Rıza ve Teslimiyetin Manevi Derinliği ve Kalbi Selimlik
Rıza ve Teslimiyetin Manevi Derinliği ve Kalbi Selimlik kaydında Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Tevekkül, rıza ve teslimiyet. Bu tasavvufta çok önemli bir makamdır. Tevekkül, Allah'a teslim olmak. Celle Celal'in. Teslimiyet emrine son derece rüya edecek. Gönlün huzur bulması, rıza. Bunlar birbirlerine yakın anlamlar taşırlar. Rıza diye bir bölüm buldular. El…
Rıza ve Teslimiyetin Manevi Derinliği ve Kalbi Selimlik ne anlatıyor?
Rıza ve Teslimiyetin Manevi Derinliği ve Kalbi Selimlik kaydında Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Tevekkül, rıza ve teslimiyet. Bu tasavvufta çok önemli bir makamdır. Tevekkül, Allah'a teslim olmak. Celle Celal'in. Teslimiyet emrine son derece rüya edecek. Gönlün huzur bulması, rıza. Bunlar birbirlerine yakın anlamlar taşırlar. Rıza diye bir bölüm buldular. El…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 11 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Tevekkül, rıza ve teslimiyet. Bu tasavvufta çok önemli bir makamdır. Tevekkül, Allah'a teslim olmak. Celle Celal'in. Teslimiyet emrine son derece rüya edecek. Gönlün huzur bulması, rıza. Bunlar birbirlerine yakın anlamlar taşırlar. Rıza diye bir bölüm buldular. El vasai diye bir eser. Rıza ölümü. Allah onlardan, onlar da Allah'tan razı olmuşlardır buyuruyor bunlar. Hayır yüzünden. Allah onlardan razı olmuş ve raduhan. Allah da onlardan razı olmuş. Badül Meşşaiften Rıza'nın anlamı soruldu. Rıza ne demek Allah'tan razı olmak ne demek? Bu yüksek bir makam. Diye, Geçmiş bir sıkıntıdan, cezadan dolayı ona razı olmak. Başka gelen bir bela var, bir musibetle bir sıkıntı var, ona razı olmak. Efendimiz buyurdular ki, ey fakirler cemaatin, Bir kere kalbiniz rıza halinde olsun.
Cenabı Hak'tan gelen sıkıntılara katlanma hali, böyle dış şekil ve şemail elinizde, dilinizle değil de kalbinizde olsun. Fakirlik hususunda da sebat ediniz, bunu birkaç şekilde de ele almak mümkündür. Bu kalbi fakirlikle olur, kendimizi aşağı görmek de olur. Rıza hali üç şeyde tecelli eder. Terkü'l ihtiyar, kendi arzu ve isteğinden geçmek. İşte ben şöyle arzu ediyordum, böyle istiyordum ama bu isteğimin dışında iş tecelli etti, dememektir. Nasıl meydana gelmişse ona razı olmaktır. Bu büyük bir kemaldir. Büyük bir üç gündürdür bu. Terkül ihtiyar. Kendi bir seçim yapmıyor. Eğer insana seçim diyorsan hiç fakir olmak istemez. Hiç hasta olmak istemez. Hep rahat olmak ister ama Cenabı Hak bazı kulunu imtihan için korku ileri olsun. Allah'tan korkacak mı korkmayacak mı diye, bununla olsun.
Açlıkla olsun, oruç tutmak suretiyle, malında olan eksilmelerle olsun, zekat inmek suretiyle de demiş ulema-i kiramız. Gerek canına gerekse evladına gelen sıkıntılardan dolayı olsun. Bunlar da kendi arzu ve isteğinden geçmek. Arzusunu, isteğini Rabbomuza teslim etmek. Bu çok mühim bir sıfat. Biraz daha izah denince ortaya çıkar. İşte falan çok zengin oldu, biz olamadı. Falan çok sıhhatlidir, biz öyle değiliz. İşte bir kısmı şöyle, çok şerefli, çok üstün kabul görüyor. Bizse öyle değil. Geride kalıyoruz. Biz hep arkalardayız gibi sözleri terk etmekte. Allah'ımız nasıl takdir etmişse ona razı olmadı. Bu ancak şöyle veriyoruz. Dedem Rahmetullah Ali Hazretleri ve onun kıymetli evlatlarından iki kişi kılavuz hafız ve fazla hafız hapse düşerler. Kendileri metin, çok inançlı, bak bir diğerlerinde üzülme hali var. O anda buyurmuşlar ki mahalli bir tabirle, Fatma'nın ipliği pazarda belli olur.
