Ruhani Yolculuk ve Manevi Arınma kaydında Bir Fatiha'ya muhtaç olan bir kardeşlerimizin, günümüzden daha hayırlı olmasına, Asr-ı Saadet döneminin gelmesine bir Fatiha üç tanesi. Kainat bizim için en büyük örnek. Şöyle baktığımız zaman, bu kainatta hiçbir durağanlık yok. Bütün bir hareket var. Mesela Ay'dır, Güneş'tir, güneştir, yıldızdır. Bunlar her zaman bir yerinde, yerde…
Ruhani Yolculuk ve Manevi Arınma kaydında Bir Fatiha'ya muhtaç olan bir kardeşlerimizin, günümüzden daha hayırlı olmasına, Asr-ı Saadet döneminin gelmesine bir Fatiha üç tanesi. Kainat bizim için en büyük örnek. Şöyle baktığımız zaman, bu kainatta hiçbir durağanlık yok. Bütün bir hareket var. Mesela Ay'dır, Güneş'tir, güneştir, yıldızdır. Bunlar her zaman bir yerinde, yerde…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 12 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Bir Fatiha'ya muhtaç olan bir kardeşlerimizin, günümüzden daha hayırlı olmasına, Asr-ı Saadet döneminin gelmesine bir Fatiha üç tanesi. Kainat bizim için en büyük örnek. Şöyle baktığımız zaman, bu kainatta hiçbir durağanlık yok. Bütün bir hareket var. Mesela Ay'dır, Güneş'tir, güneştir, yıldızdır. Bunlar her zaman bir yerinde, yerde durmuyor. Devamlı gelişmede, devamlı. Mesela sabah güneş doğuruyor. Ondan sonra hem de Allah'ımızın Kitabı Kerim'in de yeminlerle ibadet ediliyor. Diye yeminlerle de beğen buyuruluyor. Devamlı bir gelişme de Ay Dağı'ne, yıldız Dağı'ne gördüğümüz su Dağı'ne toprak Dağı'ne değişiyor. Devamlı değişiyor. İnsan vücudunda hücreler de değişiyor. Mesela altmış yıllık ömür desek altmış yıllık ömür içerisinde hücreler hep tazeleniyor. Bizim de bir insan olarak durağan değil, aleyhissalatu vesselam efendimizin İki günün denk olan zarardadır, buyuruyor.
Biz bugünü şöyle anlamayalım. İşte yirmi dört saat değil, anbean, anbean. Öyle olacak ki bu büyüklerimizin eserlerine Arifa-ı İdayi'nin baktığımız zaman gece kalktık ibadetimizi yapıyoruz. Yaptığımızda bizde bir başkalık hasıl oluyoruz. Gönlümüzde ilahi güzellikler zuhur ediyor. Sabah olduğunda o biraz daha katlayacak buyuruyor. Öğleyin daha bir katlayacak. Yatacağımız zaman daha bir katlayacak. İşte ben öyle bir devreler, öyle bir zamanlar geçirdim ki neydi o günler demeyeceğiz. Daha birliği daha bir güzel haller yapmayacağız. Yoksa durağan olur mu? Devamını ilerleyecek. Mesela beynimizde gelişme olacak. Tefekkürümüzde gelişme olacak. Zaten o tefekkür murakabedir. Biz bu ciheti ile alacak olursak sadece bir beyin olarak alacak olursak mesela murakebelerde nedir aşamaları var bunun. Mesela dört. Merhalesi var. Ehadiyet var, mahiyet var, akrabiyet var, muhabbet var, daha da ötesi var.
