Riyazet ve Takva ile Kalbî Aydınlanma kaydında İman edip salih amel işleyenlere gelince, onlar halkın en hayırlısıdır. Onların Rableri hakkındaki mükafatları cennet ve adnin, adın cennetleridir. Zemininden ırmaklar akan içinde devamlı olarak kalacakları ad cennetleridir. Radıyallahu anhüm ve raduan, Allah Celle Celalühü kendilerinden hoşnut olmuş. Onlar da Allah'tan hoşnut olmuşlar.…
İman edip salih amel işleyenlere gelince, onlar halkın en hayırlısıdır. Onların Rableri hakkındaki mükafatları cennet ve adnin, adın cennetleridir. Zemininden ırmaklar akan içinde devamlı olarak kalacakları ad cennetleridir. Radıyallahu anhüm ve raduan, Allah Celle Celalühü kendilerinden hoşnut olmuş. Onlar da Allah'tan hoşnut olmuşlar. Bu söylenenler hep Rabbinden korkan, ona saygı gösterenler içindir. Bu elsafı haiz Rabbi Zülcelalimizin sevgili kulları bize bazı telkinlerde bulunuyorlar. Birisi riyazet ve takvadır. Riyazet yememizin azaltılması, konuşmamızın zaruri miktarda olması, uyumamızın hakeza ve takva Allah'ımızdan korkup küfre, şirke, nifaka, büyük günaha, küçük günaha ondan gayrı endişelere dalmamak. İlim ve hikmetle kalbinle kalpleri aydınlanan kimselerin Allah'u Teala'ya yakın hallerini ifade eden bir sıfattır riyazet ve takva. İlim ve hikmetle kalpleri aydınlanan.
Burada sadece ilim değil. Yoksa sahabei kiramın malumatından daha ziyade bilgisi olan kimseler var. Bu değil. Mühim olan hikmet ehli olmak. Hikmet ehli de okuduğu ilmi esasların esrarına vakıf olan kimselerdir. Elbette ilim olacaktır. İlimle birlikte ilim sadece nefislerinde değil ruhlarında olacaktır. Eğer, eğer nefse meyil edilecek olursa kibir meydana gelir, Yok ruhun güç ve kuvveti ile alakalı olursa haşret meydana gelir. Azameti ilahiden insan titrer. Bu bakımdan mutlak bir seyri sülükün olması lazım. Seyri sülük genel anlamı kötü ahlaktan güzel ahlaka geçiştir. İlim ve hikmetle kalbileri aydınlanan kimselerin Cenab-ı Hakk'a yakın hallerini ifade eden bir sıfattır. Riyazat ve takva. Tabii şimdi riyazat sağa bakarsak, sola bakarsak, öndekine, arkadakine, batılların yaşadığı gibi hayat yaşayan insanlara hiç riyaz olmaz. Yetime bakılacak.
Adem aleyhisselamdan iki cihan güneşi Muhammed Mustafa, sallallahu aleyhi ve sellem Efendimize kadar gelip geçen, Peygamber an-ı izamın hayatına bakılırsa riayet. Yoksa olmaz. Mesela şu günlük yaşa işte, işte düğünler şöyledir, dernekler şöyledir, yemeler şöyle, içmeler şöyle, ne bileyim gezmeler tozmalar bu şekilde dersek, bu riyazalar olmaz ve bize bunu yaklaştırmazlar Birisi üstadımıza dedi ki mürşid-i kamilimiz, tabi bütün müjdeleli konuşuyorlar. Buyurdular ki bazen mübarek insanlar gece gelirler, ehil olan yanlış görüntüler olmaz. O evde çocukların giyimi, kuşamı, yaşantısı, hiç. Allah'ımızın sevmediği, saymadığı kimselere benzemez. Ashabın hayatı gibi hayat yaşayanlar da olur. O kimseler kapımızın önünden de geçmez. O evsafta olanın kapısının önünden de geçmez. Mümkün değil. Siz hiç köpek laşesinin atıldığı yerden geçer misiniz? Yolunuzu değiştirirsiniz. Burnunuzu tıkarsınız.
Riyazet ve Takva ile Kalbî Aydınlanma ne anlatıyor?
