Rabıta ve Manevi Yolculukta İlahi Rehberlik kaydında Elimizdeki risale Esad-ı Erbili Hazretlerinin Risale-i Essadiye ve Fatiha-i Şerife tercümesi, Muhammed Esad Erbili, Katdesallahu Sırra. Çok küçük bir kitap ama ele almış olduğu konular deryalarla, okyanuslarla tarif edilemez. Buranın son bölümünde rabıta kısmını almış. Bir gün Üstad-ı Alimizle yaz gününde çok yüksek dağlara çıkıldı.…
Rabıta ve Manevi Yolculukta İlahi Rehberlik ne anlatıyor?
Rabıta ve Manevi Yolculukta İlahi Rehberlik kaydında Elimizdeki risale Esad-ı Erbili Hazretlerinin Risale-i Essadiye ve Fatiha-i Şerife tercümesi, Muhammed Esad Erbili, Katdesallahu Sırra. Çok küçük bir kitap ama ele almış olduğu konular deryalarla, okyanuslarla tarif edilemez. Buranın son bölümünde rabıta kısmını almış. Bir gün Üstad-ı Alimizle yaz gününde çok yüksek dağlara çıkıldı.…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 13 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Elimizdeki risale Esad-ı Erbili Hazretlerinin Risale-i Essadiye ve Fatiha-i Şerife tercümesi, Muhammed Esad Erbili, Katdesallahu Sırra. Çok küçük bir kitap ama ele almış olduğu konular deryalarla, okyanuslarla tarif edilemez. Buranın son bölümünde rabıta kısmını almış. Bir gün Üstad-ı Alimizle yaz gününde çok yüksek dağlara çıkıldı. Üstadımız için çadırlar kuruldu. Gelenler oldu. Bu gelenler içerisinde hocalar da vardı. Bize buyurdular ki oğlum bu kitabı al, orada rabıta bölümünü oku. Huzuruna istediler, oturdular onlara mübarek dilleriyle rabıtayı anlattı. Bir de hiç unutamam Ankara'da Keçiören mahallinde diyanet teşkilatından hoca kesiminden gelenler oldu zannederim onlar fetva kurulundan da olsa gerek ama biliyorum ki hocalardan gelenler olur. Bugünkü gibi ses cihazları neleri yok elimizde teyp de yok, öyle bir rabıtayı anlattı.
Şimdi bizim gibi insanlara bir anlatış tarzı var bir de hoca kesimine anlatması var ama çok güzel çok güzel anlattı. Ben dışarı çıktım dedim ki ah elimizde bir ses cihazı olsaydı üstadımızın, şu rabıtayı anlatışını bir kaydetseydik diye gönlünden nasıl geliyorsa öyle verdiler. Bir de hocaların yanında, ekseriyetle derlerdi ki benim bir mektebim de yok, bir talimim de yok ama herkesi hayran bırakacak görüşmeler yapardı. Bir gün hocalardan biri dedi ki efendim siz öyle konuşuyorsunuz ki şer'i bütün delillerle dedi ispat ediyorsunuz. Bir cenaze namazıydı, biraz erken kılındı sabah namazında, sonraydı. Sonra idi. Buyurdular ki işte cemaat bekliyordu, hava soğuktu, defnin biraz acele olması icap ediyordu. Güneşler biraz çıkmıştı, ne diye. Buna benzer bir hayli sözler edince dedi ki, Uhud Hoca, efendim dedi, hep söylediğiniz şer'i dinimizdeki delillerdir. Başka ne olacaktı?
Mütevazi bir haliyle böyle ifade ediyorlardı. Rabıta hakkında da konuştuklarına hayran kalmamak mümkün değil. Bir büyüteçle misal verdiler büyüteçle. Onu güneşe tuttuğumuz zaman güneşe, o büyüteç ışınları topluyor. Diyelim ki bir kağıda tuttuk bu büyüteci, O kağıt ilk anda böyle bir kavrulur gibi oluyor, ısınıyor. Sonra kağıdın rengi değişiyor, yanmaya başlıyor. Buyurdular ki evliyaullahın kalbi aynen bir büyüteç gibi ilahi bir büyüteç Halıkı Lemyezel'in nurunu toplamaya güç ve kuvvet kesbetmiş, kazanmıştır. Kim ki o kalbi gönlüne tutarsa kalbindeki hasetlik, kin, kibir, boğaz, faiz, tamah, adavet, düşmanlık, dünya sevgisi, nefsani arzular, şehevi duygular bunlar cayır cayır yanar diye. Şimdi bu unutulabilir mi? Ayetler okuyor, hadis-i şerifler okuyor ama misaller daha çok kafada kalıyor.