Yani değeri üstün müdür, değil midir pazara çıkınca belli olur. İnsanın değeri de bu gibi hallerde meydana gelir. Yoksa yine büyüklerimizin ifadesiyle zor olgunu derler. Onlar çok güzel tarif, buyururlar bunu. Bu da domateslerde olur. İşte havunda olur, karpuzda olur. Onun kulpuyla sapıyla oynarken onu olmuş gibi bir halde gösterir. Öyle değil de aşamalı bir şekilde nasıl ki okullarda okurken, ilkokulu, ortaokulu, lisesi, üniversitesi daha yükselip giderdi. Okullarda böyle olduğu gibi gönül meklerinde de, nefsin mekteplerinde de, sınıflarında da, ruhta da, sırda da, ahlakta da, ilimde de, erkanda da belli bir seviyeye gelmek. Gelmeyince olmaz. Hoşuna benzer. Diyelim ki paslı demir satan, teneke satan bir adam. Kişi gücü, buluntu, eşyalar, bilmem falan bunlarla meşgul. Halkıp da bunu siz alsanız, bir Sarraf dükkanla, sen şu altınla meşgul olur, gümüşle meşgul olur, sen anlamaz.
Şimdi benim işim gücüm bu değil, ben. Serraf değilim. Ben demeyle, işte tenekeyle, bilmem tarafla meşgul olan bir insanım. Aynen buna döner. Bu seviyelerde olmamız gerekir ki bir yargılama hakkımız olmamakla birlikte, iş şudur, şu şekildedir, daha şöyle olması icabide sözlerini ifade edebilelim yoksa olmaz. Yerimizi yurdumuzu bilmemiz gerekir. Hiç unutmadığım bir hadise Medine'nin önünde Sami Ramazanoğlu, kalpte Sallallahü Sırrı üstadımızın huzurlarında çokça bulunan bir zat. Saygı duyulan, sevgi duyulan, edebiyle, erkamıyla, ahlakıyla, seçilmiş, rabbil edilen bir kimse. Yanında artık onu siz bir profesör gibi düşünürseniz, talebe durumunda olan kimseler var. Bunlar yettiler. Onlar da halk nazarında bir hoca olarak kabul ediliyor. O da dedi ki, siz buyurun dedi konuşun, görülsün, istifade edelim deyince aralarından birisi dedik efendim. Dediler ki İslam'ın şartı beşti.
Altıncısı da haddini bilmektir. Haddimizi bileceğiz. Diyelim ki biz bir duvar ustasınız. Bizim senlerden daha güzelini anlarız, onun için söylüyorum bismillahi Teala. Duvar ustası kalkmış o binanın düzeni, intizamı, planlaması, hani mühendisin işleri ile meşgul oluyor. Ne olur o zaman? İşi tamamen batırmış oluruz. O artık onun görevi. Çünkü artık bunlar bilgisayardan çıkartılıyor. Bir elbisenin dahi ölçüleri oradan çıkartıp. Hep isabet edilmiş. En ince detaylarına kadar tespit edilmiş. Utanırız, işte ihtiyaç yeri nasıl olur, mutfak yeri nasıl olur, oturma yeri nasıl olur, salonu nasıl olur, antidepresan nasıl olur, şurası, burası penceresinin boyu her şeyi bir mühendisin bilgisi içerisindedir, onu alalım. Kalkıp da bir yapı ustası, bir işçidir. Şöyle olsun dediği zaman içi karıştır. Burada bir kardeşimiz bizden ev planı istedi. Uğraştım, kağıt üzerinde uğraştım, çiziyorum.
Sağını, solunu, odalarını olacak bir şey. Evet, yapılacak bir şeyler olur ama bunun ehline gelecek olursa ısıtmasına göre düşünür. Şu odanın iki petekli. Bu oda anca onunla ısınabilir. Şurası şu şekilde değil, bir etekle değil. Şuraya ihtiyaç yoktur de, bunu ayarla. O artık bunun uzmanıdır, hesabını yapın. Artık inşaat mühendisi değil, o onun kireci nasıldır, çimentosu nasıldır, demiri nasıl kullanılır, bunları ayarlar, bunun hesabını yapar. Bu artık mimardır. Onu tespit edin. Kalksa da bizim gibi birisi kendisine göre bir düzenleme yapsak bozar. Şimdi mimar bir kardeşimize bir uğraştı. O da efendimlerin, sağını solunu, bunun gününü, cephesini bize haber verir. İşte Silinedir? Ön tarafı Kibrniye'ye geliyor. Diğer taraf neyse adet dedik. Belki alanından da birkaç söz söyledi ki. Ben hazırlıyorum. Hazırladım. Sonra bu kardeşimiz yaptıktan sonra evine gitti. Yine eve girmez beni. Bozmuş.
