Rabıta ve Feyiz Almanın Sırları ve Manevi… | Mihmandar
Mihmandar ses arşivi
Rabıta ve Feyiz Almanın Sırları ve Manevi Olgunluk
Rabıta ve Feyiz Almanın Sırları ve Manevi Olgunluk kaydında Bismillahirrahmanirrahim. Esad Erbili Hazretleri'ne etraftan mektuplar yazıyorlar. O yazılan mektuplara cevap veriyor. Mektubun birinde diyor ki rabıta anında fakir kardeşinizin, bunu Es'adi Erbili Hazretleri zikrediliyor, fakir kardeşinizin göğsünden yukarısının zatı Muhammedi olduğu ve onun nuruyla kuşatıldığını ve bazen zatı Muhammedi…
Bismillahirrahmanirrahim. Esad Erbili Hazretleri'ne etraftan mektuplar yazıyorlar. O yazılan mektuplara cevap veriyor. Mektubun birinde diyor ki rabıta anında fakir kardeşinizin, bunu Es'adi Erbili Hazretleri zikrediliyor, fakir kardeşinizin göğsünden yukarısının zatı Muhammedi olduğu ve onun nuruyla kuşatıldığını ve bazen zatı Muhammedi gibi üzerinde hırka bulunduğunu müşahede etmekte olduğunuz, bu defaki iltifat dolu mektubunuzda beyan edilmektedir. Esad Erbili Hazretleri'ni böyle rabıta yaparken göğsünden yukarısını yemyeşil bir nur olarak görüyor. Efendim diyor, ben sizi bu şekilde gördüm. Onun üzerine buyuruyor ki bunun için Halk celle ve ala hazretlerine bilhassa şükürlerimi arz ettim. Bildiğimiz gibi rabıtadan maksat feyiz almaktır. Mürşid-i kamilin emrolunan, onun arşı-ı azam olan kalplerinin altına kalbi koyup, kalbi koyup Allah'ımızın feyzini talep etmektir.
Yalnız diyor, rabıtadan maksat istifade etmek, faydalanmaktır. Bildiğimiz gibi rabıtadan maksat feyiz almaktır. Gerçek feyiz kaynağı, feyzi yaratan ise Cenabı Hak'tan başkası olmadığı şüphesiz bir kalbinizi mürşid-i kamilin kalbinin altına koyduğunuzda, o gelen manevi coşkunluk Rabbi Zülcelal'imizden gelmektedir. Şu kadar var ki Allah'ın sevgilisi Muhammed Mustafa Hazretleri de Cenabı hakk'ın zat ve sıfatının tecelli mahalli ve mazharı bulunduğundan, peygamberimizle sallallahu aleyhi ve sellem, Cenabı hakk'ın sıfatlarının ve zatının tecelli yeridir. Halıkımız buyuruyor, ben kulumu sevince onun duyan kulağı, gören gözü ve konuşan dili olurum.
Hadis-i kudsisine göre peygamberimizden feyz almak, Cenab-ı Hak'tan feyz almak demektir, İzah edecek, Allah'ın ve Resulü'nün ahlakiyle ahlaklanınız şeklindeki peygamber emrine uyarak beşeri sıfatlardan çıkıp bu rabıta yapılacak insanın, insanı kamilin beşeri sıfatlardan çıkıp arzulanan güzel ahlak ile ahlaklananlar, yani tam bir fena duygusu ile fenafir resul, resulullah da yok olmuş, sonra fenafillah'ın üstün şerefine nail bulunanların da rabıtası ona yaklaşmaya vesile, yani yol arayın ayet I kerimesiyle bütün müminlere emir ve ferman buyrulmuştur. Rabıta olunacak mürşidin tavır ve ahlakı, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin, ahlakına uymadıkça rabıtadan beklenen feyzin meydana gelmesi mümkün değildir. Rabıta yapan salikin de şeyhinin ahlakı Muhammedi sahibi olup olmadığını şeriat ve tarikat çerçevesi içinde tahkik edip araştırması boyununa borçtur.