Bu şekilde bir de şunu hatırlıyorum, Sadi Erbili hazretlerine diyorlar ki efendim biz sizin huzurunuza mı vereceğiz yoksa uzaktan rabıtamız nasıl olacak, bari dizinizin dibine mi oturacağız, nasıl edeceğiz deyince, nasıl edeceğiz deyince Evliyaullah şarttan, doğudan parlayan bir güneş gibidir. Nerede olursanız olun tutarsanız kalbinizi istifade edersiniz. Manisa'dan bir evladı Mehmet Efendi diye bu rabıta halinde evinde oturuyor. Rabıta halinde otururken birden gözlerini açıyor müstahzım geldi diyor. Efendimiz Hazretleri bahçe kapısından içeri girmişler kendisine doğru geliyorlarmış biiznillahi teala. Böyle çok şahit olduğumuz haller var. Sade erbili Hazretleri ben bunu buyuruyor, ayetlerle, hadislerle izah edeceğim. Ulema-i kiramın bütün ifade tarzını, bu hususta görüşlerini vereceğim. Ama diyor yüz binlerce yetişen, yüz binlerce yetişen evliyaullah buna diyor misal değil midir?
Allame I taftazani ile seyyidi efsane, bunlar kelam alimidir, bir şeyh aramaya giderler. Bunlar giderken meşay-i izamdan bizzat tarlada bağda bahçede kendi işiyle meşgul Hoca efendiler nereye gidiyorsunuz der, onlar da bizi irşad edecek kalbimizi Hakk'a yönlendirecek celle celalü bir kimseye deyince dört tarafı böyle bir koklar, der ki herhalde o aradığınız biz olmalıyız. Seyyid Efsanevi Hazretleri ile Allama-i Taftazani otururlar intisap ederler ama Allama-i Taftazani rabıtaya pek gönlü yatışmaz. O ayrıldıktan sonra Seyyidi Efsaniye kalbine yönelir, Efendi Hazretleri. Bir müddet sonra ayrılır. Seyyidi Efsanani allamei taftazani'nin öğrencisi. Konuşurken hocası ahiret etmeye başlar. Der ki evladım ben seni okuttum ama bu bilgiler nereden geliyor sana, nereden öğrendin bunları. Bakar ki bütün Esselamü min ledünna ilma Kehf suresinde geçen, kendi tarafımızdan ilim ihsan ettik.
O nurlar, o sırlar, o güzellikler dillerinden söylüyor. Bunu anlatmam ama Sami Efendi Hazretleri, Kadde sallallahü sırrı anlattığı için. Şeyh-i Efsanî hocasıdır gelir geldiği zaman hocanın hastalığı geçer diyemez ki evladım siz geldiğiniz zaman hastalığım geçiyor diyemiyor. Bunu da Seyyid Efsane hazretleri bildiği için hocam herhalde biz gelince rahatsızlığınız geçiyor asamı buraya asıyorum geldikçe bir sıkıntı size dert, elem, acı buna bakarsınız. Rabıta'ya diyor gönlü yatmadığı için Sami Verimiz Hazretleri iki ay Cenabı Hak asaya yöneltiyor. Bir gün Seyyid Efsanevi içeri girecek hocasının yanına ağırlaşmış rahatsızlığı fakat tam kapının önünde mel'unu görür. Ne ararsın mel'un deyince imanını almak için bekliyorum, diyor. Cenabı hak muhafaza buyursun, ölmek üzere, yalnız asanızı asmışsınız, ondan giremiyorum, der.
