Kötülüğün girmediği tek yer, alım ile secde arasıdır. Böyle biraz düşündüğümüz zaman bunun gerçekliğini daha iyi anlamış oluruz. Kötülüğün girmediği tek yer alım ile secde arasıdır. İmamı Gazali rahmetullahi il-Barî, selameti yalnızlıkta, en iyi vaizi mezarlıkta, en iyi arkadaşı da kitap okumakta buldum. Bir arazinin üstünden orman kalkınca erozyon olur. Bir kadının üzerinden Cenabı hakk'ın emrettiği tesettür kalkınca, acaba ne olur? Yarınlar yorgun, yarınlar yorgun olanların değil, rahatından vazgeçenlerin olacaktır. Hani söz ayetleri, hadis-i şerifleri içine alıyor. Yarınlar yorgun olanların değil. Evradını ezkarını okuyacak, yoruluyor. Cemaatle namaz kılınacak, yoruluyor. İbadet ve taat de yoruluyor. Allah yolunda cihad yoruluyor. Rabbimizin katında onun razı olacağı amellerin yapılmasında yoruluyoruz. Yarınlar onların değil, rahatından vazgeçen kimselerin olacaktır.
Burada aslında rahatından vazgeçmek, asır rahata ayırmak. Neden derseniz, sabah namazına gelen bir insanın ruhunda bir neşe olur. Hepsini bir tarafa bıraksak Allah'ımızın emrini yerine getirmiş oluruz. Böyle dertlenir insan. Herkesin kendisine ait bir dert olur, bir muhasebesi olur. Der ki, bu zamana kadar çoğu vakitlerimi nefsime hizmetle geçirdim. Mel'unun hizmetinde geçirdim. Nefsimizin arzularının peşinde geçirdim. Kötü niyetli insanların arkasında dolaştım. Artık yetmez mi? Ben sıddık-ı azamdan bu zamana kadar gelen sadatı izamın arkasından yürüseydim, fahri kainatın sallallahu teala aleyhi ve sellem sünneti Muhammediyesine uysaydım, Cenabı hakk'ın emrinin dışına çıkmasaydım ne olurdu? Bizim kitaplarımızda edep çok güzel bir şekilde tarif ediliyor. Edeb şu, indessaade, indessaade.
Üstazlarımız indinde ıstilahi manası şu, Kendisinden üstün kimsenin makamına göz dikmemek, ona dua etmek. Allah'ım daha çok lütfet, daha çok ihsan et. Kendisinden aşağı olanları da engin görmemek. El-Ğaf'le. Faiz idi Bistami Hazretleri çok güzel bir söz söylüyor. Bu ifadelerin bazı sözler geçiyor, üzerinde çok derin düşünmemiz gereken sözler. Dediler ya, altın kural diye. Bunlar bizim gönlümüze, beynimize, levha halinde işleyeceğimiz mübarek sözler. Buyuruyor ki, bir andolsun Cenabı Hak'tan gafil olmak ateşten daha şiddetlidir. Bu ilahi zevki duymuş olmalı ki bu sözü söylüyor. Yani Cenabı Hak'la bir olmanın zevkine erişmese kişi bu sözü söylemez. Cenabı Hak'ın nuruna erişmiş, muhabbetine erişmiş, onun dostluğuna erişmiş kimselerde gerçekleşen bir hal. İbni Arabi Hazretleri Gaflet neden ileri gelir? Tembellikten ileri gelir. Öyle ki tembellik, kalbin işlemiş olduğu bir hatadır.
Yerine göre, Allahü Zülcelal'den ondan gelecek ilahi atiyyel lütuf ve ihsanların bir engelidir. Gaflet, Nefsimizin arzu ettiklerine uymaktır. Yine aynı yere girecek söz Cenabı Hakk'ın istediğine gelsek o zaman ilahi bir zevki var. Buna ilk anda nefsin arzu ve isteklerine uymak bir anlık insanı neşeye verir gibi olur. Ama daha sonrası ızdıraptır. Ahirette artık hele el-Ğab'le yine Bayezid-i Bistami Hazretleri, Haddi sallallahü surr'a, dil ile zikretmek, Dil ile zikretmenin gaflet olacağına bizim hiç aklımız yetmiyor. Şunun için söylüyor, diyor ki gönülle ilahi muhabbetle yapacak olursanız onun değeri ölçülemez. Böyle bir nimet varken, kalp ile söylendiği zaman mükafatının bizzat Cenabı Hak tarafından verileceği aşkla, şevkle büyük bir muhabbetle yapıldığında ise onun ölçülemeyecek şekilde bir mükafatının olduğunu bilse kişi onlara yönelir. Yönelmediği için diyor gaflettedir.
