Rabbimize Kavuşmak ve Rızasına Erme Yolları kaydında Yani Salih amel üzerinde duruluyordu. Bu hususta Keyhir suresinin en son Ayet-i Celile-i Cemilesi buna işaret eder. Esaimle. Artık her kim Rabbi Zülcelal'imize kavuşmayı umuyorsa bunda müfessir-i nizam efendilerimiz şunu söylemiş. Kim Rabbimize kavuşmayı arzu ediyorsa derken rızasına demiş. Bu tabii ki bilen kimselerin, eğil olan…
Rabbimize Kavuşmak ve Rızasına Erme Yolları ne anlatıyor?
Rabbimize Kavuşmak ve Rızasına Erme Yolları kaydında Yani Salih amel üzerinde duruluyordu. Bu hususta Keyhir suresinin en son Ayet-i Celile-i Cemilesi buna işaret eder. Esaimle. Artık her kim Rabbi Zülcelal'imize kavuşmayı umuyorsa bunda müfessir-i nizam efendilerimiz şunu söylemiş. Kim Rabbimize kavuşmayı arzu ediyorsa derken rızasına demiş. Bu tabii ki bilen kimselerin, eğil olan…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 17 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Yani Salih amel üzerinde duruluyordu. Bu hususta Keyhir suresinin en son Ayet-i Celile-i Cemilesi buna işaret eder. Esaimle. Artık her kim Rabbi Zülcelal'imize kavuşmayı umuyorsa bunda müfessir-i nizam efendilerimiz şunu söylemiş. Kim Rabbimize kavuşmayı arzu ediyorsa derken rızasına demiş. Bu tabii ki bilen kimselerin, eğil olan kişilerin sözü olduğu için Tevbe suresine atıfta bulunuyor. Çünkü Tevbe suresinde Cenabı hak cennetin nimetlerini lütf ediyor, ihsan ediyor. Ondan sonra da en çok cennet ehlinin o huriydi, gılmamdı, köşküydü, yiyecekleriydi, içecekleriydi, kuş etleriydi sayılmaz tabii. Göz görmedik, kulak duymadık, kalpten bile geçirmeye kadir olamadığımız nimetler. Bu kadar nimetlere gelişmesine rağmen en çok cennet ehlinin sevindiği bu olacakmış. Halıkımızın ben razıyım buyurması. O zaman o razıyım sözü nereden başlar? Buradan başlar. Bu dünyadan başlar.
Bize mürşid-i kamillerimizin bir bir nefsin mertebelerini sıraladıkları hususta geçer bu. İnşallah beynimizi iyi çalıştırır, aklımızı iyi kullanır, tefekkür ederse bulur bu. Yoksa dinleriz, kor, geçer girer. Fakat ister dinleyelim ister dinlemeyelim böyle bir yalnız zamanımızın olması lazım. Ne kadar işimiz gücümüz de olsa insan gece vakti yalnızdır zaten. Yatmadan önce şöyle bir derin düşünmek gerekiyor. Bu ustada eserlerde vermişler derin düşünme diye. Derin düşünmek ancak böyle olur. Başka türlü olmaz. Bize ne kadar nasihat ilerlerse etsinler evet faydası olmaz değil olur ama o verilen nasihatlerde derin derin düşünmek gerekiyor. Mesela bir tanesi anlattı bize. Ben dedi Sami Efendimiz hazretlerini gençliğimden beri dinlerim dedi. Zaten ondan almış tersini. Sami Efendimiz hazretleri de bir bir yazmış. Demek ki çalışmış. Kalp zikrini yazmış. İşte kalp beş yüz, ruh böyle sıralamış.
Yani anlatıp durulmaz, ma dersen herkesin kendisine ait bir Allah ile kendi arasında sırrıdır. Yazmış, sıralamış. Bakın derin düşünmenin neticesi ne diyor. Dedi ki ben dedi gençliğimden beri efendimizi dinlerim, beş esas sayıyor. Boş, bu beş esastan birisi de halaü'l batın. Mideyi fazla dövdürmamak. Daha bile bunu geçememek bilir. Bak böyle bir düşünce istiyor. Yoksa okumadığımız kitap yok bizim. Biiznillahi teala. Bu kitap devirmeyle olmuyor. Nefsimizi devirip, zaten bu sada duyulmayınca ibadet ve taat de de şaibelidir. Evet, essanüt hemen kene yarcu ligae rabbi. Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa onun rızasına girmeyi artık cennet, kemal ona hazır. Zaten dünyadayken girmiş bu. Ondan dolayı bir adımdır. Felya amel amelen saliha. Hiç Türkçesini demeyeceğim. Türkçe bu ifadeyi doldurmuyor. Salih amel yapsın. Salih amel nedir? Salih amel yine Ulema-i Kiram'mız çok güzel beyan etmiş.
