Bismillahirrahmanirrahim. Kuran Azimüşşan'da Huruf-u Mukattaa var. Mesela Eshabübillah elif lam Mim gibi. Bunlar da Cenabı Hak'ın bu harflerde gizlediği esrarın ne olduğunu Şabi'ye sual ettiler. Onunla uğraşmayın. Cenabı Hak gaybine ancak razı olduğu bir resulünü yahut bir varis resulünden başkasını varis kılmaz. Hadis-i Şerif'te varid olduğuna göre öyle ilim vardır ki gizlenmiş inci gibidir. Onu Allah'ı bilenlerden Celle Celalühü başkası bilmez. O ilimden bahis açtıkları vakit Allah'tan gafil olanlardan başkası inkar etmez buyrulmuştur. Bazı işari tefsirlerde Elif'in Cenabı Hakk'a Allah'a, Lam'ın Cibril Aleyhisselam'a, Ra'nın da Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'e işaret olduğu beyan olunmuştur. Esad-ı Erbili Hazretleri insanın kemalatını şu şekilde haber verir. Adem olamaz ahsen-i takvim ile Ekrem. Adem diyor en güzel biçimde olmakla Ekrem ikrama layık olamaz.
Takvadır eden ehlini insan mükerrem, takvadır. Allah korkusudur. İnsanı mükerrem kılan, takvadır eden ehlini insan mükerrem. İlmiem amel etmezse eğer kalbini tenvir, ilim ve amel kalbinde nur hazır etmezse şeytan kesilir nefs-i habiti ile insan. Şiiri tam okuyalım. Şeytan kesilir nefis, nefs-i habiti ile Adem buyuruyor. Bir müminin nefsinin yedi sıfatında terakki edebilmesi için vücudunun müştemil bulunduğu letaif-i seb'a denilen letaifinde zikir, fikir ve tefekkürle tasfiye ve terbiye görmesi lazımdır. O yedi sıfat da Kalp, ruh, sır, kafi, akfa, nefis ve cesettir. Bunlardan ilk beşi yani kalp, ruh, sır, kafi, akfa alemi emirdendir. Yani latif varlıklardır, elle tutulup gözle görülmez. Nefs ile cesedin ihtiva ettiği anasırı erbaa, yani dört madde ateş, ava, su ve toprak da alemi halktandır. Bu bizim yapımızdır.
Alemi emirden olan letaif ruhani ve nurani, alemi halktan olan letaif ise cismani ve zulmanidir. İnsanı diğer canlılardan ayıran fark ise Alem-i Emir'den olan ruhani ve nurani letaifik hamsedir. İnsanı hayvandan ayıran kalbin zikretmesidir. Sonra ruhun zikri, sırrın, Hafi ve Ahfanın zikretmesi bizi diğer hayvanlardan ayırır. Yoksa insan Kel En'am'a döner, Allah korusun hayvanlar gibidir diye. Kalpte yakın nuru parlamaya başlayınca, kesin inanç nuru alem-i dünya fani ve kıymetsiz görünür. Eğer bunlar hazır olmazsa dünyayı cennet gibi görür insan. Çünkü kalp marifetullah nurunun parlayacağı yegane mahaldir ki iman güneşi o borç o borçtan doğar. Bütün ilahi sırlar orada gizlidir. Kalpte o hakiki, lahuti güneşin doğmasıyla bu yüksek tecellinin nurlu eserleri insanın bütün azalarında zahir olur. Kalpten nur hasıl olunca bedenine de akç eder.
Elleli yıllarda üstadımız Adana Ceyhan'da vaaz etmiş, orada bulunan bir kimse kendisi bayağı Türkiye'de değişik yerlerde müftülük de yaptılar. O şunu devamlı anlatırdı, diyor ki Hacı Hasan Efendi diyor, o zaman elektrik yoktu, bir lüksle misal verdi. O lüksün böyle pompası olur, ona basılır, basıldıkça Ziya çoğalır. Buyurmuş ki lüksün pompasına bastıkça Ziya çoğalır, evin pencerelerinden, kapıdan ışıklar dışarıya vurur. Kalpte imanı ibadet ve taatle diyelim üç aylarındayız. Revaip gecesinde kıldığımız on iki rekat namaz, önümüzde Miraç gecesi ve bu geceler bakın şimdi ayın neredeyse yedisi, neredeyse yedisi. Bak nasıl geçip gidiyor. Geçip giderken bu bizden ne tesir bırakıyor. Bir su aktığı zaman, bir su aktığı zaman etrafını sulayarak gidiyor. Biz bazen dağlara nelere gittiğimiz zaman bir yeşillik görüyoruz. Nereden diyoruz, bu yeşillik nereden hasıl oldu? Görüyoruz ki orada Pınar var.