Gaflet öyle bir tehlike ki Sehl bin Abdullah, Ettü's-Seri Hazretleri buyuruyor, sevatül kalbi, kalbin siyahlaşmasına sebep olur. Zaten kalp siyahlaştığı zaman da her şey hallolmuş olur. Nefsani olarak her şey biter. Hiçbir şeyden etkilenmez. Mesela bakarsınız, Arifani ilahi dağa da baksa, bağa da baksa, yere de baksa, göğe de baksa hep etkilenir. Çünkü kudret-i ilahiyeyi anlayabilecek bir seviyeye gelmiş kalbinin nur olmasıyla gaflet, ibtalü'l vakti bil bakale, Şu elimize geçmeyecek olan vaktin uygunsuz hallerle geçmesidir. Sükun-u sır ila şeyin siver-hakk. Baktığımız zaman bunları söyleyen büyüklerimiz gerçekten ilahi nura erimiş, zaten ismi de öyle. Ebulhase Huseynin Nuri Hazretleri söylüyor. Kalbin diyor, Cenabı Hakk'ın dışındakilerle zevk duyması. Diyelim ki nerede yemek yiyeceğiz, bugün nerede eğleneceğiz, işte hep zevklerin maddeye dönüşmesi.
Fakat öyle bir hal ki bugün okuyacağım istiğfarımda kalbimdeki nedamet nasıl hasıl olacak zevki içinde, tevhidi okurken aşkla, onun şuhudi oluşu düşüncesi içerisinde, Şuudi olması perdelerin tamamen kalkması demek. Şimdi bu bize zor gelebilir. Ehli için müstesna, o kalbin perdelenmesi, Allah'ımızın Celle Celalü, Sübhane Rabbiyel azim olan Mevlamızın iltifat-ı ilahiyesinden, tecelliyatından mahrum olmak demek. Şimdi bunlar tatmadığımız için bize tepemizin üstünden geçer. Tadarsa insan, o zaman anlaşılacak bir husustur. Cenabı Hakk'ın dışındakilerle dışındakilerle kalbin uyuşması büyük bir gaflettir diyor. Zırh duymaz, bakar zevki bunların geçici olduğunu bilir. Der ki bu dünya ve içindekiler bize ahireti kazanmamız için verilen belli bir ölçüde, belli bir sayıda olan zaman dilimi. Diyelim daha çok kullanılan elli senelik, altmış senelik bir vakittir.
Gerçekte Cenab-ı Hakk'a dönmek, Allah'ın dışında başka işlerle gönlünün rahatlığıdır. Eğer Cenabı Hak'kın dışındakilerle kalbinde bir kendisine göre bir güzellik, bir rahatlık hissediyorsa bu büyük bir gaflettir. Çünkü Allah'ımızla olacak Onun kararı, rahatı ve huzurlu, huzur hali. İradesinin sahih olup Cenabı Hak'tan bağışlanmayı dilemektir. Biz böyle geçiyoruz da bu kolay hemen söylenip geçiliyor, bazen böyle kemalde görünen kimseler oluyor. Gerçekten belli bir mesafe kat etmiş, Evrad ve Ezkar olarak da böyle saygınlığı olan kimseler. Bazen diyoruz ya, neden böyle oldu, nedir bunun sebebi? Böyle çok güzel bir insanken tek sebebi budur, sebebi budur. Bir sahi il irade, iradenin güçlü olmamasıdır. Buna tasavvufta derler. Ayak kayma yeri dediler. Eğer o anda nefsimize fırsat vermeyip, Ya Rabbi ben senin aciz bir kulunum dese kurtarırız. Bunu diyemediğimiz için.
Dersler yükselebilir, yükselir. Bak bunun yanında asıl yükselecek olan nefsin mertebeleri. Diyelim ki murakabelere gelmiş, murakabelere gelir de biz bunu üstadımızın huzurunda bulunduğum için çok görürdüm. Nefis emmarede kalıyor, en alt derecede. Diyelim haydi levvame, bu nefsin mertebelerini geçemediğimiz için bu sıkıntılar doğuyor. Onu bir halledebilsek yoksa giriyor dersler yükseliyor fakat nefsimizin mertebeleri yükselmeyince oluyor bunlar. Şunun gibi, işte bazı binalarda sarsıntıda Allah korusun yıkılıveriyor. Çöküyor bina, diyorlar ki inşaat kumu kullanmamış, gelişigüzel kumlar kullanılmış. Betonunu belirlenen ölçüler içerisinde katmamış, demiri on altılık olacağı yerde sekizir atmış yerine göre.