Rıza-yı ilahiye muvafık düşen amel demişler. Ve la yüşrik bir aybadeti rabbihi ahde rabbına ibadette hiçbir şeyi ortak koşmasın. Tamam biz burada ortak koşmasın deyince Lat, Uzze, Menat hep putlar geliyor hatırımıza. Burada şunu ifade ediyorlar diyorlar ki onlar şirki kediye yani açık şirk, Allah'a ortak koşmak. Bir de bunun hafisi var, gizli olanı var. O da viadır diyorlar. Buna da çok güzel misaller vermişler. İşte bir karıncanın karanlıkta, siyah taş üzerinde ayağının sesini Rabbimizin duyduğunu vesaire çok güzel. Bundan da daha hafi olan, gizli olan sizin hallerinizi Cenabı Hak biliyor. Aman hal riya olmasın. İbadette kendimizi beğenmek olmasın. Bununla kendimizi üstün görme olmasın. Bu şekilde izah ediyorlar. Ara ve duru bir tat. Biz bunları derken esası yakalıyor muyuz? Hayır. Esası yine yakalayamıyoruz.
Ancak bu tam kendimizi vererek burada size vakit bulursam efendimizin bu zahiri batıni şifa tarifinde beytinin birinde şöyle buyuruyor gayretli bir salih bulamaz oldum. Şimdi düşündüm gayretli bir salih nasıl olur? Tavsiye buyurdukları eserde derviş nasıl olurmuş buradan göstereceğim inşallah. İşimiz gücümüz olacak, ona zaman ayırmış zaten. İşe güce zaman ayırmış. Hemen kendimizi böyle rahatlığa, serbestliğe, kolaylığa bunu tercih edip durmayalım. Hep onu gösteriyor zaten. Efendim ben daha emekli olmadım ki ne değil. O işlerimizin çok olduğu zamanda bile dervişliği muhafaza gelebilmektir. Biz buradan hemen söyleyeyim, el amel. Buna geçmeden önce bir ayet celde daha almışım. Esselamü. Resulüm de ki kulluk ve yalvarmanız olmaz.
Burada kulluk deyince ibadet, taat, ihlasla, ihsanla, takva ile vazifemizi yapmak, dua, ondan sonra itikadımızın düzgün olması, amelimizin halis olması, ahlakımızın Muhammedi olması sallallahu aleyhi ve sellem. Evimizde geçimimizin güzel, etrafımızda güzel, işimizin doğru düzgün hep bunları ele alarak ifade buyuruyorlar. Eğer kulluğunuz olmasaydı Rabbim size ne diye değer versin. Ey inkarcılar size Resulün bildirdikleriniz sallallahu aleyhi ve sellem kesinkes yalansaydınız. Onun için azap yakanızı bırakmayacaktır. Allah korusun Cenabı Hak bu hale düşürmesin bizi. Korusun. Efendimizin Bedir Muharebesi'nde biliyorsunuz o müşriklere hakikat hale irdiniz mi? Hakkı artık gördünüz mü deyince çırpınışlarını. Nedir? Bir kere nefsimizle harbe çıkmaktır. Böyle uygunsuz hallerin defire olması için. Ve ennehu maksudun limmahris sıfatirriyeti ve tathirun nefs.
Buyuruyor ki amel, kötü sıfatların artık bunu yüz elli tane güzel ahlak var. Bunun da muhalifi olan kötü ahlak var. Kötü ahlakları red için diyor. Ve ennehu maksudun ibadet ve taatten gaye nedir? Limmahviz sıfatir rediye ve takirin nefsi. Nefsimizin arını durulması, kötülüklerden korunması ve ahlakı rezailiyedir. Kötü ahlakın da yok olmasıdır. Minen ahlakis seyyie kötü ahlakın gönlümüzden çıkmasıdır. Vel ikbalu biküllil, himmeti alalahü teala. Bütün varlığıyla Allahü Zülcelal'e dönmek. Böyle diyoruz ya başta nefsimizi tabi katarak söylüyoruz. Böyle bir anlık dönüş değil, her zaman dönüş. Bir de hayatımızın her anında dönüş. Essayru seyrru kalp. Burada ibadetin artık gönül yönünü izah ediyor. Sa'dabi bedenle yapılan var. O Ehlullah'ın ifadesine göre karıncanın yürüyüşü gibi. İbadeti yaparken kalbin de iştiraki işte bu. Asıl önemli olan da bu.
Öyle olacak olursa o da bir vasıtanın gidişi gibi. Gönül ile Allah'a taatimizi beden yaparken gönlün de mesela namaz dediğimizi haşyet-i ilahiye ile dolması. Azametin, azamet-i ilahiyenin karşısında yok olabilmek. El gurubu gurbül esrar, o yakınlık ilahi sırlara girişmektir diyelim biz. El Amel, Bir kere bütün azalarımızı ilahi emrin doğrultusunda muhafaza ederek yapmaktır. Ve tevaaduu bir yukarıdan arayacak olursak. Bir de mütevazi bir hale Allah'ımızın kullarına karşı şefkat ve merhamet içerisinde olmaktır. El-Amer, nedir amel? Hüve, hareketul cismi ve'l kalbi ve'l-fikir. Üç tane husus saydı burada. Taatlerimizi yaparken şu cisim zaten. Diyelim ki fakire ianede bulunuyor, yardımda bulunuluyor. Zaten Rabbimizin değer verdiği de odur. Mevla'nın yolunda gayret etmek. Mesela Afrika'da su kuyuları açılıyor. Bunlara hemen iştirak edivermek.
