Rıza Makamı ve Tevekkülün Zirvesi kaydında Bismillahirrahmanirrahim. Bu son zamanlarda dünyada yirmi beş doğa afet meydana geldiği ifade ediyor. Bu afetlerin en çoğu da ülkemizde meydana gelmiştir. Bu afetler karşısında bizim tavrımız ne olacak? Bu hususta birkaç kelam etmek isteriz. Rabbamızın izni ile. Erruda razı olmak. Rıza, büyüklerimiz katında çok müstesna bir hal ve yüksek…
Bismillahirrahmanirrahim. Bu son zamanlarda dünyada yirmi beş doğa afet meydana geldiği ifade ediyor. Bu afetlerin en çoğu da ülkemizde meydana gelmiştir. Bu afetler karşısında bizim tavrımız ne olacak? Bu hususta birkaç kelam etmek isteriz. Rabbamızın izni ile. Erruda razı olmak. Rıza, büyüklerimiz katında çok müstesna bir hal ve yüksek de bir makamdır. Vehiye nihayet tevekkülü ve gabuli külli şeyim, her şeyi Rabbımızdan bilerek onu kabul etmek ve tevekküldür. Hem de tevekkülün zirve noktasıdır. En üst noktasıdır. İnsan olarak başımıza her türlü sıkıntılar geliyor. İnsan neşeli de oluyor, kederli de oluyor. Cenabı hak Adem aleyhisselamı yarattığı zaman otuz dokuz yıl keder yağmuru, bir yıl da sürur yağmuru, yağmuru. Bu sebeple insanın kederi sürurundan, neşesinden daha fazla. Kitabı Kerim'de de buna şahit oluruz. İnsanın yaratılışında bütün zorluklar var.
Hem yaratılışımızda hem de dünyaya gelişimizde, çocukluk döneminde, gençlik döneminde, orta yaşlılık safhasında ve ihtiyarlıkta insanoğlunun başına birçok musibetler, birçok değişik haller gelir. Bunlara karşı tavrımız ne olacak? İnsan dert ve elem ile yoğrulmuştur zaten. Allah'ımızın kitabı Kerim'inde rıza makamı hususunda ifade buyurduğu ayeti celile hiç şüphesiz büyük bir kurtuluştur, Huzura ermektir. Hem dünyada hem de ukrada ereceği en büyük devlettir o. Bu da kulun Rabbi Zülcelal'imizden razı olması, Allah'ın da kulundan razı olması. Başta kul Cenabı Hak'tan razı oluyor. Vermiş olduğu artık ezadır, cefadır neyse. Hele nimet hususundaki rıza kadar önemli bir husus. Bir şey mi diyor Nimet dindiği zaman, nimet hakkındaki rıza çok müstesnadır. Kuran-ı Kerim'e bir bakayım da Nemil suresinde ifade buyuruyor Cenabı hak. Nimette rıza kadar önemli bir şey yok. Sebebi şu.
Acaba bu nimet bize ikram olarak mı geliyor? Yoksa imtihan olarak mı geliyor? Diyelim ki biz büyük nimete, dünyalıklara mazhar Bu mazhariyetimiz bizi nefsimizin yoluna mı götürüyor yoksa hakkın yoluna mı götürüyor? Biz bunu Nemir suresinde görüyoruz. Süleyman Aleyhisselam'ın gelişmiş olduğu nimet kadar bir nimet yoktur. Allah'ım diyor, bana öyle bir mülk ver ki bu mülk kimsede olmasın diyor. Biz bunu nasıl anlayacağız? Koskoca bir peygamber Süleyman aleyhisselam. Allah'ım bana öyle bir mülk ver ki, bu mülk kimsede olmasın diyor. Bir peygamber mal arzusunda olur mu? Mülk arzusunda olur mu? Bir dünyalık isteği içerisinde olur mu? Bunu nasıl düşünüyoruz? Kuran-ı Kerim okuyoruz. Ashabı Müziğinin canlı Kuran olmasının manası da bu işte. Mülk devlet demek. Bir sufi Kuran-ı Kerim ile hemdem olur. Onunla yoğrulur. Burada iktidardır. Müslümanların iktidarda olması, güç ve kuvvete ermesi demektir.
Rıza Makamı ve Tevekkülün Zirvesi kaydında Bismillahirrahmanirrahim. Bu son zamanlarda dünyada yirmi beş doğa afet meydana geldiği ifade ediyor. Bu afetlerin en çoğu da ülkemizde meydana gelmiştir. Bu afetler karşısında bizim tavrımız ne olacak? Bu hususta birkaç kelam etmek isteriz. Rabbamızın izni ile. Erruda razı olmak. Rıza, büyüklerimiz katında çok müstesna bir hal ve yüksek…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 21 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Dünyada da görüyoruz. Bunu açıkça müşahede ediyoruz. Nimetin imtihan olduğunu bilmek kadar önemli bir şey bu. Biz bu serveti iğneyle kuzu, kuyu hazıyarak elde ettik demenin yanında şunu diyeceğiz. Olayına biz bu devlete, bu nimete, bu ikrama mazhar olmadık, neler çektik derken bu nimetin imtihan olduğunu bilebilmektir. Asıl önemli olan bu. Bu. Arabamız var. Evimiz var. Hiçbir sıkıntımız yok. Derken bunu düşünebiliyor muyuz? Üzerinde önemle durduğu başta şahsınız bunu mütalaa etmediğimiz için diyorum. Allah'ımız Kitabı Kerim'in de esrarı. Süleyman ' ın ermiş olduğu devlet kadar büyük bir devlet olamaz. Belkıs'ın tahtının gelmesi, Belkıs'ın iktidarının bitmesi demektir. Belkıs bir kraliçe ama öyle bir zeka var ki, öyle bir anlayış var, öyle bir nimete inmiş ki tarifi yok. Onun tahtının gelmesi büyük bir nimet. Çok kısa bir zamanda geldi.
