Bismillahirrahmanirrahim. Büyüklerimizin tavsiyelerinden vasiyet ederim size abdest alın taze taze, içi fena güzel yüze, yapma işte riyadır bu. Üstadımız buyuruyor ki size vasıyetim abdest aldığınız zaman mesela namaz vakti geliyor. Tekrar yine abdest alın. İşte abdestim var, kılabilirim, idare eder demeyin. Tekrar yine alın. İçi fena güzel yüze. Böyle içinden kurgular kuruyor. İçi bir türlü yatışmıyor ama dıştan güzel görünüyor. İçi fena güzel güzel yapma işte, riya bu. Kalbimizin evetlemediğini dilimiz söylemeyecek. Mesela kalbimiz bir başka, dilimiz bir başka olmayacak. Bu münafıklık sıfatına girer. İçimiz ne ise dışımızda olacak. Bir hoca çokça şunu naklederdi. Çok duydum. Bu nasıl olduysa üstadımıza efendim, sizi çok seviyoruz demiş. Öyle diliyle değil diyor ama sanki hoparlörle ilan edilir gibi kalbime bir ses geldi diyor. Riya, riya, gösteriştir diyor.
Hiç diyor, bir şey demiyor diyor. Demek istemiş ki siz sevdiğinizi iddia ediyorsunuz ama kalbinizde bu sevgi yok. İmam Ali Radıyallahu Anh Efendimiz de böyle oturuyorlar. Bir tanesi istiğfar okuyor. Estağfurullah, estağfurullah. Tabii bunun çok değişik şekilleri var. Estağfurullah alime ve etübu ileyh denir. Nebiyyekrem Efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem son zamanlarında çok okuyorlardı. Günahından mı bize yol gösteriyor? Onun istiğfar okuması beşer olması hasebiyle yemesi de var, içmesi de var, giyim kuşamı da var, diğer ihtiyaçları da var, bundan dolayı deniyor. Bir rivayette de devamlı makam kaydediyor. Evvelki makamın bir bursu hasıl oluyor. Ondan dolayı okurlarmış. Yoksa nurdur. Fetih suresinde gelmiş ve geçmiş bütün günahları affolunmuştur. İmam-ı Ali istiğfar okuyan birisine yalan söylemedi. Ne yalanı ya hadi? Dilin okuyor da kalbinde nedamet yok.
Yapmış olduğun hatadan dolayı pişmanlık duymuyorsun. El Berika diye, Hadim Merhum'un çok güzel bir eseri var, Tarikatı Muhammediye. Bu ilim ehlinin mütalaa ettiği bir eserdir. Orada geçtiği üzere bir tanesi, taa yıllar evveli bir hata işlemiş. Ne zaman diyor ben oradan geçsem terlerim diyor. O yaptığım hata hatırıma gelir. Şimdi biz düşüneceğiz. Eğer yapmış olduğumuz hata hatırımıza gelmiyor. Bundan da endişe duymuyorsak Allah muhafaza buyursun amelin hap dolması demek bu. Amellerimizin kabul olmamasının sebebidir bu. Mesela hiç ızdırap duymuyor. Bir tanesine üstadımız dedi. Oğlum dedi. Hiç nedamet kalbine bir pişmanlık gelmez mi dedi. Gözünden damla dökülmez mi yavrum dedi. Hiç dedi böyle denk gelmiyor musun dedi. Sıddık Azam radiyallahu anh onun birçok güzel kasidesi var. Kasidesinin bir yerinde şunu der. Öyle benim hatalarım var ki, mitle ramlin la yuad.
Kumlar kadar hatam var hatta sayılamaz, diyor. Bunu söyleyen sıddık-ı Azam onun için buyuruyorlar ki büyüklerimiz evliyaullah kelamından sekiz sahife olsun okuyun. Okuyun ki kalbiniz yumuşasın. Ne olur? Bir tane Allah'ın kulu tezkiretü'l Evliya'yı iki cilt okudu, bitirdi, buraya geldi. Dedim ne anladın? Dedi ki iki cildi de bitirdim, anladığım şu. Onlar ayrı bir hayat yaşıyor, biz de ayrı bir hayat yaşıyor. Gördüm ki dedi, hayatımızı mahvetmişiz. Allah'ımıza hamdederek söylüyorum, okulların en yükseğini bitirdik. Bizim hocalarımızdan biri koltuğuna küçük bir çantası vardı, onu aldı, geldi. Dedi okulumuzun tasavvuf hocası yok. Siz de dedi aile olarak buna müsaitsiniz. Okulumuzda asistan olarak devam edersiniz dedi. Gözümün önüne mürşid-i kamilimiz geldi. Onun bir cümlesi bana dört fakülteden üstün.