Bizim susuz olarak yarın kalkacağız, içeceğimiz su bu olacak bizim. Çıplak olarak kişi kalkacak, verdiğimizle giyineceğiz vesaire. Şimdi bir kere hareket vücudumuzun cisim. Gal ve tefekkürle yapabilmek. Eğer biz cismimizle, kalbimizle, beynimizle, beynimizle düşünerek yapacak olursak buna ne denir? Şeriatimize uymak suretiyle Allah'ımızın koymuş olduğu esasa ve Resulünün sünnetine sallallahu aleyhi ve sellem uymak suretiyle buna taaddirler. Ve intahar leta bir ma yuhalifuş şeriyaa sümmiye masiye. Eğer şer-i Şerife Allah'ımızın emirlerine muhalif olacak olursa buna da masiyet denir, günah denir, hata denir. Çünkü şeri vazifeleri dinimizin vazifelerini biz ne yapıyoruz? Beden de yapıyoruz. Bedenimizin bunu en güzel şekilde icra etmesi. Mesela kıyamımız da öyle, rükuumuz da öyle, secdemiz de öyle. Buna en çok tumaninedirler.
Mesela rükudan doğrulduğunda dıştan bakan bir kimse bu eğilmeyecek gibi bir hal arz edecek. Secdede de öyle. İki secde arasında da buna tumanine denilen beden iyice oturacak, huzur içerisinde olacağız. Evet. Ve tarikika li ıslahib dalair. Bu da gönlümüzün ıslahıdır. Ve hakika li ıslahis serair. Bunu nasıl izah edeceğiz? Bunu yaşayacağız. Burada inşallah hemen geçeyim buna. Bu böyle olacak başka türlü olmaz zaten. Evet, ibadette salah nedir? Salih taat, düzgün taat. İbadetimizin, taatimizin düzgün olması şu güç hesaba bağlıdır. Bir, huvel İslam, dinimizin emirleri. Yaptığımız dinimizin emirlerini onun hakikatine tam olarak inanmak. Ve rudnu salis üçüncüsü devam ve ibadetillahi teala. İbadet ve taatte devamlı olmak. Bir kere diyor korku ile ümit arasında olmak. Salahu dal kalbin düzgünlüğü nedir? Şefkattir, merhamettir. Başta insan kendine acır. Nasıl?
Bazen görüyoruz adam üzerine benzini döküp yakmaya kalkıyor. Ciğerin yanıyor baktığın zaman. Bizim Allah korusun hatalı olmamız, emri ilahiye muhalif durumumuz ne olur? Ahirette Allah korusun, söylemiyorum. Ve rikka o ise gönlün inceliği aslında şudur. El rikka dediğin rikka diye bunu dinimizin emirlerini incelikli bir şekilde yaşayan demek. Çok incelikli. Mesela bir tanesi üstadımıza da yakın olanlardan biri. Birisi anahtar veriyormuş. Anahtar veriyor. Elini uzatmış vermiyor. Elini uzatmış vermiyor. Bak demiş dikkat et sağ elinle almam lazım. Yani bunun gibi. Mesela Kuran-ı Kerim'i, Tahsin'den, ondan sonra ne diyeyim? Bir mescide gelirken Arifani İlahi mescide kolay kolay girmezlermiş. Çok ağlarlarmış mescidin önünde. Niye derlermiş? Bakın incelikli. Derlermiş ki kendimizi haize bir kadın gibi görüyoruz. Bu günahlarımızla nasıl huzur-u ilahiyeye varacağız?
Allah'ımızın evine diye böyle bir incelikli hal var. Mesela tesbihatını yaparken incelikli. Sübhanallah derken şiratül İslam'da geçtiği için diyorum, böyle biraz yukarı tutuyor. Yani sırat işte bin sene yokuş, bin sene düz, bin sene iniş ya onu düşünerek yapıyorlar. Ondan sonra elhamdülillah derken öyle düzgün bir şekilde Allahu ekber derken böyle tespihi tamamen aşağı tutarak değil, biraz daha şeyden aşağıya doğru çekebilmek. Daha çok incelikler var. Anlatmakla bitiremem ki dinimizdeki o inceliği. Mesela burada şeylerden birisi gelmiş. Tabii temiz insanlar, temiz insanlar. Her şeyden haberdar olacak değil bazı şeyler dikkatinden kaçabilir. İşte efendi hazretlerine çay ikram edilmiş. Efendimizin evlatlarından ahbil ahras. Ahras, konuşamıyor. Ama şey efendiye demiş ki şöyle sağdan karıştır. Anlamamış ne diyor bu? Efendim çayı karıştırırken sağdan karıştırın diyor.