O anda Süleyman peygamberimizin bize örnek olan sözü şu. Bu Rabbimizin büyük bir ikramıdır diyor. Geliştirtiğimiz nimetten bunu söyleyebilmek. Devamındaysan Acaba bu nimete girince şükredecek miyim? Yoksa bunun inkarında mı olacak? Bu nimete girince Rabbime yaklaşmam daha mı ziyade olacak? Yoksa nefsani arzunun içerisine mi gidilecek? Başta kul Cenabı Hak'tan razı olmuyor. Razı olacağımız hususu da kitabı kerimimiz açıklıyor. Bütün cenazelerde görürüz. Hep bu aşr-ı şerif okunur. Bu depremlerde hepsi yaşandı onun. Havf, korku ile imtihan ediliyor. Biz bunun artık detaylarına inmiyoruz. Havfı, havfı ilahi olarak ele alırlar. Müfessir-i nizam efendilerimizle. Allah korkusu dediler. Bir korku yaşandı mı? Yaşandı. Açlık da yaşandı. Çünkü yiyecek içecek yerine göre bulamazlar. Daha neler görüldü? Bunun yanında mallarından eksilmeler görüldü. Serveti bitti yerine göre.
Kul başta bundan razı oluyor. Ondan sonra da Cenabı hak kulundan razı oluyor. Kolay mı? Böyle bir sıkıntıda sabredebilmek, Allah'ım sevgili kulları için nimet bir imtihan olarak, bilinmek suretiyle bir terakkidir, bir gelişmedir. Bunun için derbü bela saltanatın iki cihana vermezem demişlerdir. Rıza nedir? Biz isimlerini tek tek söylemiyoruz. Bu ifadeler Cafer-i Sadık Rahmetullah Ali Hazretleri'nden. Bizim imamımız Cafer-i Sadık Hazretleri. Sadatı kiram, hazeratı içerisinde en seçkinlerinde. Marifet nurunun ışıklarıdır. Ve kendisinin bize zatını tanıtmasıdır. Diyorlar nasıl tanıdınız Cenabı Hakk'ı araftullah, araftü billah. Öyle bir gayret göstermişler ki emri ilahiye uymak suretiyle Arafullah biz Allah'ı Cenabı hakk'ın bizi, kendini tanıtmasıyla tanıdık diyorlar. Yoksa mümkün değil. Zaten hakkıyla tanımak mümkün değil. O bakımdan kardeşlerimiz olarak iyi çalışalım.
Dini meseleleri öğrenelim. Çok güzel konuşmalar dinliyorum. İlahi alemlerden vasf ediliyor, ne ediliyor, konuşulsun ama temeli iyi oturtalım. Farz nedir, vacip nedir, sünnet nedir, müstehap nedir? Bunları güzel öğrenelim dinimizin meselelerini. Onları öğrenirken bunlar hasıl olur zaten. Şuaun nur il-marife marifet nurunun ışıklarıdır. Ayeti cennetdeki rızayı tefsir ederken kulun Allah'tan, Allah'ın da kulundan razı olmasını şu şekilde tefsir etmişler. Bela ve musibette insanın kalbinin neşeyle dolması. Gayun ihtiyari olmuş zaten. O bu hale gelmiş. Gelmiş. Onda kendiliğinden bu zuhur eder. Öyle zorlukla değil. Bu Cenabı hakk'ın lütuf ve ihsanının en büyük nimet oluşu Allah'ın Allah'ın diyor en büyük lütuf kapısıdır, ihsan kapısıdır. Ve cennetü dünya. Dünyanın da cennetidir. Rıza hali cenneti istemek, cehennemden de Allah'a sığınmak bu değildir. Halbuki biz hep böyle dua ediyoruz.
Buradaki rıza makamındaki ilahi güzellikleri haber veriyor. Allah'tan cennet istemiyor. Ateşten korunmak da istemiyor. Yani ne istiyor? Bunlar ilahi rızayı istiyor. Zaten ona erdikten sonra cenneti istese de istemese de Allah'ı lütf ediyor ona, ötesini de lütf ediyor ve ateşten de korur. Bu üstadımızı dinleyen arkadaşlar var mı bilmiyorum. Varsa bilecekler, bulunmamışlarsa kitaplarından, bantlarından görecekler. Şu bizim anlattıklarımızı o kadar güzel beyan etmiş ki, bundan daha ötesi nasıl olur bilmiyorum. Nasıl olur bundan daha ötesi? Misallerle vermiş bizim gibi insanları. Karşısındakiler üniversiteyi bitirmiş. On iki ilmi ilmi müsahhar denir. Onu tamamlamış kimseler değildi. Köyden gelmiş, kentten gelmiş. İsterse şehirden gelsin. Ticaret erbabı. Bu gibi konularla meşgul olmayan kişileri. Anlayacağı şekilde nasıl veriyor rıza halini?