Sizde meydana gelen bu zuhurat rabıtaızın sıhhatini müjdelediği gibi, benim hakkımda da büyük bir iltifat ve teveccühat muşlusu müjdesidir, müjdesidir. Buyuruyor ki Sa'd El-Bilbil Hazretleri, benim göğsümden mukarıyı böyle bir yeşil nur şeklinde görmen bize bir ilahi lütuftur, ihsandır. Sizin de rabıtanınızın hak olduğunu sizin de rabıtanızın hak olduğunu ifadesidir. Binaenaleyh bir taraftan tebrik, bir taraftan da teşekkürlerimi arz ve beyan ve bu yüzden acele ettim, vesselamu aleyküm. Nakşibendiye şeyhlerinin büyüklerinden Muhammed Masum Hazretleri, taliplerine, sevginin çoğalmasını sağlayan rabıtayı tavsiye buyurmuşlardır. Bu sevgi, Cenabı hakk'ın sevgisinin çoğalmasını temin eden rabıtayı tavsiye buyurmuşlerdir. Zira sevgi gerçek olunca müminin kalbinde zikrullah meydana gelir.
Rabıta ve Feyiz Almanın Sırları ve Manevi Olgunluk ne anlatıyor?
Rabıta ve Feyiz Almanın Sırları ve Manevi Olgunluk kaydında Bismillahirrahmanirrahim. Esad Erbili Hazretleri'ne etraftan mektuplar yazıyorlar. O yazılan mektuplara cevap veriyor. Mektubun birinde diyor ki rabıta anında fakir kardeşinizin, bunu Es'adi Erbili Hazretleri zikrediliyor, fakir kardeşinizin göğsünden yukarısının zatı Muhammedi olduğu ve onun nuruyla kuşatıldığını ve bazen zatı Muhammedi…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 15 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Dedi ya rabıta dedi, kuru kuruya bir düşünmekten ibaret değil, rabıta yapmaktan gaye kalpte meydana gelen o ilahi aşk ve muhabbettir. Nitekim Esrailbillahreccelün letulhihim ticaretatün ve leh beyun an zikrillah sakallaul azim ila aklaya. Öyle adamlar vardır ki ne bir ticaret ne bir alışveriş onları Allah'ın zikrinden alıkoymaz, ayeti kerimesine uygun düşer, kalp selameti bulur. O günde ne mal ve ne de oğullar fayda vermez. Ancak kalbi selim, huzura eren bir kalp müstesna, ayetinin sırrına girer rabıtayla. Mevlam Hazretleri hepimizi insanların kıyamet gününde, Allah katında derecesi en üstün olanları Allah'ı çok zikredenlerdir hadisinde ifade edilen fırka-i Naciye, kurtuluşa giren zümreye ideal eylesin, dahil kırsın, giydirsin.
Kalp evimizi, burada Esad Erbili Hazretlerinin duasındaki güzelliği ifade etmek istiyorum, öyle bir dua buyuruyor ki kalp evimizi iman ve yakin güzellikleriyle doldursun. Sadece inandım demekle değil, imanın tat ve lezzetini alarak buyuruyor. Çok önemli bir husus. Muhammed Masum Hazretlerinin zikirden önce rabıtayı beyan buyurması çok büyük hakikatlere işarettir. Salikler için rabıtanın büyük bir amir olduğunu ifade etmekten ibarettir. Madem yetişmemiz için olgunlaşmamız imanda kemali ilimde irfanı, ahlakta ahlak-ı Muhammedi ve ilahi ahlak olmanın yoludur diye ifade edilmiştir.
Tarikata ilk girenler bütün faziletleri zikirden bekleyip rabıtaya gerektiği şekilde önem göstermedikleri takdirde bekleyen gayeye vasıl olamayacakları, ancak sadıklarla beraber olun ayet-i celilesine uyarak rabıtayı feyiz kaynağı kabul edenlerin pek yakın bir zaman içinde zikir nurlarıyla aydınlanacakları galip ihtimali Muhammed masum hazretlerini bu kanaate sevk etmiştir. Allahu Teala Hazretleri, sizleri ve bizleri muvaffak buyursun. Cenabı hak Tebarake ve Teala Hazretleri buyuruyor. Eszaibillah, Muhakkak ki nefis daima kötülüğü emreder. Kulların bilgisizlik ve cehalet felaketinden kurtulmaları, ilahi ilim ve marifete kendilerini süsleyebilmeleri için sadece kitap okumanın kafi gelmeyeceği, mutlaka bildiklerini kemal derecesinde yaşayan, kamil ve terbiyeci bir mürşidin huzurunda diz çöküp onun terbiyesi altında yetişmek zarureti açık bir gerçektir.
