Peygamberlik ve İlahi Sevgi İlişkisi kaydında İbrahim Aleyhisselam'dan bahsediyorduk. Bizim onu bahse gücümüz yetmez. Yalnız Rabbamızın Kuran-ı Azimüşşan'da İbrahim Aleyhisselam hakkındaki Ayet-i Celileler, Ehadisi Muhammediyyeler, bu usta kaynağımız bizim Sami Ramazanoğlu Kuddiseallahu Sırra üstadımızın İbrahim Aleyhisselam kitabı ve diğer eserlerden de istifade etmiş oluyoruz.…
İbrahim Aleyhisselam'dan bahsediyorduk. Bizim onu bahse gücümüz yetmez. Yalnız Rabbamızın Kuran-ı Azimüşşan'da İbrahim Aleyhisselam hakkındaki Ayet-i Celileler, Ehadisi Muhammediyyeler, bu usta kaynağımız bizim Sami Ramazanoğlu Kuddiseallahu Sırra üstadımızın İbrahim Aleyhisselam kitabı ve diğer eserlerden de istifade etmiş oluyoruz. Yalnız İbrahim Aleyhisselam öyle bir peygamber ki vefi ile li İbrahime, İbrahim Aleyhisselam'a denildi. Allah Celle Celalühu seni niye kendisine dost olarak seçti? Şimdi burada bir hususiyet de var. Mesela Musa Aleyhisselam Sedan hakkında, Kuran-ı Azimüşşan'da Cenabı hak onu kelam ile ve risalet ile seçiyor. Biz seni sana kelam etmekle, seninle konuşmakla, bir de risaletle, peygamberlikle Cenabı hak seni seçmiştir buyuruyor.
Bu seçime ait Kuran-ı Kerim'deki ifadelere bir bakacak olursak pek çok seçim hakkında Allah'ımız onları öyle bir seçiyor ki bazı Ayet-i Celileler bilebildiğim kadar vermeye çalışayım. Mesela, esam ne, Gerçek şu ki Cenabı Hak Adem'i, Nuh'u, İbrahim ailesini, aleyhimüsselam ve İman ailesini alemler üzerine seçti, hak dilini tebliğle görevlendirdi. Yine bakıyoruz, eshanede, ve gerçekten onlar bizim katımızda, seçkinlerden ve iyilik ehli sayılanlardandı. Yine, tesadüf. İsmail'i Elya'sı Zülkifli de aleyhimüsselam hatırla. Onların hepsi de hayırlı insanlardı. Yine ashable Biz onları ahiret yurdunu düşünen, içten bağlı kimseler kıldık. Doğrusu onlar katımızda seçkin, iyi kimselerdendiler. Yine Rabbimiz biraz kısa terakki vereyim, Bu kitapta İsmail'i de Aleyhisselam okuyup an, o gerçekten sözüne sadıktı, elçi peygamberdir, yani resuldü Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz Aleyhisselam.
Halkına namazı ve zekatı emri derdi ve Rabbinin rızasına erimişti. Kitapta İdris'i de okuyarak an Aleyhisselam. Hakikaten o pek doğru bir insandı ve bir peygamberdi. Onu üstün bir konuma getirdik Esselam'e. Yusuf'u ey yuhassud değil. Bakın burada tabii bir anda anlaşılmayacak bu. Tek tek incelediğimiz zaman birinci dinleyişte de bunu çıkaramayız. Birkaç defa dinlemek suretiyle olur bu. Bu peygamberlerimizi Cenabı Hak sadık olarak haber veriyor, sadık olarak. Zaten kavimlerine kendilerini ifade ederken biz sadıkız diyorlar. Allah'tan Celle Celalühü getirmiş olduğumuz haberler diye ifade ediyorlar. İster inanın ister inanmayın diyeceğim de bunu da söylemezler. Öyle bir şefkat ve merhamet var ki ellerini Rabbimize kaldırıp yalvarıyorlar. Ya Rabbi, ıslahil, irşad et diye. Şimdi biz bu peygamberlerin sıfatlarını saydık ya, bunların velayet ölçüsü içerisinde hepimizde olması gerekir.
