Ramazan Ayında İnfak ve Yardımlaşma Önemi kaydında Ramazan-ı Şerif'te nafakanızı yani yiyeceğiniz, içeceğiniz, maddi olan bütün değerleriniz bunları bolca açın. Bundan gaye şu, fakir için, yoksul için, yetim için, öksüz için, muhtaç olan kimselerin bizzat tetkik edin, araştırın, bakın. Bizim soframızda ne varsa yiyeceğimiz, bulamayan insanları da zaten Ramazan-ı Şerif'te oruç tutmanın…
Ramazan-ı Şerif'te nafakanızı yani yiyeceğiniz, içeceğiniz, maddi olan bütün değerleriniz bunları bolca açın. Bundan gaye şu, fakir için, yoksul için, yetim için, öksüz için, muhtaç olan kimselerin bizzat tetkik edin, araştırın, bakın. Bizim soframızda ne varsa yiyeceğimiz, bulamayan insanları da zaten Ramazan-ı Şerif'te oruç tutmanın manasından birisi de budur. Ben bu açlığı şu yaz gününün uzun günlerinde tattım. Acaba rızık bulamayan insanlar ne yapıyor deyip, soframızda olan nimeti tefekkürle Allah'ımızın ihsanını, olmayanlara da ikram için sofranızı çok bolca açın buyruluyor. Ramazan-ı Şerif'te nafakalarınızı, vüs'atiniz nispetinde, gücünüz nispetinde açın. Yedirin, içirin. Diğer Hadis-i Şeriflerde de, aleyh salat ve selam Efendimiz buyuruyorlar. Eğer bir kimseyi siz iftar sofrasında bir fakiri yedirip içilecek olursanız, Tutmuş olduğu orucun ecir ve mükafatına erersiniz diye.
Büyüklerimizden bunu çokça biz görüyoruz bizzat. Yaşadık. Üstazi halimiz de kimsesiz olan halasını, evinde akşamları iftarda bulundururlardı. Fakirleri gözettikleri artık hepimizin mal oyunudur. Kendisinin evlatlarından muhabbet eden kimselerden, yardımlar talep ederek bir sandık oluşturun. Memleketimize göre geçimini sağlayamayalım. İşte doktora gidiyor ilaç parası bulamayan. Yavrusunu okutacak, okutmak için imkanı olmayan vesair muhtaçlara bütün yardımlar ediyorlardı. Kendileri halalar yerine. Çünkü halası Allahü alem dokuz tane çocuğunu kaybetmiş, sabretmiş, yalnız bir evde kalkıyor. Onu muhafaza ederek. Bu bizim kendi komşularımız hususunda da hepimizin validesi sayılır. Cuma gecelerinde bazen yedi fakire un dağıttığını, bazen şeker çay dağıttığını, bazen de diğer elinde ne varsa nimetlerden ikramda bulunduğunu biliyoruz. De çantasından da şekeri eksik olmazdı.
Bir gün şahit oldum caminin üst tarafında. Bir akşam namazına geldi. Cemaat burada bulunuyor. Tabi cemaat kendisini anne diye tanıyan muhabbet eden kimseler onlara yukarıdan şekerler dağıttı. Çokça duyarsınız, İslam tarihinde de geçer. Ömer ibn-i Abidin Aziz'in Rahmetullahi aleyh şekeri çok sevdiğini, onu ikram ettiğini çocuklara çokça anlatılır ve etrafında. Bu da ayeti celilesi ile, işte sevdiğinizi Allah yolunda infak etmedikçe son, siz onun ikramına mazhar olamazsınız Ayet-i Celilesi ile. Çok duyduğunuz hadiseler bunlar. Sahabe-i Kiram'dan bahçesini verenler olmuş, develerini vermişler. En kıymetli eşyası. Yani bu deve deyince bize kolay geliyor ama siz düşünün altında en güzel arabalar var. Onları ikram etmek gibi, onları infak etmek gibi, öyle veriyorlardı. Hakikaten büyüklerimizin en önemli hususiyetlerinden birisi budur.
