülmüyor ona? Şüpheli taam gelir diye. Bütün ihvanların boğazına oluyor, görünüyor. Çünkü sırf halar yediği için, bankayla alaka yok, hayızla alaka yok, kimse beyan edip de cevabına güldürmez, yani köşede Allah'a zikrediyor, Allah'ımız zikrlenip rızasını kazanan Zümgay-i Ebrara İlhak. Hemen. Daha devam ediyoruz.
Efendi Hazretleri oranın ihvanı oluyor. Burada bazı arkadaşlar var. Bazı eden nakşiye etmek, naksiden sualliye etmek, geçtiye geçmek, gül şahane halveti celvetiye geçmek, finans zannediyorlar değil. Başındakantik kamil zat yok. Doktorun dediği reçeteyi tamam yapıyor, ilacı kullanıyor, feyzini yemiyor, hastalığın yine geçmiyorsa öteki doktora geçmeden hiçbir mesuliyet ve suç olmadığı hiçbir şey yok. Efendi rızıkları Cenabı bir müşhaneliği bırakıyor, Hacı Sal Efendimize geçiyor. Babam Sedat Ankara'dan da çalışıyor, şıkkı da sağdı Hacı Mehmet efendiydi, şu karşılıydı, onu tam bırakıyor, Hazreti Ali efendimize geçiverdi. Bunlardan bir şey olmaz, böyle tereddütle yaşama iyi olmaz. Doktoru kamil, yani filan doktor, diploması neyi yokmuş illa ameliyat edeyim diyor. Yapamamca oğlum, dayanen yok, bir şeyim yok illa dillamazysan onun neresi yarı olacak, neresinde ne ilaç kullanılacak.
Onu anca onun kamili doktoru bilir. Her insana ters olma olup elin her mürşide dil vermek ki yolunu sarpa uğramaz. Mürşid-i kamil olmayanın yepyeni yol Rumalmış, mürşidi kamil olanın gayet yolu asalmış diyor. Yaşadım tekkede, hizmet dilerdim diyor. Hizmet ettiğini gören insan efendimiz hutbiyete yetişin, burda bir Deli Mehmet vardı sizin burada. Herhalde takriben, ırk ikide de gelmiştim, fakir çocuktum, gencilidir, eskiden yeni gelmiştim. Gıt bir de, o zaman konuşuyordu Rıdvanlarla burada. Hazratı'mız ona haber gönderdi. Bizim bu makamı ihrazuzda mana buldu. Sami hizmetçiyle orada layık değildir ve Allah onun başına musibet vererek bu sürbiyete uğradı. Bizden selam söyle, gusül ettin tövbe etsin, benim sevime isabet eden hakkım helal olsun dedi. Yani helal olsun, olurdu. Sonra da salacın küpenin de, altı kendine Özal geldi başlık bir açık, ayağı yalın ayak üstü parçalanmış bir efendi.
Selamün aleyküm dedi. Adana'dan seni gönderdiler değil mi dedi. Sami Efendi tasarrufu kuvvetleştirmiş maşallah dedi. Sana dedi ki dedi, Mehmet dedi, gusül etsin, tövbe etsin, ben hakkımı helal edeyim dedi, değil mi dedi. Efendi hazretleri bize riya olmasın diye vazifesini görüyormuş orada. Biz Konya'yı elimizde menakıb olarak aldık. Bir buçuk iki saat konuşmaya Konya'dan bize bahşişler olmuştu eskiden beri. Halen şimdi inşaat olmam için buraya geldim kanaat husus. İnşaat etmeye değil, inşaat olayım. Şu gaz gün benim de onlar gibi yumuşasın diye gelmiyorsam yüzüme gözüme dursun. Onun için bize ümmet edin, dua edin Allah Azze ve Celle. Mahrum göndermeyin şu Mevlana diye dediler bize. Tarık göndermeyin. Allah cümlemizden cümlemizden razı olsun. Gittik bir aşağı inin oraya gittik, ekmek yiyorduk, bir buçuk saat sürdü ekmek yeme sohbet ediyordu.