Böyle sınırlandırılmaz. Cenab-ı Hakk nimetini ifade buyururken, buyuruyor. Hiçbir şey sonlu değil. Dünya sonlu. Dünya bitimli ama Sizin yanınızda olanlar biter, tükenir. Eski türü biter. Ama Allah'ın yanında olan bitmez. O zaman biz neye sarılacağız? Yine efendimizin şu mübarek sözüne. Birincisini demiş miydik? İki günü denk olan zarardadır. O zaman eskimeyen bize daim olan nimet nedir denirse Bakın dünyevi olanlar bitiyor. Bunu görüyoruz zaten. Allah'ımız bize gösteriyor. Dünyalara malik olanlarımızın hiçbir şeyi alıp götürmeden gittikleri görülüyor. Ölü şeyi takip eder. Manlı takip eden, Veli, ailesi, çocuğu, çoluğu takip eder. Bir de ameli takip eder. İkisi kalır buyuruyor. Mal zaten ölür ölmez kalır. Daha sonra ne kalır? Çoluk çocuk kalır. Ne gider? Amelimiz gider. O zaman biz niye sarılacağız? Bize ve gidecek olan salih amellere bakacağız. Mallar ve evlatlar fayda vermez.
Selim olan kalp. Bunu Sami Bende hazretleri şu şekilde ifade buyuruyor. Ne yine incinen ne de incide. Bunu dedem rahmetullahali hazretleri de üstadımız hadisımız da şu şekilde beyan buyuruyorlardı. İncitmemek kolay. Elimizden geldiği kadar dikkat ederiz ama incinmemek bir hal ister. Hiç dokunmuyor. Mesela diyelim ki bu nefisten kaynaklanır zaten nefsimize dokunan bir hal. Kırk sene olur unutamıyor. Diyoruz ki bana şöyle yapmış diyor. Ama hal ehli olan insan onu bal lokması gibi yutuyor. Hiç hatırına bile gelmiyor. Ne güzel tespit buyurmuş selim olan kalbi ne incitiyor ne de inciniyor. Hiç dokunmuyor. Sure-i Yusuf da görürüz. Sure-i Yusuf'ta görürüz kardeşleri acaba bize ne muamele edecek? Hz. Yusuf. Koyuyu atmışlar. Bakın en merhametlisi. Öldü. Kardeşlerinden en merhametli olan, öldürüldü. Koyuyla kalmıyor.
Öyle ezalar görüyor ki, öyle ezalar görüyor ki, artı hür iken köle olarak satılıyor. Hz. Selman'ın olduğu gibi radiyallahu anh. Büyüklerimiz onu çok anlatırlardı. Tatlı şirin yaşıyormuş gibi insan dinlerken o canlanırdı kalbinde gönlünde kafalarında. Hiç kölene değil. Bir Yahudi değil onu köle olarak işinde çalıştırdı. Ama Her zorluktan sonra kolaylık Öyle oldu ki herkes cennete aşık, cennette Selman'a aşık. Hazreti Ali'ye aşık radiyallahu anh. Ammar'a aşık, bir de Hz. Selman'a aşık. Efendimiz mübarek ellerini omuzuna koydu Hz. Selman'nın. Bunlar öyle erlerdir ki, iman Süreyya yıldızında olsa erişirlerdi diye nimete mazhar oldu. Her zorluktan sonra bir kolaylık, Hz. Yusuf kardeşlerine teşekkür ediyor. Diyor ki Siz bana böyle zulmetmeseydiniz, ben Allah'ın nebisi olamazdım diyor. Acaba hakkımızda ne söyleyecek dediklerinde kardeşleri, işte incinmeyen gönül bu. Efsane.
Size bir kınama ne yok? İşte bana büyü de ettiniz. Annemden babamdan ayırdınız. Ayrılır ayrılmaz sanki haya ederiz ama bir topa vurur gibi vurmaya başladılar. Ayrılır ayrılmaz. Koyuya attılar ama muhafızı Allah olunca onu derhal koruyor. Öyle bildiğimiz kuyulardan değil yılan dolu akrep. Bu. İbrahim aleyhisselam'dan beri devam eden o cennetten gelen gömlek ile Cenabı Hak muhafaza buyurdu. Korudu Cenabı Hak. İşte bu bir tarih Hz. Yusuf, Yakup Aleyhisselam devrinde geçmiş demeyeceğiz. Çünkü Kuran canlıdır, durağan değildir Kuran azimüşşan. Devamlıdır. Biz bundan çok büyük dersler çıkaracağız. Aşağı bir iç değil bu. Hazreti Yusuf Aleyhisselam'ın geçirmiş olduğu badireler insanoğlunun başından geçmesi muhtemel bütün hadiseler ifade buyrulmaktadır. Ders alacağız. Bakın yılmıyor, bunlar kendisini yolundan alıkoymuyor, daha bir aşk daha bir muhabbetle devam ediyor. Diyor size kınama yok.