Onun bir sohbetinde bulunmak, bize o fakültelerde, asistanlıktan, doçentlikten, proflükten çok üstün. İştahımızın bazı hizmetleri oluyordu layık olmadığımız halde. Evrad, ezkar şimdiki gibi matbu değildi, verilen evradlar, eskarlar yazılıyordu. Onu yazmamız gerekiyor ve bir de ölüm tefekkürüne kadar saydırıyordu. İstiğfar, tevhid, salavat ölüm tefekküründen sonra ölüm tefekkürüyle kendisi alıyor, tek tek inceliyordu ama. Sağ olun, soruyorsunuz. Bir tanesi sayıyorum, hep okuyorum dedi. Buyurdu ki: Bunu okumuyorsun dedi. Derhal haber verdi. Biz yüksek okullarda bitirsek, mütalaalar da yapsak, ne görmüşsek bir şey alamazsak dahi onların huzurunda bulduk. İmanın kemali nedir? Hakiki iman nasıl olur? Sureti imandan tasdik-i imana nasıl geçilir? İbadet Rabbimizi görür gibi nasıl yapılır? Takva sıfatı nedir? Hep onların mübarek kelamlarından öğreniliyor bunlar. Yoksa bir odun gibi oluyor insan.
Mesela dağdan tomruklar getirilir. Eğer bu fırınlanmazsa, kardeşimiz bilir belki, fırınlanmazsa, ondan sonra planya girmezse, belli bir şekil almazsa odundur. Onu ne bu evin dekorunda ne bazı işlerimizde mesela bir çeyiz sandığı bile onlardan yapılır. Diyelim bir ecza dolabıdır veya mutfağın dolapları vesaireleri hep bu hazırlanmış belli bir işlemlerden geçtikten sonra o ağaç dediğimiz tomruk dediğimiz evlerimizi, nelerimizi süsler, işyerlerimizi süsler, daha birçok alanları vardır. İşte biz eğer mürşid-i kamilimizin, mürşid-i kamilimizin gönyesine girmezsek filan yedirirler, ona girmezsek şekil almazsak biz kendi kendine biten bir ağaç gibi oluruz. Ebu Ali Et-Dekkak Hazretleri kendi kendine biten ağacın meyvesi olmaz. Olsa bile tat vermez dağ armutları gibi ama aşılanırsa bambaşka olur.
Bahçesinde Efendimiz Hazretleri bir armut yetiştirmiş, aşılanmış fakat Allah'ımız ona ahiret aklını lütfettiği gibi dünya aklını da vermiş. Ağacın şöyle iki metre kadar gerisine bir çukur kazdırmış. Oraya gübre döktürmüş ve su veriyor oraya. Şerbet buyururlardı. Su veriyor. O çukurdaki gübrenin suyu armut ağacına gidiyor. Armutlar cebe sığmaz hale gelmiş. Eskiyi söylüyor. Eski mendiller vardı. Çok büyük. Kenarı mavi, çizgili, armudu ona sığdıramamış. Burada da insanlarımız hocalarına saygılı, burada kıymetli bir müderris zata bu armutları götürmüş. Demiş Hasan Efendi bu nereden Ankara'dan mı geldi? Kayseri'den mi geldi? Nereden geldi? Efendim bizim bahçemizde yetişti. Allah Allah! Bu kasabada bu nasıl olmuş böyle? Bakınca her türlü ihtiyacını giderince meyveyi de çok güzel veriyor. İnsan Kuran-ı Azimüşşan'da Cenab-ı Hak misalleri bitkiler ile veriyor.