Bir su etrafını yeşertiyor, bir su etrafını sulayarak hayat veriyor. Recep-i Şerif bu sulara benzemez ilahi bir ırmaktır, ilahi bir nehirdir, denizdir. Bu bize acaba ne tesirler bıraktı? Ne bırakır? Ayağımızı Mevla'mızın yolunda yürümeye götürür, onun razı olacağı yerlerde yürütür, Daha ayaksız yürüyeceğimiz melekut alemine götürür. Buralara girdiğimiz zaman daha biz yürümesini öğrenirsek, çünkü yeryüzünde onlar vakarla tevazu ile yürürler buyruluyor. Bu yürümeyi bir elde edelim biz yeryüzünde yürürken mütevazi bir şekilde. Bu yürüyüş bile bizi o ayaksız dediğimiz Miraç hadisesinde olduğu gibi ilahi alemlerde dolaştırır. Şimdi kalpte o hakiki lahuti güneşin doğmasıyla bu yüksek tecellinin nurlu eserleri insanın bütün azalarında zahir olur. Bizim Doğu'da Erhan kardeşimiz Cenabı Hak rahmetler eylesin. Bir gün geldi. Tat bambaşka güzel bir koku vardı üzerinde.
Dedim ki çok güzel kokular geliyor senden. Dedi Efendimiz'i gördüm sallallahu aleyhi ve sellem. Bakın Resul-i Ekrem Efendimiz'i görmek sallallahu aleyhi ve sellem onda bir eser meydana getiriyor. Kalpteki imanın nuru, ibadetin nuru ne yapacak? Azalarımızda kendini gösterecek. Gözde ibretle bakmayı, gözden yaşlar akmayı, gönülde ilahi bir sevgi ve muhabbet eserleri zahir olur. O zaman kulluk vazifelerini derin ve deruni bir zevk ve neşe içinde seve seve ifa eder. Erenköy'de Sami Efendi Hazretlerini kalpte Sallallahu Sırr'a ziyarete gitmiştik. Üstadımız buyurdu ki, oğlum bana bir izin al. Hemen camileri olan Zihni Paşa Camii'ne vardım. İkindi namazı olduğunu hatırlıyorum. Tam kendisinden izin alacağımız kişinin yanına durmuş. Ona hafifçe eğildim, üstadımızın geldiğini söyledim, elli metre geriden gel dedi. Sonra gel dedi.
Biz de üstadımıza olan sevgimizi muhabbetimizi ifade ederek gidiyoruz. Sonra dedi, bir elini öptüreyim de sonra dedi, Hac Hasan Efendimizi ziyaret ettirirsin. Böyle merdivenden yukarıya doğru çıkıyoruz, o heyecanımı anlatamam şimdi. Orada bizi bir tanesi tanıttı. İşte dedenizin ismine izafeten ismi konan o zaman bir sıkıntı duydum. Sebebi de bu söylediğin kimse kim? O bizim Allah'ın izniyle bütün zerratımıza vakıf. Gönlüme bu geldi. Zaten iltifat buyurmadılar. Sonra ayrılacağım merdivenden aşağıdan yukarıya doğru çıkıldığı için aşağıyı görmek mümkün değil. Bir kişi kaldı dedi. Zahiren görmesi mümkün değildi. O da Nevşehir'den Halid diye birisi. O da mübarek ellerini öptü. Bu esnada bir tanesi dedi ki, efendim bir tayinim çıkıyor, Kayseri'ye mi olsa, Ankara'ya mı olsa ben bu işleri bilmem buyurdu.
Sonra da öyle bir müstesna ki her haliyle mükerrem buyurdu ki Cenabı Hak hakkımızda ne hayırlıysa onun ötesin, ayrıldım. Burada tesir bırakmasını söylemek istiyorum ibadet ve taatin insanda. Bir Evliyaullahı görmek ibadettir. Sevgiyle bakmak ibadettir. Günahta hantallaşmış bir topluluk onun huzurunda oturduğu zaman Biiznillahi Teala affı ilahiye mazhar olarak döner. Biz Arafat'tan inerken, biz derken insanlarımız, hacılar böyle bir kuş gibi olur. Neden? Günahlar bağışlandığı için. Sami Bendi Hazretleri'ni gördükten sonra insanda bir tazelik oluyor, bir hafiflik oluşuyor. Geldim huzuruna Fikri diye bir kimsenin evindeydi. Evveli'nin Madası mahallesinden oturuyorum, şöyle dikkatle baktı. Buyurdu ki, şu gözün, şu yüzün efendimi gördüm diyor, dedi. Demek ki bir tesir bırakıyor. Biz Beytullah'a giriyoruz. Beytullah bizde tesir bırakıyor mu?