Bir eşyasının olduğu yere de bunu verdiler, buna benzer çok misaller, sert ettiler. Tevbe Suresi yüz on dokuz Ey iman edenler Allah'tan korkun ve sadıklarla beraber olun buyurmuşlardır. Sadıklardan murat, mürşid-i kamiller olduğu bahrul hakaik tefsirinde izah edilmiştir. Bedeni hastalıkların tedavisi için, işinin ehli sahasında maharet sahibi bir hekime müracaatatı demir buyurmuş olan, Nebiyi Zişan Efendimiz hazretleri manevi hastalıklardan da kurtulmak için bir manevi doktora, bir Alimi rabbaniye yani kendisini olanca gücüyle Allah'a vermiş bir veli kuluna müracaatı dini bir rejibe saymıştır. Halk celle ve ala hazretleri kulun güç yetiremeyeceği şeyi teklif etmeyeceğini bildirmiş olduğu halde bütün müminlere etmeyeceğini bildirmiş olduğu halde bütün müminlere sadıklarla beraber olmayı emretmiştir.
Bu emriyle her zaman, her devirde sadık ve salih kulların bulunacağını ve diğer kullarına da tanıtacağını bize bildirmiştir. Demek ki her karın, her zaman, her devirde bunlar eksik olmayacaktır. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz de, her asırda ümmetim içinde sabikun vardır. Bunlara müdela ve sıddıkun adı verilir. Cenabı hakk'ın inayeti ve merhameti onlara o kadar boldur ki sizler de o sayede yer içersiniz. Ehli arza gelmesi muhtemel olan bela ve musibetler onların hürmetine def edilip üzerlerinden kaldırılır buyurmuşlardır.
Maddi ihtiyaçlarını gidermek için zenginlerden isteyen fakirlere gelmiş çocuğun okuyabilmesi için şimdi harç paralarını, nelerin kaldırdılar işte bunun için çocukları okuttuğum için maaşım da buna kifayet etmiyor, biraz yardım eder misiniz veya işte doğalgaz, bu kirada oturuyorum, doğalgaz da üzerine biniyor, diğer sıkıntılarımız da var elektrik, su, bunu da yetiştirmekte zorluk çekiyorum, yardım eder misiniz? Mesela Suriye'deki kardeşlerimize yardım götürülecek onlar için daha yeni haberlerini aldım, Verenler Derneği'nin yataklar hazırladıklarını İzmit'ten bir tır yine yakında duydum, yani şu birkaç saat önce de olabilir, bir tır hazırlamaya çalıştıklarını yine verenel derneğimizin hemen hemen her yerde diğer derneklerde de olduğu gibi verilenel derneğimizde de çok büyük bir çalışma var.
Bu çalışmalar için zenginlerin kapılarına varılıyor, müracaat ediliyor, deniyor ki Suriye'deki kardeşlerimize, Suriye bir çöl iklimine de yakın gündüzleri sıcak gibi olur ama geceleri soğuktur hemen hemen bizim memleketimize yakın işte Hatay bölgesinden isabet edecek olursak soğuktur tabii, çoluktur, çocuktur, hastadır, sıkıntıda kalanlardır, ekmeğini böyle fırından almak için kuyruğa giren kimseler bile havadan öldürülüyor. Burada bunların ihtiyaçlarını gidermek için bir zengine varıp da yardım istenecek olsa şirk etti denilir mi? İskender-i Zülkarneyn Hazretlerinin Esailille eayinunibi kuve bana kuvvetle yardım ediniz. Kehf suresi doksan beşinci ayet I celilede Allah'tan başkasından yardım istemesi akla uygun görülüyor. Halıkı azimüşşan Rabbimize secde niyeti ile beyti şerifin duvarlarına karşı yere kapanmaya itiraz olunmuyor.