Biz halkımız olarak daha ziyade keşif görmek isteriz, keramet görmek isteriz. İşte ben şunları anlattım, onları doğru kabul Olur bu. Bizim cehaletimizden kaynaklanır bu. Fakat onlar buna bir haiz, bir kadının haiz birisi kadar dahi önem vermezse, onları istikamet üzere hareket etmeyi, en büyük nimet kabul eden kimselerdir. Gördüğümüz büyüklerimizde bu keşifler kerametler değil. Evet keramet siller gibi akar. Bu küçük görülemez. Keramet müstahim olan insanlarda zuhur eder. Velinin elbette kerameti vardır. Şimdi asıl önemli olan hususiyetlerinin cömertlik olduğunu, ulema-i Kiramımız, Şeyh Mustafa Hulusi hazretlerine, dedem Rahmetullah Ali hazretlerine, devrilermiş. İşte Mustafa Efendi bir velinin işaretinin şunlar, işte şu evsafta olması diye sıralayıp durmayın. Cömert olması kafidir diye. Şimdi cömertlik hakikaten önemli bir sıfattır. Yalnız bu cömertlikte diyelim ki bir havuz düşünün.
Ramazan Ayında İnfak ve Yardımlaşma Önemi ne anlatıyor?
Ramazan Ayında İnfak ve Yardımlaşma Önemi kaydında Ramazan-ı Şerif'te nafakanızı yani yiyeceğiniz, içeceğiniz, maddi olan bütün değerleriniz bunları bolca açın. Bundan gaye şu, fakir için, yoksul için, yetim için, öksüz için, muhtaç olan kimselerin bizzat tetkik edin, araştırın, bakın. Bizim soframızda ne varsa yiyeceğimiz, bulamayan insanları da zaten Ramazan-ı Şerif'te oruç tutmanın…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 9 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Eğer bulunduğumuz yerdeki havuzu düşünürsek, alt kısmında bir dilekle bağlanır. Bahçelere suyun gitmesi için bir delik vardır. Orayı kapatırlar bir dilekle. O direğin alt kısmında da böyle bir lastik gibi, suyu sızdırmamak için bir çekilir. Çekil çekilir. Çekildiğinde oradan parklara su gider. Şimdi böyle bir havuz düşünelim. Havuz tamamen su ile dolu. Su tamamen su. Üstünden de tabi doldukça akmaya başlıyor. Şarıl şarıl şarıl akan. Çok da büyük ses çıkar. Aynen bir şelale gibi. Şimdi bizim durumlarımız buna benziyor. O havuz dolu olacak, bu hiç eksik olmayacak. O üstten akan var ya, o üstten akandan çoğumuzun verdiği bu. Üstten o dolu olacak. O dolu nasıl uykular kaçıyor. Rahatlar itiyor. O dolu olacak. O dolu oldu mu onun keyfi becerik. Şöyle bir dileği çekmek, ancak velilere mahsus bir hal. Çekip de aşağıdan boşandırma. Boşandığı zaman ne olur? Tabii ki su dura dura ne yapacaksın?
Kokuşmaya başlayacak. Sonra çamurlar meydana gelir. İnanın biriktirmiş olduğu malı mülkü yiyemeyen çok insanlar var. Tam ölmek üzere, servetini bir yerde muhafaza ediyor, dili de konuşmuyor artık hayatı bitiyor. Vermemiş. Verdiyse de Allah ile kendi arasında bir yeri işaret ediyor. Sonra anlamışlar ki çokça da işaret edince, ithal ediyor adam tabi. Bütün kazandıklarını orada biriktirmiş, hiç kapağını kaldırıp da ne yiyebilmiş ne de yedirebilmiş. Yiyen önce de yedirememişti. Bir yılan varmış, anlatıyorlar. Bunu Sami Ramazanoğlu, Kaddesallahu Sırrı hazretlerimizden olduğunu zannediyorum. Bu yılan pek toprağı yalamazmış. Koskoca dağın, iyisini yalamıyorsun. Tükenir demiş. Bir kuş anlatılıyor, ırmağın kenarına gelir, su içmezmiş susuzluktan ölürmüş su tükenecek diye. Bunu cimrilere misal olarak verirler. Korkuyor. Ama bunun tam tersi velayet esrarına nail olmuşsa, verdikçe zevk duyar.