Beytullah'ı tavaf gibi, incelik işte. Ondan sonra şekeri atarken böyle tek atmak. Mesela Sami Efendimiz hazretlerinde düğmelerini hep üst tarafa getiriyor, sağ tarafı. Sağ tarafı üst tarafa getiriyor. O kadar dikkatli. Onun dikkatini onların anlatmakla bitiremeyiz ki. Bir de şu kafalara geliyor. Bu çok yanlış bir gülüş. Bunu ancak onlar yapar. Allah'ımızın emri sadece onlar için değil hepimize ait. İşte asıl kazandıkları bu incelikler. O zaman bu def-i hacette kullanılan o bezlerin kullanışı emin olun her defasında yıkıyordu. O bezleri her defasında yıkıyor, temiz temiz kullanıyor. Temiz temiz kullanıyor. Bunu Konya'da anlatmış. Buyurmuş ki iç elbiselerinize aman dikkat edin, iki günde bir değiştirmeye niye gayret edin riayet edin diye. Şu incelikli deyince seccade de imamın seccadesi seccadesi diğer seccadelerin altında kalmasın uç kısmı diyor.
Şimdi onun uç tarafı bile üst tarafta kalacak diye. Daha neler, neler, neler. Onun bir şeker tutuşunu gördüm. Böyle şekeri alıyor, bir mübarek elini de aşağıya tutuyor. Şöyle dökülmesin, düşmesin saygıyla. Şöyle tutmuyor. Böyle tutuyor. Daha ne diyeyim hatırıma geçse söyleyeceğim. Her şeyiyle müstesna dikkat edeceğiz, riayet edeceğiz. Mesela Ravzai Pak'ı Nebi'de mübarek elini kimseye vermezdi. Resulullah'ın huzurudur, saygısızlık olur diye sallallahu aleyhi ve sellem. Öyle yaslanma, bilmem falan etme. Haddi ye. Oturuşu ne ey bizim üstadımızın. Efendimiz böyle dizinde ta eskiden beri romatizmalar sıkıntılar olduğu için öyleydi. Hep diz yapıyorlardı. Onların evlatları da öyleydi. Uzatıp durmayın. Çünkü asıl meseleye geçelim. Bu amel hususunda istediğiniz kadar ilmi tahsil ediniz. İstediğiniz kadar.
İlmi oku ha oku oku ha oku, oku ha oku gündüz de gecede bununla siz bir ecre nail olamazsınız. Hatta tamelu okuduğunuz ile amel etmedikçe. Kulluk vazifesini ifa ederken, kusur edenleri Cenabı hak gam ve kedere müptela kılar. İda kasseralab filamel. İptelaullahü Teala bilhem. Şimdi bir beşer olarak çoğumuzda oluyor bu daralma bunalma, bir sıkılma hali. Bu neden oluyor? İbadet ve taatteki kusurlarımızdan oluyor. Rabıta beş dakika bile tutmuyor. Ölüm tefekkürü yüzünden geçiyoruz. Olmuyor işte. Eğer o zaman huzur duymuyorsa namazlardan sonra. Bunu takip edeceğiz. Bir de kolay kolay düzelme olmuyor. Mesela dilimiz şeriatimize muvafık bir harekette olmamışsa çok gayret istiyor, çok çaba istiyor. Yani bir anda düzelmiyor o. Mesela diyoruz ya niye haz duymuyoruz, niye zevk duymuyoruz? İşte şurada hemen başlayayım. Zannederim iki hadisi şerif okuduk. Vakit bulursak okuruz.
Üstadımızın gayretli bir salik bulamaz oldum dediği şu olsa gerek. Şimdi teheccüd namazından almış. Bunu adap Risalesinden takip eder. Arzu edenler. On iki rekattır burada tertibi belirtilmiş zaten. Ondan sonra bir Ayet-i Celile-i Cemile alıyor gece hakkında. Gecenin birazından gayri saatlerinde kalk, gecenin yarısı miktarınca yahut ondan birazını eksilt. Yahut uyarının üzerine ilave edip arttır. Kuran'ı da açık açık tane tane oku buyurduğu vesile yerine getirilir. Bu letaabi gecenin üçte ikisi geçtikten sonra ibadet ve taat vazifeleri yapılıyor. Tekrar Ayetcelle alınmış, esamle. Gecenin bir kısmında da uyanıp sırf sana mahsus, fazla bir ibadet olmak üzere Kuran ile gece namazı kıl. Yine. Hatta ve Tekaddes hazretleri hesabına. Onlar gecenin ancak az bir kısmında uyurlardı. Diğer saatlerini ibadetle geçirirlerdi. Şimdi bu alışkanlıkla olur. Yani ibadete kendimizi vermekle olur.
Hücu, uyku, teheccüd, kıyam, kalkmak demektir. Teheccüd namazı gecenin bir kısmında uyuduktan sonra sıcak yatağı terk edilerek kılınan namaza teheccüd denir. Yoksa yatsı namazından kıl, sonra kıldığımız, yatacağımız zaman kıldığımız namaza gece namazı derler. Teheccüd namazı yatıyor. Biraz istirahat ediyor. Zaten alıştırmışsa vücudun kalkar o. Diyelim bir müddet yatmış, Gecenin üçte ikisi diyoruz ya geçtikten sonra hemen kalkıp ibadet ve taate başlıyor. Nebi sallallahu aleyhi ve sellemin şu hali rivayet edilmiştir ki teheccüd namazını kıldıktan sonra bizim örneğimiz kim? Örneğimiz Resulullah olunca onu takip etmek mecburiyetindeyiz. Sallallahu teala ise Efendimizin tavrı Muhammedileri şöyle sanıyorlar. Nebi sallallahu aleyhi ve sellemin şu hali rivayet edilmiştir ki teheccüd namazını kıldıktan sonra kıbleye müteveccihen oturur. Hem müteveccih kıbleye yönelerek oturur.