Demek istiyorlar ki yalnız okumakla siz bu olgunluğu elde edemezsiniz. Okumuş, okuduklarıyla amel etmiş, kamil bir zatın delaletiyle göstermiş olduğu yolla gelişebilirsiniz biiznillahi teala. Kötülüğü emredici, şerre sürükleyici, nefsin duygu ve temayüllerinden sıyrılıp manevi yüceliklerle donanma ve ilahi tecellilerle hemhal olma gibi yüce ve gaye, sadece Allah'ı zikretmekle elde edilemeyeceğinden, bu konuda da bir yol göstericiye ve uyanık bir gönül sahibi mürşidin kalbine kalbi bağlamak ve bu duyguyla hareket etmek gerekir. İlahi marifetlerin nurlarını, saliklerin kalplerine yerleştirme sırlı hakikatleri gerçeğe tabi olanların gönüllerine boşaltmak, kalbi rabıta ve manevi irtibatın gücüne bağlıdır.
Buyuruyor ki siz buyruluyor, zikrullah ile, evet, istifade edilmez de edilir ama Allah'ımızın isimlerinin, sıfatlarının, fiillerinin ve zatı tecellilerine erişebilmenize en büyük yardımcı olan rabıtadır. Buna dikkat edin, buyuruyor. Bu yolda manevi gelişme de, ihsan mektebinde feyz almak isteyen bir salikin mürşidinin rabıtasına olan itimadı, ilim öğrenmek isteyen bir öğrencinin hocasının şifahi ifadelerine olan bağlılığından üstün olmalıdır. Bu kadar ehemmiyetli olan rabıtaya sıkı sıkıya sarıldıktan sonra salikin kalbinde Allahu Teala'ya zikretme ve bu zikirle ürperme kendiliğinden zorlanmaksızın meydana gelir. Eğer rabıta diyor, güzel yapılacak olursa hiç zorlanmadan kalbinde ilahi aşk meydana gelir. Güzel duygular hasıl olur, ilhamat-ı ilahi denir ona. Halık-ı Zülcelal'le mahluk olan kulu arasında yakınlık ve sevgi ortaya çıkar.
Cenabı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Allah'ı oldukça çok anan kişiyi Allah sever, celle celaluhu, hadisi şerif zaten. Diğer bir hadisi şerifte de Allah Celle ve alaya duyulan sevginin alameti, onu zikretmeyi sevmektir. Yukarıdaki açıklamalardan anlaşılacağı gibi, nefsi emarenin, yani kötülüğü emrinden, nefsin şerrinden canını kurtarmak, Rahman ve Rahim olan Cenabı hakk'ın ilahi yardım mel'utuna nail olmak isteyen bir insan, böyle mübarek bir yola girip, hakikat yoluna dahil olarak geleceğini güven altına almada acele davranmalıdır. Allah Teala sizi ve bizi buna muvaffak kılsın. Evvelce letaiflerinizin bir derecede takılıp kaldığını, şimdi ise Allah'a hamdolsun belli bir düzen ve intizam içerisinde muhatap bir ilerlemeye erdiğinizi açıklamışsınız.
Bu mektubu yazan zat diyor ki efendim, ben diyor kalbim ilk anda yat yanıyordu, batıyordu, sonra vurma hali başladı, sükunete erdi, bir huzura kavuştum. Ondan sonra ruha geçmiştim, onda da aynı kalpteki gibi haller zuhur etti, sırra geçtim, hafiye geçtim ama diyorum bir müddet sonra da bir durgunluk meydana geldi. Olur, bu anda ne yapacağız biz? Kalbimizi Rabbimize bağlayacağız, veren de sensin, alan da sensin Allah'ım deyip ona irtibatımızı kesmemektir. Siz diyor, böyle bir ara meydana gelmiş, güzel geçerken vazifelerinizi bir durgunluk bulmuş. Sonra da diyor, bir düzene girmiş, bundan dolayı da Allah'a hamdettim. Bu neden meydana geliyor, onu ifade edecek. Bildiğiniz gibi kalp, dış dünyamızda meydana gelen hadiselerin tesiri altında kalır.