Şuna şahit oldum ben çokça mürşidi kamilimizi gördüğüm için. Bazen işte ileride de lazım olur diye bir söz işitecek olursa, bakın hepsini veririm deyiveriyordu. Bakın şimdi üstüme fazla gelmeyin, hepsini olduğu gibi bahşederim diye. Buydu. Mübarek huyları en bariz sıfatı bu. Düşünüyorum maaşı yok. Emeklisi yok. Bir göz nuru ile mübarek dişleri de rızkım helalinden temin edilsin diye, levhaları yaza yaza yaza bağını bahçesini satın almış. Geçen anlattım, bir yere hakifleşmiş adam zenginken akre düşmüş. Tabii zorlardan zoru da budur denir. Varlıklı iken yokluğa düşmek hakikaten zor. Buna bir hayli yarında bulunmuş mürşidi kamilimiz. Bakın o adam kurtulsun diye elindeki nimeti ikram ediyor. Onun bir anlaşmasına şahidim, Allah için sevdiği bir kimseye şunu söylüyor. Diyor ki yiyeceğimiz içeceğimiz, bunun dışında hep hak yolunda harcayalım diye anlaşıyorlar.
Bir öğretmen vardı bu görevden nasılsa biz bilemiyoruz. Sebeplerini biliyorum ama demeye gerek yok. Bu görevden alındı. Bu görevden alındı. Üstadımız bir derde düştü. Hatta bu elimdeki şu anda size okuduğum hadisi şerifin içinde bulunduğu kenzül Kitabına boşları ödemek için bir dua. O duayı yazdılar. Sonra o tarihte ta siz altmışlı yilları hatırlayın. İki yüz elli lira gibi, ama şimdi izah edecek olursanız o günkü değere göre, çok büyük bir para. Bir de durumunun ütüsünü ikram ettiler. Sonra ahiret kardeşi olan birisini çağırdı. Dolabı da açtı. Dedi kira param da burada, kulum da burada al. Şimdi havuzu attan boşandı. Üstten değil, üstten. Dolu olup da akan değil, attan boşandın. Attan da boşanınca taze taze doluyor, taze taze doluyor. Elhamdülillah Cenabı Hak o kapıya hiçbir yokluk göstermemiştir. Sebebi de ikramından dolayı.
İkram etmesinden dolayı bu kapı yokluk dönmemiştir biiznillahi teala. Kim ki Mevla yolunda sarf eder, onda had'iyen bir sıkıntı hasıl olmaz. Onların mübarek huylarını anlatmakla bitiremem. Allah yolunda infak etmek gibidir. Şimdi bunu Salih ile Ramazan-ı Şerif'e tahsis etmeyelim. Onların her anı Ramazan-ı Şerif, her Dokuz yüz yetmiş beş bir hastaneye düştüler. Hastaneye düşmesi bizim İpek hocamız derdi ki, üstadımız hazretlerinin derdi, inanın hiçbir rahatsızlığı yok. Hasta değildi. Onun tek rahatsızlığı biziz derdi. Çok kıymetli bir hocamız bir ifadede bulundu. O şahsımızla alakalı olduğu için hicabilerim ve dinliyorum. Biri bize hastalığı yoktur, sadece biziz diye. Şimdi düşünün. Beybullah'ta binlerce işçi var. İnsan hayret ediyor. Diyorsun ki Beybullah'ta bu kadar işçi nedir? Milyonlar oraya geliyor. Herkes bir parça düşürecek olsa, çok küçük parçalar düşürecek olsa bu dağ olsun.
Hani bir kere zamanın kutbu. Ne demek zamanın kutbu? Daha biz bunu izah edemeyiz. İzah ettiğimiz zaman kafalarını da alamaz, gönülden de bunu tartamaz. Bir ülkenin dünyanın en ücra köşesindeki bir hastanın derdi ondadır. Suriye'de sıkıntı duyan kardeşlerimizin derdi kalemi ondadır. Senin evindeki geçimsizliğin derdi de ondadır. Bizim birbirimizle anlaşamadığımızın bütün sıkıntıları da ondandır. Demam. Göçer olsa bunlar bende. Beda rahah'ın da şimdi bir muayyen menzil oldum ben. Kudbi yedyetuhu. Devamlı sıkıntılı. Şimdi okuyacağınız eserlerden misal Kutul Kulüb gibi mesai. Eserlerden söyleyebilirim. Çünkü eserlerin yazmadığı sadırlardan neşet eden sözleri, artık kitapların yoktur ve edemezsin zaten. Biliyorsunuz Somuncu Baba'nın okumuş olduğu bir hutbe. Bursa Ulu Cami'nde. İlim ehli kendinden geçmiştir bir Fatiha'ya verdiği manaya. Ahmet bin Hanbel hazretleri de öldü.