Dedim ne olduğu plan, uyguladım. Nasıl uyguladığınızı? Efendim dedim, çocuklara da bir oda çıkarayım dedim. İşte şurada biraz kol geliyor, büyük geliyor, burayı biraz küçültebilirim dedim. Delil basmış. Neden? İşi ehline vermek lazım. Eğer ne şair izamdansa, işi ehline ver, ehlullahın haydına göre dimer tabirinden geç. Niçin demeyi terk et. Onun da yerleri var. Ama biz bunu anlayacak daha kafada değiliz. Bir yapı ustası bile bulmamışız, kalkmışız. Derler ya elinin hamuruyla, haklı şu işlere karışıyor diyor, bu iş karşılayabilmek. Eğer bir kimse ihsan mektebinin öğrencisiyse öğrenciliğimiz yapacak. Daha nefsin mertebesi yok, ilmin mertebesi yok. Ne şeriat, ne tarikat, ne marifet, ne hakikat, bunları bildiğimiz yok. O zaman o zatın sözü ne kadar yerinde olmuş oluyor. İslam'ın işareti. Beş, altıncı İslam'ın efendim haddimizi bilmektir. Haddimizi bilecek.
Eğer bunları birbirine karıştırırsak, o zaman iş bozulur. Diş ciğerinden çıkmış olur. Bak ne kadar güzel. Siz gidip evden misal verdiniz onu söyleyin. Menisiniz artık. Onun planı, çizer, mühendis çizer. Ona göre temellik azalır. Ona göre yapısı yapılır. Eğer sıvası başlayacaksa alelade bir sıvacıyı bulmazsınız. Bunlar birbirini de takip edilir. Eğer temelini güzel oturtursanız, taşlarını güzel otursanız, yapıyı artık buna da gerek kalmadı. Hazır betonlarla, nelerle. Bunları yaparsanız sıvası da çok kolay olacaktır. Ehne bir misiniz zaten? Ehne birinci onun süslemelerinde nedir de güzel bir ölçü çıkacaktır. Yoksa penceresi çarpık olacaktır. Ne kadar demirlere giydirsemir bile sağında bir açıktır, solunda bir açıktır, altında, üstünde meydana gelir. İşi ehline vermek Allah'ımızın emridir Celle Celaluhu. Mekke-i Mükerreme fetholundu. Mekke-i Fetholundu.
Hadiker ve Mallahu aleyhi ve sellem Efendimiz çok güçlü ve kuvvetli, mübarek biletleri, çöktü, mübarek elleriyle, kolunu büktü anahtarı aldı. Efendimiz buyurdular işin ehli odur ya Ali buna döndü. Efendimizin mübarek sözü de mucizdir. Şimdi diyeceksiniz ki ya bir müşriktir olun, durun. Bunu yapan Resulullah'da. Orada Ashab-ı Kiram'ın uygulaması nedir? Sahabe, sahabe dininde duruyor. Bir söz söylediği zaman Allah'ın Rasulü, sallallahu aleyhi ve sellem, Allahu ala lu ve Rasulu. En güzelini Allah'ın Rasulu bilir. Edeb bu. Şimdi, iş daha güzel anlaşılsın, bir yerde ilmi eser mütalaa ediliyor. Edilir ki, hiç alanı değil, bir marangoz olsun. O işe karşık ki, işte bazı kendisine göre kelimelerden anlam çıkarıyor ve huzur haştır. Orada mütalaada edilecek bir ortam hasıl olmalı. Çünkü işe karşısınca anlaşılmıyor. Bu eser o zatı mebne verildi. Buyur, okuyacağım. Tanrı okumak mümkün değil.
O kardeşimizin Medine'de dediği gibi, Sallallahuullah isyanı şah etmiş. Altıncısı da haddini bilmek. Haddimizi ve sırrımızı bileceğiz. Müminliğimizi bileceğiz, Müslüman oluşumuzu bileceğiz. Bu işte hakikaten ayeti celiyesiyle, iman yönünden tahkike giren, bize bu yönde ders veren kimselerin işinden karışır. Nasıl ki diğer işlerimiz doldu, Bu sebebi budama işi oldu. Bir kardeşimiz anlaşılsın diye söylüyor. Biri, biri şimdi budama yaparken bir karış isabet edeceksin. Bir karıştan sonra bu gül budaması yapıyor. Bir karıştan sonrasını keseceksin ve kesmiyor. Bazı güller var. Bunlar devamlı biri. Mesela birisi korur diyelim, bundan sonra tekrar meydana gelir. Korur, tekrar meydana gelir. Olduğu gibi kurur. Niye? İş şehrinde değil. Eğer burada imamsa, ise hakikaten imam olmaya değil, bir kimse geçer. Müezzin biliyorsa müezzinliğini yapar.