Mesela kötü havadan vücut sağlığı zarar göreceği gibi kalpte gaflet ve kasvet ehli ile bir arada bulunmak ve onlarla gönüllü olarak görüşüp konuşmaktan kalp çok müteessir olur. Zamanımızda ise bundan tamamıyla kurtulmak mümkün olamayacağından, vaktin çoğunda bilhassa rabıtaya devam etmeye dikkat göstermek lazımdır. Rabıtanın hafif ve kolay şeklinde vardır. Bu ellerimizi dizlerimizin üzerine koyup mürşid-i kamilin nur şeklinde mütalaa ederek, mütalaa ederek kalplerin altına kalbimizi koyarak istifade etme şekli mutlaka yapılacak. Ne kadar çok yaparsak o kadar fazla istifade etmiş oluruz ama bunun yanında diyor, rabıtanın hafif şekli vardır bunu yaptıktan sonra.
Gündüz işimizde, gücümüzde vesair hallerdeyken esair billah ve kunu maasadikim, sadıklarla beraber olunuz buyurulduğu gibi, insanın fikren ve zihnen mürşidini hatırlayarak, bu şekilde mürşidinin kendisiyle beraber bulunduğunu düşünerek, davranılması da rabıtadır. Siz de bu şekilde vaktinizi geçirerek Cenabı hakk'ın lütfundan ümitsiz olmamalısınız. Bununla beraber yollar düzelip inşallahu Teala sılai rahim olmak üzere bir defa daha buralara kadar gelip manevi babanızı sevindirirsiniz. Muhammed masum hazretlerinin rabıtaya çok ehemmiyet verdiğini mektubatında gördüm, Esadi Elbili Hazretleri buyuruyor. Zira rabıta düzenli yapıldıktan sonra letaifin zikri onun düzenini bozmaz. Zaten bu on detayif onun asıl zikre geçmesi rabıta-i şerife ile olur. Zikir yaparız da asıl rabıtadır, detayiflerin zikre geçmesi.
Aksine mürşidinin vazifesini yapar, yani tarikata girmiş olan salike doğru yolu gösterir. Sahibine şer an güzel ve çirkin olan şeyleri ilham eder. Bu rabıta sayesinde diyor, öyle olur ki hadis-i şeriflerde bildirildiği üzere, Cenabı hak bir kuluna hayır murad ederse kendisini kendisine faiz eder. Artık rabıtanın güçlü olmasına bağlıdır. Hayır olanı da hisseder, şer olanı da bilir, artık uyanmıştır. Allah'ımız ona bildirir. Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz Hazretlerinin ahirete göç ederken, ümmetine Kuran-ı Kerim ile ölümü çok düşünmeyi hediye olarak bıraktığı sizce bilinmektedir. Meşayih-i kiram hazeratının da saliklerle beraber olunuz ayet I kerimesinden hareketle rabıta I şerifeyi evlatlarına tavsiye etmeleri, sıkıntılı zamanlarında da bir teselli vesilesi kabul etmeleri teşekküre değer bir husustur.
Fakir kardeşinizin manen evlatlarımızdan uzak olmadığım gibi, muhterem evlatlarımız da istedikleri bir zamanda bu fakir kardeşinizi şereflendirebilirler. Bu arada mahrum kalan sadece bedeni kalıptır. Biz diyor şarttan doğan bir güneş gibiyiz, doğudan doğan. Sadece bir bener olarak uzak kalırız ama gönül olarak beraberiz, mühim olanı da kalptir. Bunun çaresini de Cenabı Mevla'dan niyaz ederiz. Şu sırada kavuşmak ve buluşmak için bazı sebepler ortaya çıkıyor, inşallah çok kısa bir zamanda vuslat ve görüşme nimetine nail oluruz. Allah Tebareke ve teala Hazretleri sadıklarla beraber olunuz buyurmuştur.