Çocuktun, hazıratımızda buyurdu ki gülmek muhtemeldir, feyiz çok geliyor bu sefer. Aman bozucu şey yap, bir şey olursa geliriz orada adamlara, o bir adamın evi yani camilerden ettiği aşağıda, Aziziye camisinin dul istikametinden girince, Mevlanaların cadtasından aşağı, bahçaların içinde bilir, orada bir yere hırpaldan durduk burnumuzdan, soluk geliyor hiç hazmaya imkan yok. Tefesün kesildi, ben ölüyorum baktım canım çıkıyor, şehadet okumuyor ve efendimizin dediği attırıma geldi. Yani bütün ihvan baktım serilmeye başlamış sağa sola. Gelmiyor. Zor gücün çıkarak bütün okudum, birisine de Kuran okuttum. Arkadaşın birisi dedi ki: Orada arkadaşın biri Selam olmasa söylemeyeceğini. Vallahi Hazreti Muhammed Aleyhissalatü Vesselam'a Hazreti Muhammed Hazretleri geldi. Cemaate selam oldular. Yani Konya'da bu halleri biz gördük.
Bazı geldiğimiz zaman da der ki Mevlana demiş ki Konya'dan çok fena bir olmasa ben buraya gelmezdim, demiştir. Karalar Konya Ali. Konyayı karalama Allah'ın Resulü. Geçen Kayseri'de bütün vaazlarla beraber oturuyorduk. Bazılarla müftünün yanındaydı, bizi de çevirmişler, lisan tahmin etmişler, böyle konuşturlar. Misafir edin ben tabi. Oraya oturmuştu, vaazlar da geldi. Boyalıya dua edelim. Allah onlar gibi bize kuvvetli iman nakliyesi girdi. Varsa para toplayalım verelim Allah'ın rızası için yani. Bizim götümüzde yaşar bu memleket. Allah razı olsun, Allah mücadeleden bizi ayırmasın. Mücadele ile Allah kelken öldürmesin. Merz olarak canımızı Allah yolunda buradan getir. Çok şükür Elhamdülillah. Sizlere kardeş olduğumuzla iftihar ediyoruz. Elhamdülillah. Mühdisi. Mektup yazmışlar. Mektupleri Hacı Sami Efendi Hazretleri okur. Sevkak olduğu için meclise bakar o okullarmış mektubu.
Yani ismiyle söyleyeyim, Karisemden Alibet Sağda Mustafa Efendi, bende okumak isterdim. Efendi bir yere geldi diyor hık hık düğmeye başladı. Boğazı hık hık diyor. Senin ağzını çorap okusan okuyamadım efendim. Bize verin lütfen diyor. Üstaızı alsam kendi okumaya Üstad olsun. Neyse yazmışlar. Efendim bu sabah murakabamda bir erkan geldi. Devlet erkanına benziyor. Beni götürdüler. Ben postu'da mıyım gittiğimi bilmiyorum. Murakaba Adem diyor. Bir meclis kurulmuş Meclis-i Kübra idi. Mecliste Zah-ı Ali'nin ısmarladı. Sultanı Enbiya Aleyhisselam sizden soruyordu, diyordu ki: Yerinize kimi vekil olup gelip ahireti tayin edeceksiniz diyordu. Sen de dedin ki Adana'nın Ali Ramazan oğlularından Muhammed Sami'yi yerine vekil bırakıyorum mu? Şahidin var mı? İmzanı atan mı? Yerini muhafaza edebilir mi? Kendim diyorum birisi şahidi benim. Kabul etmezseniz gide müftisi Kavsil Al'dam oldu.
Geleceksin Gavsile azam makamında, onu getirelim de o imzasını attın demişsiniz. Beni götürenler sizin için getirmiş. Huzur Rasulullah'a bana Rasulullah gördü. Dedi ki Hacı Hüseyin, Hadisan Sami Berin, Hacı Eshadi Erbili hazretlerinin makamına geçmesine şahit olabilir mi imzanı atabilir misin? Ya Rasulallah istersen gövdemi basir, layıktır dedim. Öyle derim. Bunda, bunda bir şüphe irilecek, umraabama başka bir karışıklık, bir hal var mı yok mu bana malumat verin. Evet evet aynı vaka ol getir diyor buradan oraya, aynı vaka oldu imzasının birinde biz attık. Efendi hasretinden utandığından diz çöktü ağlamaya başladı. Biz bunun gibi bir sultanın evladı olalım Nasıl olalım da, şeyatını bilip rabıta sınacağız. Bu olmaz efendim. Şimdi rabıta ile yapıyorsun böyle. Diyorlar ki sizi zil dibine mi oturacaksın rabıta var, sen onun yanına mı soruyorlar? Çok zorullah.