Diyor ki bir baba evladından razı olursa evlat babasına çok itaat ediyor. Baba ben artık yaşım da da ilerledi, beni evlendir. Bunun yanında yiyeceğim dolacak, içeceğim dolacak. Bana bir iş bul gibi bunları hiç açmasına gerek duymadan ben bu yavrudan razıyım. Onun için ihtiyaçlarını gidermem lazım diye onu kendisinden daha fazla düşünür diye rıza halini anlatıyor. Güzel anlatıyor arkadaşlar, biz de hoşumuza geliyor. Bir yönüyle anlatılınca diğer önemli yönleri de verilsin istiyoruz. Ne diyorsun derseniz bize Hacı Hasan Efendi bir üniversiteydi. Ondan biz her yönüyle istifade etmemiz gerekirdi. Hani üniversitesinde? Bir hocaya Allah da seni okusun derken Kadı Beydavi'den başlaması üniversite değil denir. Elini kaldırıp dua etmesiyle Allah'ımızın ikramının yayılması, herkes olmaz. Dedemin iltihalinde aşık bir ihvanı bir şiir yazmış. Dedemin ahirete göçüyle. Onu okuyayım isterseniz.
Bu ağır gelecek biliyorum. Bu rıza, makam öyle kolay bir makam değil. Bizim anlayacağımız Rabbimizin takdirine razı olmak Abdülkadir Geylani efendimizin buyurduğu gibi buyuruyor ki Abdülkadir Geylani, haddesallahuu's-Sura kader oluğunun altına yat. Yılan, akrep ne akarsa ona razı ol. Diyoruz ki bu bir anda olmaz. Verilen evlat ve ezkara dikkatimizde olur. Bu letaiflerden de derinleşmekle hasıl olur. Bir anda değil bu. Çalışarak, gayret göstererek, nefsimizin arzu ve isteklerine dur diyerek, şeytanın yuvasını aldanmamakla, hayırlı insanlarla beraber bulunmakla, azalarımızı korumakla, kalbimizi muhafaza etmekle, kimin huzurunda olduğumuzu tefekkürle ancak gerçekleşir. Dedem ahirete göçmüş, sadık bir yaranı, onun irtihaliyle şunu söylüyor. Biz de diyoruz ki öyle bir nimet inşallah kaybolmamıştır. Ruhaniyetleri daha güçlü olur. Kılıcın kınından sıyrıldığı gibi olur biiznillahi tane.
O zaman rabıtasına azami gayret gösterelim. Sami Efendi hazretleri rabıta dersin rüknü azamı olmalı diyor dersin. Yarısından fazla olacak. Esad Erbili Hazretleri yüz binlerce veli diyor rabıta ile yetişmiştir. Sabah işledik. Ağır bir konudur. İlmi bir konudur. Rabıta deyince gerçekten ilim mehirlerinin yapacağı vazifelerdir. Nasıl derseniz, bir kimse bir mürşid-i kamilin izinli olmak şartıyla Aleyhissalatü Efendimizden ve fenafillah olmak şartıyla Cenabı Hak'ta yok olmuş. Bu da yetmez. Bizzat Efendimiz tavsiye buyuruyorlar, emrediyorlar. Böyle bir kimseye yapılırken ta efendimiz aleyhissalatü vesselam'a kadar şeyhi kamilden oraya kadar uzanıyor. Efendimizin mübarek kalbi saadeti de Cenabı Hakk'a her zaman dönük bir vaziyettedir. Rabıtada alınan feyiz Cenabı Hakk'tan geliyor. Direkt alamadığımız için ona bir kabiliyet hasıl olsa zaten çekiliyor.
Onun çekilmesi kalbinde tarifi mümkün olmayan bir genişlik hasıl oluyor. Kendisini arasa dahi bulamayacak bir hale geliyor. Sonra rabıta da zorlanıyor. Yapamıyorum. Sıkılıyorum. O zaman diyorlar aman ha yedi kat semaya yok. Bir kalbini aşağı azamı aç. Diyorum ya doğal afetler en az yirmi beş çeşidi meydana gelmiştir. En çoğu da ülkemizdedir. Bundan çok şeyler anlarız Allah'ın Resulü. Diyor bir acayip derde düştüm yanarım. Bülbülü daldan çordum bir defa. Anın aşkına daim dönerim arıyı baldan çordum bir defa. Derunuma bir ot düştü yanarım. Şemsi Abdullah diye dedemin ihvanından. Ne kadar güzel söylemiş. Derunuma kalbime diyor bir ateş düştü yanarım. Kıyamete dek sönmez benim narım. Arzı beka kıldı benim hünkarım ki hali halden uçurdum bir defa. Demek kişiyi bir mürit olmalı ki arz-ı beka diye ifade edin. Burada anladığımız şu.