Bir defasında Meczubiinden deniyor ama kesin bilmediğim için diyemem ama aşık bir insandı. İsmini desem derhal bilirsiniz. Böyle yolda denk geldi, bir arkadaşla gidiyoruz. Dedi ki akşam dedi Barbunya diye bir yemek var, o konserve kutusundaydı. Midem pek onu hazmedemediği için bir tarafa bıraktım. Dedi ki Barbunya'yı niye dedi sofranın dışına bıraktın dedi. Halbuki orada değildi. Sonra yanındaki kimseye dedi ki, Beytullah'ın resmi alnınıza nakş olmuş dedi. Böyle bir tesir bırakacak. Biz eğer zikrullah yapıyorsak, Allah diyorsak Celle Celalühu Rabbımızı zikretmemiz bizim vücudumuzun her zerresinde kendisini göstermesi gerekir. Biz okulda okurduk, tasavvuf dersi görürdük. Tasavvuf dersinde ismini de atar diyorum, dinmez tabii. Bu bir şeyhi ziyarete gitmiş, okulda anlatıyor. Ben dedi bir şeyhi ziyarete gittim, şey efendi demiş ki oğlum bir Allah'tı, ben de diyor bir Allah dedim.
Efendi Hazretleri demiş kimsenin Allah demekle armut demen arasında fark yok. Allah diyorsun ama dilin söylüyor. Bir defa Nal-i Kiramallahu veche istiğfar okuyan birisine yalan söyleme dedi. Ne yalanı ya Ali? İstiğfar okuyorum, dilin okuyor da kalbinde nedamet yok dedi. Kelime-i Tevhid öyle bir tesir bırakacak ki Ebu Zerr-i Nil-i Hıfarî Hazretleri Ifar kabilesinden Mekke'ye geldi. Hiç kimseden soramıyor. Ali Efendimizin hanelerinden misafir oldu. Ali Efendimiz dedi ki artık ne için geldiğini öğrenme zamanı gelmiştir. Ne için geldin? Efendimizi söyledi sallallahu aleyhi ve sellem. Bütün her taraf müşrik dolu. Ben dedi yürürüm önden. Eğer bir müşrik denk gelecek olursa ayakkabımın bağını bağlıyor gibi eğilirim, sen geç git dedi. Beni tarif etti. Efendimizin huzurunda Sallallahu Aleyhi ve Sellem Kelime-i Tevhidi okudu.
O Kelime-i Tevhid onda öyle bir iz bıraktı ki Kabe-i Muazzama da Kelime-i Tevhidi şehadeti haykırdı. Müşrikler üzerine çullandılar. Orada Hazreti Abbas Radıyallahu Anh dedi ki ne yapıyorsunuz? Bakın ticarete giderken sizin kervanınızı Ifar kabilesinden geçiyor dikkat edin dedi. Öldüresiye kadar hakaret ettiler ama Kelime-i Tevhid'in tesiri onda bunu haset etti ölümüne de olsa müşriklerin ortasında okudu. Salatu Selam bizde bir iz bırakacak. Bu mübarek yolun bizde bir eseri olacak. Hz. Ömer anlatılırken radıyallahu anh gözünden akan yaşların mübarek yüzünde iki tane siyah hat çizgi meydana getirdiği haber verilir. Tabiatta bile görüyoruz bazen şelaleler de oluyor, suların aktığı mekanlarda, sular aka aka bazı taşlarda iz yapıyor. Siz de bunu bilirsiniz. Bizde okumuş olduğumuz istiğfar iz bırakacak, gönlümüz incelecek.
Gönlümü, gönlümüz böyle bir dikkat, incelik, şefkat ve merhamet duyguları içerisinde olacak, gözümüzden yaş gelecek. Bir kısım arkadaşlarımızda böyle bir tesir olmalı ki ta Halep'te bile aç dağıtıyorlar. Bakıyorsunuz Somali'ya uzanıyorlar, bakıyorlar diğer ülkelere uzanıyorlar. Beyrut'a kadar giriyorlar, oradaki müminlere yardım edelim diye. Bu nedendir? Kalpteki iman öyle bir tesir bırakmış ki ellerinde sehavet ve cömertlik izi görülüyor. Kalbin salahının cesede sirayetini biz Efendimizin şu Hadis-i Şerifinde de görürüz. Kalp salih olursa bütün vücut salih olur, kalp bozulursa bütün vücut bozulur. İşte kalbin sağlam olması ile saadetler elde edilmiş olur. Allah için sevişmek duygusu kalpte başlar. Müminlerle birleşme anlaşıp kaynaşma husule gelerek matlub olan gayeye kolaylıkla varabiliriz.