Yani bizim az bir nefsimize dokunsa neler oluyor. Ama bakın, hayatına kastediyorlar sizin diyor yüzünüze de getirmem diyor. O bana yaptıklarınızı söylemem bile ben. Sonra Cenabı Hak Bir af var, bir de mağfiret var. Af, mesela idam edilecek kimsenin böyle elbisesinin üzerine hangi suçu işledi de o suç bunu idama götürdü, yafta diyor ya Mehmet Akif rahmetullahi, o yazılı bir şekilde olur, o yok, mağfirette hiç Yüzüne bile, gözüne bile getirmiyor, söze getirmiyor. Allah'ımızdan onun için mağfiret bekliyoruz. Hiç diyor sizin yüzünüze getirme yok. Ben Cenab-ı Hak'tan sizin bağışlanmanızı istiyorum. O merhamet edenlerin en merhametlisidir. Yalnız şunu unutmayacağız. Merhametli olduğu kadar Cenab-ı Hakkın azabında te var. Bunu hiç kaybetmeyeceğiz. Beyne'l-havv ve'l-reca bu işte. Öyle olacak ki Rahim'dir Allah'ımız merhametlidir, bağışlar derken azabını da göz ardı etmeyeceğiz. Çok ağır olur o.
Çok ağır. Tahammülü mümkün değildir. Bunu bize büyüklerimiz il şart noktasında ifade buyururlardı. Mesela ateşi gören kimse bu dünyadaki ateşte bir sene sağından soluna dönmez. O ateşin şiddetinden dolayı. Yani bunları hiç unutmayacağız. Bu da Allah'ımızın rahmeti ve mağfireti. Bize göstermese biz nasıl kendimize gelebiliriz ki? Bir öğrenci ama çok kıymetli bir öğrenci. Şeytan zaten hüzün ediyor. Mesela bir dev diyelim, gelişigüzel hırsız girmez o eve. Eğer kıymetli bir meta varsa o zaman hücum eder. Şeytan müminlerin kalbinde iman bulduğu için hücum ediyor. Bir tarik ehli'nde imanda kemali yakalama nimeti olduğu için onun üzerinde çok duruyor, aşkına da muhabbetine de zevkine de ondan halel getiriyor. Görmüyor. Ama biz ne yapacağız? Biz galip geleceğiz. Kuran-ı Kerim'de bazen surelerde görülür, böyle şah ayeti celileler var. Şah ayeti celileler.
Mesela Sure-i Yusuf'ta, Yusuf'ta çok önemli gösterebilirim esabet. Sure-i Yusuf yüz on bir ayettir. Okuduğumuz evrak ve ezkarda estağfurullah el azim derken her bir ayetin hem nuruna hem aşkına hem şevkine hem zevkine, hem idrakine, hem de bunu fehmederek okumamız icap ettiği ile beyan buyuruluyor. Hayatımızın her safha sonunda bir hikaye değil bu. Mesela biz Türkçemizde deriz ki hikaye baştan geçmesi muhtemel olan bir hadisedir. O anlamda değil Cenabı Hak ifade buyuruyor. Gerçekten öyle bir hal ki insanın hayran kalmaması mümkün değil. Biz diyoruz ki, selim olan kalp nedir? Huzura eren kalp, o kalp ile Allah'ımızın huzuruna varacağız. O kalbi Cenabı Hak bize sure-i Yusuf'ta da ifade buyuruyor. Nasıl ifade buyuruyor? Mesela Yakup aleyhisselam derdi tasanın içerisinde bakın ne diyor derdi. Nübüvvet kokan evladından ayırmışlar. Nübüvvet kokan evladı.