Riyazet ve Takva ile Kalbî Aydınlanma kaydında İman edip salih amel işleyenlere gelince, onlar halkın en hayırlısıdır. Onların Rableri hakkındaki mükafatları cennet ve adnin, adın cennetleridir. Zemininden ırmaklar akan içinde devamlı olarak kalacakları ad cennetleridir. Radıyallahu anhüm ve raduan, Allah Celle Celalühü kendilerinden hoşnut olmuş. Onlar da Allah'tan hoşnut olmuşlar.…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 11 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Bu ondan daha betertir. Çünkü gıybet kokusu her tarafa almış. Başka hesaplar da başlamış. Kafada gönülde başka hesaplar dönüyor kafada. Bunların hiç yanına yaklaşmazlar. Gıybet kokusu, hasetlik kokusu, dedikodu kokusu, malayani, cifelerinin cifelerinin olduğu yerde bulunmazlar. Dedi ki Mürşid-i Kamilimiz eğer öyle bir zümre, hayırlı bir zümre geldiğinde önünde üstadınızı görürseniz katılırsınız. Aksi halde yok. Huzurlarında bulunuyorum. O kimse de dedi ki efendim katılmak için şartlar gerekir mi? Artık neden icap etti bilmiyorum. Buyurdular ki oğlum sana koklatmazlar bile. Yani biz bu tezgahtan geçerken öyle kolay da geçmedik. Allah'ın resulünün hayatını okuyan kimse bir mübarek hayatının doğumundan irtihaline kadar baktığımız zaman göreceksiniz nasıl bir hayat yaşamış. Biz her zaman halbuki okuyoruz. Artık bunu ifade ederken, şahsımızı da alarak mutlak konuşmak mecburiyetindeyiz.
Öyle şu şahsımalara söyleyeceğim. Şu kimsedir, bu kimsedir diyerek hareket etmeyin etmeyelim. Kime göre? Nebilere göre. Niye böyle diyorum? Çünkü çok saygı duyduğumuz insanlardan, şu ortalıkta gezen dolaşan hiç bu alanda bu bezle tarağı olmayan kimselerden daha fena işler yapar. Ya sen kıymetli bir insansın. Şahitsiz, ispatsız, ondan bundan duyduğun sözle hareket etme. Hakikatleri, hakikatleri, hakikatleri hiçbir zaman dışlama. Çünkü sıddık-ı azam, sıddık-ı azam oğluna karşı cihada çıktı. Davasının büyüklüğünden dolayı. Bak oğluma nasıl kılıç sallayabilirim demeden. Hakikatin karşısında Muhammedi, hakikatin karşısında oğulmuş, çocukmuş, çolukmuş, kardeşmiş babaymış hiç tanımadılar. Hazreti Ömer radiyallahu anh babasına karşı çıktı. Beşimdir, dostumdur, akrabamdır böyle olmaz. Hakikati çok iyi kavramamız gerekir. Biz bunu söylüyoruz ama, rüyadır fetakva bunu söylenir.
Burada yazdığımız birkaç sahibi var. Bitmez tükenmez. Bunlar güzel güzel kardeşlerimizi dinlendirir. Zaten ortalık sıcak. Cami serin geldiği zaman güzel güzel bu menkıbelerle rahat ederiz. İş bu değil. Biz rahat etmemek için buradayız. Neden? Çünkü La rahate fidünya dünyada rahat yok. Hep endişe, hep sıkıntı. Ama biz öyle istemiyoruz ki bizim yaşantımız çok rahat olacak. O ayrı. Bu artık Ehlullah ile alakalı olan hususlerdir. Riyazet ve takva, ilim ve hikmetle kalpleri aydınlanan kimselerin Allahu Teala'ya yakın hallerini ifade eden sıfattır. Takva. İlahi korkuyu taşıyor. Nasıl taşıyor? Helelde bile dikkat edin. Şimdi biz öyle bir deryaya daldık ki, bu bayezid Bistamin'in, Ebul Hasan-ı Harakani'nin, Muhammed Kasım'ın, Caferi Sa'd'ı, Gaddi Sallallahü Esrarahumul Aliye. Bunların alanları. O zaman bunu konuşacak bir zümreyi istiyor.
