Bismillahirrahmanirrahim. Allah'ımızın Celle Celalü'l tecellileri hususunda, Cenab-ı Hakk'ın isimlerinin ve fiillerinin tecellisi, Allah'ın zatının ve sıfatının tecellisi, Allah'ta yok olmak, Allah ile beka bulmak, Allah'ın zatında boğulmak şeklinde ifade edilmiştir. Şu demek, Allah'ın rıza yok olmak, Onun iradesinin bizde geçerli olması. Nefsimizin değil, Onun iradesi Onun bizim için murad buyurdu. Beka da bu varlığı Allah ile bakıyor diyelim bakarken Allah'ımızın nuruyla, nuruyla bakarsa ibretle görmüş olur. Olur.
Allah'ın rızasına ve sevgili Peygamberimizin ahlakına istekli olup, buna bel bağlayan ve bunda canı gönülden aşık ve sadık olan mümin, murakabe ile meşgul olmaya devam ettiği müddetçe Allah'ın lütfuna, yardımına, iyiliğine nail olarak esmanın, isimlerin tecellilerinin eserleri ortaya çıktığı zaman kendine bakar ve görür ki bu ortaya çıkan zikir, fikir gibi sa'y sözler ve diğer belirtilerden her ne zuhur ederse bunlar kendisinden değildir, kendisi sadece bir tercüman derecesindedir. Her şey haktandır. Murakabe rabıtadan sonra. Rabıta ile belli bir noktaya geliyor. Şu sadırda bulunan beş tane letaif var, alemi emir denir, elle tutulup gözle görülmez, ruhanidir. Diyelim şu ışığı biz elle tutabiliyor muyuz, onun gibi. Kalp, ruh, sır, habi, akva. Bir de cismimizle alakalı su, hava, ateş, toprak, bir de nefis. Şimdi bunları geçtikten sonra kalbini arşı ağzıma açıyor.
Bunda yoğunlaştıkça artık yol açılmış, yürüyecek biziz. Es-Sami ve hadenanun ecdeyn. Allah'ımız hak ve batıl yolu göstermiş. Hak yolunu murad ettiğimiz zaman onda ileriye adım atmak murakıp eyle. Yeryüzünde gezen büyük, küçük bütün hayvanların türlü türlü söyledikleri zikirlerin, ağaçlar ve bitkilerin hepsinin kendi hal diliyle lisanlarını ve tesbihlerini işitir. Dağın, taşın, bitkilerin, hayvanatın zikrini duyar. Çünkü Cenab-ı Hakk'ı zikretmeyen hiçbir varlık yoktur. Kuran-ı Kerim'e bakıvereyim. Her zaman okuduğumuz zaman Kuran-ı Kerim'de Cenab-ı Hak İsra Suresi'nde, tarifımız buna işaret buyuruyor. Kuran-ı Kerim'in okunmasını ve alimlerin sohbetlerindeki konuşmaları, bunlar da tercümandır. Şevk ve muhabbetle ah edip inleyerek murakabesiyle meşgul iken Allah'ın, Allah'ın ihsanlarından olan fiillerinden bir fiilin tecellisi kulun kalbine doğar.
Bu zuhurattan sonra mümin kendine bakar, görür ki kendisi bir ağaç mesabesinde. Allah'ın Celle Celalühu zatından başka her şeyin yok olacağını müşahede eder. Devamlı olarak murakabesiyle Allah'ımızın sıfatının tecellileri ortaya çıkar bu şekilde. Cenabı hakk'ın ihsanına nail olur. Bu durumda mümin kendisini bir ayna gibi görür ve ayna da Allah'ın sıfatını müşahede eder. Bu mertebede gökte yerde havadaki kuşlara vahşi hayvanlara insanlara ve cinlere bitkilere ve meyvelerin yani zerreye varıncaya kadar bütün varlıklardan her ne görürse her gördüğünü bir ayna kabul edip o aynada Allah'ın sıfatını müşahede eder. Gördüğüm her şey onun varlığını ispat ediyordur. Her bir aynada aynanın rengine göre aynelyakin, ilmelyakin suretinde mümine müşahede vaki olur. İlmelyakin, diyelim faiz haramdır, ilmel. Aynelyakin, görüyor ki faizle meşgul olanların sonu hüsran.