Böyle din kardeşleri birbirlerine candan yardım ederler, halbuki pertler arasında fikir ayrılığı zuhur ederse aksi neticeler, tefikalar, hazin akıbetler husule gelir. Bu fitneyi bizzat yaşayan kimse olarak üstadımızın hayatının çoğunu yaşadım bir izni Teala. Ondan dolayı onun evlatları arasında bir fitnenin zuhuruna en çok karşı çıkan biziz, katiyen buna fırsat vermem Allah'ın izniyle. Kim yapmak isterse, İsrail için Allah'a dua eder. Ey Habibim, buyuruyor, Mevlüt yazarı söyler, bir avuç toprağa minnetme dedim. Şu Ayet-i Kerime'ler de tefrikadan sakınıp dağılmayarak birleşmeyi uhuvvet ve muhabbetin takviyesini emir buyurur. O da müminlerin Kitabı Kerim ile bir araya gelmelerini ifade eder. Biz tabiata baktığımız zaman tabiatta kevni ayetler var. Eğer Tarf dergisi çıkarılmışsa boşuna çıkmadı o, onu aciz bir kardeşiniz işaret etti ve başlandı.
Bakın o Tarf dergisinde kevni ayetler nasıl işleniyor, kevni dediğimiz nedir? Kevni dediğimiz kainat, dağlar, taşlar, semavat, arz, sema, arz ve onun arasındakiler. Bunlar bizim imanımızı güçlendirir. Mesela buyuruyor Cenabı Hak, uzaydaki gök cisimlerinin her biri kendisine ait belirlenmiş bir programı yaşamak üzere belli bir yörüngede yüzüp gitmektedir. Geceyi ve gündüzü, güneşi ve Ay'ı yaratan O'dur. Bakın milyarlarca galaksi ve yıldız kümeleri bunlar nasıl devam ediyor? Bir milimetrik sapma hasıl olsa alem birbirine karışır. Bunu yapan kim? İşte murakabe bu demek. Murakabe Rabbi Zülcelal'imizin yüce kudretini görebilmektir. Evrendeki sistem öyle mükemmel bir ölçüyle ayarlanmıştır ki ne güneş aya erişebilir ne de gece gündüzün önüne geçebilir. Yasin suresinde kırk. Ayet-i elli.
Çünkü bu gök cisimlerinin her biri kendine mahsus bir yörüngede kendileri için belirlenen programa uygun olarak biri diğerine çarpmadan yüzüp gitmektedir. İşte hayat programınızı çizen Allah böylesine güçlü böylesine bilgilidir. Böyle bir harika. Nasıl ibadetle gecelerimiz gündüzlerimiz geçmez, Rabbimizden haya etmemiz gerekir. Daha pek çok Rabbimizin İbni Sina, Bedtani, İbni Reaysem, Ali Kuşçu, Uluğ Bey, Fergani, Cezeri, Biruni, Piri Reis, Cacabey ve daha niceleri tıp, coğrafya, matematik, fizik, mekanik uzay alanında önemli çalışmalar yapmış ve dünya çapında tanınan eserler bırakmışlardır. Örneğin Ali Kuşçu astronomi ve uzaya dair merakını nereden kazanmıştır? Kendi köklerinden gelen hangi izi takip etmiştir?
Ulu Bey tarafından Timur İmparatorluğu döneminde Semerkant'ta kurulan Rasathane ve Astronomi Okulu Ali Kuşçu gibi astronomların yetişmesine zemin hazırlamış, devamında Ali Kuşçu on beş. Yüzyılda İstanbul Rasathanesi'ni kurmuş ve burada önemli astronomik gözlemler yapmıştır. Ali Kuşçu'nun eserleri yalnızca Osmanlı İmparatorluğu'na değil, aynı zamanda Avrupa'da astronomi biliminin gelişmesine katkıda bulunmuştur. Günümüzde de Türkiye uzay araştırmalarında aktif bir rol oynamaktadır. Türksat haberleşme uyduları, Göktürk gözlem uyduları ile başlayan süreç Türksat Altı A gibi yerli üretim uydularının geliştirilmesi ile devam etmiştir. Bu süreç Türkiye'nin kendi uzay yolculuğunda bağımsız ve güçlü bir şekilde ilerlediğinin bir göstergesidir.
Ayrıca iki bin on sekiz yılında ülkemizin uzay alanında nitelikli insan kaynağını ve uzay ekosistemini hızla geliştirmeyi misyon edinen Türkiye Uzay Ajansı'nın kurulması ile birlikte Türkiye'nin uzay araştırmalarında uluslararası arenada da önemli bir yer edinmesi hedeflenmiştir. Bunun sebebi nedir? Düşmanlarınıza karşı güç ve kuvvet hazırlayın. Sadece dinimiz Necip Fazıl'ın dediği gibi rahmetullah Ali namazla başlar, namazla bitmez. El Fatiha.