Aynen mürşidimizin işte bu Dereköy'de Hac Abdurrahman Ağa olsa, Hacı Hasan Ağa olsa, bunlar köyde kimisi bal işiyle meşgul, kimisi tarlasıyla, bağıyla, bahçesiyle meşgul insanlar. Bunların bir ilkokul tahsili yok, ortaokul yok, lise yok, üniversite yok. Bunlar doçent değil, profesör değil. Alim değil ama irfan ehli insanlar. Hikmet ehli insanlar. Biz İmam Hatip'te bile Farsçayı çok iyi böldük. Üstadımızın ancak onlara anlatırım dediği kimseler bunları hiç bilmezler. Ama gönül kulağıyla dinleyen insanlar onlar. Bu kulağımla değil, gönül kulağıyla dinliyor, gönül kulağıyla. Daha söylemeden Dokunmasan da yanacaktı. Ona daha sohbete gelmeden önce üstazı alimizin, gece onun bütün halleri ahvali ne varsa bildirilip geliyor zaten. Bizim çok kıymetli bir hocamız var Hamdi Efendi. Artık bunalmış, bizim gibi bunalmış demek.
Gittim diyor Cami-i Kebir'de üstadlarımızın eski öğrencilerini aradım, baktım diyor hiç kimseden güzel koku gelmiyor. Oturuyorum yanlarına. Ya dağdan, ya bağdan, ya şundan, ya bundan hiç gereksiz sözlerden konuşuyorlar diyor. Dedim ki diyor şöyle ehlullahtan da konuşsa, Rasulullahtan da konuşsa, zatı kibriyanın muhabbetinden de adam aralandı. Bulmuş bir alemi. Ondan bakın dikkat edelim. Bulunduğum bir yerdi, derdim ki arkadaşlar şuna buna göre hareket etmeyin. Bak üstazı alimizden aşağıya inmeyip, bunu hedef alın. Buna göre hareket ederek o zaman şaşırırız. Yahu işte evladıdır, işte yakınıdır, işte komşusudur, işte şudur budur olmaz, katiyen olmaz. Esasları çok iyi tespit etmemiz lazım. Mürşid-i kamilimize bakacağız. Aynen çokça söylüyoruz. Sağ bak hizaya gel. Hep onlara, peygamberanın zama. Çünkü Allah'ımız öyle buyuruyor. Bizim okuduğumuz Fatiha suresinde bunlar müsaade edin.
Nimet verilen kimseler, onlar nebiler, sıddıklar, şehitler ve salihler. Şehit dediğiniz zaman evet elbette üzülmemek mümkün değil. O bir yıllık evli, çocuğu kalmış, ondan sonra tabuta sarılıyor, ağlıyor. Tahambililer mi insanın gözü gönlü buna dayanır mı? Fakat hakiki şehitleri ifade ederken, bu hükmen şehit ve hakikaten şehit olanları kitaplarımız ele alır. Mesela hükmen şehit bizzat cihat ediyor. Karşı karşıya gelmiş muharebe meydanında Allah'ımıza ruhunu teslim eden kimselerdi. Sonra, Haşir suresinin son ayetlerini okuyor. Yatsı namazından sonra, Bakara suresinden son iki ayetleri okuyor. Bu nereyle alınır? Bunlar hakikaten şey yok diye ifadedir. Bak bu tabiri biz fıkıh kitaplarına baktığımız zaman görürüz. Demek ki o hakikaten bu hükme derken biraz kafamıza zıt gibi geliyor öyle değil. O şu fedadine, aşkın kılıcıyla kesilen insanlar. İşte bak bir sözünü anlatmakla bitiremiyoruz.
Evliyaullah gönlündeki ilmi sen kitaplarda ifade edemezsin. Allah'ımızdan almış olduğu bir ilimdir. Yahu biz su alıyoruz, bahçelerimizi suluyoruz. Buradaki bir havuzdan alıyoruz. Havuzdan bahçemizi suluyoruz. Bu bahçe ne demektir bu bahçe? Arsullah, Şevkullah, Beykulullah olan bir arsadır. Bunlar nereden suluyor? Allah'ın havuzından sürüyor. Neden sunacağım? Nasıl ifade edelim biz hakikaten kendimizi çok bir zora sokmuş olduk. Eğer konuşan olursa çok memnun olurum. Gelsin konuşsun. Ah yazıyı okuyabilse de okusam. Çünkü bizim yazımız biraz zor okunur. Geçemiyorum mümkün değil. İlim ve hikmeti nasıl anlatabilirim ki? İlim denildiği zaman, Muhammed suresindeki on dokuzuncu ayeti celile Muhammed suresinde on dokuzuncu ayeti celile'ye girmemiz lazım. Bu sureyi ele aldığımızda Esselamü, bil ki Allah'tan başka ilah yoktur.