İşte Eyyub aleyhisselam sabırlıydı. İbrahim aleyhisselam Cenabı Hak onu kendisine dost olarak seçti deyip onlara hasredip bırakmayacağız. Biz bunlardan ders alacağız çünkü Fatiha'da ya Rabbi bizi nimet verdiğin kimselerin yolunda kıl derken ne diyoruz? Ayet yedi apaçık. Onlar ne güzel dost. Dost olmak ne demek? Dostluğun haliyle hallenmek demek. Bu peygamberlerimiz bize. Yine mesela Rabbisiz Zülcelal'imiz buyuruyor. Gerçekten biz onu, kim o? Eyyub Aleyhisselam, sabredici bulduk. O ne güzel kuldu. Çünkü o daima Allah'a yönelip dönen biriydi. Hep Rabbine sayılmazdı. Belki yere gelecek ifade edeceğiz dahi koymayarak. Burada dönüşüm kalben olması. Bunlar gönül olarak her şeyiyle dönmüş, peygamber bunlar. Aleyhimüsselam bizim de Rabbimize dönüşümüz sadece dil değil, dil dönmeyecek.
Peygamberlik ve İlahi Sevgi İlişkisi ne anlatıyor?
Peygamberlik ve İlahi Sevgi İlişkisi kaydında İbrahim Aleyhisselam'dan bahsediyorduk. Bizim onu bahse gücümüz yetmez. Yalnız Rabbamızın Kuran-ı Azimüşşan'da İbrahim Aleyhisselam hakkındaki Ayet-i Celileler, Ehadisi Muhammediyyeler, bu usta kaynağımız bizim Sami Ramazanoğlu Kuddiseallahu Sırra üstadımızın İbrahim Aleyhisselam kitabı ve diğer eserlerden de istifade etmiş oluyoruz.…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 16 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Dil dönerken Farsça, üstadımız bunu çok söylerlerdi, onun için söylüyorum, ruhaniyetinin, iştiraki ve himmet-i adilerinin üzerimizde bulunması için, dıl, Farsça kalp demek. Haldimizde de olması icabiler. Gözümüzde varsa bu basardır, basiretimizde de iç gözlerimizde de olacak o dönüş. Mesela kulağımızdaysa iç kulaklarımızda da olacak, gönül kulağımızda da olacak. Gönül kulağıma gelse bir saca, gel ey kulum haccını ey ve eda. Buyuruyor ya, gönül kulağına geliyor. Geçenlerde anlattık ya Mescid-i Saadet'in ve Kabe-i Muazzama'nın minarelerinden, o biz minare olarak söylüyoruz, o gönül minareleri, oradan davetiyeler gelecek. Allah'ım, Ya Rabbi lütfet, ihsan et. Bu Kayseri'de Cami Kebir'in Ahmet Efendi diye bir imamı yillarca yapmış işte secdei sehiv yapmamış namazda devirdi. Bu değilmiş ki, derviş bizzat pek zahmet çekmeyip seccadenin üzerinde ziyaret edin.
Öyle ziyaret ettiğimi gibi seccadenin de üzerinde. Üstadımızın burada ahrazlar vardı. Ahrazları dillendirdi. Biz geri kaldık da. Ahrazları dillendirdi üstadımız, ahrazları. Bu Kirazlı mahallesinde vardı. Köyde bir zikrederdi. Zikrine yetişmek mümkün değil. Mikrofer gülerdi zaten. Bir onun yukarısındaki köyümüzde vardı, Dereköy'de. O anlatırdı. Üstteazımızın yanında da bulunurdum. Dersi zikri küldü. Zikir kül bütün vücudu zikirde. Üstadımız ona öyle öğretti ki namazdan sonra da dur. Yalnız dedi, ahrazlar böyle onun bilinci konuşur. Dedi ki uyur gibi yap, uyuma da uyur gibi yap zikrini devam ettir rabıtan diye. O anlatırdı bize. Gönlünü açıp bir kimseydi. Bir yerde oturuyoruz, hemen işaret etti. Efendi efendi ona bir su verin, su getirin. Meğer üstadımızın arzusu varmış suya. Böyle gönül açıp bir kimseydi, günah yok isyan yok. Tezilik yapardı o.
