Ruhani Terbiye ve Kalp Arınması kaydında Kaç tane misal çıkıyor karşıma? Hacı züft efendi hoca iyi verdin, konuşurken anca yazdığımı konuşurdum. Tarikata girince ha beni söyle, ha beni söyle diyor yanına. Söz böyle girilir dolar, riyayı böyle girilir dolar. Rica eder, ondan sonra ha beni söyle ne olursun diyor. İnan hocanın bebeği gibi oluyor. Beni söyle diyor, cemaat dinlesin,…
Kaç tane misal çıkıyor karşıma? Hacı züft efendi hoca iyi verdin, konuşurken anca yazdığımı konuşurdum. Tarikata girince ha beni söyle, ha beni söyle diyor yanına. Söz böyle girilir dolar, riyayı böyle girilir dolar. Rica eder, ondan sonra ha beni söyle ne olursun diyor. İnan hocanın bebeği gibi oluyor. Beni söyle diyor, cemaat dinlesin, iyi olur diyor. Ben anayı kaybediyorum gezersem. Yine de din eden olmayacak, söyleyeceğim inşallah. Üstadımızı bitireyim birisi hilaf-ı şeriat, birisi dünyanın zibi ziynetine israf kabilinden olan şeye, nehli muhabbet buraya akıl olduğu müddetçe kalpte u var. Füyuzat gelmez haram o kalbe füyuzatın girmez diyor. E haramdır diyor olmaz. Yani iki zıt bir arada durmaz. Onun için kuzuyu bir araya koyamaz. Hem dünya muhabbeti dursun burada Hem Allah muhabbeti dursun. Tahmin mi bu? Olunca diyor Efendimiz, şu dünyayı size reçetenizi verdik.
Ölüm tefekkürünü çok yapın. Dünya muhabbetini kalpten sökücü ölüm. Sür çıkar padişah konmaz seraya, hana mamur olmadan. O yalan devayı gel ortaya, kosivayı temiz et hümul evini tos gelecek kondurmaya. Rabıtadan lezzet alamıyorum. Sik veriyorum ama lezzet gelmiyor. Gelir oğlum diyor dünya muhabbeti orada olursa, fıtlaşmış diyor Efendimiz dünya muhabbeti orada. Fud olan yere melek girer mi? Gelmez elbette diyor. Üçüncüsü ne efendim diyor. Üçüncüsü, hafleti kalp sahipleri ile görüşürseniz, hiçbir uyuz usulüye katışırsa o gün dev lüksün bütün sürü uyuz olur. Onun gibi ürker insana diyor gafleti, kalp sahibinin hastalığı. Efendimiz burada çok sohbet etti. Hakkınıza gelecek. Ayasofya'da diyor namaz kılan ihbarlarımız diyor, birisi orada kalmış diyor, Mevlüdü dinlemiş diyor, gelmiş kalbinin zikri durmuş diyor. Öyle devliyiydi diyor o da diyor. Kalbimi zikrederdi.
Lakin şimdi durdu neden olduğunu da bilemedim. Üstad murakabe yahu. Ayasofya da Mevdudi şerif okurlarına, karşınızda kalbi, kasi münkir kalbi varmış, ona denk gelmiş hastalandırmış. Oturduğunuz yerde rabıtasız oturman onun zılli manevisi altına çekilirseniz, hiçbir münkenin zararı tokanmaz. Rabıta'yı unutarak hem oturursan hastalanır diyor. Kıyasidelim diyordu efendimiz. Kıyasid alın. İmansız ümmeyi üç şeyi, üç şey yüzünden olur. On üç de var bizim şukalarımızda nedir ya? Üç şey esas altı imzalanmış. Birisi, niameti İslamiyeye şükrü terk edenlere. İslam ni'metinde olduğu halde şükretmiyor da, haramdan babamdan böyle İslam doğduğumu zannediyor. Muhammed Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem, Amiyyesi Ebu Leheb'e nasip olmayan sana oldu. Bin dört yüz küsur sene oldu. Yani yanında beraber yaşayanlar, birer bile iman etmedi. Bildi, mucizeyi gördü. Ay şak oldu geldi.
Ay şak oldu geldi lakin külliyen insan çıktı. Lakin diye gaz olmadılar. Sıhra hamlettiler. Yalanlardı, uyduramazlar. Bir yerde müşevv Ashab-ı ğ evvelden diyelim. Buna kendi mecnun diyelim çünkü söyleyip duruyor bir şeyler. Duruyor bir şeyler. Ashab-ı evvelden yazılmış Kuran delil diyelim. Fıkıh diyelim, en yakışıklısı bu derler, neler zahmet ettiler. Kardeşimiz Resulullah'ımız ne zahmetler yendi. Kainatınız olsun, hayif'te ayakkabıların içini kanına doldurdular. Vura vura da böyle hayalar kesekler, ebikler attırıyorlar çocukları. Cibiyle Emin gelmiş buradan diyor, iki dağa kavuşluyum ya baba, geber diyorum. Sen ne diyorsan o. Gel ki nesillerinden bir imvaniden gelir. Hakkım bela olsun. Bu Rasulullah'ın metni bir zat. Ruhu Dağı'nda mubahih yüzleri yarıldı böyle şuraya iki tane halka battı, sinni saadet şehit oldu. Kanı yere düşerse yerden Nebahat ettirmem dedi Allah.