Sabaha kadar murakabe zikirle meşgul olur. Eğer uyku galebe ederse uyur, sabah namazından önce kalkar, abdest alır, sabahın sünnetini hane-i saadetlerinde kılar, hafiyen istiğfar ile meşgul olurdu. Böyle gizlice estağfurullah, estağfurullah, estağfurullah, hel'l alime ve aturbili, en çok bunu tekrar buyuruyorlar. Böyle yaparlardı. Zaten hane-i saadetleri mescitle çok yakındır iç içe gibi. Bu tarikatı aliyede Resul-i Ekrem'in bu hareketi sallallahu aleyhi ve sellem esas alınmıştır. Ondan sonra da bu murakebe ehilleri için eğer murakebe açılmayacak olursa nef-i ispat evradını yaparlar. Burada anlatacak zaten bizim dememize gerek yok şu anda. Güneş doğumcaya kadar vazifesiyle meşgul olur. Bundan sonra iki rekat idrak namazı kılar. Her iki rekatta Fatiha'dan sonra İhlas suresini okur. Bundan sonra gerekiyorsa istihare namazı kılar. Bunun keyfiyeti malumdur.
Bundan sonra eğer mümin bir dünyevi işi varsa yine aynı huzur ve saf halinde kalbine müteveccihen, kalbine yönelerek Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem. Allah'ım her işimde teveccüh ettiğim seni, teveccüh ettiğim, yöneldiğin. Hani burada her işimde buyruluyor sadece tesbihat değil. Mesela dünyevi işleri var. Allah korusun bir hastanede işi var. Bir eczanede işi var. Bir manavda işi var. Bir bakkalda işi var. Bir markette işi var. Birisiyle görüşmesi gerekiyor. Böyle bir işi var. Her şeyinde Allah'ımıza dönmüş vaziyette. İşte dünya işi, hayır o dünya işini Rabbimizle kalbinde muhabbetini muhafaza ederek uhrevi yapmaya çalışır. Her bir işe teşebbüs ettiğinde maksadum sen. Her sayimde melcin yani sığınağım demek istinatgahım sen. Her işimde vekilim sen ol ve her halükarda beni muhabbet ve inayetinle muhafaza eyle velim ol duasını okuyarak giderdi. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem.
Burada öyle hususlar geçti ki her sayimde melce'im, dayanağım, her işimde vekilim. Bu halistir tabii. Esselamü ala tülhi ecalü la tu limticaratün ve la beyona likrillah. Öyle rical vardır ki bu erkek ve kadın da içine girer bunun. Ne ticaret ne alışveriş. Onları Allah'ı zikretmekten alıkoymaz. O bahane artık. İşimiz gücümüz, çoluk çocuk vesaire. Bunlar boş. Salik de dünyevi işlerinin zaruri ihtiyaçlarını ve rızkını kesbettikten sonra. Şimdi Hazreti Ömer bile Radıyallahu Anh mescitte böyle bir kimse görünür. Nedir? Ne yapıyorsunuz? Biz tevekkül ehliyiz. Hayır buyurdu. Siz tevekkül yiyicilersiniz, kalkın. Vazifelerinizi dünyevi işlerinizde şer'a uygun bir şekilde yapın. Mesela Cuma suresinde geçer ya. Sonra feiza kulu yatessalah namazı kıldıktan sonra Rızkınızı helalinden temin etmek için çalışmaya dönün buyuruyor. Şimdi dünyevi işlerini gördü.
Amirdir, memurdur neyse sekizle başlıyorsa işte beş de bitiyor. Neyse o şeye göre değişir. Bugün artık bu şartlar neyi gerektiriyorsa o tarzı yaparlar. O dünyevi işlerini bitirdikten sonra bak terk et demiyor. Hangiahta, dergahta evin köşesinde kal demiyor. Böyle ara ara bize ifadelerde bulunacak yol gösterilecek tabii. Zaruri ihtiyaçlarını ve rızkını kesbettikten sonra evine girer. Yeniden abdest alır. Halvetine girer. Oturduğunda ilk iş olarak şeyhinin suretini hayal eder. Sonra murakabe ve zikirle meşgul olur. Şimdi ara ara düğüm ya on iki rekattır diyor. Duha namazı, duha namazı. Her rekatta Fatiha'dan sonra kuşluk namazı bileceğimiz üçer defa İhlas suresini okur. Dört rekattan az kılmaz. Onu ilk vaktinde kılamadım diye bırakmaz. Gündüzün dörtte biri geçmeden kılabilir. Miçkat'ta rivayet edilmiştir.