Böyle tezilik yaparken Mürşid-i Kamilimiz, Sami Efendimiz Hazretleri gelir, bayağı bir sohbet ederlermiş. Ne güzel bir insanmış. Bunu Erenköy'de Yusuf Amca vardı. Çok temiz bir kimseydi. Vicdanımızın yoldasıydı. Zaten Sami Efendi Hazretleri herkesten sormazmış Hacı Hasan Efendimiz'i. Böyle gönül ehli insanlardan görüyor musunuz diye. Hala çıkaramıyorum, bu İzmir tarafında olacak. Askeriyeden emekli nedir? Bir gördüm, onu Kabe-i Muazzama'da seçkin olduğunu anladım. Ama o mu bilmiyorum. O olarak düşünüyorum böyle, hat seçindi. Ona buyurmuş ki Hasan Efendi ile görüşüyor musunuz? Efendim çok arz ediyorum ama nasip olmalı. Herhalde himmet-i adileri yetişmiş olmalı ki Ankara'ya gelmiş. Bakmış ki o tanıdığı insanlar, vaizler, müftüler, esnaftan bir kısım kimseler bir arabaya biniyorlar. Nereye? İşte Gölbaşı'na Kalarsın Efendi geldi. Ne kadar arzu ediyorsa bir Allah demiş.
Gökte arıyordum, yerde buldum diye gelmiş sevgili kardeşlerim, eli şuraya mı dokundu, buraya mı dokundu diye sevgiyle muhabbetle ayrılmış. Demek ki bilenlere yine bir kimse tanırım, bu Talas'a hafız derlerdi Mehmet amca, çok kezbeliydi o. Böyle camilerde ayakkabılıkları temizle ama oradan kazanmış demek ki. Onun hanesinde bulunduk biz, bulunduk. Dedi ki, Uknat Camii'ne yakındı. Şu dedi kıble tarafından dedi, orada kabizler varmış zaten. Hep dedi veliler geliyor dedi. Orada onlarla görüşüyoruz dedi ama çok güzel bir kimseydi. Nesiyle kazandı? Sabrıyla. Bir gün et almış getirmiş, hanım demiş ki bu kemikli atın eti nasıl getirdik? Nasıl bir başına çarparsa o kemiğin demek ki sivri tarafa isabet etmiş ki bu alın tarafını yaralanmış. Bakın hiçbir şey demiyor. Kanadı demiş, kanadı demiş, o kadar. Seni öldürürüm de demiyorum. Biz üstadımızla Kayseri'ye gittik.
Kayseri'deki bir kimse çok tanırdı. Efendim dedi burada üç tane evliya var. Üçünü hanımı da yeti zebbere etti. Ebülasane Harakani Hazretleri. Tanırım, onların üçünü de tanıyorum. Allah'ımız işte o vesileyle yetiştirmiş. Çok, buraya girdiğimiz zaman bitiremeyiz. Neyi diyecektik biz? O Mehmet Efendi'ye de Talas'ı Hafıza da üstadımız, üstadımız Hasan Efendi ile görüşüyor musunuz diyor. Geldiğinde mu diye feryadi verdi. Bu arkadan kimse bir, Allah bizi ıslah etsin, bu kasabadan şu birkaç kimse beni bir tebessüm etmişler. Onun ayağa kalkıp da hu hu hu demesine. Derhal dedi ki, bu zatın hali beni kaldırıyor, haydi siz de konuşun, beni kaldırın dedi. Meydan okudu. Dedi ki haydi siz de konuşun, bu zatın hali beni kaldırıyor dedi. Bu kimseyle alakalı bir hatıra var, hemen nakledilmişse inşallah. Efendimiz daha çok genç, zaten gençliğim dedi, işte bu muymuş diye çok insanın dedi.