İlim ve amel gibi çok değerli, iki hususiyete sahip olan hakikat yolunun yolcularının nefsin bozgunluğundan ve şeytanın hilelerinden korunup kurtulmaları, manevi kuvvetlerin, ruhani yardımlaşmanın muhtaç olduklarına, manevi yardımlaşmaya muhtaç olduğundan, Hak celle ve ala hazretleri bu ayet celleye bilindiği şekli üzere rabıtanın gerekliliğini açıklamıştır. İnsan diyor sadece öğrenmekle, amel etmekle kurtuluşu temin edemez. O amilide de bir kaidedir. Alimler helak oldu, alimler kurtuldu. Alimler helak oldu, ancak her şeyi Allah için samimi olarak yapanlar müstesna, onlar için de büyük bir tehlike vardır buyruluyor. Bu tehlikelerden kurtulmak için manevi desteğe insanın ihtiyacı vardır. Bildiğiniz gibi Muhammed ümmetinin havası derecesinde bulunan, Muhammed ümmetinin en seçkin kimselerinden bulunan, en son arzu ve isteği onların Cenabı hak ile sevgi zincirini kurabilmektir.
Bu ümmetin diyor, seçkinleri, Cenabı hak ile sevgiyi ve muhabbeti oluşturmaktır asıl arzuları. Bu ise eğer Allah'ı seviyorsanız, bana uyup benim gibi davranınız ayetine göre ancak sünneti seniyyeye harfiyen uymakla gerçekleşeceğinden, her halükarda bir mübarek yola başvurarak ihsan mektebine Allah'ı zikretmekten dolayı gözlerim uyur fakat kalbim uymaz hadisine de sarılmak zaruridir. Mevla-i Muteal Hazretleri cümlemizi bu şereften mahrum bırakmasın, amin. Esail billah. Kul Ya Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem, söyle, eğer Cenabı hakk'ı seviyorsanız, yoluma tabi olunuz. Allah da sizi sevsin. Muhabbetullah da, Cenabıhakk'a muhabbette, mutabaat ile olur. Sevdiğimiz kimsenin yoluna uymak tavsiyelerine uymakla olur. Muhabbetin birinci adımı, dinimizin emirlerine son derece dikkattir. İkincisi de yaptığımız vazifeleri Allah'ımızı görür gibi, takva esasına uygun bir şekilde yapmaktır.
O da ikidir, biri zikirdir, diğeri de tefekkürdür. Zikir ve fikir de rabıtasız kazanılmaz. Rabıta da kolay değildir. Çünkü nefse karşı koymak mücadele ister. Nefis insana çok şüpheler verir, şüpheleri yok etmek lazımdır. Bu da zamana muhtaçtır. Rabıtadan mürşidin hayalini tefekkür etmeye lüzum yoktur, muhabbeti lazımdır. Şunu söylüyorum, böyle su içeceğimiz zaman suyu bardaktan içeriz. O bardağı tanımak gibidir. Asıl gaye orada Rabbimizin nuruna, feyzine nail olmaktır. Kuru kuruya diyor bir şeklini hatırlamak değildir. Evet, çünkü onlar hatırlandığı zaman Allah'ın rahmeti yar, hadis-i şerifine de mutlak dikkat etmemiz gerekir. Sırf şekilde kalmayın buyuruyor. Rabıta'da mürşidin hayalini tefekkür etmek değildir sadece, muhabbet lazımdır, ilahi muhabbetin gelmesi içindir rabıta.