Bu zat dedem hakkında bu şiiri söylerken insanın hayatı nefsine bağlı ise öldüğü zaman hayat biter. Beni hep yemeler, içmeler, giyim, kuşam dünyadaki şartların hep yerine gelmesi, bununla seviniyor kişi. Bu hayat son bulduğu zaman biter. Hayat hayatı rahmani olacak olursa hep Allah'ımıza tam bir şekilde bağlı olursa bu nasıl olur derseniz rabıta da üç türlü rabıta vardır. Birincisi ölüm rabıtası. Bunun güzel olması gerekir. Gönlünde dünya muhabbeti kalmıyor düşünmek suretiyle. İkinci şekli rabıtayı mürşit. Aslında rabıta diyoruz biz murakabedir. Dikkat etsek o murakabedir. Murakabede direkt Cenabı Hak'tan alıyor ama bu vasıta vesilelerle alınıyor. Bizim evimize gelen sular depodan gelen sudur. Ama depoya ulaşmamız mümkün olmadığı için bizim zahirde bu boruları vasıtasıyla geliyor, öyle sudan insan istifade ediyor. Bunun gibi işte.
Eğer rahman olan Allah'a bağlı olursa onlar işte burada müridinin dediği gibi dedemin arzı beka olur. Gerçek hayata o zaman kavuşur. Böyle üstadımızın evlatları var. Fakat istifade etmek istiyoruz. Çok dedi bunları. Biz onu nasıl dinledik acaba? Mübarek, duvara dokundurarak, ah buranın bir ötesine geçsek dediği bu işte. Daima bakma diyor. Normal, normal, etkileniyorum ama. Daima dikme gözünü diyor dedem. Ledünni ilimden dürler dökerdi. Gerçekten bir müridimiş. Gerçekten. Ledünni ilme sahipmiş. Dedemin ledünni ilme, erimesi şu, dedemmiş Mustafa Efendi kendi dersine çalış, hep başkasını da yetiştirmek için çok gayret göstermiş. Bir başkasına olan şefkati, merhameti aman bu da öğrensin demesi Allah tarafından ilme mazhar olmuş. Bu sebeple çok misaller verir. Çok. Bu üstadımızda da görülüyor. Ledünni ilinden, ledünni ilminden dövler dökerdi, inciler dökerdi diyor. Bunu şuna benzetiyorum ben.
Bu kayçerdi eskiden olurdu bay evlerinin elinde. Şimdi yok. Karları neleri kuyulara doldururlar ve ondan istifade ederlerdi. Doldururlar. O sudan kış gününde neden istifade ederler? Yaz gününde istifade ederler kışın durdururlar. Bursu yerine göre hastalık meydana getirir ama içinden kaynayacak olursa o hayat verir. Ledünni ilim bu işte. Zahiri olan ilim beynimize dolduruyoruz. Beynimize dolduruyoruz. Ledünni içten kaynıyor. Üstadımızın anneleri nasihat ederken babaları müderris. Hacı Mehmet Efendi hazretleri ama çok seçkin. Şimdi bir kulak misafiri olmuş. Demiş ki kızım ben seni okutmadım ama bu ilim nedir demiş. Nereden geliyor bu ilim? Bu, Rabbimize gönüllerine nur olarak doğuyor. Rıza kapısında boyun bükerdi. Huzur aslanını saldın bir defa. Nedeni bir müridi dahi şu okuyacağımız konuları hülasa etti gitti. Rıza kapısında diyor boyun bükerdi.
Allah'tan gelen her şeye böyle neşeyle karşılardı. Huzur aslanı dediği Fecr suresindeki ey huzura eren nefis diye buyuruyor. Buna erimiş. Bütün çar köşeye dolmuştu şanı. Ala-yı alliyyine erişti canı. Anam için hak bezemiş cinanı, nurani yüzümü, saldım bir defa. İzahı bitecek gibi değil bu zat da. İlmiledin sahibi olmalı ki Ala'yı Ali'nin en yüksek derecedir bir veli için. Anan için hak bezemiş Sinan'ı. Bize hep Efendimizin cennetleri müşahedesini gösteriyor. Efendimiz cennetleri gördüler. Çıkmak istemeyince daha vaktim var Ya Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem. Orası hazırlanmış zaten. Kitabı Kerim'de de geçer bu. Onlar için cennetler hazırlanmıştır diye buyuruyor. Arşiv semaya ermişti o sesi. Sesi ta semalara mı yetişti? Ayeti celinler sanki gönlüne onun manaları doğmuş gibi bir şiir söylemiş. Şiir yazmış. Onların amelleri Allah'ın katına yükselir buyuruyor. Ve amelus salih yerfaul.
