Rabıta ve Tevekkülün Manevi Gücü kaydında Nasıl baba hoca derlerdi, bir sabah namazın uyuyarak güneşe kalmış, Abdullah demiş herkesin üstüne, kız feradır o bir namazı kaza ediyorum, bilmem Allah kabul etsin bilmem etme. Böyle bir tek veriyorlar efendim bizim gibi olmuyor hiç. Allah bizim kusurumuzu affetsin inşallah. Bizde de elhamdülillah onları silmek var. Diyor ki Aziz Efendi,…
Nasıl baba hoca derlerdi, bir sabah namazın uyuyarak güneşe kalmış, Abdullah demiş herkesin üstüne, kız feradır o bir namazı kaza ediyorum, bilmem Allah kabul etsin bilmem etme. Böyle bir tek veriyorlar efendim bizim gibi olmuyor hiç. Allah bizim kusurumuzu affetsin inşallah. Bizde de elhamdülillah onları silmek var. Diyor ki Aziz Efendi, ben rabıta olmasa ben de tarikata gireceğim ya rabıta diyorlar diyor. Yaş üzüm ver Allah, yaş üzüm ver desem ne yapıyorsun ya? Çubuk dikiyorum, kepiyorum, kızıyorum, iyi bakıyorum, üzüm istiyorum, Allah şu bir lafıyla bana böyle böyle sarkın üzüm veriyor. Niye veriyor sana? Evet dedi. Evet, tarlayı sünüyorsun, ikileyi, küçleyiyorsun, fenli gübrene atıyorsun, buğday tohumunu tevekkül olup atıyorsun, çöpten Allah sana buğday veriyor. Ne diyor o tarlaya varsan da Allah'ın hazinesinde yok mu?
Kurban olduğum Allah, buğday ver kurban olduğum Allah desen ne ediyor? Verin Allah vermeyen kadir. Niye vermiyor sana da diyor tarlalarda sürüm sürüm sürünüyor mu? Allah işte bir sebebe bağlamış efendim diyor. Demek onu sebebe bağlamıştır Velekad-ı Kerran ile Veli Adem olan bu cihanı feyiz'a bir sebep yapmamış mı diyor yani. Şeyhizi onun kalbinden almak, çeşmeye varıyorsun diyor. Çeşmelerde bardağın doldurmadan korursan bin yanında durursa kendi doğası değil. Yani orada yanında dursan diyor kendi dolar mı? O çeşmenin diyor ağzına diyor ağzına resmini vermek diyor o çeşmeye bakıyor mu da diyor oraya dayı. Yok efendim diyor, ben diyor biliyorum boss diyor, Allah'ın kudretinden bakıyor. Ta Hacerü Muallak, başımın altında da daha kötüye geliyor. Allah'ın kudret verdiği, Hacer Muallak taşının altında hır aranıyor.
Allah yakinen şu Müslümana bağışlasın, İsrail olan kafiri sen diyor o suyun diyor, o çeşmenin oğlu vermediğini, vermediğini, vermediğini biliyorsun da bir kutlu cihandan, emriliğimiz Füyuzat-ı İlahiyenin Allah'tan geldiğini bilemiyoruz mu diyor hoca verdi diyor. Yani onu Allah'ın bahşettiğini bilemiyor muyuz? Yani neden diyor sen diyor havuz nasıl oldun Allah, Kuran'ı kalbine nakşet, Allah mı dedim alsın? Yoksa bir hocanın dizinin dibine diyor Dinde bir kişiye nasip olur, yoksa diz çöküp bir üstadın önünde bunu bellemek lazım. Rabıta bunun gibi olur, murakabaya vardır mı rabıta geçer. Üstadımıza geliyorum, Adana'ya razı veriyorum, elli beşte Ramazan-ı Şerif'te Şukhamı bunun gibi açarım. Zaten Ferit Bey, amcemiz Üstat'ın kardeşi ve oranın sağlıkları böyle dolar, şuktaya bakamam bir saat daha, hüngür hüngür ağlaşırıp dağılır. Dağılırıp, bilirim dışarıdan olduğunu, geldiğini haberim olur.