Hacı Hasan Efendi'ni hiç hak ettik. Bu cihanlar şahtan doğmuş güneş gibi. Pencerem ona açıyor olsun. Yani tenceren ona açık olsun. O gün gelecek feyiz Yani bunu müstefteymişdir. Yaşadığımızı söylemek pek merak ediyorum. Rahip hali. Darıtala kendini gaip eden vergi diplik gibi üf deyince ortadan gaip olmuş gibi. Yani genel hak diyen gibi bir hal olur insanda. Yanı rabıta da bazı arkadaşlarımız da olur. Yanı olanlar varsa. O zaman o mürşidi kamiler dönmek günahkar olan insan dönemde. Şahin Nakşibend efendimizin müritlerinden bazısı mürşidi dönmüşler onun şahsına. Geldiler demiş ki ben sizi Allah'a kavuşturmak istiyorum da siz yine hala bana mı dönersiniz? Bizden Allah'a geçmek caizse Allah'tan dile gülmek büyük günahkar olursun diyor. Garip halini kafir ediyor. Nereye geliyorsa oraya gel. Allah'ı amel Efendi hiçbirinin yanında yeşil ısrarlar.
Efendim parmaklarım minare gibi kanımlatıyor diyor. Binara gibi. Bu olanları biz çöp verdik çünkü varımız haber verir, biz dinleriz. Böyle genişleme olur. Çünkü insan alemi etmezdir efendim. Alemi esrar olaraktan yaşamak. Çünkü Bu ayna gibi olan kat yani parladığı zaman birinci katse maaş şu algımalar gösteriyor. Birinci kat bire kadar gösteriyor. Allah gazizi emir etsin inşallah. Hocam senin geriye benzemenin içini yapmak lazım. Üstadından burada Ahmet Efendi, Mehmet Efendi, Mısır Efendi, Tahir Efendi kiminle ders aldınsa paramı alırım üç ay. Üç ayda bir, üç ayda bir, ayda bir emir ya. Yani sen sıkıntı duymuşsun üç ayda bir varacaksın beş yüz laf daha celal vermişmüş. Diyeceksin ki efendim biz de doyup ondan doyamıyorum. Çünkü bir beş yüz laffa icilen bir odun gibi tencereyi kaynatsın. Yanına bir yüz liralık din geleceksin, iki odun yanırsa ısınır.
Biraz daha ona alıştınız, bin daha alacaksınız. Cet olduğunu bir araya yazdır mı? Kalbin ısınır ilke, ısınır. Ondan sonra, hazırımız kendi buyurdular, kanaatınız olsun, ben asker gene böyle. Ve de senin altında ilk bin yatsa celal okumadan yaktığın mahfiil değildir. Delil denir. Ben size Ebubekir Çetanı'nın deliğini bilmiyorum dedi. Yani iki nefesinin biri Allah olmayan gusül yapın. Bahçeli'ye geçen maptif geliyor. Anahtarı olsun. Diyor ki, Efendi Hazretleri liste halinde. Şukun yedi kişi ders aldılar, derslerini okumayıyorlar, Reptilerimi okuırlar mı diyor. Şaka ve dersleri derslerimize sahip geçmiyor. Çocuğun mektebe girip de efendim bazı işte, tıpta çarşamba, perişan acıyorma, raplere gelmediği gibi Yalan söyleme ne kadar nazik tevhide yaşıyoruz. Sultan selametine, Süleyman'ın selametine, İslam'ın selametine, dinimizin selametine dua et. Bak zikriniyor inşallah. Onun umanda oldu mu?
Olmadı. Dört güne. Onun uman oldu mu? Beş güne. Ondan sonra soymemeliğim altı. Böyle pırt pırt pırt pırt pırt atmaya başlar. Bir iki bir bazı insanlara sancı yapar. Ondan sonra virgüti çok gelir. Ondan sonra şükret gelir, kevgir devri kevvin'den kevgir'e döndü mü? Üstada danışırsın. Elhamdülillah kalbin geçer. Niye diyesini okumuyorsun? Neden okumuyorsun? İşte işin çıktı, bucum çoktu. Yaşıyoruz. Sultan selametine, Süleyman'ın selametine, İslam'ın selametine, dinimizin selametine rivayet bak zikriniyor inşallah. Onun yanında oldu mu? Olmadı. Dört güne. Onunla oldu mu? Beş bine. Ondan sonra sövmemenin altı böyle kırk, kırk, kırk atmaya başlar. İniki değil bazı insanlara yapar. Ondan sonra bır bırsü çok gelir. Ondan sonra sükunet gelir, kevkir devi. Telvinden kevkire götürdüm, ararlaştın mı üstada danışırsın.