İşte Yakub Aleyhisselam devriydi, ta asırlar oldu geçti diyemeyiz. Nasıl Kuran-ı Kerim canlılığını koruyor ve muhafaza ediyor, ne buyuruyor Rabbimiz? Ya ve muhafaza ediyor, ne buyuruyor Rabbimiz? Yakup aleyhisselam ben tasa ve üzüntümü ancak Allah'ı arif ederim. İşte bana birileri şunu yaptı, Efendimizin hayatında da öyle. Ebu Cehil bana ne zulmetmiştin, Ebu Deeb'in hakaretlerini hiç unutamam demiyor. Şu kavme ne oluyor ki şöyle veya böyle yapıyorlar, demiyor. Belirtmiyor. İşte incinmeyen bir gönül, bize peygamberimiz her an hazırdır. Biz bir ilaç alacağız ne yapıyoruz eczaneye koşuyoruz. Yerine göre o eczanede bulunmuyor. Öyle hastalıklar var ki Cenabı Hak şifalar ötesi ta Amerika'dan ilaç getiriliyor. Ta Çin'den ilaç getiriliyor. Niye? Bulunmuyor. Bizim böyle bir derdimiz yok işte ilaç. Ve şifa Önümüzde, her an yanımızda Allah'ın kitabı. Biz tarik-i ehliyiz bir de var mı?
Başından sonuna kadar. İyi incelediğimizde bunu müşahede ederiz. Hocam şöyle şunu sunsanız da o bana Yusuf'umu. Demek ki incinmeyen bir gönül Efendimiz aleyhissalatu vesselam buyurdu ki: '' Eza ve cefa gören beni düşünsün'' buyurdu. İşte on iki peygamber haber verilir. İşte ateşe atıldı ha ondan sonra memleketinden dışarı çıkarıldı ha neler neler neler onların en çok eza göreni benim ya Aişe buyurur radiyallahu anh. Bu Mekke'nin müşrikleri hep gözüne bakıyor. Kolay mı üç sene yemek yok içmek yok. Her türlü sıkıntının içerisinde bir tel örgüsü diyelim oraya hapsedilmişler. Ashab-ı Güzün Efendilerimiz ağaç yaprağı yiyorlar. Yiyorlar. Böyle bir sıkıntıda Allah'ın Rasulü acaba bizim hakkımızda ne karar verecek iki cihan güneşi dediklerinde, kardeşim Yusuf'un dediğini diyorum. Hatalarınızı yüzünüze bile getirmiyorum buyuruyor. Mürşid-i kamillerimiz daim.
Sani Efendi Hazretleri Kaddesallahu sırra, Hasan Efendi'ye, Hasan Efendi ben şefkat ve merhametle yoğruldum. Söyleyemiyorum. Bize müntesip olanların, daha da bulur onlarda, hataları biiznillahi teala gece karanlığında da olsa gözümün önüne getiril diyor. Bakmak istemiyorum ama gözümün önüne getir diyor. Ben haya ediyorum, söyleyemiyorum. İşte bir kitap okuma bahanesiyle, onun belli yerlerinde ifade edip geçiyorum diyemiyorum siz söyleyin diye. Mürşid-i kamilimizde de öyle. Manevi görevlileri vardı, onlar söylenirler aman ha yanlış yapmayın. Bu kapı BABULLAK'tır. Allah'a giden bir kapıdır. Onlarda red diye bir şey olmaz. Şah-ı Nakşibend, Kaddisallahu Sırrı hazretleri. Ancak kişi kendisini reddiler biz reddetmeyiz diyorlar. Ondan aman hasıkı sarılalım, daha elde ettiğimiz bir şey yok deyip ümitsizliğe götüremem. Burada zaman bulursam sıralayacağım.
Mesela izahına girmeden söyleyeyim intiba, uyanma. Efendim biz uyanmadık. Okunduğu zaman göreceğiz. Öyle uyanmışlar ki, öyle uyanmışlar ki Allah'ın bu nimetlerine eriştikçe Ya Rab bir şey yapamamışız diye ellerini kaldırıp yalvarıyorlar. Hiçbir şey yapamadıkları ortaya çıkıyor insanın. İlahi nimete eriştikçe çünkü Cenab-ı Hakk'ın dedikken nimetinde Cenab-ı Hakk'ın tükenme yok. Bu nimetler Dünya nimeti tükenir. Ama Kuran nimetlerinde tükenmez ve bu tükenme işin de Tin suresinde Cenab-ı Hak bize hem akıl hem ruh ile ifade ediyor. Yine Kuran-ı Kerim'de Sure-i Yusuf esanı buyuruyor. Bu akilla da olur fikirle de olur tefekkürle de olur tefehhümle de olur tefekkürle de olur tefekkürle de olur bir anlayıştır. Sonu yok demek ki şok gayret edeceğiz ve Burak olmayacağız devamlı ileri devamlı ileri işte İşte söyledik ya Umuru Akabe'lerde dört aşama gitmez onlara.