Ayeti celilesine işaret ediyor bu zat. Amelleri hak katında kabul oluyor. Çünkü sema katlarında melekler her birisi bir ahlak ile alakalı. Eğer hasetlik olursa, sariya olsa kabul görmüyor. Fakat salih olan kimselerin amelleri Cenabı hakkatına yükseliyor. Yalnız semakatını dedem ifade ederken şu şekilde buyurmuş. İlmen araştırılsın dedemin dediğinin dışına çıkmaz. Sema katı buyurmuş. Böyle üst üste binaların yükseldiği gibi değildir buyurmuş. Bu sema katı aynen bir soğan gibi demiş. Ne kadar güzel müsaade vermiş. Soğanın ortasında çeşitli bölgelere göre tabirleri olur. Onun meyvesi diyeyim de yanlış anlaşılmasın. Onun üzerine kat kat o soğanı görürüz biz kat kat. O üst üste değil de daire şekillerinde, iç içe daireler ifade buyurmuş. Arşı semaya erimiş doğu sesi ledünni ilminden dolmuş kuvvesi, ne ulu yaratmış an-ı hüdası, ol irfan sözlümü saldım bir zefa.
Biz üstadümüz de hatırladıkça bu zatın dertlendiği gibi dertleniyoruz tabii. Rıza ne demektir. Ne cennet istiyor ne de ateşten korunmak. Bu hadis-i şeriflerde geçer. İnsanlar üç kısımdır. Bir kısmı dünyayı ister. Bir kısmı ukrayı ister. Bir kısmı da Mevla'yı ister. Bu ifade değil. Allah'tan rıza. Bedenine Cenabı hak bir sıkıntı vermişse bir hastalık, o hastalıktan dolayı şikayet etmez. Biz böyle diyelim. Afiyet bulmuş ise, afiyet bulmuş ise afiyet bulunduğundan dolayı da neşelenmez. Hep Rabbımızdandır. Nimete gelmişse. Zenginlik, Allah'ımız ihsan etmiş. Fakirliği sevmez diyor. Eğer fakirliğe erişmişse zenginliğe razı olmaz. Ne yapar ya? Allah'tan gelen her şeye razı olur. Başka ne diyeceğiz? Erruda rıza hali kendi arzu ve isteklerinden vazgeçer. Allah'ım ne diliyorsa bana böyle takdir etti diyor.
Efendimiz Hazretlerinin damadı idi, Ahmet Efendi, Rahmetullah Ali, yirmi dört yaşlarında irtiah etti. Ayakları kesildi bir hastalık meydana geldi. Dayısı ziyaretine varıyor. Dayısına demiş ki dayı Allah'ımız bu zamana kadar beni ayakla yürüttü. Şimdi de böyle imtihan ediyor deyince dayısı aldı basmış. Ne kadar duygulandıysa şu genç yaşında ayağını kaybettiği halde dayı bu zamana kadar bana ayak verdi. Bundan sonra da bunu takdim etti deyince tahammül edememiş. Onun teslimiyet, onun rıza halini görünce. Eğer başına bir olumsuzluk gelmiş ise bundan dolayı da kalbin neşeyi içerisindedir. Ve iskadu tedbir minen nefse hatta yakumallahü la ilahe. Tedbir alma neden de vazgeçer? Yalnız İslami esasları koruyarak ifade etmemiz lazım. Bunu derken diyelim ki evini sel basıyor. Öyle bir sel akıyor ki ben Allah'a teslimim deyip de diyor oraya bir ait, öyle bir engel ne koymama hali değildir bu.
Bütün tedbirleri alır, neticeyi Cenabı Hakk'a bırakır. Çünkü Hazreti Ömer radıyallahu anh, burada bir incelik var. Bu hale gelince anlaşılacak bir husustur bu şimdi anlaşmasın. Hazreti Ömer radıyallahu anh mescitte toplu bir cemaat gördü. Siz ne yapıyorsunuz dedi. Biz rıza ehliyiz. Allah'ımızdan gelen her şeye razıyız. Tevekkül ehliyiz deyince Hazreti Ömer radiyallahu anh eline kırbacı aldı. Siz tevekkül ehli değil, tevekkül ehli yiyicilersiniz. Çünkü Allah'ımız Cuma namazını kıldıktan sonra Arza yayılan Allah'ın nimetlerinden istifade edin. O zaman İmamı Rabbani Hazretleri buyuruyor ki, bir derviş zikri daimde olacak. Devamlı zikir. O zaman hiç eli dünyaya kalkmayacak. Öyle değil. Rızkını helalinden temin etmek zikirdir buyuruyor. Bir de asıl önemli olan zahirde halk ile, batında hak ile olmaktır. Zahirde insanlar ile batında Mevla ile olabilmektir. Erişebilir miyiz buna?
Rabıtaamız dersimizin rüknu azamı olursa erişiriz. Ciddi olarak tutarsak işimizi başarmaz Allah'ın izniyle. Errota, nedir rıza? Cenabıhakk'a karşı, Cenabıhakk'a karşı yokluğumuzu, acziyetimizi ifade etmektir. Rıza hali nedir? Kendi arzusundan çıkmaktır. Rıza hali nedir? İstikbalu'l ahkemi bil ferah. Allah'ımızdan gelenleri böyle neşeyle karşılamak. O Mersinli Lusun amca vardı. Kıymetli bir insandı. Bu Medine ibni Enver'e de kalıyordu. Oğlu Abdülhani Mekke yolunda şehit oldu. Bir kaza geçirdi. Diyorlar ki Yusuf Amca bunu duyunca çok seçtiği, böyle sevimli bir evladı. Seçilmiş, ahlaken müstesna bir evladı şehir olmuş. Acaba diyorlar nasıl karşılayacak. Onu yıkarken tebessüm ediyormuş. Diyormuş ki Abdul Gani sen benden evvel Cenabıhakk'a kavuştun. Dedem intikali iltiha etmiş, ahirete küsmüş. Efendimiz çok genç. Şunu diyormuş.