Yani tecrübesi şu, avamın mülkünün yanına varsan da, kalbini zikrediyor, akşam yatsan saharla uyansan ki uyku mani olmamış ki ne kadar tuttuğunu yapıyorsa o kök gelmiş demek fikri orada. Kalpte ruha geçebiliriz o zaman. Üstazaların diyor ki efendim mümkün yanına varsan da gazim devam ediyor. Yani zehirleşmiş, temkin bulmuş. Yani bir hafız, bir sayfayı ezberler. Oku desen okuyamaz. Çünkü daha telvin halinde. Yeniden ezberler. Oku dedin mi? Yine düşün düşün okur, başını düşün düşünü, kaç durak başı var diye, tehlikedir, sırari gelir, yanılır. Ama ihlas gibi ezberlerse, ihlas gibi Allah'ın sana ezberlerse çeker, okur. Allah lütf ederse okur. Yani senin o letaifün de o havuzun üç defa demir yaptığı gibi kan küplenirse ruha geçersin. Ruh da böyle olursa sırra geçersin. Şurada böyle oldun mu hafaya geçersin, Hafa da böyle oldun mu getirir. Senin üstadın. Hep birden Allah demeye başlanır.
Girmeye imkan yok. Çünkü eski idari en bir şey giremez olur o halde. Bu tamam oldu mu nefis buradan fırlamaya başlar. Çünkü devleti Kıbrıs'ı elinden geliyor. Bak. Şimdi. Yani Kıbrıs elinden geliyor. Ayağa kalkıyor. Çünkü Türkiye bütün askerini küçüklere yığmış. Bir de Amerika Tacere bir buraya geliyor, bir oraya geliyor. Barıştıracağım da ben bunları sokacağım. Kıran şeyler bilmem. Nurhan, yılan, hak beni çeksin, çeksin geliyor. Buraya bu bir sürü içerisinde geç defa ispiyon ve alnından anılmaya başlıyor nefis. Diyor, gelme yahu. Geliyor diyor. Mürşid-i Cami der ki, anlızla çıkan fikir veriyor. Yalnız hafızalar Mürşid-i Cami kılıç almış gibi ölüm üstünde. Yani kılıç elinde deniz. Nefis o zaman buradan fikirde, karşılayayım üstüne şöyle buradan buraya sarsmaya başlar. Buradan alnından alnının yarılmaya, kafan parçalanmaya başlar. Cevap ederken de diyor. Ahlakı.
Aziz arifında usta durmaz da şahsi tarikında ses geçiş var. Ahlakı bulur. Lakin mesele bir saatin fena olsa, ayağı dışarı olsa buzuldan haşa bir tane bir labı elinde sopayla giyiyorsa, onların dostundan Allah la ilahe illallah nedir, sofu görünür amma, onlar sefer belli yerlere bir yere girecek olsa, sırt başına baksa, ahlak duruyor, yine başlar ayağı dışarıya gitmeye. Anladınız. Bazı zaman insanda inkıbat hali olur. Ve sahifleri kör yedin mi, demiş baş kaldırır der ki ne olacaksa, hapis Öyleyse dalların burnun yedi olacak. Burnun yedi derse üstünde bir tanecik elma yok derler mi? Çünkü burnun yokanla. Burnun yokanla. Hem dik duruyor, bizlere de. Buna zikrettikten sonra zikri kül olur. Zikri külü tarif ederler. Gösterilerini portakal gibi Deniz gibidir. Bunun için de hanca ve viryanını böyleliğine yapar. Yani hayattan ceplerini devrirler, böyle gene böyleliğine kullanır.