İnşallah ıslahına vesile olur, ıslahımıza vesile olur. Delirmiş bu mu? Hacastin Efendi bu mu? Çok genç değil mi? Daha ilk görüştüğümde vermiş ona icaz etti, ilk görüştüğü anlarda. İbrahim Aleyhisselam'la alakalı dedem yolda giderken soruyor. Bu zannederim Yeşilhisar'a bağlı kuş tune diye bir yerler var. Zannederim orayı teşvik buyurmuşlar. Dedem, kılavuz hatız ve üst gazımız geliyorlar. Bir de anadan dedemimiz var efendi. Dedem demiş oraya varınca derslerimizi sorar. Kılavuz halkı sen ne diyeceksin? Efendim ben nefi ispattayım. Kendisi de söylemiş, ben murakabedeyim. O anadan dedemimize kalbim bazen yanar batar demiş. Üstadımıza gelince ben İbrahim Aleyhisselam'ın dediğini diyorum. Ben halimi ancak Allah'a açarım. Ey Ya Rabbi. Orada dedem damlamış zaten. Sami Efendimize haber verilince ayrı görüşeceğiz buyurmuş ve icazetini vermiştir. Nerede icazeti?
Sevgili kardeşlerim, evimiz iğneden ipliğe kadar aranmış, taranmış, o cilt cilt kitapların böyle sırf tarafından tutulup böyle sallanmış, her şeyi yok edilmiş. Bir Esad Erbillah Hazretlerinin mektubunu üstadımızın halaları, biz, nasıl siz ne dersiniz bilmem, şöyle bir keçe gibi altta, ondan sonra büyük bir böyle bir dolanmak suretiyle poşe deriz. Buranın ifadesi orada iğneler de batırırlardı başlarına, tabii deriye isabet etmez, onlardan delik deşik olmuş ani dedemin kitaplarını burada sevenlerinden birisi olduğu gibi ateşin içerisine atmış. Şeyhmus Seven'imize bir şey olmasın diye, damgalı gümüş. Hacı Hasan efendimizi öyle bilenler kalmaz da onlar. Evvel'de bir tanesine sormuşlar da onu gayri müslimlerde biliyoruz oğlum mevzuyu, onu gayri müslim. Ah, Adanalı Hasan Efendimiz olsa da o konuşsaydı. Ne diyeyim oğlum? Ana veli, baba veli, kendi veli diyor.
Zaten dokuz altmış dörtte, dokuz altmış dörtte bütün dünyaya onu Sami Efendimiz Hazretleri umumi görüşebilirsin diye emir verdiler. Tarih olarak birine söylerim de gerek yok. Onlar öyle efendim, tanınmış mübarek kimseler, Allah'ımıza aşık kişiler. Demek ki peygamberlerimizde olan o sefer sabırdan ileri geldi bu. Üç tane kimse vardı. Üçünün de hanımı Zihni zemberek efendimdi. Hele bir tanesi ziyareti verdim, ismini vermeyin, vefat ettiler. İyi muamelede bulunmazdı. Ne diyeyim Rabbimiz öyle takdir etmiş. Yine burada Peygamberlerimizin vasıfları olarak mesela Allah'ımıza yönelen manasına enab diye ifade ediliyor. Bunu neye çalışayım desem ne? Çünkü şeyde kısmı geliyor, belki yapılamaz diye Orada kesiyorum. Allah'ımıza yönelen kimseler, yine esalle ve kuduz biyedikabdial sen, fazribbihi ve lehtahnef inna vecednehu sabiran ni'mel ad.
Innehu evva Rabbi Zülcelal'imiz buyuruyor, eline bir deste ekin sapı al, böylece onunla hanımına bir kere vur ve andını bozma diyerek yemin kefaretini kolaylaştırdık. Gerçekten biz onu eyyüdu, sabredici bulduk Aleyhisselam. O ne güzel kuldu. Çünkü o daima Allah'a yönelip dönemin biriydi. Hep Rabbine sığınırdı. Burada bak şunu vurguluyoruz. Dönüşün sadece zahiren beden olarak değil, mesela namaz kılıyoruz ya, fiziki bir dönüş değil, kalben bir dönüş. İnşallah Ayasofya'mız açılır, inşallah zaten açılmıştır o. Ayasofya, Aleyhisselatu vesselam Efendimiz'in hutbesinde, hutbesinde mübarek tüplü saadeti var. O açılmaz da niye açılır? Gördüm, içlerim yandı zaten. Birkaç defa ziyaret ettim, içlerim yandı. Daha yavruydum. Böyle Ayasofya miting giydi. Efendimiz de İstanbul'da bulunuyorlar. Bizi gönderdi, müsaade aldık. Yanımızdaki olanlar iftarımıza anlatmıştık.