O amucadan sordum: Amca Allah aşkına, Hadis-i Haram Efendi hazretlerimiz, sen biraderisin, onun hakkında bu ettiğim şeyler yüz de Allah rızası için haber ver. Peki dedi, bizi de çok sever Allah Ömer kadın ne uğrattın ama dedi ki Hasan, kardeşim, kanaat muskunu annemden duyduğuma göre bu yavru Dünya'ya geldiği zaman aklımıza bir şair geldi, baktın böyle aksakallı bizzat. Orada bir şey istiyor yani, sadaka sıkıyor para, ekmek vesaire neyse verdim onu unuttum ne verdiğini. Yani unutmadığım yerleri diyeceğim, şüpheli konuşma. Verdikten sonra ben az size sadakaya gelmedim, bünyeye bir çocuk getirdiniz, Müslüm Muhammed Sami olsun, Muhammed Sami olsun. Onun sözünü emzireceksin şüpheli taamliğime o vakfın tevhidi olacak diye. Şöyle döndüm geriye baktım kaybolmuş diyor. Bir mülk ülsüm anneniz yani, efendi Atatürk'ın annesi Allah Cevabımızın ailesinden diyor.
Rabıta ve Tevekkülün Manevi Gücü kaydında Nasıl baba hoca derlerdi, bir sabah namazın uyuyarak güneşe kalmış, Abdullah demiş herkesin üstüne, kız feradır o bir namazı kaza ediyorum, bilmem Allah kabul etsin bilmem etme. Böyle bir tek veriyorlar efendim bizim gibi olmuyor hiç. Allah bizim kusurumuzu affetsin inşallah. Bizde de elhamdülillah onları silmek var. Diyor ki Aziz Efendi,…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 10 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Ondan sonra diyor, annem bize babama tebşir etmiş, ben sonra doğdum yani diyor. Yalnız bizim kitliğimiz vardı büyük, Ali Ramazan olduyduk biz. Hazreti Muhammed'in lehdinlerde bir kan elimiz gelirdi, yani Hazreti Muhammed Aleyhisselam'dan böyle emir olarak gelirdi bizim neslimiz. Ali Rızaoğulları tanıdık. Ondan sonra efendim, çitliğimiz var. Çiftlikte zengin olduğumuz için. Bak Sami Bey diyorlar, Ferit Bey diyorlar, Berülan etsin öyle geliyor. Çitlikte babam hepimize birer kurban aldı koç. Kesilir bütün fakirler yer. Sami kardeşime da alındı, bana da alındı, ötel kardeşime da aldılar diye annem almış babam beş altı tane koç bacaklarını aradık herkes boztunuz diyor. Hazırlandık Kuran dedi ki diyor: Herkes kurbanını keserse çok efdal olur. Çok günahkarım Ya Rabbi kendimi öldürmek, nefsimi katletmek bizim dinimizde haram, kendi yerime bu kurbanı kesiyorum kabul et Ya Rabbi diyorum.
Deyin düşünün kesin diyor babam diyor. Hem koçlarımızı getirmeye, ağabeyim kazdığı zülüp var, şöyle pislik var oraya kan aksın diye kazdık herkes diyor, Habibim de kazdık, o oraya din geldi diyor, daha mektep talebesi diyor. Mektepte okul hukukta neler okuyor diyor. O da geldi diyor kurban kesecek. Onun koçu geldi eliyle geldi, geldi, geldi gönlüne yattığı, tekrar olsun yani ben uzaktan işitmiştim. Bu koçu kurban etti diyor, başta koçlar gibi itaatsızlık yapmıyordu ayaklarını yoktu. Babam dünyada diyor ki diyor, oğlumun sırrını Allah aşkına söyleme, bu çocukta ben başka hal görüyorum diyor bunun sırrını söyleme. Biz Adana'nın tıpasından inildik çünkü cihanın bömürdürüyle ve evvel de çok gideriz, ettiğimiz için bilirim oraları görüşürüm.