Rabbi zülcelal'imiz, O hanginizin daha güzel amelde bulunacağını imtihan için ölümü de hayatı da takdir edip yaratandır. Cenabı hakk'ın dünyaya tecellisi, imtihan noktayı nazarındandır. Cenabı hakk'ın dünyaya tecellisi, imtihan noktasındadır. Hanginiz daha güzel amel işleyecek diye. Ahirette tecellisi ise bir nurdur o. Lütfu ilahidir, Rabbimizin ihsanı ikramdır. Cenabı hak cümlemize hakiki müslüman ve ehli iman etsin, lisanen Allah'a, fakat kalben masivaya kul olan kimselerden itmesin. Dilimiz zikrederken, kalbimizle Allah'ımızın sevmediği duygularla dolmasın. Dünyada mal toplamaya, fikirlerini tahsil edip servet ve samanına malik olanlar, hayatta iken ölü kabilindendir. Böyle sadece emeli, arzusu, isteği dünya olan, elbette kişinin dünyası olacak ama bunun helalinden temin edilmesi ve helal yola da sarf edilmesi düşüncesiyle.
Yoksa dünyaya gönlünü kaptırıp, ahiretten mahrum olan kimse hayatta iken ölü kabilindendir, ebedi hayata nail olan ancak marifi ilahiye ve ezkarı batınaya malik olan kimselerdir. Ölmeyen kimseler, kalbi ölmeye kimseler, ancak Allah'ımızı tanıma nimetine eren ve iç alemi zikrullah ile meşgul olan kimsedir. Ey benim ümmetim, size bir müşkilat, bir gam ve keder, teveccüh edince bir keder gelince evliyaullah'ın ziyaretine koşunuz ki, onların berekatıyla müşkilatınız hali gam ve kederiniz zail olsun yok olsun. Bunun tasavvufi izahında kuburdan, kabirden murat evliyaullahtır. Zira onlar ölmeden evvel ölünüz sırlarına mazhar olmuşlar, nefislerini öldürmüşlerdir, cesetleri ise kabir makamındadır. Bir insan duasının, istiğfarının kabul olduğu o kimsenin ruhunun incelası nispetindedir.
İşte istiğfar okuyoruz, bir türlü gözümüz yaşarmıyor, kalbimize de bir nedamet gelmiyor, tevhid okuyoruz, dilimizle okuyoruz ama kalbimizin hiç haberi yok. Salatu selam getiriyoruz, efendimiz ve sallallahu teala aleyhi ve sellem ruhani alakamız olmuyor. Ölümü düşünürken uyku, rabıta yaparken uyku, böyle bir halin içerisindeyiz. Biz bundan nasıl kurtulacağız? Bir insanın duasının, istiğfarının ve diğer bütün yaptığı vazifelerin kabul olduğu, o kimsenin ruhunun incelası nispetindedir. Ruhunun olgunlaşmasıyla alakalıdır. Bedenimiz ivme ve içme ile güç ve kuvvet bulur, ruhumuz da ibadet ve taatle. Bilhassa bu kalbi olan zikirlerimizle, rabıtalarla, murakabelerle, ruh olgunluğa erer. Bu hale gelmedikçe diyor, bu sıkıntılar yok olmaz. Yani tezkiye-i nefis, nefsimizi kötülükten arıtmak ve te'zib-i ahlak, ahlakımızı da güzelleştirmedikçe dua o nispette müstecab olur.
Eğer nefsimizi ıslah edersek, ahlakımız da güzelleşirse, duamız dilerse Cenabı hak kabul buyurur, isteklerimiz de hazır olur. Bazı kimseler görüyoruz ki pek çok fenalıklar yapıyor, kendilerini bir türlü fenalıktan kurtaramıyor, halbuki ihsan erbabı olan böyle değildir. Her ne kadar ihsan erbabının bazılarında da bu hal bulunuyorsa da bu dinimize dikkatsizlikleri, şer'i şerife riayetsizlikleri, teslimiyet ve rabıtada da zafiyet ve kusurları sebebiyledir. Eğer teslimiyet güçlü olsa, rabıta kuvvetli olsa bu sıkıntıların hiçbiri olmaz. Zira rabıtası kuvvetli olanlara şeytan yaklaşamaz. Rabıtası kuvvetli olan kimsenin kalbi, zikirli ve uyanık demektir. Zakir olan kalbe şeytan zaten sokulamaz. Nur olan yerde zulmet, karanlık olmaz. Ay ışığının, baktığımız zaman ay, ışığını güneşten alır, bunda rabıta ile elde edilen istifadeye müşabehet vardır. Ay güneşten istifade eder.