Habibim hem kendim, hem de, mümin erkek ve mümine kadınlar için, onların günahlarının bağışlanmasını dile, Allah Celle Celalühü gezip dolaştığınız yeri de, duracağınız yeri de bilir. Ne demek bu gezip dolaştığınızda duracağınızda? Anam harbi, sonra dünya hayatı, dünya hayatı ile ahiret hayatının ifadesi. Daha da sorarsanız Bayezid I Bistami'nin arşın üzerindeki misafir olmasın. Bir Behlül Dana hazretlerinin meleklere namaz kıldırması. Nasıl anlatabiliriz? Otururken Ehlullah'ın yatarken bile ruhlarının, ruhlarının ulvi alemlere, kalplerinin de secdeye varışıdır. Nasıl anlatayım? O zaman bize bir yol bulmamız lazım. Mutluluk. Çünkü biz bayağı sarsıldık şimdi. Hakikaten sarsıldık. Ne hal kaldı, ne hayır kaldı. Diyorlar ki Hasan-ı Basri Hazretlerine, efendim biz bazen böyle sohbetler dinliyoruz, böyle görüşmelere hatırlıyoruz.
Onlar bize çok güzel anlatıyorlar cennetleri, nimetleri bazı insanlar da var. Bizi yerin dibine sokuyor. Ne yapalım bize bir yol göster, onları mı dinleyelim, bir diğerlerini mi? Elbette ki o canımızı çıkaracak gibi olan kimseler de mübeşşerine ve menbain ölçüsüne çok dikkat ederdi. Müjdeleme müjdeleme ve ürkütme, korkutma azaptan muhafaza. Bakın Ehlullah, onlardan alarak söylüyorum. Şimdi hatta biz hava raporları bildirilirken şu anlatılana göre, diyazet ve takva ilim ve hikmet dinince, tahta sıfır, hamse teladi, derece ak oldu gitti. Sıfırın altında otuz beş dereceye düştük gel biz çıkalım buradan. Biz güzel bir hava istiyoruz. İşte onu da ancak Saffet Suresi'nde, Saffet Suresi'nde, altmış birinci Ayet-i Celile, ne buyuruyor Mevla-yı Zülcelal'imiz? Böylesi bir kurtuluş için çalışın. Böyle bir kurtuluş için çalışsın çalışanlar. Nebiler gibi mi yaşayacağız onlar gibi çalışalım.
Sıddıylar gibi şuheda gibi çalışalım. Şimdi bazı kitapların temini hususunda görüşüyoruz kardeşlerimize nasıl sunsak diye. Bunun dört bin tanesi sunuldu. Sonra dedik ki kardeşlerim bir de bunda gayret de gösteriler, çalıştılar. Ya bizde de bir aidiyetin olması lazım. Bu müsabakeler kitabı daha yeni müellif hazretlerinin bile kalsın diye. O zaman biz bunları çok iyi mütalaa etmek lazım. Bakıyorsunuz kardeşlik hususunda zafiyetle çoğalmaya başladı. Bu elbise artık eskiyor. Yani giyilecek hayrı kalmıyor. O zaman yeni bir elbise giyelim biz. Zaten öyle diyorum bizim dolaplarımızı açsanız, gömleklerimizin adedi belirsiz. Elbiselerimizin adedi belirsiz olanlar için söylüyorum. Değiştiriyoruz zaten biz.
Bunu değiştirirken gelin biz kafamızdaki elbiseyi de, itikadımızı tashih ederek, itikat elbisesinde, ibadetimizi takva esasına göre ayarlayarak, ibadet elbisesinde, ahlakımızı, ahla-ı Muhammediye kılarak, ahlak elbisemizi de giyelim rica ettik ve giydirelim. Onların eserleri çok güzel. Sonra bir Kutbul Aktab'ın eseri okumak aynı zamanda bize rabıta da olur. Ebu'l Hasan-ı Rakani hazretlerine biri geldi. Hadis talimi için Irak'a gidiyordu. Dedi ki burada Ebul Hasan-ı Arakani Hazretlerinin bulunduğu çevrede daha bir alim var mı acaba ondan okusam deyince, Ebul Hasan hazretleri benim dedi. O zaman üfmem gerekir dedi alim bizzat. Haydi hadis okuyalım dediler. Böyle hadis okurken bazı hadislerde Ebul Hasan ı Harakani Hazretleri, Harakani hazretleri bu sahih değildir dedi. O hadis alimi olan zat dedi ki nereden biliyorsun? Ben dedi şu anda Resulullah'ın iki kaşının arasına bakıyorum.