Ruhani Terbiye ve Kalp Arınması kaydında Kaç tane misal çıkıyor karşıma? Hacı züft efendi hoca iyi verdin, konuşurken anca yazdığımı konuşurdum. Tarikata girince ha beni söyle, ha beni söyle diyor yanına. Söz böyle girilir dolar, riyayı böyle girilir dolar. Rica eder, ondan sonra ha beni söyle ne olursun diyor. İnan hocanın bebeği gibi oluyor. Beni söyle diyor, cemaat dinlesin,…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 19 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Yetiş gibi o zaman kanalım süpürmeye geldi yetiştim aldım. Onun, ne ettin o kanı diyorlar, tasavvuf erbabı soyuyorlar, ne ettin ya Cibril? Kafir'a yoğurdum, Rasulullah'ı anılınca ağlasınlar diye, müminlerin gözüne koydum ondan diyor. Şu ağıtlar neler ondan oluyor kardeşim? Sana Allah her imkanı verdi kılıcını an. Kılıcını an şöyle bir tek geldi hepsini öldüreceğim. Hazreti Hamza için ağlayıp durma. O Sehili Şuha'da oldu. Sehili Şuha'da oldu, yetmiş parçaya ayırdılar. Amcası bu bir gemiyi, Rasulullah Rasulullah'ın bel gemiyi. Dedi, kardeşim olsa şöyle sallayıver dedi. Ya Rabbi ben bunları helak için gel de. Bunları doğru getireyim diye geldim diyor, yani ben bunlara Bunlar beni bilemiyor, bunları hidayetledir ya Rabbi diye dua ediyor. Yani bu benim kavimimi diyor o kadar benim kavim. Bunları hidayetledir ya Rabbi diyor. Bu Muhammed'in evladı hep de sevinmedi.
Sıddı ağzıma etmedik, eza koymadılar. Aç kaldılar, bir ısrarın içine girdirdiler. Pazara çıkarttırmadılar, kız verdirmediler kız. Hep tarihi bilirsiniz siz okuyunuz ben sizden anlıyorum bunları. Yani nasıl nereye efendim şöyle oldu böyle oldu, Hazreti Ömer geldi dış yedi sene sonra oldu. Yedi sene. Yani Hazreti Ömer'in imanı yedi sene sonra. Yedi sene beni Veli kafirlerden acıyıp da o yüze ekmek atanlar oldu. Sıddık'ı Azam'ın ayağının altını ecdarlar soktu. Cebel-i Sevr Dağı'na bir saat saat da çıktılar ta oradan ciltte görünüyor, deniz görünüyor. Rasulullah'ın cennet ettiriyorlar. İnanmıyor musunuz? Evet, oraya çıkarttılar. Bütün yılanların, akrepların deliklerini, elbisesini yırttı, bastı, birine yer bulamadı mübarek ayaklarını koydular oraya. Yoksa Rasul'ü muhatap bir şey olmasın. Hicretten yürüyünce umay geçer, gerisine geçer. Gül tane verir. Ne uyuyorsun ya Sıddık sen?
Allah aşkına nereye böyle durmuyorsun yerinde? Ümran hayvanlar gelir parçalar diye korkuyorum. Yerinden kafirler uyanırsa gelir diye korkuyorum. İlk vurdukları kılıç ben olayım da senin öldüğünü görmeyeyim diyorum. Böyle tersim olacaksın şeyhına da öyle olacak gelecek füyuzat-ı ilahiye. Korkma biz ikiyiz, üçünciniz Halid-i Zülcelal. Ulan bir kere bunlar. Bir, iki korkma geliyorlar mağaraya. Allah her imkanı vermiş, dövercin yumurta yapıyor. Ankebut örümcek dövüyor lakin ayağını yine oraya koyuyor. Gelmiş, hilafada yapmış böyle, kafiye vuruyor, aç. Açmıyor tabi. Üçüncüde ayağının altına sokunca yine seslenmez de, Rasulullah da burada uyur izinde de. Mübarek gözlerinden sıdtığı gazanın onun üstüne gözyaşları dökülünce, gözünü ne oluyor ya? Denizin mi geçmiş? Bir şey yok ya Rasulallah. Ayağı gene orda bir şey yok. Anam babam duracaksın, kurbanın sana ne diyeyim böyle ediyorsun?
Bir şey yok, Allah'ını seversen söyle ayağımın altına yılan soktu. Zehirledi Ya Rasulallah. Gayri ihtiyari vücudum uyuştu da gözümden yaş dökülüyor. Çek ayağımı Allah aşkına. Bismillahirrahmanirrahim. Ayağının altından vallahi diyor, ilene kadar gözüm ağrımadı. Resulullah tükürüğünden hiç hayatta ağrımadı. Allah şefaatına nail ettin. Yılan dışarıya çıkıyor. Ey Resulullah b. Cin insan mı aşık size? İki yüz sene oldu ben seni duyalı buraya geleceğim. İki yüz senedir beklerim, saadet ayı doldu, saadet güneşi doldu kapıdan oh göreceğiz yüzünü Resulullah'ın delik, sıddıkdın bizim delikleri muhkem bastırdı, bana da böyle ökçesine koydu. Gökçeye geldim, lakkıbat ettim, aç kapıyı dedim. Açmadı, yemin ediyorum Sokmaya yüzümü görmek için mecbur kaldım. Ben bu hatayı seni göreyim diye ettim. Yazıklık hakkını helal etti. Gene o yara parkladı onun için şehit olduk etti. Bunlar böyle eziyet çıktı.