Emirbüste Mahmud Efendi Hoca vardı, Halil Efendi efendimizin dersini tarif ederdi, onun kardeşi Mahmud Efendi iyi hüccetle, kızıl dağda soktun yok diyor, namazdan çıkınca Sami Bey benim yanıma geldi Dedi ki gidiyor. Efendim, amin efendim, yendik kitaplarından bir osanç geldi bana. Yani osandır. Kovukta ne de okuyor okuyor kafam doldu. Boşalt zikir bana ama bir kitap ver Allah aşkına da, ben o kitabı biraz mutale edeyim. Ben dedim ki diyor, Sami Efendi kardeşim bizim kitaplarımız kuş dili, herkes anlayamaz derim diyor. Ha bir de ben kuş diline çalışayım, deriz diyor. Peki, dedim diyor ve kitabı verdim. Zübdesül Hakayık tercüması Bizde de var aynı kitap. O kitabı aldı, aldım, aldı diyor benden diyor. Bir hafta sonra kitabı verdi, bahrın gözü ağlıyor. Ne oldu ne efendimiz dedim diyor. Buyurdu. Bir mürşid olurmuş, ona intisap edilirmiş.
Var mı böyle bir mürşid Allah'ını, dinini Muhammed'iniz ya, doğru söylüyor bir mürşid biliyor mu böyle? Vallahi Sami Efendi bilmiyorum kardeşim. Öyleyse sen bulur da bana haber vermezsen huzur-ı ilahiyyede iki elim yakamda kalsın diyor. Ben bulur da sana demezsem senin ellerin benim yakamda kalsın işte ayrıldık diyor orada İstanbul'a girer diyor, Efendimizin kendi diline geçiyorum şimdi. İstanbul'a gitmiş zabıt olmuşlar orada ve askerliğinin zamanı da şöyle geçince Bübüşhaneli tekkenin de iki sene mütemadiyen, yirmi bir üzüm delesi yiye yiye kaç erban çıkararak o tekke de durdum diyor efendi böyle yirmi bir üzüm delesi yerdir diyor, böyle gık bünü beklerdik. Vefatiflerimiz çalışırdı diyor. Kalbimiz, ruhumuz, sırrımız, hapamız, ahvamız çalışırdı. Ben dışarıya çıktık mı şunu verirdi: Merime başımızda nefse nefse olan kutlu cihan yoğmamış diyor. Yani bizi tutan bir müşr-i kamil yokmuş.
Ben diyor, köprünün başında dineliyordum diyor, Efendi Hazretleri, babama haber veriyor. Orada dinelirken bir hoca indirdiler tarlayıdan iki kolunda iki zat diyor. Benim yanıma gelince gönderin demiş gönderirler tam alnımın çatla din geldi Esselamu Maliku'l-i Sami evladının diye diyor. Tepemden bir kaynar su döküldü, tırnağıma geçti böyle diyor. Geçtiler gittiler diyor, o iki hoca geriye bakıyor Üstad, Hacı Eskadi Erbili, Kuddise sirrahul Aziz efendimizmiş. Geliyor mu o zabit? İhvanımın arasında benim bir yerimi ihraat edecek, dostuma oturacak kimse yok. Geliyor mu o zabit diyormuş. Bunu babamdan duydum geldi demiyor tabi. Metrobattan belli oluyor. Geliyor. Frank'a bindi mi? Bindi. Gerisinde geliyor. İndiği yerde indi mi diyor indi efendim. Geliyor yıllarmış. Arkadaşları dergaha girmişler, sen Halvethanem'e geliyorum, Sami evladımızı getirin bana. Efendim ismini ne ievvel biliyor.
Bize takdir olan evlatlarımız ilmi ezelinde defterimize yazdırmış diyor. Peder huzuruna atılunca benim kabul ettim olay yetmedi ona demiş peder. Senin bize kabulumuz bildireli elli sene oluyor. Demişti. Yani dört yaşındaydı evvel, elli sene evvel senin kabulunu biliyoruz. Pelerin bak, şahit olarak onun evladını göstereceğim. Habibin şefaatına memur dostunu bula vahşa oldu mürşidim diyor. Elli senelik evvel haber veriyorum, Efendi Hazretleri huzuruna oturttu beni diyor. İki dakika sürdü, yemin etmek tabiatım değil diyor. Bana hız olsun diyor. İki senedeki almadığımı o iki dakikada bahşetti kutmayacağım Bildim ki diyor, bu Hıssı Hattihadi hazretleri, bildim ki sizce kutliyat başka bir manadır. Rabbımızın tevfiki yetişti mi? Böyle der insanı bir anda. Ondan sonra yani iki cadı kadar tekvili süluk ediyorlar. Kederim üç günde itmişler.