Mesela Hadis-i Şeriflerde Kuran okuyan kimseleri niye benzetiyor? Yerine göre Ebu Cehil karbonsuna benzetiliyor. Daha sonra Reyhan çiçeğine benzetiliyor. Ağzına alınca insan zehir gibi olur ama kokusu güzel. Halimiz, tavrımız güzel olmayınca ancak bu şekil dolu. Ondan sonra turuçgiller benzetilmiş. Ay şerri de inşallah hata etmem, Mahmud Efendi diye bir hafız varmış. Bu Hunat Camii'nde bir Kuran-ı Kerim okumuş. Dışarı çıkınca cemaat demek ki çok düzgün bir cemaat. Hocanın yakasına asılmışlar Kuran-ı Azimüşşan okuyan. Bize dört sahife okumadan bu camiden seni çıkartmayız diyorlarmış. En az bize dört sahife okuyacaksın. Bizim ruhumuz doyacak diyorlarmış. İftarı açtık. Bir daha sofra açılsa yemem. Ben doydum deriz ama ruh doymaz. Ruhun gıdası zikrullah olduğu için, ibadet ve taat olduğu için onda doyum olmaz. Ama biz Ramazan-ı Şerif'in ilk günü neredeyse camit oluyordu. Şimdi niye bu halde?
Onu kabirde göreceğiz. Abdülkadir Geylani hazretleri buyuruyor. Beni Cenabıhakk'a ne gece taati ne gündüz oruç ne de ilim ile meşgul olmak ilim sahibi olmak kurtarmadı. Yalnız burada yanlış anlaşılmasın Abdülkadir Geylani efendimiz her namaz arasında Kuran-ı Azimüşşan'ı hatmediyor. Abdülkadir Geylani kalpte Sallallahü'l-hü sırrı Hazretleri her namaz için gusül abdesti alıyor. Abdülkadir Geylani kalpte Sallallahü sırrı Hazretleri'nin secdeye vara vara mübarek dizleri, bunu demekten hicab ederim nasırlaşmış diyeyim. Birilerine benzetiliyor da bir evliya için bunu ifade etmekten haya ederiz, dizleri nasırlanmıştır. Secdelere vara vara. Abdülkadir Geylani efendimiz ilim olarak da zaten İslam hukukçudur kendisi. Büyük bir fakihtir. Tefsiri de çıktı. Çoğuldu tefsiri çıkalı Tefsiri'l-Ceylani diye. Biz hayran kalıyoruz. Burada aslında bulabilirim bir kayıttı.
Onu almıştım Abdülkadir Geylani Efendimizden, Kaddesallahu Sırra hayran kalmamak mümkün değil. Çok güzel ifadelerde bulunmuş, çok kısa ifade ediyor ama büyük manalar içeriyor. Buyuruyor ki beni Allah'a vasıl kılan ve selameti sadır buyuruyor. Beni Allah'a eriştiren kerem oldu. Bu artık esastır. İyilik oldu ve ennet tevadua bu tevazu ise salik için sanki bir fidan diyor. Sanki bir fidandır. Çok önemli bir husustur. Sıfatı zaten. Dedem Rahmetullah Ali Hazretlerine Kayseri ulemasından hacüzuht efendi. Muhakkak tanrısınız, duyarsınız. O günkü diyanet reisleri kendisinden sualler soruyorlar. Müşkilatlar, müşkilatını hallettiği mübarek bir kimse. Dedeme diyor ki dedemle çok görüşürmüş hususi Kayser'den gelir dedemle görüşürmüş Rahmetullah Ali Demiş ki Mustafa Efendi evliyanın öyle şartlarını sıralayıp durmayın. Tek bir şartı var. Cömert olur.
Sadece bu cömertlik cebinden değil mübarek dilinden de cömert. Mübarek gözleriyle bakışında da cömert. Artık her hususta cömert olmuş oluyor gönül olarak mühim olan zaten. Beyin olarak cömert. Tevazudur. Sonra bir de tevazu ve selameti sadır. Sadrımın diyor Allah'ın dışında hiçbir sevgiye yer bırakmamasıdır diyor. Öyle Allah'ımıza muhabbet ettim ki sanki Rabiatü'l Adeviyye annemizin dediği gibi şeytana buğz eder misin deyince hayır diyor. Olur mu? Adüvün mübindir, en büyük düşmandır. Allah'ımıza öyle sadrımda sevgi, muhabbet var ki ona buğz edecek yer kalmadı diyor.