Ya Sıddık senden şikayet ediyorlar millet. Ne diyor ya Rasulallah? Ciğer kaynağı diyor, pişiriyor, kavuruyorum üstüne yedirtmiyor. Efendimiz edep risalelerine de geçmiş buna. Nedir sen o komşu hakkını bilmen mi? On, on, on, on kırk tane arkadaşının hakkı var. Öyle cayır cayır ciğer kaynat da ye, yani gavurda ye. Ya Rasulallah, yeminine hacet yok, istersen göreyim vallahi. İki aydan beri benim evde ateş yanmaz. Sırf hurma yiyoruz. Sen nerden ciğer kaynatmışsın da yemişsin, bu komşular ne dinden yok yerine şikayet ediyorlar. Hu deyince ciğer kokusu böyle ya eli bir etti. Cibril-i Emin diyor ki Allah korkusundan Sıddık'ın ciğerleri büyyar oldu. O popuyu duyuyorsunuz yoksa dışarıdan bir et ciğer kopmuş değil diyor. Diktikten sonra doktorlara danışılıyor. Ben namaz kılacağım, öğle namazı. Ya Ömer, zıplama yerinden dikişler sökülecek. Vaziyetin bozulacağı.
Bir namaza bin tane ömer kurban olsun. Ben Yahudi namazım niçin öleceğim misin hiçbir şey yok. Satıda vadesinin gittiğinde duyurmuşlar kendine. Muhammed Mustafa de altmış üç, Sıddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddd şeyleri beraber onlar. Nuh aleyhisselamın gemisinde bile yaptılar, dört tahta eksik kaldı dediler. Yari güzinin ismini yazacaksın, bütün peygamberlerden sonra o da çakılacak, devam olacak. Bunlar böyleler kardeş. Bunlar böyle eziyet çektiler. Hazreti Osman-ı Zihniureyn'i bizden iyi bilirsiniz. Ciğerler ciğerler tahammül etmeyecek bir vakayla karşılaştı. Hasan Hüseyin efendimizi Hazreti Ali efendimiz bekçi gönderdi dedi. Silahlarınızı alın kapıya durun, cin geleceksinse geçsin. Osmani Zinnureyni canına değdirman.
Hazreti Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem yavruları beklemeyin, beklemeyin gelsinler dedi. Ben Rasulullah'ı gördüm bugün dedi. İftarı beraber açalım diyor. İftarı beraber açalım, ben bugün gideceğim dedi. Nereye zorla diyorsunuz? Geri pencereden atladılar. Esselamüla bismillah ayetinin üstüne kanlarını döktüler. Hazreti Ali'yi, Yel Murtaza'yı deve boğazlar gibi boğazlar. Köpede deve boğazlar. Hasan Hüseyin I Kerbela yı, Hazreti Hasan efendimizi zehirlediler. O defaki zehir ağır geldi kardeşim. Sana vasiyet ederim, Irak tarafından korkuyorum, gitme dedi. O zehirlendi ve dedi. Hilafet hakkını muaviye'ye verdik etti. İki ordunun arasını vetecik kelimeyle faslettik etti. Menbere çıktı, İmam edeceksin. Ben de bir hilafet hakkımı Muaviye'ye geliyorum. Bütün insan yine serildiler. Peygamber torunu bunlar. Hasan-ı Hüseyin, Hüseyin Efendimiz yallahü var.
Şehit olup bana bak diyor susuz şehit oluyorum ben. Siz İslam'ı diyorsunuz da bize niye muhalif oluyorsunuz? Rasulullah'ı unuttunuz mu siz? Babamı unuttunuz mu? Yapmayın ya hadi. Yapacağız, öldüreceğiz. E bir içim su verin de hakkım helal olsun diyerek geleyim. Yarın maşallah da rüsvay olman bir içim su verin. Sana su vermeyeceğiz, böyle böyle hakaretle öldüreceğiz seni. Öldüreceğiz. Mübarek gökçesine yere çarpınca ordan hüngür yumur su kaynamaya başladı. Amma Muhammed ümmetine şefaat edeyim bunu da içmeyeceğim dedi. Öyle şehit doldu. Onların yolundan gitmek istiyor. Hiç asa cefa çekmeyelim mi? Üstadımız, Sallimahullah, üstadımız Sallimahullah, ne diyor dağın bu yanına gitme ve Peygamberimiz aksi tarafına Medine'nin gitti? Kafirler talim bilemesin diye. Nebi Berrak'a gelirken tut dediği zaman hepsini tutuyordu diyor efendimiz. Neden tutturmalı da öyle gitti o dağın uyanı?
Akıl bakıp da gelen Allah dostlarına siyaseti öğretmelisin diyor efendimiz. Bak inceliğe bak! Neden sahil yolunu seçti? Yani o şeyden gitmedi, sahil yolunu neden seçti? Aklıma düşmesinler. E düşünce ne oluyordu? Dur, dur dedim ve beraka gibi hepsini tutturuyordu. Bu kudret kendinde varken nere böyle itti? Hak vakitte ümmetim gelirse, peygamberden saadet etmiş ki etmiş bende gelirim derler. Onlar helaka uğramasın, siyasetini bozmasın diye ben yapıyorum bunları diyor efendimiz. Yani bilmediğimiz sırlar bunlar. Onun için cephe vermeyelim Allah aşkına. Üst ağzımızı incitmeyelim Allah aşkına. Ne emrettiyse onu tutalım Allah aşkına. Bunu rica ediyorum. Rica ediyorum. Efendimizden duyduğum için rica ediyorum. Adana'da sohbetine vardık. Sami Efendi korkak yahu. Toplayıp da bizi yıkıtmez beş kişiden fazla görüşemez. Başta şıklar yapar diyorlar diyor. Onların başındaki cemaat çok az.