Şöyle de biraz anlayalım büyüklerimizden duyduğumuz. Mesela Esma-i İlahiyenin tecellisinden hangisine erişebildik? Evet geri kalıyoruz ama neden geri kalıyoruz? Evre bir yapışmamız gerekir ki bunları öğrendiğimiz zaman, bu sebep de diyorlar ki başta bize marifetullah'a talip olan kişi. Bunu Allah'ın Resulü buyurdu, seni hakkıyla tanıyamadık Ya Rab, Sana hakkıyla ibadet edemedik diyen Allah'ın Rasulu. Onun için nasıl gevşeyebiliriz ki biz? İlk girdiğimizde nasılsa daha bir fazla daha bir ileriye adım almak vazifemiz olmalı. Tövbe ederiz, istiğfar ederiz bir usul abdesti alırız iki rekat namaz kılarız Ya Rabbi tövbeler olsun deriz. Sımsıcak sarılırız. Öyle gevşeyecek hiçbir şey yok. Bizim mürşid-i kamilimiz tezgahımız kıyamete kadar devam edecek buyurdu. İsterseniz deyim, Samet ehli hazretleri Hasan Efendi'den devam edecek diye buyuruyor. Bugün de bu sırrı söyleyeyim size.
Yapışmamız gerekir. Olur arızalar olur ama tövbe edeceğiz, istiğfar edeceğiz. Yine aşklar devam edeceğiz. Ulvi bir yol. Bizde hep hasretiz. Allah'ım bu kapının diyoruz burada içeri girdiğimizde Efendimiz Hazretlerinin nesi var? Vasiyetnamesi var. Bakın koskoca bir kutbu cihan ne diyor orada? Kölenin ücreti olmaz ya diyor. O böyle dedikten sonra biz kendimizi nasıl alır da şöyleyiz böyleyiz diyebiliriz. İsmimizle hitap edilince bile halimiz değişiyor. Ali Ulvi kurucu hocamız ne güzel beyan etmiş. Kendisini kapından kovmayı gelir. Bütün bu var. Aşıkların ifadesinde var. Mesela Yaman deden hep bu ifadeleri kullanır. Niye? Köpekte böyle bir haslet var ki sahibini de korur sahibini korumak özelliği var. Daha on beş tane Hazreti var. Bir derviş için bunu Hasan-ı Basri rahmetullahi Ali hazretleri ifade eder. İnsan olarak bir ayrı ama huy olarak hal olarak ifade ediyorlar.
Yoksa insan hayvana müşabih, kafi ifade edilemez. Sadece Araf suresinde Hayvanlar gibi dinmesi hayvanın mesuliyeti yok. Neden vazifemizi yapmıyoruz diye. Edal dinmesi, bunlar sorumlu olmadığı halde, sorumlu değil. Ama biz sorumlu olduğumuz halde yapmazsak, belki de haşa buyuruyor Allah korusun. Şimdi birincisi neymiş intibah sonra tövbe efendimiz o Mekke'de Kabe'nin kapısına durdular. Kardeşim Yusuf'un dediğini söylüyorum buyuruyor. Devamlı kazanıyor. Red yok. Kişi kendisini redtiler. Bizzat Mürşid-i Kamilimizden duyduk incinmeyen kalbe ne güzel bir misal olur. Allah'ım bana asi olan öyle söylüyor. Bize isyan edenleri velayet mertebesine getir Ya Rab dediğine şu kulaklarım şu hal. Böyle bir şefkat içerisinde, böyle bir şefkate karşı bizde muhabbetimizle aşkımızla şevkimizle daha bir zevkle devam edeceğiz. Daha bizim yapacağımız çok işlerimiz var bunlar yerine getirilecek. Ölmeden evvel.