Bir kamil müridle, salikle Allah'ımızdan gelen füyuzat-ı ilahiyeyi mürşi-i kamirin biiznillahi teala kalbinden alır, Resul-i Ekrem Efendimiz'e dökülen onur, bu vesileyle o gönle iner. Gözlükle bir şeye bakılınca gözlük vasıta olduğu gibi rabıta da buna benzer. Zamanımızda ise bazıları inkar ve başka suretle halkı aldatmaya çalışmaktadırlar. O gibilerin telaşına hacet yoktur. Çünkü Müslümanları men hususunda şeytanın isticali onlardan daha ziyadedir, şeytan daha çok aldatmaya çalışır. Bazıları da irtihal buyuran, ahirete göçen kutuplara rabıtayı tavsiye ederler. Cenabı hak her zaman için mürşid-i kamil bulundurmaktadır, bundan aciz değildir. Bunu inkar Cenabıhakk'a haşa acz isnat etmektir. Yanlış anlaşılmasın, eğer ahirete göçmüş ise bir mürşid-i kamil rabıta edilen kimse, aynen kılıçtan sıyrılan kılıç gibidir, kınından sıyrılan daha çok tesir eder.
Bu şunun için zikrediliyor, bizzat efendimizin emir buyurduğu sallallahu teala aleyhi ve sellem Cenabı Hak'ta yok olan kimseler ve rabıtaya izin verilmişsen diyor, ona yapılır, illa ruhaniyete deyip hareket edilmez. Hadis-i şerife. Şeytan beni Adem'in kalbine icrayı nüfuz için istila eder. Lakin Cenabı Allah'ı zikredince şeytan üzülerek geri çekilir, unutunca tekrar istila eder buyrulmuştur. Ayet-i celilede, şeytan sizi fakir olacaksınız diye korkutur, size cimriliği emreder buyurulmuştur. Böyle kuvvetli bir düşmandan korunmak için şer'i bir mübarek yola ihsan mektebine hayt olmamız gereklidir. İfade buyruluyor devamında. Salikin kalbinde zuhur eder ilahi nur rabıta sebebiyle bazı muhabbette şüphe yok ki, şemsi hakikat nuru nübüvvet Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz hazretlerinden geliyor. Aslen o feyiz kaynağından doğuyor.
Mürşid-i kamilin kalbinin altına kalp konulduğu zaman onur, o feyiz Efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellemden geliyor. Nitekim muhabbet akraba arasında pek de görülemiyor. Böyle kardeşler bir kere görüştüler mi ayrılmak istemiyorlar. Halbuki dünyevi sohbet ve muhabbetler o hal devam etmiyor. Akıbeti bozuk geliyor, demiştir ki Allah için olmayan muhabbetin nihayet sonu adavet düşmanlıktır. Muhabbet-i ilahi için dökülen gözyaşları cehennem ateşini söndürür. Ehl-i zikir ve muhabbet kimseler sırattan geçerken cehennem ateşi, lisana gelip ey mümin çabuk geç zira senin nurun benim ateşimi sen sündürüyor, diyecektir. Yanlış anlaşılmalara mani olmak için bu mübarek yolda medar-ı feyz, feyzin gelmesi ve gelişmek, muhabbet ve rabıta yoluyladır. Bu da mürşidin teveccüh, nazar ve himmetini kazanmak suretiyle olur. Muhabbetin şartı muvafakattır.
Alaka kurduğumuz mürşid-i kamilin, Cenab-ı Hak'tan almış olduğu ve Habib-i Kibriya'nın sallallahu teala aleyhi ve sellem bildirmiş olduğu emirlere sımsıkı tutunmaktır. Yani muvafakat mürşidin sevdiğini sevmek, sevmediğini sevmemektir. Böylece in'ikas tarikıyla, aksetmek suretiyle mürşidin hali salikin kalbinde zuhur eder. Bazı dervişler arasındaki muhabbetle şüphe yok ki, şemsi hakikat nuru nübüvvet, Resul-i Ekrem Efendimiz Hazretleri'nden geliyor. İnsanların birbirlerine olan sevgileri aslen o feyiz kaynağından doğuyor. Nitekim dervişler arasındaki muhabbet akraba arasında pek de görülemiyor. Dervişler bir kere görüştüler mi ayrılmak istemiyorlar, halbuki dünyevi sohbet ve muhabbetlerde bu hal devam etmiyor. Akıbeti bozuk geliyor. Demiştir ki Allah için olmayan muhabbetin nihayeti adavet, düşmanlık olur. Muhabbet-i ilahi için dökülen gözyaşları cehennem ateşini söndürür.