Bizim cemaatimiz pek çok, pek çok olmasaydı bu kadar kalmazdık. Bizden Amarka düşmanımızdı, Rusya düşmanımızdı, iki tane parti düşmanımızdı, üç tane parti düşmanımızdı, vurcular düşmanımızdı, Süleymancılar bir yandan şey Biz ne kaldık da hiçbir şey yoğurup yirmi dört çıkmışsın en büyük kuvvet diyorlar buna. Yine araştırıyorlar bunun için efendim siyasete riayet edin diyor. O özetlerini alacağım işin, özetlerini üstadımız buyurdular ki, buyurdular ki, ben tutulup hapis olmaya, idam olmaya her şeye razıyım. Bana diyor, yalnız ihvanların zayıf, onlar tutulur da hapis olursa, gel işte bu dünyada yirmi senede de gir de yarın ahirette mahrum olurlar diye ben bu siyaseti yapıyorum diye. Yani ben gelmem için değil diyor. İhvanım zayıf, zayıf. Yalnız, yarın bu yüzden bir tehlikeye mal keşke o yayla'nın yüzüne varmasaydım. Keşke bu tarikata girmeseydim gir diyor. Zayıf bunların kalbi diyor.
Ben bunları böyle idare edeyim, tavuk bile civcivini kanadının altına alır kimseye göstermez böyle. Ben buradan da misal vereyim size. Hacı es'Adi erbili kuddise sirrahu'l aziz efendimiz, Allah şefaatine nail etsin. O bir şeyhle beraber oturmuşlar bir tasarruf. Hani? Bir tek anlamak tasarrufu ya benim başıma geçti benim başımdan. Beni tasarruf altına aldılar suyun yüzünde kaldım böyle. Elim yok, irfan elim yok, irfan yok, kelime yok, öldürüyordu mermi. Orada atasayarın annesi şu yüzden dinlermiş. Tasavvuf altına almış suyun yüzüne çıktı. Onun için biz konuştuğumuzda neden hiç iftihar duymak bir sağlıkta alıveriyorlar elimizde. Eyvallah. Olur mu senin? Yapma. Hacı Eskadi Erbili Hudbur ahta. Yayın milyon müridi var. Öteki bir meşayihta murakaba kayıp haline dalmışlar böyle. Bunu unutturmam bir şey daha diyeceğiz size. Durmam bir şey daha diyeceğiz size.
Cadde yolda rical'dan Lennekbaba vardı. O İstanbul'a vardığında üstadımıza demiş ki Yakup isminde bir kardeşim aradı, kayıp oldu seferberlikte efendim sağ mola hayatını kaybetsek okusak, bilemedik. Mehmet Efendi Allah rahmet etsin dedi. Bitecik elinde kalktı çok fazla duymadı diyor. Bütün sahaları yokladım Yakup'a çağırdım duydum yok. Ahirete gidenlere çağırdım da çıldırdı da Yakup şehit olmuş şu hata arasında. Ben bunları hırslarımdan açıp onlarda büyük hal var. Yani tasarruf var. O iki kutbu cihan böyle murakabe gelince mahşer alemi korurmuş, bütün ihvanını o şirk. Böyle götürüyormuş sırattan düşmeyin oğlum düşmeyin, şöyle onu de selamet geçir. Hacı Salih Efendimiz genç vermiş. Demiş yalımız geliyor. Bir tane ümit ve demiyor. Bu nasıl şık demiş. Gözleri yumru, tasarruf altındalar. Zaten de yıkışları ne? Öyle olurmuş onlar birbirine. İstanbul'da ne kadar şık varsa efendimiz tuttu.
Tasarrufla tuttu. Herkes geldi eline kapandılar. Ziyaüddin meşayık bir milyon müridi var. Pakistan'dan vermediğienin Mecidiye kapısının karşısında ziyaretine varıyor. Efendi bir vardı oğlum ikinci, üçüncü tahta dışarıda geldi ayaklarına kapanıyor. Ne olursun beni de bütün müridimi de Estağfurullah siz idare edersiniz Kadir tarikında idare, tasarrufa aldı mı yürüniler? Onların bir güreşleri var. Çok aldığını da gördün, şu gözlerim neler görürdü ama sığmaz, neyse sığmaz, bir şeye sığmaz. Var mı sıratın öteki köprüsünün öte yüzünde Hacı Esad Efendimiz? Bak yalnız geldin dedim ben bütün müridimi geçirdim çok Bak müridime dedi diyor. Zivciv hatırmayınca, şu mübarek haracip balığı, aksakıklığı, şamailin vasfedersen rabıta özel diyor babamın gökatları var. Hekasını şöyle diyor, sirkeyle inceliyor, yarım milyon mürit böyle döküldü yere. Eziyet ettin orda böyle tuta dur da ne olacak senin diyor.
Allah şefaatlerine nail etsin ya Rabbi. Habibi Ekrem'in hürmetine, eyli kadir hürmetine, nur-u zulem hürmetine, nur-i Ekrem hürmetine, fazileti ramazan hürmetine, Kuran-ı Kerim hürmetine, karacukalı beytullah hürmetine, yeşil kubbalar altında yatan Nebiler Nebisi Muhammed Mustafa hürmetine, onun altından kemiklerinden nan sesi gibi gelen Muhammed Mustafa hürmetine, şurada onu duyuyor gibi Allah şefaatine nail Ya Rabbi. Şimdi saat üç ay kadar konuşmaya şey ettim, çok akşam ezilmişim ama bilmem üç saatte konuşsam konuşabilirim ya. Zaten sözün daha daha iyisi az da halde delil olanıdır. Durmuşunuzun da sesini çıktı resmen geldim. Ona da bir Kuran okutturayım, Allah izin verirse devam edelim inşallah. Ya Allah ya Rabbi. Gel Hazreti Ali'yi kahhal edeceği zaman gözlerin de kapanmış böyle. Birisi rüyasında soruyor. Efendim gözümüzü niye kapatalım? Herkes açardı.