Çünkü imam dediğimiz zaman, namazı bozar, iadesini gerektiren, sehiv seytesiyle tamamlanmasını anlayan, şartlarını bilen kimselerin. Yoksa onlar, her içimizde böyledir. Siz bir atöly yayın bir iş diye terk etmezsiniz. Niye? Bilen insana verirsiniz, hep işte budur. O zaman rahat oluruz, huzurlu oluruz. Açılın bir aşk ile. Bu bir ayrı konudur. Allah'tan razı olmak şu güç esasa bağlıdır. Tedbir ihtiyar, kendi arzusundan geçmek. Kara Hanefi hazretlerinin bir evladı var. Şimdi yorgun hallerimiz geçer bunları anlattıkça. Bir gün hüsn-i hüsn-i gelir. Bunu, hüsn-i asrımızın, rızası çok tatlı ifadelerle beyan buyururlardı. Beraber gölgelenleri lütuf ve beraber gölgelilmeyi lütuf ve insan da bunu sor. Üstadına gelirdim ki, efendim, ben velayet Kübra'ya iliştim. Şimdi, velayeti sırları çok, yirmiye kadar saygı. Fatih'e İngilizce olursa, üç madde halinde verilir.
Velayeti Suğra, yani küçük velayet demek. Velayeti Kübra, velayeti hülya. Hurya çok yükseğim. Efendimler, ben küçük velayetten büyük velayete geldim. Seslenmez, bu hale gelmediğini de bilir Allah'ın izniyle. Yani bir öğretmen öğrencisinin gözünden okur ve dikkatle. Aynı bunun gibi Allah'ın izniyle, nur-i ilahi ile bakan gözüyle, ferasetiyle, anlayışıyla onu müşahede eder. O makama gelmediğini bilir. Diğer bir hadise ile onun kendisine bildirilir. Efendi Hazretleri ve etrafı bir mahalle gidecekler. Dahan Hariri Hazretleri'nin atı bir çay geçirecek Bir hamlede geçer. Diğer evlatlarının da atları geçer. Bu ise nasıl duysa at çökerler, suya düşer. Bir feryadı filan başlar. İşte kovuldu, böldük, yetişin bir çaba. Kurtarırlar Allah'ın izniyle. Efendi Hazretleri de tebessümle der ki, hani küçük velayetten büyük velayete, büyük veliyeye geldiğini söylüyordu. Bu çaba nedir? Bu ızdırab nedir?
Bu feryadı figanyumu der. O da derdi, Estağfurullah efendim bilenmiş. Şimdi bunlar tüm İfadahi Hazretlerinin ifadesi ve sadece ilimle olan kişidir. Bu sadece diyelim ki bize büyüklerimiz anlatırlar ya, ne kadar yaşayamasak bile, letaifler anlatırlar, murakabeler anlatırlar. Zirvesinin, zirvesine de bulaşsak olmaz, olmaz. Haram Rasulullah'tan dönerim. Recai-i Hughip mevcuttur. Bunu İpek Hocamız, gaip erenleri diye çok güzel yazmışlar Mevlana Halid. Efendimizin halife olan İbni Abidin hazretlerinin eserinde geçiyor. Hızır aleyhisselam hayatlarıdır. Yani bu, bu işlerde de öyle olsaydı, Bayezid İbn-i Sami Hazretleri bir gün murakabe hakimde zamanın kutbunu arar. Ara yetmiş bin evliya içerisinde bulamamış, bulunmamış. Yani bu da bir sırdır. Yetmiş bin, nediğinin içinde yok. Dışına kaçmış, bakmış ki bir demirci Bilmezsiniz, bir kömürcüler olur, bir demirciler olur vesairlerinden olur.
O zaman Allah korusun Firavun, Taha suresinde geçen, Firavun bir ara firavunluğundan vazgeçiyordu dedik dediler. İlah olmadığını destek. Siz incelersiniz Taha suresini, ben dedi bu ilahlıktan vazgeçeceğim. Etrafa diyor ki olmaz, olmaz bakma. O zaman sen bir başkasına itaat etmiş olursun. Onların kendisini böyle havalandırmalarıyla, sizin en büyük ilahınızım dedi, kodu gitti. Bunun için Bayezid bir İslami sultanımız buyuruyor ki, beni üzülme karşı döven kimse çamur akmış olur. Eğer hatamı söylerse o da bir suyu dökmüş olur, buyurdular. Bunu yine üstadımızın üstazı, bu zamanda imtihan edilecek kimse kalmadı, buyurmuş. Siz, kalben imtihan edin. Birbirinize güzel hakkı tavsiye edin. Bir olsaydı, sen ancak dirildincisin, zorla gidencisin, hakikati duydun gider.