Hadisi şerifi okurken mübarek taşları çatılıyor. Buradan anlıyorum ben. Demek ki bir okyanustan pay almamız gerekiyor. Şu küçük havuzdan neden değil. Gelin bunlardan çıkalım biz boğulacağız yoksa. Bu havuzlarda nelerle olmaz. Zehirler bizi. Ya biz okyanusla da alakamız olduğu halde, zehirleniyoruz. O zehirlenişi, ismini çokça girmeyin diye kıymetli bir insan, pazar günü geldi görüştü. O bir şeyi anlattı, dedi ki efendim dedi, işte şu sene kadar önceki der'e geliyordu. Kişi üstazından istifade etmeye çalışır, eğer itiraza başlarsa dedi, o manevi suya zehiri katar. O zehirden dolayı. Sonra bunu inceledim ve buldum. Kaynak eserlerden de buldum. Artık bunların zamanı değil, yol alma zamanımız. Bakın bize ne Ehlullah, beş tane kıbleden bahis buyuruyor. Bir müminlerin kıblesi nedir şimdi? Namaza hürmet. Allah'ımız izin vermesin. Beytullah'tır. Şimdi kıbleyi beşe çıkartın. Ne olacak yani?
Kıble herkesin ayrı ayrı bir kıblesi mi var? Bazen buraya konuşmacılar gelirdi de, dinler dinlerde, kıblemiz bir, taptığımız rabımız bir, Peygamberimiz bir diye. Hepsinin kıblesi zaten Beytullah'tır. Ama o Beytullah'a dönerken, onun dönüşüyle bizim dönüşümüz arasında bir fark var. Nedir o fark? Peygamberlerin ve geçmiş ümmetlerin, Beytullah'a dönerken, evet meleklerin Beytullah'a dönerken, kıblesi nedir? Beytül Mahmud. Duaların kıblesi nedir? Arş-ı Asan'dır. Biraz itiraza vesile olabilir diye çekiniyorum. Onun için esası koymaya çalışıyorum. Çünkü Yönünü Mescid-i Haram'a çevirmiyor. Çünkü peygamberlerin ve geçmiş ümmetlerin kıblesi neydi? Beyhül Makdis'ti. Kutsi şerife dönüyorlardı. Müminlerin Kabe, peygamberlerin ve geçim ümmetlerin Beytülmakdis. Meleklerin Beytülmakdis. Duamızın kıblesi, Arş-ı Azam.
Ama şimdi burada salihlerin, sadıkların, aşıkların sadece bu namazlar kıbleye dönmekle bunu itmam etmez. Evet mutlak şartındandır farzdır. Kıbleye dönecek. Ama o yerine göre çok değişik yerlerde de bulmuyor. Namazın dışında birçok halleri var. O hallerde de Beytullah'a dönüşteler lisanda. Da Siz nereye dönerseniz dönün, sizin yönünüz Allah'a. Bunu biliyorsunuz Zeyd ibn-i Desene'ye buna zulmettiler. Hakaret ettiler, bunu bir idam sehpasına çıkardılar. Dediler ki son artık söyleyeceğim söz ne ise onu ifade et. Şöyle bir baktı, Efendimize selam göndermek istedi sallallahu aleyhi ve sellem ve müşriklerle dolu hiçbir kimse bulamadı. Peygamberimize selam gönderecek, şimdi kıbleye dönmek istiyor, ona da mani oluyorlar. O zaman dedik dedi. Nebiyyenin benim sallallahü aleyhi ve sellem ile oturuyordu. Şimdi böyle bırakmayı kendimiz için bir acziyet görürüz, Tez geçtik.