Rabbim'ı ölene kadar açmam dedim ve şimdi muradıma nail oldum demiş. Ondan sonra şimdi gözümüzü Allah aşkına gaflet perdesini bir kandıralım. Doktorumuz ne var burada ya? Kalp bir muzkayat parçası. Han'ın, Fahribe vesile olan vasfı görür ama benim dilim kalp o değil. Kalbin üzerinde gönül var. Gümünün içinde süveydai derun noktası var. Yüz bir v gibi, yüz bir v gibi. Muhrip şerhler işittiğin zaman manipüle buraya vurdun mu gözüne yaş gelir yani. Bu kadar kırık şeylerde tesirli süzme vurdun mu gözüne yaş getiren bir süve hidayet yer bunun. Oraya pırıluldu mu? Gönül dediğimiz alemi emirden olduğuna göre alemi halktan değermiş bak. Alemi halktan olsaydı et olacağız. O alemi emirden göze hazdır. Onun için mutlaka şu der zikreden, Yunus beraber olursa zikrin olacak.
Size direktif olarak vereyim, üstadımızdan aldığım nakledediğimi aşıntı gibi gene, böyle gafletle Allah Allah, on bin lisan bir şey yapmaz, tesir yapmaz. Aldığın bin, iki bin, üç bin neyse, kalbini, dilini, kulağını bir edeceksin. Yani, apartsına baksın ki, tak-i hayat geldi, böyle baş yerinden Allah'a emanet var, dile getiriyor. Olmaz bunun tersiyle. Yine bu gönül hatırında olacak, tutacaksın. Hatırık ve gömrün olur, Sure-i Dai-i Darunun'un olursa Allah hatırında olur o zaman. O daima Allah'ı hatırlayacak bir madde var orada. Diyor ki o ne yazdı birçok? O Necip pardon kısa bölümü çekti. Kalbim üzerinde bile Lefsai Celal yazdı. Hepimiz gördünüz. Geçen EMA bir kardeşimiz EMA. Gözü görmez. Kocasından soruyor. Meadiye gönderdim ben kalp göster bana diyor. Eliyle diziyor, şuraya Elif diyor. Şura göster, Lemler bunlar diyor. Şura İLE diyor.
Hocası geliyor, hanım gelmiş ki, mutlular gibi ağlıyor. Ne oldu diyor. O Lefzai Celal'ı varmak işaretle, ana diyor, göz önünde görüyoruz. Yani ana böyle diyor, fotoğrafını görüyor, yani resmini görüyoruz, kalbi çekiyorlar. Nefszai Celal'ı Nefssa I Celal'ın kalbinin üzerinde Elif ile, iki lem ile hile hatırlayınca kalp başlamıştı tahammül ederek, Allah Allah Allah Allah diyor, duyarsın. Kalp zikreder ya, sen duyarsın. Duyulmak hissi var çünkü bir şeyden korkarsan, kopuşmuşsan nasıl kalbin çarpar öyle küt küt eder, onun gibi dururuz ona. Ondan sonra azıcık hafifleşir. Hafifleşince zararı mı olur? Daha oyunlaşır. Kelvin halinden, şimdi burada tabi ki insanlar var. Kelvin halinden temkin haline döner. Defaifleri tiz tiz değiştirmenin manası yok der biz tarzımız. İyi ki bir kepeni yaktın mı göremez. Bu ikisi de tehlikeli hali.
Ya şey oldu kaldı, kentinleştirerek kömür oldu mu, kahve ne pişireceğin zaman diyor efendimiz sende, dur mu elin yenmez bir soluktay pişir. Kalbi ilk zikrederken eğer soymemesinin altı rabıtayı çok yaparsa bakar. Baktığı zaman bile zayıf devşirilmez. Ondan sonra aceleye yetmez. Üstada da duymam bunu. Ondan o acıdan sonra küt talep. Yani kendi kulağın duyacak kadar. Allah, Allah, Allah, Allah, buyuralım gel kalbimize. Yani dilimiz, kalbimiz, kulağımız biraz. Allah, Allah, Allah, Allah, ya kimsenin dili Allah der, kalbi de Allah derse, muini benim diyor Allah, yardımcısı ben mi okulunun? Halim meleklere bile duyamam ben onu. Yarın huzur-i ilahiyyeye gelince o letaiflerin çalıştığı, bütün sevaplar yazılmış, bizana kuru uymuyor, hervansir bitmiş, günahı ağır geliyor diyor. Allah'ımız benim tümdimde bunun bir ameli var.
Meleklerin de duymadığı hatir, zikir yaptı içi, gümrlü, Dilimin döndüğü kadar ama söken sizsiniz bu işi, biiznillahi teala. Sami'nin olmazsa düğümün köşesinde böyle bir şey konuşamam. Çocuklarım rica eder Hangisi konuşturuyor musunuz? Oturdığımız böyle kalp açıldı. Bu El kalbi kensulullah, şairin kalbi Allah'ın kumaşın iyilerini alır. Sermaye, istiada, şu tabir millet, nefsi millet. Niye orada geldin mi söker sohbet kendi kendine? Onları söküyorlar. Dil de Allah'ın, doaklar da Allah'ım, gönül de Allah'ım, hepimiz de Allah'ım. Yani vazifeyi gören de aklımızız. Biz varsın da hep başka bir şey yok. Onun için iftihar edenler be şunu konuşuyor. Ben aradan hep savun fakat ara tarafta sığınana sarılmazsan konuşma zor. Bir tane konuşma zor. Onun için biz haddimizi bilmediğimizden konuşuyoruz, karşısına çıkıyoruz. Allah Celaluhu. Elif tarif için o başta yazdı ilim sahipleri bilir etrafımız.
