Bütün ruhumuzlar, bütün sırlar bildirilir kendine. Böyle hilafet alacağı için bütün sırlar bildirirler ve nefsimin gülmesini beklenir. Günün birinde orada Şahkan Hazretleri nefsine katlediyor. Kanaatimiz olsun. Gözlerime yemin ederim gözlerim kır olsun. Ben de o günleri bilirim. Madem şu aşağı eğimizde, eğimizde gece gün, gül hüngür ağlıyor. Ağlıyor, ağzına hep uyandık, kendi uyanmıyor. Bir annem vardı. Babamın annesi, ana kız anne. Bilir mi sanırsam? O anşa anşa diye, anşa diye boyandı. Niye ağlıyorsun yahu, ne diyeyim bu kadar ağlıyorsun? Oğlumu, İstanbul'daki o hoca, o şık kesti attı kızın, böyle kafası kesildi için ölüler böyle, kıprayı, yöndü diye ağlıyordum, ağlıyordum. Varidem büyük, varidem yani büyük annem de harika bir kadındı. Kızım korkma Nuri şeyhı, oğlumun nefsini öldürdü de onu görmüşsün inşallah felaket elde etmiyor.
Böyle tabur dayına geldi oldu diyesinde ve peder'in hepsi, peder'i pek sevdiği için Şah Efendimiz, ismimizin Mustafa Kulübse vuruyorum ve memurumuz halifemişsin demiş. Memur yine daima Şahbihini söyler ve Şah Efendimiz Mustafa Ali Usta'yi ismini. Göde duydun mu Hüseyin Mustafa Ali Usta diye buyurunlardı. Oğlum sen bu tekkeden ayrılırsın, Kuran'ın kıymakla şahidi sensin. Bu tekkenin hakkında, şehrin hakkında bile yapıyor söyler misin demiş. Pederm şunu söylüyor. Gümrük dostumda, rıza astında, Hakinat postumda görünür şeyhim. Kendi halinde divanınlığında, Muhammed yanında görünür şeyhim. Maneviyat içinde, ebrar göçünde, ruhlar saçında şad olur şeyhim. Kendi divaninde Kuran yerinde, Hızır yanında görülür şeyhim. Tutuşur ahi, tarikat şahi, muhkem bir zırhlı yağidir şeyhim. Teveccühkari, Hamın pişmesi, halkın düşmesi, feyzın çeşmesi akıyor şeyhim. Allah Allah Allah Allah.
Lavza orası, yoksul parası, aşkın geriye, coşuyor şeyhim. Vüride baba, günahat evde, dünya ve Tuğba sallanır şeyhim. Allah Allah, Allah Allah. Altmış anları, bariz meşlık yanları, nurdurkenleri zikreder şeyhim. Hazikat arar, ümmeti diler, kılıp gık yarar, alim bir şeyhim. Kalpler ustasını, çoktur postası, veliler hası, uludur şeyhim. Geçmiş kırık halden, bilir herhaldan, çıkmaz gözümden, rezildir şeyhim. Bulun burada, Hadi ya, hadi, ilgili kutsesse de var Hazreti Hazretlerinin huzurunda kırk, kırk beş gün eğlendikten sonra Mustafa Efendi, on beş başrol Kasım, yavrularım ne kadar daraldı, buradan gidebilirsiniz. Temel hiç ayrılmaya arzu yetmemiş. Kadarın burada boyacılığı da fazla havuzdan duymuştum. Fazla havuz bacanağı ayrı, ataletımıza da çok yardımlı, bizzat atılır. Onu oradan almış, çocukların vaz damarını, tekme niyetine getir demiş. Oraya var, inkar etmiş, buğday bağlanmış.
Hep uzun duyduğum şeyler bu. Demiş ki veremeyeceğin başka yerden aldım. Çok mahzun fazlamız. Parayı oradan almış, ayrılmış. O gün gece dünyasında, Sultan-ı Enbiya Efendimiz geliyor, o buğday parası verdi, ben kimse bilmiyorum ismini neye. Benim de bir kırmaçla, benim evladım Mustafa Ali'den diye söz verdiğim buğdayı, sattığın buğdayı, baharı diye, iki de inkar edecek ettiğinde vermedin diye. Kırmaçla vurduğu yerlerin karalarını farzlı ardına göstermiş, hurdayı getirdiler. Pederim, oradaysa da Şa'dan yüz yetmiş yedi, on beş baş vurasın diye kartı çekiyorsa de himmetleriyle biz burada mükemmel idare ediyorduk biiznillahi teala. Lakin Suudi Efendimiz böyle gittiği annen ağlayıp gittiği yem verince, ehli efendim demiş, İhvanlar bu halifeler Mustafa Hulusi Efendi Hazretleri, O da Gide'de bulunduğu için görüşememişler. O Ziyaüddin Efendi hazretlerine sekiz, on tane halifeyle görüşmüşler.