Düşünün Bir kimse Beytullah'a kavuşsa buna insan sevinir mi üzülür mü? Babam diyormuş Allah'ımızın cemaline kavuştu. Erdudağa. Allah'ımızın vermiş olduğu musibetten dolayı neşe içinde olmak. Bir kimse hanımından su ister. Belki bana bir su ver. Çok yorgun olduğu için kocası uyuyakalmış. Fatih Hanım elinde su bardağı bekliyor. Bunu görünce o kadar memnun olmuş ki kadın demiş ne istersen hanım ne istersen onu yerine getireceğim. O da beni boşa demiş. Demiş böyle bir kadını ben nasıl boşayabilirim? Neden demiş hanım böyle bir şey olur mu? Ne demek bu? Ben senin gibisini bulmam mümkün değil. O zaman demiş bir kadıya gidelim. Bir hakim karar versin. Öyle olsun bu iş. Tepesinden vurulmuş. Yine çok hürmet ediyor kocasını. Attır, merkeptir, ona bindirmiş. Yularından tutup götürüyor. Parti giderken her nasılsa at tökez demiş. Adam düşmüş, kolu kırılmış. Hayır demiş eve dönelim. Neden?
Kadie gidecektik, hükmünü onun bekleyecektik, dönelim eve. Otuz dokuz gün oldu başına hiçbir musibet gelmedi. Ne dişim sızladı, ne başın ağrıdı, ne dalın, ne dizin, ne böbreğin, ne dalağı hiçbir şeyinde bir sıkıntı olmadı. Kırk güne varsaydı bu firavunun hayatı olurdu. Çünkü mümin bela ile yoğrulmuştur. Derahata pitdünya. Bu cinsini nefyeden ladır. Mümin için rahat yoktur. Efendimizin altmış üç yıllık hayatı bütün ıstırapla geçmiştir. Allah'ımız ne hüküm verirse versin onda feryadı figanı endişeyi kaldırmaktır. Her burada darul-u Hudiye, kulluğun gereğidir. Biz bunu Sami Efendi Hazretlerinin tatlı tatlı mübarek dilleriyle anlattığı şu hadise ile tamam derim. Ta Halil hazretlerinin seçkin bir müridi var. Bu efendi hazretlerine gelmiş demiş ki efendim ben velayet-i Suradan, velayet-i Kübra'ya yemiştim. Küçük velayette büyük velayete yemiştim. Efendi Hazretleri biliyor Allah'ın izniyle.
Zaten huzuruna intisap için gelen bir kimsenin Allah'ın izniyle ereceği son noktayı görmeden dersini de belirtirsin. Bu dersler böyle verilmezdi. Üstadımız buyurdu ki aman ha ha olumsuz yerlere gitmesinler, dersi esirgemeyin dediği için belli, diyor. Yoksa kolay kolay mümkün değil. Mevlana Khalit Hazretlerine sormuşlar da ne kadar mürüyidim var. Bir İsmail yetiştirdim, ona yarım demiş. Biz buraya girmeyelim. Buraya girersek azmimiz kalıyorsun, kuvvetli dursun, gayret gösterelim. Biz de bu nimete yiyelim diyelim. Onların ellerinde ilahi defterleri var. Buna divan derler. Bizim ismimizin oraya geçmesine gayret edelim. Ciddi bir yoldur. Sıddîk-ı Azam ile açılan hususi bir ilmin verildiği bir yoldur. Gelişüler bir yol değil. İmamı Gazali Nişkatı nübüvvet diyor. Nübüvvet nurundan gelen bir yoldurdu. Böyle amcam almış, daim almış.
Zaten bizim geçmişlerimizde de böyle intisatlılar deyip girmekle değil bu iş. Bu iş gönülden gelen bir iştir. Onu hiçbir şey bu yoldan alıkoyamaz. Bağlandı, bendim gidemem Gayriyedir. Öyle az bir iltifatsız hallolunca bu olmazsa şur olur iyi. Biz bu yönlerimi ağdak İdaresinden okuyalım, çok güzel olur. Efendimizin şifa tarifesinde sohbetlerinde de görüyoruz. Sami Efendi hazretlerinin eserlerinden de bilhassa Muhammed Nuri hazretlerini çok güzel bir eseri. Çünkü Nebi Yekrem ve sallallahu teala aleyhi ve sellem ona işaret etmiştir. Reşat, Aynur, Hayat gibi bu eserde de mütalaa ederiz biz bakarız, teslimiyet nasırtır, bağlılık nasırtır. En azından dediğimiz gibi Behçet-i Seniyye'de ifade edilir. Sade El-Bidye hazretlerinin Mektubat'ında da anlatılır. Efendim bu küçük velayetten büyük bir rivayete geldim diyor.