Hakkımız mı var? İki tane de len var. Eski yazıyı bilenler bilir. Bir Elif var, iki lenler var. Lemler tariften mualela için. Onlarda ta'yla ait. Oradaki var? Nefesimiz de Allah der. Yeter ki gafil olmayalım. Hayvanların nefesi de Allah der. Hepsini ona göre halk etti. Hoştur bir hayvanı. Senden iyi zikreden. Muhyiddin'nin Arabi Kuddise Firrabü'l aziz efendimiz buyurdular ki, en çok Mevla'sini zikreden taşlarla topraklar, ondan azıcık daha az zikreden ağaçlar, Ondan azıcık daha az zikreden hayvanlar, onlardan daha çok az zikreden insanlar, cinler. Biz en azına geliyoruz bu zikrin. Onun için Efendimiz buyuruyorlar ki, kalbimiz canım. Al zikretmeyin, daimi Allah desin, diyorsun ona, bütün letaif dursun, bitecit kalp Allah'a ah dese yani oradaki kabirde çürütmeyecek mi o oğlanı diyor diyor ki Allah. Kabir de çürümez, kabirde de çürümez. Ne diyor?
Ümmetimin en şerefisi hafız olanlar okuduğuyla amel edenler, bir tek geceleri ihya edenler. Kalp geceleri ihya ediyor. Sen uyanma o zikreder. Bir sadece zikir değiştirirken, kalbi ruha değiştirirken değiştirirken, kalbinin zikrini iki şeyle gösterir Efendimiz. Birisi kafirlerin içindedir Allah'a zikreder ki onun. He düşündün mü En iyilerinden olsun, iki getir en kötülerinden olsun bir hayvanın parçalarından. Yetmiş iki tane lisanı ile kalbine almış gelmiş. Buyur oğlum baba. En nimetlı bu mu oğlum? En nimetlı biri en fenasını getir. İbret, engiz bize bunlar. Koşmuş bir de fenasını getirmiş, gine diliyle kalbini getirmişsin. Buyur baba demiş. Oğlum iyi bir sen de bunu getiriyorsun, kötüdürsen de bunu getiriyorsun. Kalp ile dil iyi oldu mu bütün vücut yiyorlar. Sahatlı Peygamberimizin hadisine misal veriyor mu? Hal bile dil tesadüf ettiyse, bütün vücut tesadüf etti.
Çünkü merkezi umumidir kalp. Orda iman var Reis-i cumhur, akıl var baş vekil. Bütün şubelerine iyiliği dağılan bir alem-i ekberdir insan. Ne diyeyim, o marifetname-i ne yazan arş-ı Azamı ney birer birer parsele ayırmış görün kitabını. Öyle değil mi kardeşim? Parsellenmiş bütün, ölçmüş, sanpullarıyla ölçmüş, parçalamış. O, şu Suveyda-i Derun kalp noktası yaptı onu. Çünkü, Üstad-ı Züldun tarifini tarif ediyor. Şöyle bir camilerde topak bir ayna aslı ortasında. Bakın ona, on bin cemaat etse hepsi içinde. Bütün ağaçlar, hutpalar da içinde, her şey içinde. O camiyi kim içine alır o? Böğüründen de alır, üstünden de alır altın da alır. Öhüm topak. Efendimiz buyurdular ki, kalp, Süveydai, Derun, Yüzbibibi gibi nokta topaktır. Arşı, pürüzsüz, levh-u, alemi, dünyayı, ahireti gösteren bir noktadır. Bizim keramete meylimiz yutuyor musun üstadımız hiç emretmez ve duyulmaz bile.
Gözunuzu açın bir zuhurat olursa görmeyin, dünyaya aldanınız burdan kalırsınız. Bu kadar alemi ekler olan kalp bizde var. Hepimizde var. Bizimki gibi gaflette olanı var. Açmış dört köşe yedi iklini seyreden iki var. Efendimiz de insan bizde insanlık. Nasıl dargımız? Yerilik yükliğinden daha fazla. O da insan bizde insanlık. İnsan var, insancağız var. Hoca var, hafızcağız var. Doktor var, doktorcağız var. Adam var adamcağız. Herkesin bir cihazı var. Onun için biz taklidiydik daha. Allah'ımız bizi tahkik etsin inşallah. Yani umumumuza diyorum bak kendimi katıyorum. Hiç zorsun mu yok şöyle düzelsin gidelim şöyle. Üç kere düzelsin gitsin. Bir müddei immünla müddeiumullah hakime anlatıyordu. Glaus havuzlar bizde vardık Allah rahmet etsin Adana'daydık, askerden dünyaya gelmiştim. Efendimiz gönlü anlatıyordu, kalbi anlatıyordu. Ömer bile bir defa İstanbul'da Ömer Bey, Efendimizden Allah Allah.