Kayseri Mitesini Hacı Hüseyin Aks'a iki saat de yapmışlar Tekmil-i Sülukunu. Bizim ihvanlardan üç günde, dün haftalar bütün letaifini devredip ve teslim ettiğimiz arkadaş oldu. Yani bir haftada temiz yediği için çift ile kazandığından. Eskiden kalbin ruhu vardır, ruhun ruhu vardır, sırrın, hapanın, ehvanın şimdi görünmez diyor kitaplar. Ne gibi görülmüyor ola şüpheli taam yedirdiğinden. Bizim ihvanların bağısına oluyor görünüyor. Çünkü sulhaları yediği için, danga ile alaka yok, hayır ile alaka yok. Kimse beğenip de cevabına götürmez. Yani Köşkerek Allah'ı zikrediyor. Allah'ımız zikredip rızasını kazanan Zümra-i Ebrara İlhak diyoruz. Amin Hazreti'den nakşiye geçmek, nakşiden sual verdiye etmek, geztiye geçmek, gülşane halveti celvetiye geçmek, finans zannediyorlar değil. Başındaki tek kamil zat yok.
Doktorun yediği, reçeteyi tamam yapıyor, ilacı kullanıyor, pehritini yemiyor, hastalığın yine geçmiyorsa öteki doktora geçmeden hiçbir mesuliye ve suç olmadığı gibi geçilebilir hiçbir şey yok. Efendi rızıkları derhal gümüşhaneliği bırakıyor, Haccasal efendimize geçiyor. Babam kırk sene kanıkani kitabında çalışıyor, Şihidi da Sa'da Hacı Mehmed Efendi'ydi, çok şanslıydı onu tam bırakıyor, Haccasal efendimize geçiverdi. Bunlardan bir şey olmaz, böyle tereddütle yaşama iyi olmaz. Doktoru kamil, yani filan doktor, diploması neyi yokmuş illa ameliyat edeyimdir. Yapamamca oğlum, dairen yok, bir şeyin yok. İlla diplomazsa onun neresi yarı olacak, neresinden ne ilaç kullanacak olacak. Onu ancak onun kamil doktoru bilir.
Her insana tebessüm olursa, her mürşide dil vermekle yolumu sapta uğradır, mürşid-i kamil olmayan bir yer fikri yol dumanmış, mürşid-i kamil olanın gayet yolu asanmış diyor Niyazi Baba dinliyorsan, onun için Mürşid-i Kamil'den Allah bizleri ayırmasın. Amin. Yaşadım tekkede, hizmet dilerdim diyor. Hizmet ettiğini gören insan efendimiz hutbiyete geçisin, burada bir Deli Mehmet vardı sizin burada. Herhalde takriben kıt ikilerinize gelmiştim, fark ettim, gencin, eskiden geldim kıt bir de. O zaman konuşuyordu İhvanlarla burada. Hazlatımız ona haber gönderdi. Bizim bu makamı ihrazımıza mana buldu. Sami hizmetçiydi orada layık değildi ve Allah onun başına musibet vererek bu sütiyete uğradı. Bizden sana söyle, gusül ettin tövbe ettin benim sevime isabet eden hakkımı ala olsun dedi. Yani halal olsun, oluverir.