Kabe deyince, Kabe'nin nasıl bir kıble olduğunu anlatmamız gerekirdi. Ne anlatacaksın? Küp şehrinde bir bina. Hayır hayır öyle değil. Onun bir rüknü, ricalü'l hayıbı ifade eyle. Onun bir rüknü fıkhı ifade eyle. Onun bir rüknü Salihlerin gönlünü ifade eyle. Onun bir rüknü okuduğu Ayet-i Celile ifade eder. Biz gidiyoruz Beytullah'a. İnşallah bu şekilde gideriz. Herhalde bunların da sevgisi sormalı ki, üstazenimiz delil edenin ve vazifiyle doğurmuştur. Mürüdan'ın üstazına olan bağlılığı birincisi üstazının elinden hırka giyinendir. Ne demek, ne anlatacağız? Onun bille sesi teperkendir. Müsaade ederseniz anlatayım. O minada biraz da soğuktu. Geceleri soğuk oluyor bu çöl ettiği bir gündüz sıcak oluyor. Mürşid-i kamilimizin cübbesini üzerime bıraktılar. Her zaman giydiği yorulumun cübbesi. O anı anlatmak mümkün değil. Sadece o cübbenin altında bulunmak. Bunlar boş işler değil.
Sizin gibi sevgili insanlara anlatılan hakikatlerdir. Bir de irade hırkası ki bu müridliğin göstergesidir. Mesela bir şey hoşumuza giriyor, hakikaten olmadı. Yanlış. İkincisi telakin edici Zikrullahı yapma. Efendim ağır gelir. Sonunda daha ağır işler olmadan bu ağırlıkları yüklenmemiz lazım. Evet biz okuyoruz, Nuruc suresi kolay geliyor, Fetih suresi kolay geliyor, Saffat suresi kolay geliyor ama Enbiya Suresi biraz ağır. Hayır hayır. Hiç ağır değil. Sohbetlerimizde okuyacağımız Yasin-i Şerif, Tebareke, Amme ve Ley Suresi hiç ağır değil. Eğer bu zorlukları görürsek deriz ki keşke aynen efendimizin buyurduğu gibi, Sacıllah aleyhi ve sellem efendimiz, Kişi diyor hakikatlerim müşahede edince, diyecek ki, doğum günden bölününe kadar başımı secdeye koysam da aldırmasak. Bunlar Sohbetinde olun, hizmet etmektir. Adamın biri Bayezid İslami hazretlerine geldi. Dedi ki üstadın nasıl sabahladın?
Ne demek istiyorsun dedi. Bizim sabahımız da akşamımız da yoktur. Efendim nasıl işte saat sekize doğru geldiği zaman akşam oluyor. Ve sabah altıdan sonra da işte saat altıya geldiği zaman da, sabahtan hayır evladım bu bir sıfattır. Bu bir sıfattır. Bu sıfatı olan kimseler içindir. Biz, biz Böyle olan kimseleriz. Biz kendimizi zatı kibriyada eritmişiz. Yok. Bayesid diye hiçbir şey yok ortada. Oğlum ne sabahı ne yapacağımı biz Mevla ile beraberiz. Mevlana'mız Celalettin Rumi, Bayezi, Katdiesallahu Srivan'ın, Ebü'l Hasemi, Arakani hazretlerini anlatması var. Çok güzeldi. Çok kısa olarak söyleyeceğim. Rey tarafından geçerken, bayezid islami efendimiz, Rey tarafından geçerken, Ebül Hasan'ı Arakani hazretlerinin bulunduğu tarafı kokulardı. Efendim dediler neyi kokluyorsunuz, nedir bu. Ben derdi bir erin kokusunu aldım. Buradan Memülü Hasan zuhur edecek.
Ve onun öyle bir güzel anlatıyor ki, zaten güzellere güzellere anlat. Buraya çok kıymetli bizzat gelmişti. Dedi ki kardeşim konuşacağım ama şahitlerin hepsi öldü, ben ne yapayım? Kimse bilmez ki. Burada o anlatacağım insana hakikati beyan eden kişileri söyleyeceğim ama hepsi cisim olarak yerine, ruh olarak aslında nasıl konuşuyor? Ancak bunu o güzelliğe nail olan kimseler konuşur. Diyorlar ki bir şah doğar, göklere çadır kuran, yüzü Hakk'ın gül bahçesi ile güle döner. Her sabah Bayezid KaddeSallallahu Sırrı Hazretlerinin kabri'nin kalbine varır, kuşluğa kadar da ders okurdu. Çok güzel burada fena ve beka konusunu. Böyle düşünüyoruz, acaba fena billah ne demek, beka billah, bununla son vermeye çalışalım. İyi hallerin nefse yerileşmesidir. Fena fillah bu. Bir manaya göre güzel hallerin bize yerileşmesi. Hep konuda rahmani kokuların gelmesidir. Bekaani ise bu güzellikle devam etmesidir.