Efendim işte bu şah damarımızı zannediyor. Hayır dedi. Kalbin yanından geçen bir damar o kalbe çok yakın dedi. Damarı semaya doğru giden murakava zamanında yani, kelsiz direğe gibi semaya giren bir arşi ağzıma varan bir damar o. Bir haber, ne tanıtdık daha evvel. İbrahim eken bir hoca var bilirsiniz, Kayser'dan arkadaşınız bilir. İbrahim eken vallahi diyor, Allah'a kesesiyle yemin ediyorum, İhvan'la konuştuğu bir türlü Efendimizin yani anlayabileceklere bir kelam konuşur. Herkesin seviyesine göre ineller de konuşurlar ama bana kırk beş dakika konuştu. Vallahi Bağdat'ta İlahiyatten mezunum. Bağdat'ta tahsılım var, tasavvufun var. Her cihetten bütün okuduğun kitabı hülasa edin buyurun diyor. Bunları okudum. Yani böyle küçük efendimiz alim değil mi işte diyenlere, böyle inkişaf eden ilmiyle gösteriyor kendini. Adana'da ayık, Adana'da ünlü böyle haber verince ayaktan yukarıya çıkmış.
Kafadan da aşağı inmiş, orta yerde muallakta kart diyor. Yani ayak yukarıya çıkarmış, orada ayna gibi aslı. Yukarıdan da aşağı inmiş kafadan da ikisinin ortasında parlamış bir cevahirdir o, İman var içinde. İrfan var içinde, huzur var içinde, zikir var içinde. Ledünniyet var içinde, kerzullah var içinde, beyfullah var içinde, arşı azam var içinde. Efendimiz'i vasfederseniz sizin burada da var bir etyatlarımız herhalde. Ömer Bey'le kardeşimiz dinliyor, Efendimize yazmışsın bir şey, bizim Habız Ahmet vardır bilir öldürmüşız diye. Allah rahmet etsin Ya Rabbi. Yani kabri ne olursun inşallah. Anıldı şurada, ona dedi, babanın bir mahsul yok mu okusan dedi. Okudur çocuğun muhrik sesi vardır. Başka hayatlarını bilmiyorum da siz de çok duydunuz ya. Allah'ın hindinde kadri zannettim semanın bedri, karşı azam olmuş sadrı, döşüne kurban olduğun. Benim cindar belki kendi topbaşın ön derdi ortaya bak.
Nasıl Ben dinde birini vasf edemedim daha dedim. Bilemiyorum da hayalden bahsediyorum daha. Ah bile bilsen, kırk beş senedir Efendimiz'le işitmişsin. Kırk beş senedir her görüşümde ayrı bir alemi var. Nasıl tarif edeyim? Ayrı alemi var. Yani Allah gözlerimizi atsın. Kudret sürmesi çeksin gözlerimize. Baktı ki ikna işi zor efendimiz, yani gumlu anlattı anlattı da ikna işi zor olunca gözünü yumdu. Biz de gözünüzü yumduk tarifi edememiş dedi. Sırrımı ifşa edememişim dedi. O gömlülün nasıl büyük olduğunu, alemi ekber olduğunu anlatamam ben bu mecliste. Allah üstadımızın ömrünü müstah etsin. Bize böyle gösterdi, yine oraları kapattık biz. Su kaynayan yerleri çimento döktüm ben üstü çıldırdım. Ne suyum kaldı, ne tuzum kaldı, ne dalım kaldı. İşte görüyor musun karşınızda böyle, altı mücrim bir kul oldu. Hepinizden dua rica ediyorum. Bilmiyorum efendime anlatıyorum. Efendimden çok acizleştim.
Eski şuncağız müneham oldu bir Erciyası daha karşımda. Utanıyorum Allah'tan. Yıldığım nereden olduğunu bilemiyorum. Tevazuumdan demiyorum. Essah diyorum. Sizin ilk bütçüğünüzün en bütçüğünüzün ayağına kural olacak şekildeyim. Lakin ne yapayım arkadaş, anlatamıyorum, halimi anlatamıyorum, iyisin diyorlar. Ben iyi değilim diyor. Allah aşkına havas etmeyin. Yani halimi bilseniz kaçamaz. Nasıl gırtlan hocamız şurada ya? Ailesi vefat Efendimiz herkesin ismiyle halife denildi, onun şirk Mustafa efendi ismiyle verildi halifeliği. Allah ismi anıldı. Bütün geçmişlerinizin, hepinizin annesi babası hatıra geldi. Hepinizin annesi babası akrabayı, taallukatı nurlarda çarpansın. Kabirleri külnur olsun. Şimdi asıl onlar faydalansın bu sohbetlerimizden inşallah. Efendimiz ta eski aldığınıza dönen yine diyor.
Yani baktınız ki, baktınız ki Kuran-ı Kerim çürümüş, evvelden letaiflerimizde çalışıyordu, gönlümüzde bir açıklık vardı, nefis hatta parmağınızı, birbirini açtı mı derhal arça ağzıma ulanıyordu, oraya kapanıyor. Nasıl cereyan gibi böyle füyuzat-ı ilahiye dökülüyordu. Şimdi bir devşaklık geldi bize, ne oldu buna bilmiyorum. Bütün ihvandan sonraların özürleri rabıta-i mevti yapamıyorlar. Rabıta-i mürşidi iyi tutturamıyorlar, acele ediyorlar, tez kakıyorlar, gönlü doyurmuyorlar, insan hamlaşıp geliyor. Bunun için İznillahi teala eskiye dönün diyor Efendimiz eski. Yeni istiğfar okuduğum görevi günahlarınızı kayın gözünüzün önüne. Estağfurullahi lazım. Estağfurullahi lazım. Yirmi bir diye yapmazsanız lezzetini alamamasın. Yapmazsanız lezzetini alamamaz. Hani acele ederseniz benim gibi yatarsın lezzet gelmez. Salavatı Şerife okurken kutfu cihanı yanına alarak Fahr-i Kainat'la diz diz olsun.