Burada bu hakikati bize Ahmet bin Hanbel Rahmetullahi Ali Hazretleri, erullah, telakkatentü eşya, rıza üç şey demedi, kendi arzu ve isteğinden geçmek, Allah'ımızın arzu ve isteğini, emrini her şeye tercih ediyor. Yokluğa da girse, zıtlığa da girse, zahmete meşakkate de gür çağırın, bu bana Rabbimin emridir, ben onun emrini çiğneyip geçemem diyor. Bu Rabbimizi tanımakla alakandır, onu tanimamız icahile. Başına gelen sıkıntıdan dolayı bir neşe var kendisinde. Diyor ki, ben korkuyordum, kırk gün başına Musiler gelmese, firavun iyi bir hayat olur diye, bak şimdi benim başıma bir tür, bin, bir türlü sıkıntı hasıl oldu deyip, gönlünde büyük bir sürur var. Çünkü, sabrın neticesi, Cenab-ı Hak onun tadını verir. Tevekkül, teslim olursa, tevekkülün tadı geliyor. Tevekkül tadı geliyor. Eğer nimete şükredersek, şükrün şükür tadı geliyor.
Eğer sahih cömert olursa, sefanın sefa tadı geliyor, mescidi geliyor. Hep bunların tatları ayrı. Yani bir karpuzun kendi arasında aynı tatları olduğu gibi, meyve çeşitlerinde de öyle. Bin bir türlü meyve, Rabbimizin lütfu. Hepsinin tadı ayrı olduğu gibi, güzel ahlakın da tatları manevi mezhepleri ayrı ayrı, onu duyuyor, bunun için ayrılamıyor. Şimdi devamlı adam bir nimeti tadıyor, lezzeti tadıyor. Ne ister? Bir başkasından da almak ister. Yahu dedim, şimdi vişne zamanı, vişneler de tabiiydı. Harpundan alırken ondan da almak ister. Havundan alırken şalak avından da almak ister. Çünkü tatları ayrı ayrı. Diyelim ki tevazımız katındayız, tevazunu tevazunu adına ezirler. Onun için bunlardan huy haline gelmiştir, gönüllerde yerleşmiştir diye, sebebi bu. Bak biliyorsunuz acın da bir ayrı, salatalık da ayrı, domates de ayrı, vişne de ayrı, her bunların katları birbirinden ayrı.
Bunların yaşamış olduğu manevi hal ve lezzetle ayrı ayrıdır, manevi tat ve lezzetleri ayrı ayrıdır. Velayeti suğra mı, bunun tadı bir ayrı, kübrası ayrı, hülyası bir ayrı, takvadaki lezzet ayrı ukalle bulmasında olmanın tadı ve lezzeti ayrı. İş bundan değişiyor, bunun için bunlar Suldere'de riayetkar, bunlar için bilmediğimiz hususlardır biz ancak bunların dediklerinden nakledebilirsek, kırık, düp bir şeyler söylemeye çalışıyoruz. Onun için hakkimizi bilmemiz gerekir. Gerek aleyhinde olsun, gerek lehimde olsun, tedbir, Onları tamamen terk etmiş. Şimdi dinimizin esasını korumamız gerekir. Diyelim ki bu tedbir nedir diyeceksiniz. Bunu daha ziyade biz okullarda sürekli şekilde görüyor. İşte araziyi hazırlıyor, bakımlı bir hale getiriyor, buğdayını tart dökiyor. Buğday saçmıyor. Gerekli ne ise ihtiyaç, bakım için onları yapıyor. Sonra da Cenab-ı Hakk'a teslim ediyor.
Bunu bu şekilde ifade etmemiz gerekir, bunun yanında başka sebeplere dalmanın doğru olmadığı bildiriliyor. Caferül Sabit radıyallahu anh, Allah'a kulluk üç şekildedir. Bir emri ilahiyi, Allah'ımın bana vermiş olduğu görevdir deyip yerine getirmek. Ve o emri Rabbimizi görürcesine yapmak, bir de yaparken gönlünde ilahi huzur duymaktır. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin kalbi selim sohbetini dinlediniz.
Kaynak: Genel
Rıza ve Teslimiyetin Manevi Derinliği ve Kalbi… | Mihmandar