Zeyd bin Erkam radıyallahu anh'dan rivayet edildiğine göre o duha namazı kılan bir toplu gördü, dedi ki herkes bilir ki namazı bu vakitte kılmak deyin, belirtilen vakitte kılmak efdaldir. Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz buyurmuşlar ki Allah'a dönenlerin namazları kumların kızmaya başladığı vakittedir. Bu yaylalarda neden? Hiç unutmadığın bir hadise. Beni ilkokulda okuyor muyum? Onu da bilmiyorum. Okuyorum herhalde ilkokul gibi zannediyor. Böyle çadırını zaten diğerlerinden biraz uzak tutardı ibadetini ve taatle meşgul. O kuşluk vaktinde de böyle bir suyun başına gelirler, orada namaz kılarlar. Çocuklukta alınan bilgi buyuruyor, mermere kazınan yazı gibi buyurdular ki iki rekat olsun kuş tutma namazını kılarsan denizin köpüğü kadar küçük günahların da olsa bağışlanır diye. Bu Zihni mebni izni-i alîleriyle kazındı. Sonra hadis kitaplarında gördüm.
Namazını kıldıktan sonra hazır bir şey varsa yer. Yalnız yemeyip arkadaşlarıyla beraber yemesi eftaldir. Değil ise ehli iade ile yer, yalnız başına yemememe bilhassa dikkat eder. Sonra biraz kaylule yapar, sonra kalkıp öğle namazını ilk vaktinde kılmak üzere mescitte hazır olur. Aynı şekilde ikindi namazının da ilk vaktinde camide olmaya dikkat eder. İkindi namazının sonra bulunduğu yerde oturup vazifeyi batinigesiyle meşgul olur. Evlat ve ezkarım çektim bitti demez. Tekrar rabıta'daysa rabıta'da, murakabedeyse murakabeyle meşgul olur. Bu vakti mümkün mertebe fert etmemeye çalışır, geçirmeme. Bu vakit de nefsini inceden inceye muhasebeye çeker. Akşam ile yatsı arasını değerlendirmeye çalışıyor. Burası çok muindir. Yatsı namazını kıldıktan sonra, ungaya yuvel kafirune, ihlas, mualvizeti, featmez, sonra Sure-i Haşrığın sonu, evallahü llevi diye başlıyoruz bu ayetler.
Sure-i Bakara'nın sonunu ihlasla ve huzuru kalple okur. Zikrullah ile meşgul ve meşgul olarak uyur. Yatarken üç defa estağfurullah elle ve la ilahe illa hüve yumu ve atübu ili diyerek istiğfar eder. Bunlar dünyevi bir meşgalesi olan kendi maişetini kendisi temin etmekle mükellef bulunan sufilerin riayetle mükellef bulundukları vazifeleridir. Herhangi bir dünyevi meşguliyeti olmayan sufiler ise gece ve gündüz hak subhanahu wa Ta'ala'ya ibadet ve saatte vakfı vücut edip her an onunla olmanın cehd ü gayretine müstaharak bir halde bulunmalıdır. Ebu Abbasil Kaszap der ki benim sabahım akşamım yoktur. Bütün vakitlerim fena deryasında müstaharattır. Fakat halk bizim zahirde ahval ve efalimizi bölmektedir. Fena ve beka ehli olanlar bir azm-i kaviyi gösterip mücahede yaptıktan sonra vicdanları mutmain olduğu büyük sürura ayırdiler. Müşahede ehli oldular.
Onlara murat nazarıyla bakıldığında onların muratsız olarak rücu ettikleri görülür. Patunlar makamları ve kerametleri birer hicap olarak görürler. Kalp kapılarını bütün cismani ve ruhani lezzetlere kapatmışlar. Ancak Allah'ı istemişlerdir. Fena mertebesine varmak ancak Allah'ın bir mevhibesi ihsandır. Allah'ın seçtiği kullar ancak oraya varabilirler. Sünneti ilahiye ise bu atayı ilahiyenin hakiki bir mevhibe olup ahiret iğreti olmaması üzere caridir. Bunun için fena makamına vasıl olanın kendi halinden rücu edebilmesi mevzu bahis değildir. Bu sebeple fani eski haline tekrar dönmez denilmiştir, Sünnunu Mısri Hazretleri. Dönen ancak tarik-ı ilahiden dönmüştür, eğer hakikatten oraya vasıl olsaydı dönmezdi demiştir. Artık burada ameller hususunda duruluyor. Bizim de kaydettiğimiz amel hususunda bayağı konular var. Riayet etmemiz gereken hususları bildirmişiz.
Bunları hadisi şeriften inşallah vakit bulursak okumaya çalışırız. El-amal, inde ehlül fen ala selafeti fisamin. Şimdi üç şekilde ameller haber veriliyor. Birinci olarak, ameluh şeriata ve amelut tarika ve amelulhakika. Bu biraz önce görüşmede geçti zaten. Şimdi şeriat dediği zahiren yapıyoruz. Tarikat dediği gönül olarak, hakikati de sız olarak dedi. Ehilince malum. Ev tekul yahut da amelul İslam, amelul iman ve amelul ihsandır. Daha ne var burada? Şimdi anlaşıldı mı bilmiyorum. Allah'ımızın emirlerini yapmak, yaptığımız taatlerin farziyetine tamamen inanmak, burada İmamı Rabbani hazretlerinin buyurduğu gibi mesela farz olan taatimizi yaparken bu Rabbimin bana emridir diyeceğiz. Sünnet-i Seniyye, o da Rabbimizin bize emri. Çünkü atıyullah'a ve atiyu'r resul'e ve gadeta'l-hadeti ve gadeta'a, bu da Resulullah'ın sünneti diye yaparsanız diyor aşkınız, muhabbetiniz daha ziyade olur.