Sonra tövbe, sonra inabe, tam bir Cenabı Hakk'a yöneliş. Daha sonra irademizin güçlü olması. Bu çok önemli. Zorluklara karşı direneceğiz. Sonra zühdi bir hayat, dünyaya muhabbet etmemek sadakattir, sabırdır ve rıza halidir. O rıza halinde de öyle güzel bir an buyurmuşlar ki Musibetten zevk duyuyor abi. Teslimin doruğuna boyayalım mı İsmail'i buradan lazım sana. Sana. Ne yapacaksınsan yap da söyle sevdirileni. Züleyha'yı zindan etme sen bana. Ne yapacaksan yap da söyle sevdirileni. Züleyha zindan etme sen bana. Bana ey YouTube'u bul. Bana Yusuf'u bul, bana Yakup'u bul deyişin. Bana sadatı kiram'ı bul. Sıddik-ı azamdan bu zamana kadar gelip geçen mürşid-i kamillerimizi bul. Onların edebini, onların ahlakını, onların güzelliğini bul. Onlar vasıtasıyla Rabbimizin feyzini, onlar vasıtasıyla zatına muhabbetimizi, Habibi kibriya'ya şevkimizi, muhabbetimizi, aşkımızı bul.
Daha neler ve neler hatırlatıyor. Beni çıkar. Bu kocadan derken nefsimizin kuyusundan çıkar Ya Rab. Bunca yıldır bir hiçliğe gittim, sana geliyorum. Yeter artık döne döne, Bıktım sana geliyorum. Durdum ve düşündüm demin, baktım bu yol daha eminim. Ayrılmamaya bin yemin ettim sana geliyorum. Bıraktım öfkeyikini, oldum bir rahmet ekini, sana uymanın zevkini tattım sana geliyorum. Seni sevmenin zevkini tattım sana geliyorum. Mu? Aynen bunun gibi biz de Rabbimize gitmenin, çünkü o bizi davet ediyor. Zaten gideceğimiz bundan başka hiçbir kapımız da yok bizim. Rabbimizi yine bu usta ne güzel söylemişler bir Necip Fazıl'ın ifadesi de hayran kalmamak mümkün değil. Aç kapıyı ötelerin ötesinden haber var derken gönül kapısını açın, size fenafir ihvan kapısı açılsın, fenafir şeyh kapısı açılsın, fenafir rasul kapısı açılsın. Yine Yine Yunus Emre'nin de ben benliğimden geçtim.
Gözüm hicabını açtım, dost vasfına eriştim, hümanım yağma olsun. İtinlikten usandım birlik hanına kandım. Derdi şarabın içtim, dermanım yağma olsun. Hepsinde bir vuslat, hepsinde ilahi bir tat, İbrahim Hakkı Erzuruni Hazretleri de az duyulur, az üt. 10 mezmelesinden geç, dil gül şenine gel göç. Mevla görelim neyler, neylerse güzel eyler, neylerse güzel eyler. Biz nefsimizin mertebeleri hususunda bunu örnek olarak sunuyorduk. Çünkü mutmainne sıfatında zulümattan nura dönüş diye ifade etmiş Arifani ilahi. Burada az da olsa sıralamaya çalıştık. Bunun az izahı mahiyetinde dönüş nedir Cenab-ı Hakk'a? Bir istiğfar var hatalarımızdan dolayı, bağışlanmamızı talep ediyoruz aklımıza. Tevbe ise yöneliştir. Büyük günahlardan, isyandan ibadet ve taate dönmek. Zaten tasavvuf uleması büyük ve küçük günah izahını yapmamıştır. Ayrımını yapmamış. Allah'ımıza karşı ağır gelir.
İnabe ise küçük diye ifade edilen hatalardan, Rabbimizin muhabbetine dönüş, ebeyse errucü ve anin nesliyle ta'ala kendimizden çıkıp Rabbımıza teslim olabilmek. Elhamdülillahi rabbil alemin aleyhissalatü vesselam Efendimizin ruh tahribelerine, ehli ashabına, Peygamberani zan ve pirani zan ve bütün geçmişlerimizin Mümin ve müminatın ervahına El Fatiha.