Rabbimize secde ediyoruz ama biz Beytullah'a karşı secdeye varmıyoruz. Esbaba tevessül kabulü olunuyor, sebeplere yapışılmış olunuyor. Bunlardan daha ziyade mühim olan ruhi gıda ve ilahi feyizleri istemek için evliyanın vasıta kabul edilmesi neden caiz görülmesi? Rabbimiz Kuran-ı hakiminde, essayabillah ve taaa ve nu ala bir rivertakua, iyilikte ve kötülükten sakınmakta birbirinizle yardımlaşın buyurmaktadır Maide suresi ikinci ayeti celleye Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem de Hadis-i Şeriflerinde her bir sanatı öğrenmek için ehlinden ve er babından yardım isteyiniz buyurmuşlardır. İmamı Şarani Hazretleri Nefakakul Kuds kitabında zikir adabını tarif ederken rabıtai yani şeyhin şahsını tahayyül etmenin lüzumunu adabı zikirden saymışlardır.
Allame seyyid şerif Cürcani Kuddse Şerru Hazretleri, şerhi mevakıf eserinin sonunda evliyanın sureten zuhurunun mümkün olabileceğini ve müridin de bu surette feyiz alabileceğini hülasaten zikretmiştir. Şeyh Tacüddin, Osmani Kuddise Sirruh Hazretleri de Taci adlı kitabında Cenabıhakk'a vasıl olmanın yollarını anlatırken bir kamil şey şey'e Rabdi kaybetmeyi üçüncü olarak göstermiştir. Abdülganî'nin Abliusî Hazretleri Taciyye kitabına yapmış olduğu şerhlerinde bu mevzuyu aynen teyit etmiş ifade buyurmuştur. Vavs-ı Azam İmam-ı Efkam Abdülkadir Geylani Kuddise Sirruh Hazretleri'nden naklen tarikat-ı Aliyyeye süluk edenlerin Evliya-yı kiram ile rabıta-i kalbiyede bulunmalarının lazım geleceğini İmam Suhreverdi Avarif adlı kitabında beyan etmiş ve bu rabıta sayesinde Evliyaullah Hazeratının füyuzatından istifade etmelerinin mümkün olacağını ifade etmişlerdir.
İmamı Gazali ve İmamı Suvidi Hazretleri ile Maliki imamlarının Şeyh'i Ebul Abbas El Mursi, İbn Ata, Nehrutdini Kübra ve diğerleri Evliyaullah'ın müritleri nazarında türlü türlü suretlerde görülmelerinin muhal olmadığını söylemişlerdir. Rabıta esas itibariyle Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem Efendimize olmakla birlikte ona tabi olan evliyaullah'a ve kamil bir şeye yapılmasının caiz dolduğunda da şüphe yoktur. Zira onlar farklı Kainat Efendimizin varisleridir ki bizler kendilerine muhabbet besleyip, ihtiram etmekle emrolundu. Ebu Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e getirdiğimiz Salavatü's Selam'da ehli beytin zikredilmesi nasıl caiz oluyorsa, Efendimize tebaan, Emriaullah'a rabıta da, aynen caizdir. Rabıta ehli şeriat, ehli tarikat ve erbabı kulub katında makruba ulaştırıcı bir vasıtadır.
Allah ve Resulüne iman eden ehli sünnet ve cemaat itikadına sahip olan bir kimse bunu inkar edemez. Bunu ancak bunun keyfiyetini bilmeyen ve hakikatine muttali bulamayan, tarik-ı Hak'tan çıkarak inkar çukuruna düşenler inkar eder. Çünkü, çünkü rabıta edilen insan, eğer rabıta yapılıyorsa, bu devre değilse rabıta yapan kimse rabıta yaptığı zat başta fenafillah ve beka billah haline erişmiş. Cem u cem makamına gelmiş. Kendisinden hiçbir eser yok. Hep görünen iradesini Rabbimize teslim etmiş. Mevlayı zülcelal'in Emrlerinin dışında, emrinin dışında hiçbir şey yapmıyor. Onda kendisini eritmiş. Bekabilna varlığı onunla beraber. Kulum bana nafilelerle yaklaşır gören gözü, içten kulağı kavralayan eli olurum buyruluyor. Artık bu hale gelmiş bizzat da Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in emrettiği kimse olur mu?