Kalbinden, ruhundan, sırrından, hapadan, ahvadan, geçse, nefse geçtiğinden sonra bütün anları içine siktir vererek tependen tırmanlık düşün diye. O zaman düşünün ki ayakların altı bir hasta hız tırnakların ucu, ayak tırnaklarının vücudu kurtaran, afedersin, oturabilen damarların birleştiği, Allah'a zikr tutmaya başlar. Bütün vücutluk halde dersiniz. Bununla da nefis bahsediyoremezler. Çünkü daha hamdu vücut mimiklere de girmesi lazım. Yemilik, yemin büyüden içinde bir menfez var. Ona mahsupallah, damadan başka ona buğz verecek bir hasta ona da vermiş. O hastalarla geminin içine de fikir edecek. Bu arayış bir gemiyle, kütürtüsünü bu evde şekilde kıtır kıtır kıtır kıtır ağlalar böyle duyulur gemiye. Bu duyulduktan sonra zikr-u sultanı olur. Zik-u sultanı, ederler. Zamanı gelince haber verirler. Buraları göstermeler ve hakkımı tecavüz etmişse bu durumu affet ya Rabbi.
Yani ancak meşgul olsun diye göstermiş oldum. Nefis sıfatla ben onu gelince, Burak abaayın romanı gelince üstadlarımız haber verirler. Allah mucebiyle amelleri tevfik buyursun. Allah'ın yolunu dört şeyde buldum. Yerini gitti, yüz yirmi üç daha da hızmak ettim. Göz deve yükü kitap okudun, illa Allah'ın yolunu dört şeyde buldum. Neler bulduk? Birincisi rıhh ü şünlül olmak, rıhhumu Allah bileceğini bildim, hiç şüphe gitmedim, Allah'a savaş aç açmadın. Yani rıhhımı vermiyor de. Ben de razı olur diyerekten ihlas olur. Ya başka bir kalbinde duygular başka şey varsa zararı gelmeyen ait bu ihlas olmaz. İhlas ne cennetin cennetliği için ne cehennemin korkusu içinden, söz Allah'a Allah rızası için ibadet etme de olur. Demek ki cehennem olmazsa cehennem olmazsa Allah beş saat namaz bul dese bir ay oruç tutar yapmaz mıydın? Emir Allah'tan yapmaz mı? Demek ki cennetini diyenler için yapmıyor musun?
Elhamdülillah. Allah böyle yıklat versin. İki üç, şeytani şeytana düşman olmaktadır. Şeytanın düşman ittifak ettim. Üç, dördüncüsü, ölümü yakın bilip tedarik etmekten oldu. Ölümü yakın bildim, aynen tedarikimde oldum. Yani biz anamızdan doğduk. Ölüme hazırlandık. Allah imanı Kamil ile göçmek nasip ettin. Nereden bir bizim oraya teşhis edince annemin kabzine götürdüm. Yüz iki yaşımdaydım. Babam ben haya ederim dedi. Efendiye emretmiş gibi oluruz dedi. Salavut havuzlar var. Sen sen naz makamında, şimdi seni seviyor, yensin dedi götürür sen götür dedi. Ayak altını çevirdim efendinin. Evet efendim. Sana kurusun geldi yanıma düştük. Yere sen de aynı bir iki yüz yıl sünnettir halifeyle. Otuz iki müridiyle bir gün müzik gezerken içirdi, girmişler. Hapisi böyle yakmış ihvanı. Babam üç beş saatlik yakın mektup yazıyor. Diyor ki Fatıma haber verdi.
Çıktır efendim otuz iki münihiyle size iştirak etmiştir de. Seçil-i münihleriyle beraber. Sizin oradaki yattığınız birden biz burada iltihab oluyor ne oldu demek. Yani tokatımız getiriyor, biraz tahsil edin diyor. Tafil ettik. Tepemiz oraya teşvik ettiğinde böyle bir yığın huzuruna aldık. Sifin başındaki adamların büyük olduğu gibi babamla bizim aramızda Cüddiye Efendi'nin geldiğini kabirde bilirdim. Geldi ve yüzlük arasına oturmuştu. Farkımız da açıktan dedi ki efendimize efendim ciddi efendi teşbih etti. Ezildi halifesi de teşbih etti sohbet buraya. Söyledim. Merhabalar dedi, Safa geldi, siz efendim. Sohbet ettiler. Ayrıldıktan sonra Fatıma hemşehrim diyor. Efendimiz çok yerde haber vermiş. Yahya'nın babasıyla hak etmiştin diye haber vermiş. Onun için haber veriyorum.
Şükrü Efendi diyor ki babanla hadi sahabe efendi hasratlarının arasında olan samimiyetiyete muhabbete hayvan olsun diyor. Hacı Kamil tarafından bu vakalarda geçmişti de. Yani şurayı konuştuğum için gönül yakın bir