Onun da savcının tükeni de, hal tükeni de Özat geldi başlıktır açık ayağı yalın ayak üstü parçalanmış bir efendi. Selamün aleyküm dedi. Adana'dan seni gönderdiler değil midir dedi. Sami Efendi tasarrufu kuvvetleştirmiş maşallah dedi. Sana dedi ki dedi. Mehmet dedi gusletsin, tövbe etsin ben hakkımı helal edeyim dedi değil mi dedi. Efendi hanımları bize riya olmasın diye kendi vazifesini görüyormuş orada. Biz Konya'yı elimizden menakıb olarak aldık, bir buçuk iki saat konuşmaya Konya'dan bize bahşişler olmuştu eskiden beri. Halen şimdi irşad olmam için buraya gelirim kanaatınız olsun. İnşaat etmeye değil, irşad olayım. Şu kalbim benim de onlar gibi yumuşasın diye gelmiyorsan iznime gözüme dursun. Bunu unutmayın bize himmet edin, dua edin. Allah rızası için mahrum göndermeyin şu Mevlana diyarından bize, mahrum göndermem, Allah cümlemizden cümlemizden razı olsun.
Gittik bir de aşağıda evin oraya gittik ekmek yiyorduk bir buçuk saat sürdü ekmek yeme sohbet ediyorduk. Çocuktum, Hazıratımızda buyurdu ki: Gülmek muhtemeldir feyiz çok geliyor, kusura edindi. Aman bozucu şey yap bir şey olursa deriz orada Adana'ya, o bir adamın evi yani camilerden ipi aşağıla, Aziziye Camii'nin doğru istikametinden girince, Mevlana'nın cadlasından aşağı bahçalarının içinde bir dev orada yemek yerken hır kazan durduk burnumuzdan soluk geliyor hiç almaya imkan yok. Nefesim kesildi, ölüyorum baktım canım tutuyor şehadet okumuyor efendimizin dediği arttırma geldi. Yani bütün ihvan baktım serilmeye başladı sağa sola. Hadi Zor gücü çıkarıp gittim okudum, birisine de Kuran okuttum. Arkadaşım birisi dedi ki: Selam olmasa söylemeyeceğini. Vallahi Hz. Muhammed 'ına Hz. Muhammed 'ına Hz. Muhammed geldi. Cemaate Selamullah diye böyle. Yani Konya'da bu halleri biz gördük.
Bazı geldiğimiz zaman da der ki: Mevlana demiş ki: Konya'dan çok fena bir olmasa ben buraya gelmezdim demiş. Paralar Konya'yı, Konya'yı aralamaanlar. Ve Kan Kayser'de bütün vaazlarla beraber oturuyorduk, vaazlarla müfdinin yanındaydı bizi de çevirmişler, lisan zannetmişler, böyle konuştular. Misafir edin ben tabi, oraya oturmuştu vaazlar da geldi. Onyalıya dua edelim, Allah onlar gibi bize kuvvetli iman nasip etsin dediler. Ne diyeyim geçenki olan bu vahamız dört köşe yedi iklime ikiye bozdurmak için. Tek bizim köylerden yani zarar gören, beşer, bina gören arkadaşlardan üzüntü çeken varsa para toplayalım verelim Allah rızası için yani. Bizim gözümüzde yaşarıyor bu memleket. Allah razı olsun, Allah mücahede'den bize ayırmaz. Allah kel kel öldürmesin, nerede olarak canımız Allah yolunda buradan gitti. Çok şükür Elhamdülillah. Sizlere kardeş olduğumuzla iftihar ediyoruz.
Orada o Mehmet binayı atamadı neyse geçti. Efendi Hazretleri bir gün Kide müfdisi, Hacı Hüseyin Efendi Kide müfdisi mektup yazmışlar, mektupları Hacı Sami Efendi Hazretleri okur. Sevk Halife okur için meclise bakar o okullarmış mektubu, yani ismiyle söyleyeyim Kayseri'den Alibet Sa'da Mustafa Efendi, ben de onu isterdim. Efendi bir yere geldi diyor hırt hırt demeye başladı, boğazı hırt hırt diyor. Efendim nazıkları okusan okuyamadım efendim. Bize verin lütfen dedim diyor. Üsteazı alsam kendi okumaya başladı. Dedi ki diyor mektup, üstazı alsam bilmiyorum burakaba Adem diyor. Bir meclis kurulmuş Meclis-i Kübra'ydı. Meclis'te zat-ı Ali'miz vardı. Sultan-ı Enbiya Aleyhisselam sizden soruyordu, diyordu ki: Yerinize kimi vekil olup gelip ahirete iptal edeceksiniz diyordu. Sen de girin ki: Adanalı Hazreti Ramazanoğulları'ndan Muhammed Sami yerine vekil bırakıyorum. Şahidin var mı?