Efendi Hazretleri biliyor onun o noktaya gelmediğini bunu bir imtihan ederiz diyor. Kendisini kendisine gösteririz. Böyle bağımlı pamuk dipliği ile olmaz. Çelik halatlarla bağlı. Sami Efendi Hazretleri kırılmayan destilere alın buyuruyor. Olsam bilmiyor. Çünkü Efendimize takdim ediliyor. Efendi Hazretleri cemaatiyle bir dere veya bir ırmak geçiyorlar. Bu yüksek makama girdim diyen kimsenin atı ise tökezlemiş, düşmüş, bağırmaya başlamış. Bağırmıyor. Kurtarılma, öldürme, boğuldurma Efendi hazretleri zaten kurtarmışlar. Tebessüm ederek buyuruyor ki hani küçük velayetten büyük velayete geçtim diyordun. Bu feryadı figan nedir? Estağfurullah efendim, bilememişim diyor. Şu söze dikkat ettik mi biz? Sami Efendi Hazretleri saik ifadesini kullanıyor. Neden bunu söylüyor? Derviş demiyor. Mürit demiyor. Sohbetlerde dinlerdim. Kendi kendime Allah Allah der düşünürdüm.
Sonra bunu bizzat Risale-i Kuşeyli'de gördüm. Ve kaydettim buraya. Mürid yirmi sene amel defterine günah düşürmeyen kimsedir. Düşüneceğiz acaba günde kaç defa düşüyor bizde. Mürit tabirini kullanmamış. Mürit iradesini öyle bir Rabbamıza teslim etmiş ki tamamen bağlı. Salik demiş. Bu mübarek yola giren demiş. Burada bir doktorumuz vardı. Bilmiyoruz, onun doktorluk derecesinin nasıl olduğunu. Üstatımız hazretleri imam hatip okulunun yapımı için çok hoştu efendimiz. Üstatımızı siz evrak ve ezkarının onda gerçekleştirdiği güzelliklerle tanıyalım. Hep hayırlı işlerde öncü olmuştur. Biz verilen ezberine ediyoruz. O zaman böyle bir çalışma yok. Böyle bir kurum yok. Ama bir sandık kurduruyor. İnsanlardan durumlarına göre yardım alınıyor. Takire, yoksura hizmet edin. Şimdi memleketimizi çıktı. Ta sumalilere uzandı. Sayamam. Siz kurbanda girilen ülkeleri sorun. Ta nerelere uzanıldı.
İşte haberini aldım. Yirmi tane, daha bu daha fazla kalem üzerinde çalışıldı göz ameliyatları vesaireler. Su ihtiyaçları. Artık biz bunu sayamaz hale geldik. Bu üstadımızın himmet-i aliyeleriyle. Eğer biz veremez diye bir gün önce demezsek başkaları ta'liftir. Oturuyoruz. Bu Allah'ın lütfu. Dedim verin ez deneyimini kuralım. Elhamdülillah onun himmeti büyüklerimizin himmeti. Sami Efendi hazretlerinin torunları var. Beni bize Medine'de önemli yerlere ziyaret ettiriyor. O esnada şunu anlattı. Dedi ki benim dedeciyim dedi efendimiz hazretleri şu kadar evrak ve ezkar ezkar okuduk. Evet, bundan memnun olurdu. Fakat dedi asıl memnun olduğu fakir, yoksul gözetilirse o zaman memnun olurdu diye. Annesi ne anlattı? Rahmetullah Aliha. Böyle önlüğünü takınıyor. Yedi sekiz saat fakir ve yoksullara yiyecek hazırlıyor.
Arabanın arkası bütün yiyeceklerle dolu fakirlerin kapılarını çalıyor, çalıyor onlara yiyecekler koyuyor. Kendisi Ashab-ı Sofreder'den yaşlı kimseler var. Onlar ciddiye gidip de pasaportunu tazeleyecek bilmem filan müddeti bitmiş bunu takip edecek durumda değiller. Onların pasaportlarını alıp, Cidde'de artık nerelerden takip ediyorlarsa bu resmi işlemlerini onları yaptırıyorlar. Biz üstadımızı şu şekliyle de anlamaya çok dikkat edelim. Sami Efendi hazretleri yaptığı gibi kendisi de aynı. Sami Fende hazretleri bugünkü gibi doğalgazdı, kalorifer teşkilatı yok. Bazası tütmeyen evler var ise sobasını Biz de Elmalı Köyü. Çamardım. Orada Hüseyin Efendi var, yedilerden uzak. Şimdi yaşıyor mu? Yaşayan da var diyor Allah'ın izniyle. Bir elini öpsek iki gün elini öperiz ama üçüncü günde dikkat etmemiz lazım. Onun için korur, muhafaza ederler. Bakıyorum kardeşlerimiz çok güzel. Bunlara sevdalılar.