Ehli zikir ve muhabbet ehli olanlar sırattan geçerken cehennem ateşi lisana gelip ey mümin çabuk geç zira senin nurun benim narımı, ateşimi söndürüyor diyecektir. Hattani Hazretleri ümmeti Muhammed'e pek büyük lütuflar ihsan buyurmuştur. Bu yüzden bizden ümmeti itaat olmalıyız. İtaat eden, emri ilahiye uyan ümmet olmalıyız. Emirlerini imtisal nehiylerinden de kaçarak, emirlerine uyup nehyettiklerinden de kaçarak, hakkı tanımalı, amir olarak suretiyle itaatkar olmalıyız. Salik iç dünyasını daima tecessüs edip araştırmalıdır. İçinde bir kusuru veya fena bir niyeti olup da bir kağıda yazmak lazım geldiğinde utanırsa o kamil değildir. Onu bırakmaya gayret etmelidir, içinden bir düşünce geçiyor. Onu kağıda yazabilecek şekilde ise bu olgunluğun işaretidir. İçinden öyle bir duygular geçiyor ki yazmaktan imtina ediyor, çekiniyor, utanıyor, bir başkası görürse ne yaparım diyor.
O zaman diyor çok gayret göstermelidir. Eğer bir mümin, ekseri emre itaat edip de yalnız emre itaat göstermezse ona muti denmez. Tasavvufta hülasa olarak bir noktadadır, o da zikrullahtır. Binaenaleyh heva ve hevese, nefis ve şeytana uyarak başka bir maksat ve niyetle bu işte bulunmamak lazımdır. İbadet eden kimseye lazım olan üç mühim şey vardır. Bir ibadetini itibari dünyaya alet etmemeldi. İbadet edersem şöyle bana dünyevi ikramlar olur dememelidir. İki, bir kimsenin malında gözü olmamalıdır. Üç, ibadetine mukabil karşılık Cenabı Hak'tan mükafat istememelidir. Zira ibadet boynunun borcudur. Cenabı Hak, azze ve celle, murat buyurursa sevdiği kullarına her şeyi ihsan eder. Bu suretle bir insan, Allah'ın ve Resulullah'ın ahlakıyla ahlaklanınız hadis-i şerifinin sırrına mazhar olabilir.
Ümmühat-ı ahlak-ı hamide olan güzel ahlakın anası durumunda olan, güzel ahlakın doğmasına sebep olan sehha, cömertlik, sabır ve hizmet, irşad ve terakki için sıfatı lazım edendir. Hadis-i Nebevi'de cud-u kerem Cenabı Allah'ın azamı sıfatındandır. İman-ı kamil iki yarımdır. Bir yarımı irtikab-ı menahiden isyanı işlemekten kaçınmaya vesile olan sabır, diğeri de ilahi emirlere uymak ve itaatten ibaret olan şükürdedir, buyrulmuştur. Nitekim bir hasta için iki şey lazımdır biri perhiz diğeri de ilaçtır. Perhiz sabırdır, günahları işlememektir. İlaç da hatta Ala Hazretlerinin nimeti olup onu istimalde şükür vardır. Demek ki günahlardan kaçmak ibadet ve taate koşmaktır. Hadis-i şerifte kötülüklerden sakınmak manasına olan sabrın evvelce zikrolunması iki husustandı. Bir, def'i mefsedetin celbi masahattan mukaddem bulunması.
Bir yola girerken evvela o yoldaki engelleri kaldırmak, ondan sonra yola devam etmektir. İkincisi ibadet ve taatin hepsinin yerine getirilmesi beşerin kudreti nispetinde değildir. Velhamdülillahi Rabbil alemin el Fatiha.