Öyle ki iradesi çok kuvvetli olacak, bu iradesinin güçlü olması artık kirecinin de, çimentosunun da, demirinin de vesair hususların da binanın yapımında en üstün kalitede olması o bina ayaktadır. Hatırladığım bir bina var, üç kere yapıldı. Halbuki dediler ki aman ha birinci sınıf malzeme kullanırsın üç kere. Böyle varlıklı bir insan bir söz söylüyor, diyor ki ben ucuz değerde eşya alacak kadar zengin değilim diyor. Hep pahalı olana üstün olana kalbimizi, gönlümüzü vereceğiz. Bunu Cenabı Hak Bagara suresinde buyuruyor. Musa Aleyhisselam'ın kavmi, bıldırcın eti yiyorlar, o da Allah'ımızın ihsanı, bir de kudret helvası. Diyorlar ki ya Musa biz bundan usandık, biz sarımsak istiyoruz, soğan istiyoruz, biz fasulye istiyoruz, nohut istiyoruz, kabak istiyoruz, acur istiyoruz. Cenabı Hak buyuruyor ki, değersiz olanı değerli olana tercih ettiler.
Bu ayet-i celile bizim gönlümüzde çok büyük ufuklar açar, dikkat edersek. Deriz ki değersiz olan dünyayı çünkü Allah'ımız buyuruyor, Allah'ımız dünyaya değer vermiyor, metavl vurur demek böyle kokmuş bir bez parçası demek. Şimdilerde kabı kaşığı yıkarken bulaşık makinaları var, eskiden kabın ve kaşığın temizlendiği bez parçaları vardı, ona mahsus. Bu çok kötü kokar. Allah'ımız dünyaya bu kadar değer veriyor. Habib-i Kibriya sallallahu teala aleyhi sellem ölmüş bir koyuna veya hayvanın deşine benzetiyor. Şimdi kişi düşünür çünkü alınan evrad ve ezkar var, ölüm tefekkürü var, rabıta var, Zikrullah var, murakabeler var, diyor ki Allah'ın değer vermediği şu dünyanın peşinde kendimi nasıl mahvediyorum? Bak dünya işlerini en güzel şekilde yapacağız ama gönlümüzü kaptırmamak şartı ile. Bunu neden anlayacağız? Yanına oturduğumuz kimsenin konuşmasından anlaşılır. Kuran-ı Kerim kim için indi?
Ümmet-i Muhammed için indi. Ne için? Onun ahlakıyla ahlaklanmamız için. Gerçek istiğfar eden kimseler kendi vasıflarından Cenab-ı Hakk'ın evsafıyla vasıflanır velayet ölçüsü içerisinde. Cenab-ı Hak hiçbir şeye benzemez ama onun ahlakıyla ahlaklanmak, esma-i ilahiyyesinin tecellisine ayırmak, sıfatlarının zatının böyle güzellikler var okuduğumuz istiğfarda. Biz okuyoruz ya yüz on bire, artık ne kadar verilmişse tamamlamaya çalışıyoruz. Onu tamamlarken kendi şu vasfımızdan çıkıp Allah'ın ahlakıyla celle celalühü, Resulullah'ın ahlakıyla nasıl ahlaklanacağız diye tefekküre dalmak. Günü bizim gibi insanlara takılmayıp hep ileriye göz dikiyor. Vitesi geriye atmıyor. Geriye dağıtılır vites. Vitesi devamlı ileriye atıyor. O zaman yol alıyor tabii. Geriye atmak o belli olur.
Kalbimde bir zevk kalmadı, ibadetimden de bir neşeye duyamıyorum, bir acayipleştim ben dediğimiz zaman vites ileriye doğru gider. O bizim zevksiz hallerimiz, hiç zevk duyma diye bir şey yok. Etkilenmiyoruz da bu vitesi geriye takmaktan olur, Hedefi gözetlememekten. Bunun için Hacasın Efendi haddesallahuü sırra üstadımız hedefini gözetmek lazım diyor. Hedefini gözetlerse ben ne için yaratıldım der, İnsanları ve cinleri zatımıza kulluk için derken İbn-i Abbas radiyallahu anhü Hazretleri, yarifu Cenabı Hakk'ı tanımak için. O zaman vitese de gerek yok. Yerde de gitmez, havadan da gider diyeceğiz ama ondan da daha süratli bir şekilde Cenab-ı Hakk'a kalbinin muhabbetine göre gider. Şimdi yakıtları düşündüğümüz zaman, süratine göre vasıtaların yakıtlar da değişiyor.