Ondan sonra ihsan dediği nedir? Rabbimizi görür gibi taat yapmaktır. Onu göremesek dahi onun bizi gördüğünü yaparak yaparak, gördüğünü bilerek yapmak. Bir de amelul aybede, amelul amelü'l ubudiye, amelü'l ubude. Nasıl? Taatlerimiş böyle. Amelü'l aybade böyle gördüğümüz kadarıyla kitaplardan neden yapıyoruz? Ubudiyet nedir? O benim Rabbimdır. Kulluk benim boynumun borcudur diye yapmak. Tabii bundaki hakikatler tarif edilemez. Çünkü dinlemiyor, yaşanan bir şey anlatılamaz. Mümkün değil. Ancak bu şekilde ifade edilebiliyor. Ameli'l ubudede de ibadetin esrarına ermektir. Daha var mı? Ameli ehlibideye ilk defa başlamış ibadet ve dağda zorlanıyor. Ama yapa yapa nefsini dizginlemek suretiyle azalarımıza da dikkat edince kalbimizi de koruyup, kimin huzurunda olduğumuzu da bilince artık iş kolaylığılaşmaya başlıyor. Amelun vasad artık ibadet ve taatten tat almaya başlamış. Zıp duyuyor.
Ve amelu ehlin nihaye o da artık sırrına ermiştir işin. Biraz daha devam etmek istiyorum. Efdalü la'mal. Amellerin faziletli olanı nedir, en kıymetli olanı? Imaretü'l evgaki bil muvafakat. Hepsini delledi, topladı. Bu cümlede ifade etti. Imaretü'l evgati bil muvafakat. Muvafakat dedi. Şimdi muvafakat alınıyor ya alınmayınca mesela kabul edilmiyor. Bizim muvafakatımız ibadette, taatte, ondan sonra insanlar ile münasebetimizde, muamelatımız mesela. Din muameledir, buyuruluyor. Bunlar da dinimizin ölçülerine uygun olacak. Şer'i şerife uygun düşecek ve vaktimizi bu gibi güzel hallerle imar etmek, zayi etmemek. Bak bir defa geliriz dünyaya. Bak yakınımızda vefat etti kardeşimiz. Yani bunlar bize ders olmazsa hiçbir şey bizi uyandırmaz, ölüm uyandırmaz. Böyle bir gaz gün oluyor nedamet, ondan sonra değişiyoruz. İşte devamlı olacak. Onun için güzel ibadet etti. Imaratü levgat bil muvafakat.
Dinimize uygun, şeriatimize uygun, tarikatimize uygun, marifete ve hakikate muvafık bir şekilde vaktimizi geçirebilmek. Efdalün amel. Amellerin efdali nedir? Rü'yetü favu illai teala. Allah'ımızın ikramını görmek çok şükür ki Rabbimiz alnımızı secdeye koyduruyor. Çok şükür ki dilimiz tesbihatta bulunuyor. Çok şükür ki Afrika'da olsun vesaire yerde olsun o susuz kimselere kuğu açtırmak için bize gayret veriyor, çaba veriyor. Oradaki fakirler, yoksulları gözetmeler, görmeyen kimselerin görmesini temin ediyor. Şu duygulandırmış arkadaşları, bunu söyleyeyim, görmüştüm de onlar da efendiler biz çok duygulandık bundan. O da şu, otuz yedi senedir görmeyen birisi. Demişler ki neyi arzu ediyorsun? Çok da çocukları varmış. Hiç çocuklarını dememiş. İstediğim Kuran-ı Kerim'i açıp da okumaktır demiş.
İşte siz Afrika'daki bu kimselerin yapacağımız yardımlarına açılmasını gözlerinin temin ederek salih taat yapmalarına vesile olmuş oluyorsunuz. İşte kardeşimiz hep bilir, onların ne sıkıntıda olduğunu biliyorlar. Görenler zaten iki katı bir araya getirmemeye başlıyor. Ben diyor nasıl yerim bir şey bulamıyor ki diyor. Bir şey bulamıyor. Evet efendim. İnşallah bu gönlümüzün yanıklığıyla olacak. Dedi ya gönlün imarı neymiş? Rikkat ve refhet. Refhet şefkattir, merhamettir. Yoksa eğer günahlarla kalbimiz nasırlaşırsa bu hikaye gibi gelir. Mesela Karadeniz'de hava yağışlı der gibi bir şey olur. Eğer o şefkat duygusu uyanmazsa ve rikkat incelik bu çok önemli zaten. Efdalü'l-aman amellerin efdali, muhalefetun nefsi velheva. Nefsin arzu ve isteklerine hayır diyebilmek. Bunu şöyle yapabiliriz biz. Deriz ki Allah'ım bu yeter bize. Bak biz Allah'tan geldik ona gideceğiz. Biz ona aidiz.