Ben diyor Meşşai Kiram'dan birisiyle görüştüm. Tanıyorum diyor, bu böyle bir rahlenin önünde oturup da on beş sene yirmi sene eğitim yapan değil. Ama diyor cezbelendim, ben o cezbe ile ilahi aşkla dışarı çıktım diyor. Tahammül edemedim bundaki ilim nereden geliyor diye. Orası tamamen mahpus. Ehline malum olan bir durumdur. Ama biz bundan tatmak istiyoruz. Siz tadıyorsunuz. Şimdi yaz bürü demeyelim, kış bürü demeyelim, biz her zaman Rabbimize kuluz. Rabıta-ı Şerife bizim için en büyük bir madendir. Bakın rabıta husun ve kubuhu bildirir öyle. Husun ve kubuhu. Yani iyi olanı ve iyi olmayanı bildirir. Bizzat yaşadığım husus, hiç okumamış adamlar bize gelirlerdi. Ama rabıtaları çok güçlüydü. Hayder dilerdi konuşmalar. Rabıtaası çok güçlü. Yani o kelamlar nereden çıkıyor, nasıl söylüyor, demek ki kalbi aileneleşmiş. Aileleşmiş. O olduğu gibi kaydediyor.
Olduğu gibi sendeki biz diyemem de sizin gibi seçkin insanlardaki fezayili olduğu gibi ilim olarak da ilpan olarak da kayboluyor geçiyor. Şimdi biz ilmi bazı teknik gelişmeler var onlardan duyuyoruz. Diyorlar ki, öyle daktilo gibi tuşlara basmaya gerek kalmayacak. Yansıtmayla, ne ile de ışınlarla da bunlar tamamen haydirilecek diye. Ya bu bir demirdir, bu bir ne diyeyim basit bir alettir. Onların gönlü buna benzemez. Burası sizin malumunuz verdi. Burayı siz daha iyi bilirsiniz. Kendileri rahatsız oldular. Dostlarından biri geldiğinde, demek ki herkese de insan sırrını açamaz. Çokça duyuyorduk halimi arize değecek bir haldaş bulamadım diye. Siz garip mi arıyorsunuz? Garibeyle vatan neyini terk etmiş, bir sokum ekmeğiyle kalmış, irribe barkın yok. Dinen kimse değil, garip evliyaullah'tır garip. Bunlar değil.
Yahu adamın adı vatanından uzaklaşmış gelmiş, Hiçbir şey bulamamış iş ana göre işte bulamamış. Perişan. Bu değil asıl garip velilerdir. Çünkü halini arz edecek kimse yok. İşi yok, benzeri yok. Çoğu ahirete göçmüş. Ene yapsın? Ancak inzivaya çekilmiş. Kendi gönlüne bükülmüş. Allah'ımıza hemhal olmuş. Onların değeri, insanların muzdarip olan, itilmiş kakılmış, böyle sofraya davet edilecek olsa onu etmezler. Bir toplantı olacak olsa onu çağırmazlar. Bir istişare olsa onun hiç adı yoktur. Beğenilmez, o gibi insanlarla haldaştır olur. Sami Ramazanoğlu, KaddeSalallahu Sırrı hazretlerinin görüştükleri buydu. Ne olacak canım, bin lira buyur. Hayır hayır efendim bunlar değil. Tabi onlar kıymetli insanlar olmakla birlikte asıl evinin tavanı da yok.
Bir tarafı uçmuş, bir köşesine hasır parçası gibi bir elbise giymiş, haşını, bıyığını, sakalını hazırış, Allah'ın aşık kullarıyla oturup kalktığını şahit. Onların dostu bu. Memleketimizden misal vereceğim ama bir fitneye sebep olur diye korkuyorum. Ama bunu genel ifade edeyim. Herkesin deli dediği, taşladığı, deli dediği, taşladığı, elini yüzünü çizen böyle, o kimselerle üstadımızın asıl dostu oy gözlerimle gördü. Onlarla konuşuyordu ortalıkta deli dinen adamlar onun huzurunda ellerini dizlerine koyup çok müstesna sözler ediyordu. Cemul cem sözleri bunlara konuşuluyordu. Fena fillah, beka billah, hikavullah, cemul cem onlara. Bunlar garip değil de kim garip kız? Garip takip. Bir türbedava sordun buradaki yatanla bizim aramızdaki fark nedir? Tabi bir güzellik hissettim, buraların hepsi varalarda olur. İçtiğinden neden değil olur. Bir görseniz halinde durumunu, hiç beğenmezsiniz.