Dayandırmaz dersimizin reçetesi bizi idarede hastalık koymaz. Yalnız kullanış tarzımız iyi olmadığından, o aç karnına iç demiş, o tok karnına içiyor. Dudağımın içine. Aç karnına şafa ağla hacet kapılarının açık zamanında, diyor. Yani rızmından evvel olan manevi rızık bizi ki. Hükmü veriyor? Hacet kapıları açık. Bunları tazeleyelim yeniden inşallah. Tazeleyelim. Geçen gün sadece sohbet çoğu bu kadar da vardı. Konuştuk sabah ile camikibiden çıkınca iki genç kelime geldi. Allah razı olsun hacı baba bugün bir ders okurdur. Biz okumayı bilmiyormuşuz diyor. Sükunet olacak, yerin karanlık olacak, göz açılırsa havatır, çoğalır. İşte, onu Yüce'dan getirdiler de şu perdeyi İstanbul'dan atılmış. Utanımı gider. Yani göz on kapalı olacak. Şükrünün açılacak. Murakaba da ne de ihtiyarım seksen beş yaşındayım. Şimdi efendimizin birinde kaldığı gibi o yaşa gelmiş.
Efendim öyleyse ser halifemiz Sami beyi güler. Peki diyor, Adana'ya geçerken de Kayseriye uğrasın. Şöyle insanlarımız şey olsun, yani ispatlı olsun, pek iyi diyor. Üstadımız Kayseriye geldiği zaman ulema arasında Selman Farisi'yi bilişemedikleri gibi bilişemiyorlar. Yani, nasıl sultan, bundan elli sene evvel. İyi alın, niye alın? Geçen Urfa'ya vardım, üstadımızı vasfetmişsin Konya'da nasıl doğdu, nasıl büyüdü, nasıl urban geldi ümüne, yaptı da kesti, annesine Hızır aleyhisselam ne dedi, birer birer anlatmışsın Urfa'da o bantı geliş yollarmış, sesinden sesini anlarlar. Sen misin Yahya'yla hasat? Onyalı arkadaşımızın birisi bu bantı bu bandı verdi, akşam bütün bununla meşgul olduk, onu alıyorduk hep partları. Aldırmam amma ne bileyim zar bir dua ederim, kendim beğenmem, evde siler atarım. Yok yüce herif, yap konuşma zalmeye ya. Ya hiçbir şey yok yahu, Türkçesi yok başla.
Bir gün mektebim yok benim kanaatim olsun. Bir gün önce ezme desem yok, ne yapıyorsun kardeşim? Yani cahil büyümüş bir adamdan ne istifade edilir bakıyorum sözünün bağlantıları ne? Hep kötü kötü geliyor, yakışıksız geliyor. Allah'ını seversen Ali Ramazan'ı şunu silgesin, duymayın şu taban adamı, yobaz adamı, duymayayım daha iyi. Ondan sonra kardeşim, siz dikkat edin. Demek alanlar dua ediyorlar. E alırsın, üstadınıza da Kayseri'ye gelince Hacı Hüseyin Efendi o yüzden bu aksakallı üftüydü ya. Hacı Hüseyin'in Afrika'la misafir ol diyor ya misafir oluyor. Sonra efendim, akşam Kayseri çok çok soğuk. Evleri de kötüydü o zaman. Fariferi yok, kömür de yok. Dağlarının çubuğünü yakarlardı. Her şeyi duyuyor diyorum da yani şey kalmasın.
Efendimize biz soba yakacak ya sabah erkenden varmış ki üst hazımız, o kayserinin şiddetli savununda gusülletmiş, o gömleğini giymiş, ayağını giymiş, gayseri çok şiddetli soğuk, nereye böyle ettiniz? Hayır ben soğuk suya vücudumu alıştırdım. Her sabah dersini kusnilla yaparım. Bir büyüğün büyüklük yeri var büyüğün büyüklük yeri var durmuş efendim. Bir büyük büyük mü onun senden fazla bir hale gidilen yerleri var. Gül suyuyla yıkar da ondan sonra Mevlam'ı zikrederdim. Şu ağızla Allah zikredilmez derdim. Kökan ağızla, yani bu da edeplerinden. Sen sobayı yaktım diyor, dışarıya çıktım kapıyı bir vuran var. Daha sabaha bir iki saat, üç saat var. Bir öğlen olmuş öyleyse değil, vardır, ne kızım bir şey mi var bir kadın sesi. Hoca efendi, hoca efendi buyurur yavrum, kimsin filan kadınıyım. Hoca efendi evimizde kim misafir? Hiç gözüm uyku uyku tutmadı benim.
Penceremiz evimize karşı geldi, odanızın üstünden arşı ağızlarına kadar bir dilek dikildi, böyle bir şey akıyor evimize. Üstadımız bu daha elli sene rütbeli. Şimdi ben nasıl tarif edeyim, kalkayım da, höh bunu duyduğum Hacı sen efendi neler? Allah ümmetinden ayırma ya. Bütün üstadlarımız ahirete gitse de bizimle beraber, dünyada dursa da bizimle beraber. Bunda müşkilatta kalacak bir şey yok. Şimdiki hayatında kılıç kının da. Allah hayatını değiştin mi kılıç kınından çıkmış daha süratli keser. Yeter ki sen tutturabil. Babama diyor nasıl rabıta edeyim üstadım sana, yanıma mı getireyim diyor, yoksa yanımıza mı varayım, şu ümmü getireyim, alt çanağımı açayım da füyuzat-ı ilahiye nasıl dökülsün? Bırak Mustafa Efendi onları. Her kutb-u cihan şahtan doğan güneşe benzer. Şahtan doğan güneş, üslup bu pencerelerde bulanık ve yağmur olduğu anda çıktığı şey, hırsızlarla.