Altınoluk karşısında Muhyiddin Arabi Hazretleri ben Hızır aleyhisselamın elinden mubarek hırkayı giydim diyor. O hırkayı giyen ve bizzat efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemden icazetli olan kimselere yapılır. Şimdi bu rabıta dönemi diyelim ki bir çocuk anasının memesinden emiyor. O diğer yiyecekleri de artık yemeye alıştığı zaman tekrar anasını emer, sütten kesilmiştir. Bir civciv yuvada anasının getirmiş olduğu yiyeceklerle beslenir, büyür, gelişir ve uçmaya keşfeder. Uçmaya, uçmaya başladığı zaman artık o da anası gibi diğer yerlerden yiyeceğini temin edebilir. Artık yuvada durup kalmaz ki yuvadan artık uçar. O da kendisine bir yuva yapar.
Aynen bunun gibi diyelim ki ilkokulda okuyan bir yavru, ilkokulu bitirmiş, ortaokulu bitirmiş, lise kısmını bitirmiş, üniversiteye gelmiş, daha da yükselmiş, işte yüksek lisanstı, asistanlıktı, doçentti, yardımcı doçentlikti, profesörlüktü vesaire kürsüsünde kurmuş, bir kürsü de verilmiş onu. Tekrar ilkokula, eline çantayı alıp, sırtına çantayı alıp ilkokula girer mi, yetmez. Rabıta dönemi bizim yedi kat semayı yok bilip, kalbimizi arşı azama açabileceğimiz bir hale geldiğimiz zaman, mürşid-i kamilimizin, mübarek kalbinin altına kalbimizi koyup, ya rav, füyuzat-ı ilahiyyeni kalbimizi, ruhumuzu, bu döş kısmında olan sır, hafi, ahfa, alnımızda olan nefis, bütün vücudumuzla alakalı zikri pür zikri sultanı ve nefü ispatı yapıp murakebeye ulaştığımız zaman artık şeyhi kamil çekilir.
Sizler de aynen o kuşun yuvadan uçtuğu gibi çocuğun anasının memesinden kesilip diğer yiyecekleri yemeğe kabiliyet keşfettiği gibi o da istifade etmeye başlar. O zaman neden bir mürşid-i kamile dönüyoruz derseniz, şimdi biz cereyanı, cereyanı elektriği direkt kebandan almıyoruz. Nereden alıyoruz? Hirvanlı'dan da almıyoruz. Diğer barajlardan da almıyoruz. Biz bunu trafodan alıyoruz. Neden trafodan alıyoruz, çünkü direk alacak olsak bu lambaların tahammül etmesi mümkün değil, hepsi birden kalbi, ullah'ın kalbi, bu aynen bir murakabe gibi işte. O kalp vasıtasıyla alıyoruz. Mesela biz, diyelim ki biz Terkos, oradan su alıyoruz ama bursu diyelim ki böyle bir kaynaktan su alıyoruz biz ama bu suyu biz ne yapıyoruz borular vasıtasıyla alıyoruz sonra evimize bir çeşme borularda çekiyoruz, bu çeşmeden suyu içiyoruz. Yahu bu suyu neden çeşmeden içiyorsun, sen gözüne gidip içsen olmaz mı?
Gözüne gidip içecek bir hal yok ki. Nasıl gitsin? O çeşmeden içtiğimiz suda aynen kaynaktaki sudur, hiçbir farkı yok. Mürşid-i Kamil'in gönlünden Allah'ımızın nurunu biiznillahi Teala alışımız aynen buna benzer. Evimize bir boru vasıtasıyla çekmiş olduğumuz çeşmeden bursu içmek gibi. Aynen bursu kaynağındaki su gibi. Ama kaynağından içmeye kabiliyet kesbederse gözünden içeriz. Bu da muratebedir. Yedi kat semayı yok bilip kalbimizi Arş-ı Azam'a açıyoruz ve biiznillahi Teala bu şekilde istifade etmeye gayret gösteriyoruz. İmamı Gazali ve İmamı Suyuti Hazretleri ile Maliki imamlarından arv ettiğimiz bu mübarek insanlar Şeyhi kamilden istifade etmeyi kalbinden, gönlünden ifade buyururlar rabıta esas itibariyle efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'e birlikte, yapmakla birlikte, ona varis olanlardan almış oluyoruz.