Olacaklar mı? Böyle Medine-i Münevvere'de direk tiplerinde sakalı biraz uzun, cübbeli, böyle sarıklı kimseler arıyorlar. Görüyorum bizi. Akşam bir araya geldik. Dedim bak bir sofra düşünün. Çorbası var. Türbüsü var. Pilavı var. Cacı var. Turşusu var. Salatası var. Başka ne diyeceğiz tatlısı da var. Çay da var, kahvesi de var, midesi de var. Üstatımızın sofrasında üçleri de var, yedileri de var, kırkları da var. Biz yeter ki diyor ya sen Mevlana o Şems gelir. Biz kendimiz dikkat edelim de şu rıza makamı nasıl olacak bizlere dua edin de erişmeye çalacağım. Muhtacız. Burada size anlatacağım. O diyeceğim konuyu Allah'ın izniyle. Dedemin icazetnamesi. O icazetnamede bakın Es'adi El-Bimi Hazretleri kendisini nasıl tanıtıyor. Söylüyorum bizim halifemiz yok. Biz kimseye el vermedik. Niye vermedin? Bu Rasulullah'tan gelirdi onun için.
Esadi Elbili Hazretleri kendi imzasını buraya kondururken, bakın. Sami Efendi Hazretleri kutbul patlaktır. GAVSÜSÜSÜSÜSÜSÜSÜSÜSÜSÜSÜSÜSÜSÜSÜSÜSÜSÜSÜSÜSÜSÜSÜSÜSÜSÜSÜSÜSÜSÜSÜSÜSÜSÜSÜSÜSÜSÜSÜSÜSÜSÜSÜSÜSÜSÜSÜSÜSÜSÜSÜSÜSÜSÜS Enelfakir, böyle fakirlerin dervişlerin hizmetçisi, Nahşi ve kadiri evlatlarının klasiği. Burada girdiğinizde Efendimizin vasiyeti var. Burada kölenin ücreti olmaz ya diyor. Kimseye el vermedim. Sohbet edenler olarak dikkat edelim. O sohbette en aşağı olduğumuzu bilelim. Bir mürid nefsini firavunun nefsinden yetmiş iki derece aşağı görür. Biz işte bu grubun başındayız deyip başkaldırılmaz. Bizim müstazleriz kendilerini bir fakir olarak, yoksun olarak bu yolunu hadimi olarak görmüşler ama Allah'ımız öyle bir derece ihsan etmiş ki onlar o dereceyi görmez. O tavsiye makamıdır, kutbiyet makamıdır, aktabiyettir. Onların bir derdi var, o da ubudiyettir.
Allah'ımıza kulluktur, bu dert ile yanarlar. Zaten huzur içerisinde, devam. Et. Neşede de huzur, kederi de de huzur herhalde Cenabı Hak'la mülaki bundan dolayı burada kayıtlarda mevcut. Bir an diyor ehlullah'ın ortak sırrı budur. Bir an Allah'tan gafil olmak bize cehennem ateşinde yanmaktan zor diyor. Her an Allah ile beraber. Çok söyledi üstadımızda onun Arapçasını arıyordum. O da şu. Allah ile ol. Eğer Allah ile olamazsan onlarla olan kimselerle ol. Bir dua edin de bunu bulmaya çalışayım. Bizde de bir arzu hep ifadelerin arabi olmasını isteriz. Çünkü bu doyuma ulaştırıyor insanı. Türkçe'de manası çok yarım oluyor, düşük oluyor. Bunlarda müstesna bir mana var. Dedik bunu bulduğum zaman söylemeye çalışayım. Buyuruyorlar ki, Allah ile eğer buna güç yetiremezseniz Allah ile olanlarla olun buyuruyorlar. Velayeti, suğra, küçük velayet deniyor.
Biz küçüklüyoruz ama o velayete bir inebilsek Onun manası şudur. Burada biz size üç, yedi, kırk dedik ya. Onun hülasası şudur. Araf suresindeki son sayılıyor. Allah'ımız salihleri kendisine dost olarak seçiyor. Hepsi bu. Kuran'ı azimüşşan'da mevcut. Elhamdülillah yolumuza gayret edelim, dikkat edelim, her şeyiyle mükemmel, o sofra misafir misalini verirken bunun gibi zaten onu ifade etmezler edilmez. Bir noktada da şudur ifade edilmeme sebebi böyle bal görürüz, bal. Balın bir sırrı olur. Bal eteğimin yüzünde bir sırrı olur. Onu eğer kaldıracak olursak bal akmaya başlar. Bundan dolayı sırrı hep muhafaza edilir. Hep sırları korunur. Büyüklerimiz için Esadi Elbili Hazretleri buyuruyor ki, nakşi kutupları yaman olurdu. Çoktu. Efendimizin bu husustaki seçkinliğinden bir misal vereyim size. Çok seçtiği bir evladı, seçkin bir evladı. Hak tarafından ihsan olunan bir evladı.
Fakat haset edenler pek çok. Sevenler de var. Haset edenler çok ama. Diyor ki bak evladım. Seni bunlar ortadan kaldıracak, biliyorum. Ben seni, sen şahit ol buna. Onların bulunduğu mecliste azarlayacağım diyor. Ben seni azarlayacağım onların içinde. Fakat sen bil bunu diyor. İşte bu nereden çıktı? Başımıza şeyh mi oldu, ne deyince o hazımsız insanlarda bir neşem idare geldi. Nasıl idare etmişler? Hac Hasan Efendi'de iki özellik var. Birisi siyasettir. İkincisi de insan idaresidir. Velhamdülillahi rabbil alemin el Fatiha.