Bıyığını, çekindi şemailini ama bir nur var. Artık buraya geldiyse söyleyeyim size. Bir nur var adamda. Siz onu yanınıza yaklaştırmazsınız kokuyor dersiniz. Dediğin şu, tabii bir güzellik var, bu güzelliğe erişmiş. Araştırıyorum acaba nasıl erişti diye. Ben dedi pantolon satan birisiyim. Bir tarih pantolon satarım. Dedi bir deli divane geldi, elini yukarı kaldırdı, sonra parmağını edep yerine kadar. Anladım ki üzeri parti etti. Derhal bir pantolon verdim, zaten bir pantolon satıyorum onu aldım. Çok geçmedi bir gün içerisinde on defa geldi siz kabul almıştım. Aldıklarımı kuruttum, aldıklarımı kuruttum, ona giydirdim. Yirmi gün kadar devam etti. Geldiysem bu noktaya ancak bu şekilde girdi. Bildiğimiz husustan söyleyin. Bildiğimiz hususlardan söyleyin. Akşemseddin Veli'nin, ben diyor Esrar'a Muhammed Bahaüddin Hazretleri söyler. Bu sırra ermem köpeğin yalından yediğimden.
Nasıl anlatayım bu işi? Diyeceksiniz necistir, bilmem filandır vesairedir. İşte ancak bu cemaate ama süzerek, ölçerek, biçerek bu kadar değil. Şimdi biz Siz açlıktan duyduğu için insan, akşam evine yiyecekler getirecek, ekmek getirecek, evde hanım yapacak, üç lokmada doyacaksınız. O sizin midenizin küçüklüğünden neden değil hep buna hasretmeyelim. Evet mide küçülebilir. Diğer faydaları pek çok vücutta insanın öyle yağlar var ki, bunlar hareketlerle, yürümelerle, Padişahımızdan birisi, bir latife de yapmak istemiş, hani biraz da rahatlatayım şu ortamı diye bunu açtım. Demiş ki biraz da yakınmış, böyle hemhal olmuşlar birbirleriyle, şu vezirin demiş evine haber vermeyin. Akşama şöyle on dakika kala iftara çok yakın bir saatte girer. Acaba ne yapacaksın? Padişah mı? Padişaha biz kendi soframız gibi hazırlamayız. Tabii padişaha göre sofra hazırlanır.
Üzeri hasta var, şeyhul İslam'da var, kaz askeri de var, vesairede var, her şeyi var. Varıyorlar hiç. Şerhi şemali değişmiyor. Buyur padişahım, buyur padişahım. Hemen o anda çok kısa bir zamanda sofrayı hazırlayın. Hazırlıyor. O diyor hoşaflar buz gibi hoşaflar. Şimdiki gibi buzdolapların neleri yok. Hoşaflar, yiyecekler, içecekler bunlar hep berekettir. Allah bereket ihsan mı? Bu bereket diyoruz biz. Sadece nafaka da olmaz. Yiyecek ve içecek de olmaz. Görürsünüz. Hani Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz buyuruyor iki kişiye hazırlanan nimet dört kişiye, dört kişiye hazırlanan sekiz kişiye. Hakikaten öyle oluyor, bereket nüzul ediyor. Bu müminlerde olur. İnançsız insanlar bilmez bunu. Onlar dediler işte lobide görüşelim dediler. Bilmem restoranda, şu restoranda görüşelim bilmem filan. Öyle evine girmez. Girmediği için de melek az oluyor tabii.
Evine misafir gelenin melekleri de çoğalıyor, bereket de çoğalıyor, affı ilahiyeye de mazhar oluyor. Elhamdülillah memleketimizin bu noktada duyarlı olduğunu biliyoruz biz. Çok şükür yarı yakınında bulunan veya bir köy ise köyünün en uzak yerinde oturan, mahalle ise mahallede, ilçe ise ilçede zaten bunlar tespitte iyi biliyor kardeşlerimiz. Bunu Mirenler derneği vasıtasıyla tespit ediyorlar. Kardeşlerimizi görüp düzeltmeye çalışıyorlar. Duyardıklarını Allah'ın izniyle hissediyorum. Cenab-ı Hak bizi böyle bir duygudan mahrum etmesin.
Kaynak: Genel
Ramazan Ayında İnfak ve Yardımlaşma Önemi | Mihmandar