Ehli şeriat, ehli tarikat ve erbab-ı kulüp katında matluba ulaştırıcı bir vasıtadır. Allah ve resulüne iman eden ehli sünnet ve cemaat itikadına sahip olan bir kimse bunu inkar edemez, bunu ancak bunun keyfiyetini bilmeyen ve hakikatine erişemeyen, tarihi haktan çıkmış inkar çukuruna düşenler inkar eder. Mutezile'den olan Zemahşeri, eğer burhanını, Rabbının görünmeseydi ayetindeki Yusuf suresi yirmi dört Burhan kelimesinin tefsirinde Yakub aleyhisselamın ruhaniyetinin o anda parmaklarını ısırır halde Yusuf aleyhisselama görünerek o kadından ve o işten sakın demesi sarih bir açık ve o kadından ve o işten sakın demesi sarih bir açık ve hakikattir.
Muhakklık allame Seyyid şerif Cürcani Şerhul mevakıf kitabının son taraflarında ve Şerhul Metali eserine yapmış olduğu, Haşiyesinin baş taraflarında müridin, Evliyaullahın suretini tahayyül ve tasavvur ederek ondan feyiz alabileceğini hatta bunun vefatlarından sonra da olabileceğini sarahaten emir buyurmuştur. Alim allame Abdurrahman elfazıl, el hami Kudsesru Hazretleri rubaiyyat ve nefakat şeyhlerinde ve teveccüh-ü Hacegan risalesinde bu meseleyi aynı şekilde açık açık izah etmişlerdir. Vel risale fitarikatın nakşebendiye ve şarihi Alim Allame Muhammed Bin Said El Hadimi diyor ki zikirden kimsenin kalbine, zikir esnasında bir tefrika, bir vesvese veyahut kabz kapalılık hali arız olup gelirse soğuk veya sıcak su ile gusül etsin yahut abdest alıp halvette yani gizli bir yerde hacet namazı kılsın, duadan sonra tekrar zikir için abdest alsın.
Eğer vesvese geçmez, devam ederse peygamber sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin suretini yani ruhaniyetini tahayyül etsin, çünkü onun ruhaniyetini cismaniyeti gibi imdada biiznillahi teala yetişir, hidayet ve irşatmatlardır, yani hidayet güneşinin doğduğu yerdir yahut da Şeyhinin feyiz almada ve yardımda Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin halifesi halkın terbiyesi ve onları Hakk'a irşadında Aleyhissalatü vesselam Efendimizin vekili olduğuna kesin inanmak şartı ile ruhaniyetleriyle beraber Şeyhinin suretini tahayyül etsin. Aynı mütalaada bulunanlardan El Eşbah Şarihi İmam Allame El Hamevi Nefakatü'l Kur kitabında beyan eder ki Evliyaullah ruhaniyetlerinin cismaniyetlerine galip olması sebebiyle birçok suretlerle görünürler. Onların tasarruf ve kerametleri hayatlarında ve mematlarından sonra da devam eder.
İmam Gazali adabı zikre mahsus, risalesinde diyor ki terbiye etmek suretiyle kötü ahlakını atıp onun yerine güzel ahlakı yerleştirmesi için salikin mürşid ve mürebbi bir şeyin terbiyesine girmesi şarttır. Aslında terbiye toprağa dikilen yabani otların sökülüp, nebatının güzelce büyümesini ve olgunlaşmasını sağlamak için çalışan çiftçinin işine benzer. Hak Teala Hazretleri kullarını kendi yoluna irşad edecek resuller göndermiştir. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem irtihal edince mahlukatı Hak Teala'ya irşad ve izhar etmek için, yani kavuşturmak için hulefası olan makamına halef olmuşlardır. Onun için salikin kendisini terbiye ve Hak Teala'nın yoluna irşad edecek bir şeye mutlak ihtiyacı vardır. Yapmış olduğumuz ibadet ve taatlerimizi eksik ve kusurlarımızla beraber kabule karıyla. Ver.