Şeytana ait değiliz biz. Nefse ait değiliz. Dünyanın geçici zevklerine ait değiliz. Şeytan sıfatlı insanlara hiç ait değiliz. Biz Allah'a aidiz. Resulüne aitiz. Evliyaullah'ın emrine boynumuz kıldan ince, kılıçtan da keskindir. Üç yüz altmış damarımızda şer'i şerifin doğrultusunda tarikatı aliyyenin tasdik ettiği kimselere bağlıyız elhamdülillah. Nefsimizin arzu ve isteklerine hayır diyebilmek. Nasıl diyebiliriz deyince biz Allah'ımızın huzuruna varacağız. Ondan geldik, ona gideceğiz. Ve devamlı tevevvku illallahui teala her an ona dönmek mal yarav ve anmasiva Ondan gayrı düşünceleri atmak suretiyle. Amellerin efdal olanı nedir? Edebe muvafık olan. Şu sözleri bitirelim çünkü çok uzun gelecek, Ebu Ali et-Tekka hazretlerinin sözü yeter. Dediler ya tekrar yüz seksen defa yine tekrar edilse, ebtekrarü ha sen bir şey eğer güzelse yine güzeldir diye.
İbadetler insanı cennete, ibadette edep Cemalullah'a kavuşturur der. Bundan büyük bir nimet olamaz. Şu bizi duygulandırmalı. Dokuz yüz otuz dörtte Sami Fendi hazretlerinin buraya geldiğinde okuduğu bu ayet-i cellive olmuş. Bu ayet-i celleyi ama Allah'ımız öyle bir nur vermiş ki iki saat mana vermiş Üstadımız Hazretleri buna. Kim Allah'ımızın zikrinden ayrılırsa buna Kuran diyor ifadelerine. Onlar için sıkıntılı bir hayat var. Zaten geçti görüşmede. İbadet ve taatteki diyor yarım yamalak yapışlarımızdan dolayı gönülde darlık var. Evde bir geçimsizlik var. Çoluk çocuktan şikayet var. İçten, güçten, her şeyden bir tat alamayız hep bunlardan oluyor. Rabbimize iyi teslim olsak hiçbir sıkıntı olmaz. Sıkıntı olur. O da ya mükafat olur ya mücazat olur. Ya müfessirat olur, günahlarımızın bağışlanmasına vesile olur ya da mükafat olur ehlullah için. Geleceğe ve makam kaydederler onlar.
Esabı El Bida hazretlerine bile demişler torunları öyle bir yanlış düşünceye dalmış ki, demişler ki dedeniz büyük bir insan olsaydı idam olmazdı. Böyle kafalarına işlenmiş. Üstadımız hazretleri şeye giriyorlar. İstanbul'a. Fakat Esad Erbilbi Hazretleri hiç hatırından çıkmıyor. Diyor ya Rabbi şimdi rabıtamız Sami Efendimize neden çok hatırıma geliyor? Orada koca Mustafa Paşa var. Orada sohbet mahaline geliyorlar. Esad Efendimize anlatıyor. O diyor kendisi şehadeti istedi. Mustafa Paşa diye birisi gelmiş. Efendim şöyle ifade verirseniz kurtulacaksınız, çekil Mustafa Paşa. Artık ok yaydan çıktı. Ben şehadet istiyordum. Allah bana şehadet lütfetti diyor. Böyle der demez torunlarından birisi mübarek eline kapanıyor efendim bize Böyle dememişlerdi. Sonra Sami Efendi Hazretlerini ziyarete varınca siz ismini veriyor artık, bilmiyorum ismini. Onu kimseyi ikna ettiniz mi Hasan Efendi? Buyuruyor.
Ta ayar diyor onu bir ismi aykardı. Şu diyeceğim şuydu. Kör olarak haşr olmak Allah korusun. Emri ilahiyeye kör olmak. Bazen şaşı da olabiliyor. Bazen görme kusurları da olabiliyor. Tam göreceksek Allah'ımızın emrine tam riayet edeceğiz. Elimizden geldiği kadar biz tam riayet etmeye çalışınca Bizim gayretimize bakan Cenabı Hak bir hastaneyeiyetimize, yollarımızı açıyor. Kalbin perdeleri kalkıyor. Artık görünmeyen alemler görünmeye başlıyor. Sevgisinde, saygısında, muhabbetinde artık tahrifi mümkün olmayan hale gelişiyor. Orada demek istiyordum ne kadar zor olacak çünkü her an Rabbımızı görme nimetine eren var. Ayda bir gören var. Yılda bir gören var. Ne demek? Allah'ımızın kemali. İşte buna erişebilmek için şu vaktimizi, şu zamanımızı değerlendireceğiz. Velhamdülillahi Rabbil alemin el Fatiha.
Kaynak: Genel
Rabbimize Kavuşmak ve Rızasına Erme Yolları | Mihmandar