İmzanı atan mı? Yerini muhafaza edebilir mi? Kendim diyorum birisi şahidi benim. Kabul etmezseniz gide müftüsü Kavsil Alzam oldu, gelecekte Kavsil Alzam makamında, onu getirelim de o imzasını attın, demişsiniz. Beni götürenler sizin için getirmiş, huzur Resulullah'a bana Resulullah döndü. Dedi ki: Hacı Hüseyin, Hadisan-ı Sami Bey'in, Hacı Es'adi Erbili hazretlerinin makamına, geçmesine şahit olabilir ve imzanı atabilir misin? Ya Rasulallah, istersen gövdemi basayım, layıktırım dedim. İrade benim elimde değildir, böyle dedim. Bunda, bunda bir şüphe irilecek, murakabama başka bir karışıklık, bir hal var mı yok mu bana malumat verin. Evet evet aynı vaka oldu diyor buradan oraya. Aynı vaka oldu imzasının birinde biz attık. Efendi hasretler hacaletinden, utandığından diz çöktü ağlamaya başladı. Ben laik teyemmüm Ya Rabbi diyor.
Biz bunun gibi bir sultanın evladı olalım da, duasını bilip rabıtaasınacağız. Bu olmaz efendim. Şimdi rabıta ile yapıyorum böyle. Diyorlar ki bir dibine mi oturtacaksın rabıta var, sen onun yanına mı soruyorlar? Çok güzel olmaz. Acethane Efendi'na her çağırdır. Mutlu cihanlar şahtan doğmuş güneş gibi. Pencerem ona açıyor. Da. Bu zaman o, mürşidi kamile görmek günahkar olur insan dönemde. Şahina, sümend efendimizin müritlerinden bazı mürşide Dönüş işe bazı İhvan efendim, sonra dinlerin palallı amel efendi içmenin yanında yeşil tutarda. Efendim, parmakları minare gibi tanımlatıyor diyor. Minare gibi. Bu alanları biz çöp bölüm, çocuklarımız haber verir, biz dinleriz. Böyle genişleme olur. Çünkü insan alem-i ekberdir efendim. Alem-i esrar olaraktan yaşamak çünkü bütün mevcudat insanın içine genç olunmuş böyle. O Süheylai Cer onu içerisinde. Ayak yukarıya kaldırmış insanı.
Atalan da aşağı, şu camilerin ortasındaki ayna gibi. Bu ayna gibi olan art. Yani parladığı zaman yedinci kat sema, aşağı zımparamalar gösteriyor. Yedinci katmire kadar gösteriyor. Allah gazindi emir etsin inşallah. Hocam senin geriye benzemenin içini yapmak lazım. Üstadın'dan burada Ahmet Efendi, Mehmet Efendi, Mustafa Efendi, Tahir Efendi kiminle ders aldırırsa paranı alır üç ay, üç ayda bir, üç ayda bir, ayda bir emir ya, yalnız sen sıkıntı döngüsü üç ayda bir, bana yazın beş yüz lafla celal vermişmüş. Diyeceksin ki efendim o doy, onunla doyamıyorum. Çünkü bir beş yüz lafla lapa gelen bir odun gibi tencereyi kaynatıyorsunuz. Yanına beş yüz liralık gün yanacaksın, bütün odun yalnız da ısınır. Biraz daha ona alıştın mı bin daha alacaksın. Dört odunlu bir araya geldi mi kalbim ısınır ilçe, getmiyor.
Çocuğun yettepe girip de efendim, Boğaziçi, dış tarihi çalışan, organizasyon, göçebe, göçebe, derslere gelmediği gibi, dersini çekmiyor diyor, Şahamir Efendi diyor. Bunları sızanla, okullarını diyor, sor geldiler ben. Çığdım diyor. Birisi girdi, nöronto, nasılsın derse, anam diyor efendim. Yalan söyleme, dertimiştlaha ismini geldi, dersini okumayalım deyince hüngür hüngür ağladı.