Gönlümüze sevdiğin, muhabbet ettiğin sevgisi bizi zatına ulaştıracak kimselerin muhabbetleri ile doyula Ya Rabbi. Habib bin Muhammed Mustafa göz eyleme. Kulağımızı hikmetli sözleri dinleyen kulak eyle. Amin. O gıybet yersiz sözler duyan kulak eyleme. Amin. Ellerimizi, ayaklarımızı bütün eyle. Gençliğini ibadet ve taatle geçiren kullardan eyle. Ya Rabbel alemin idarecilerimizi adil eyle, adaletinde kaim eyle. Gönlümüzü mescitlere bağlı eyle. Gözümüzü Allah'ın yolunda Celle Celalühü, gözyaşı döken göz eyle. Ya Rabbel alemin bizi birbirimize saygılı, sevgili kardeşler eyle. Aramıza fitne ve fesat girdirme Ya Rabbel. Bizi Ashabı sallallahu aleyhi ve sellemin dostluğu gibi bir dostluk nasip eyle. Dostluğumuzda sadık eyle ya Rabbi. Bu sadakatle arşı azamın gölgesinde göl gelenmeyi bizlere lütfeyle ya Rabbi alemin çoluğumuzu çocuğumuzu ıslah eyle. Ya Rabbi.
Allahu-ı Azimüşşan'ın ayat-ı ilahiyyesiyle edeplendir Ya Rabbi. Evliyaullah'ın velayet sırrıyla bizi güzelleştir Ya Rabbi. Enbiya-ı hizamın nübüvvetindeki güzelliklerle bizi güzelleştir Ya Rabbi. Zatın istediği güzel halleri bize lütf eyle Ya Rab. Habibiğin ehadisi Muhammediyesinde istemiş olduğu kamil müminin özelliklerini bize lütf eyle Ya Rab. Nasıl ki Kuran-ı Azimüşşan'da hayırlı kulların bahsediliyor, anlatılıyor. Bu güzel vasıfları bize ihsan eyle Ya Rabbi, Ya Rabbel alemi, beldemizi her türlü kazadan, beladan semavi ve arazi tehlikelerden tehlikelerden, tehlikelerden muhafaza eyle. Hastalarımıza şifa, defterimize deva, bursularımıza edalarımız ve içinden şu hallerimize de dua etsin diyen kardeşlerimizin bütün sıkıntılarını kaldır Ya Rabbel Alemin memleketimizi ve biladi İslam'daki din kardeşlerimizi muhafaza eyle. Amin. Amin İslam'a aziz eyle. Amin. Elli küfrü makbul eyle.
Bizi kendine layık kul eyle. Resulüne layık ümmet eyle. Evliyaya layık evlade eyle. Ya Rabbel alemin biz senden hakiki kul olmak istiyoruz. Hakikaten Mevlana'mızın buyurduğu gibi ben de şu dem, ben de şu dem, kul oldum, kul oldum dediği gibi bizi kul ele Ya Rabbi. Habibini kullukla vasıflandırdın. Estayinu billah sübhanellezi esrabiye akbihi demek suretiyle bize de velayet ölçüsü içerisinde kul olmayı nasip eyle. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin bir mecliste ah çekip, ihvanımı özlüyorum deyince, Ashab-ı Kiram biz seninnen oluruz, sizler benim ashabım olursunuz. Ama benim ahir zamanda gelecek olan gönlü bana aşık olan ümmetlerim var. Onlar benim Onları özlüyorum dediği, özlediği, iştiyak duyduğu ümmetlerden eyle ya Rabbi. Bizleri, üstadlarımızın mübarek peşlerine alıp Ya Rasulallah ben bunları biiznillahi teala irşada vesile oldum, kabul buyurun dediği evlatlardan eyle ya.
Bizi üstadlarımızın peşine takıp götürdüğü gibi Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'ın da huzuruna alarak, ulema-i Kiram'ın da isteğin Rabbi Zülcelal'in, cemalimin dediği zaman, bize zatı kibriyanın cemalini doya doya seyretmeyi nasip eyle Ya Rabbi. Şu dünyada da o güzel meclislerde oturacak güzel halleri, iyi vasıfları bize lütfeyle Ya Rabbi. Edebi İslamiyye ile bizi edeplendirmek suretiyle zatının cemaatini görecek ahlakı bize lütfeyle Ya Rabbi.
Kaynak: Genel
Rabıta ve Manevi Yolculukta İlahi Rehberlik | Mihmandar