Bunun için diyor ki, Hac Hasan Efendi, Kadde Sallallahü's-Sirra üstadımız muhabbet harçlığı assam, o zatın dükkanına varsam, muayene hanesine varsam, diyor. Demek ki bu ilahi yakıt, Rabbimize olan muhabbettir. O ne kadar güçlü olacak olursa, o kadar Rabbimize vasıl olmamız da güçlü olacaktır. Öyle ki kendi vasıflarından çıkıyor ve arzu ettiği Mevla'mızı candan talep ediyor. Es'ad-i Elbili Hazretleri'nin bu hususta çok güzel bir şiiri var. Candan talep kıl yarini diyor. Öyle yüzeysel geçme candan. Baktık ki kalbimizde bu zevk yok, feryad ü figan koparın diyor. Ağlayın, sızlayın, bu nimetten mahrum olmayın buyuruyor bize. Eğer gerçekten talep edilirse arzu ettiğinde de kavuşacaktır. Bir istiğfarımızı okurken Allah'ımızdan bağışlanma diliyoruz Celle Celaluhu. Öyle ki günahın beden olarak yapmıyoruz ama gönülden arzu ve isteği de kesilecek, onu ifade edeyim.
Yusuf el-Kardavi Hazretleri söylüyor. Buyuruyor ki, günahım gönülde eseri bile kalmayacak. Yani öyle dikkat etmişler ki bir menkıbe olarak geçer ama gerçekten bize yol gösteren bir esas o. İbrahim bin Ethem Hazretleri'ni biliyorsunuz büyük bir makama geliyor. Üstün bir makama, Aleyhisselatu Vesselam Efendimizin hilafeti gibi bir makama, Üstazı onu öyle yetiştiriyor ki, işte ayağına basılıyor demir ayakkabılarıyla, öyle ki et sıyrılıyor, kemik görülüyor, ham tabi akıyor. Sadece o belihte kaldı demiş. Bihihihihihihi, eğer ben o padişahlık dönemim olsaydı bir şeyler devirdim artık, ben hiçbir şey diyemem. Ve merrameyte izrameyte ve la kininnallahe harama sakallaülazim ila hirlairla'ya. Bu Ayet-i Celile burada devriye girer. Fealü lima gürid bunlar girer. Eshabü'l-Life, Biyedihi, Melek-i Bu ayet-i celilelerin esrarı girer. Her şeyi Mevla-yı Zülcelal'den bilmektir ortak noktası bunun.
Daha diyor üstazı, belih padişahlığının kokusu var bunun burnunda. Halbuki böyle bir şey yok. Fakat onu öyle bir saflaştırıyorlar, öyle bir nurlu hale getiriyorlar ki müstesna ki müstesna, Kötülüğün eseri bile kalınmıyor, şerlerden uzak, ileride özür dileyeceği bir hale girmez diyor. Mesela yaptığımız hatalarımız, bunu düşünün diyor, ileride Cenabı Hakk'ın sorguya çekmesini düşünün. O büyük mahkemeyi hatırlarsanız okuduğunuz istiğfarın tesirini görürsünüz buyuruyor. Ve uyanmamız gerektiğini tekrar Bayezid-i İslamiye Hazretleri buyuruyor ki, böyle bir tefekküre dalar kişi düşünür diyor. Düşündüğünde hiç olduğunu anlar. Sami Efendi Hazretleri buyuruyor ya, bu Sami iki şeyi düşünür. Bir, engin sudan yaratıldığımı, bir de toprak olacağımı. Sonra hatasını hatırladığı zaman da istiğfarını terk etmez. Ahireti hatırlar, orada Cenab-ı Hakk'ın vereceği nimetleri, bununla da sevinmez.
O Cemal-i İlahiden dolayı neş'e duyar Ve sonra Cenab-ı Hak anıldığı zaman da onun halinde başka güzellikler meydana gelir. Biz bunu söyleyip böyle söylüyoruz da yaşandığı zaman onun ilahi zevkini tarif mümkün değildir. Eğer hata olmasa hata olmadığını bilse burada bir saniye bile yaşamak istemez. Yine Hacasın Efendimize geliyor, elini duvara koyup buradan öteye bir geçebilsek diyor. Bak yine ondan misal veriliyor, bir kutbu cihandan misal veriliyor. Üstazı Sami Ramazanoğlu, Kadı Sallallahü Sırrı Hazretlerine, kabir bana kavurma gibi kokuyor diyor. Bu ilahi halden dolayı bize bunları öğretmedi mi, o yudum yudum içtiği sularla, verdiği hizmetin yoluna girenler bedelini mükafat olarak görecektir. Aksinden Allah'a sığınırız. El-Paca.