Efendim demişler öyle bir yumruk sıktı ki demişler Ayasofya açılacak diye, zincirler kırılacak diye. O bizim ruhumuzda ruhumuzda. Necip Fazıl'ı inşallah dinlersiniz. Ya Rab. En kısa zamanda lütfet yarabbim. Şimdiden heyecanlanıyor. Ben haberlere niye bakmıyorum? Orada konuşuyorlar. Haberlerle çok güzel sözler söylüyorlar. Haberlerde geçiyor. Şimdiden heyecanlanıyorum. Diyorum ki seccadeyi alırız, acaba diyorum yer bulabilir miyiz, nereye dururuz, acaba orada Allahu ekber deyince imam duygulanır, namazı nasıl kıldırabilir, hutbe nasıl okunabilir orada gözyaşlarıyla diye şimdiden hep buraları düşünüyoruz inşallah. Herkesi sevindirecek bir hallolsun. Dost da sevinsin, düşman da sevinsin. Biz öyle bir başkalarını hırslandıralım, bilmem filan diye iş yapmayız. Bütün gönlümüzde Ya Rabbi, bunlar da senin kulun. Eğer burada bulursam, ne diyor, esaller, bana tabi olanlar bendendir.
Ve men asani, bunun yanında muhalefette bulunan da var. Onlara ne diyor? Allah'ım sen çok acıyan merhamet edensin diyor. İsa Aleyhisselam ne söylüyor? İsa Aleyhisselam da ondan farklı değil, Esselamne. Daha böyle bir peygamber görülmemiş. Peygamber zaten. Bir gün Bayezid-i Bistamin Sultanımız cezveye geldi. Burada muhabbet hususunda var. İnşallah denk getirebilirsem okurum zaman olursa, şimdi kendilerinden geçiyorlar Allah'ımıza. Aşı olan kimseler oyunlar. Bayicide İslam Efendimiz herhalde dedi ve nübüvvet makamına geldi. Bunu kendi elinde olarak değil, bir anda söyledim. Önüne öyle bir deniz açıldı ki, ateşten bir deniz geçilmesi mümkün değil. Yani peygamberler dediğimiz zaman çok müstesna o. Kendi aralarında neler var? Derecelendirmeleri vardır. Bir kısmını bir kısmına takdir etti buyuruyor ya Cenabı hak. Yani risalet olarak Şimdi bak biz İsa aleyhisselam dendi de mevzu buraya geldi.
Biz İsa aleyhisselam işte peygamber değildi, Resul değildi, Nebi değildi, böyle bir söz kullanmayız. Peygamberler arasında risalet olarak hiçbir fark gözetmeyiz ama derecelendirilmeleri vardır tabii. İşte Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem akıllı bir kimseydi. Resul diyemiyor. Dili Resul diyemiyor. Demek ki nasipsiz. Ne olacak? Nasipsiz. Ama biz Muhammedurresulullah diyoruz. Muhammedurresulullah. Diyelim böyle, böyle candan söyleyelim, La ilahe illallah Muhammedü ve resulullah, candan anla. Eğer azap edecek olursan senin kulların diyor İsa Aleyhisselam ve Ya Rab. Ve intahafir lehüm, eğer bağışlarsan, fehinneke entelazi zülhakim, sen hiç şüphesiz güç ve kuvvet sahibisin. Yaptığın her işte hikmetle doludur. Ne yaparsan altında hikmet vardır. Bu Ayasofya rüyamız değil artık bizim. Hakikatimiz hiç dilimden düşmüyor. Neyse dibimden çıkmıyor. Allah'ım, namaz kılmayı nasip et Ya Rabbi.
Ecel ömür belirsiz inşallah Ya Rabbi. Bizzat hoşuma gitti tarihçi. Halıya niye gerek yok diyor. O diyor mermerlerin üzerine alnımı koyarım diyor. Bunlar böyle yandıktan zulme açılır Allah'ın izniyle. Çünkü yanıyor. Şimdi düşünüyoruz, Allah'ım lütfeder misin, ihsan eder misin? Mürşirimiz devamlı anlatırdı. Orayı, ora hakkında çok bilgisi vardı Efendimiz Hazretlerinin. Hızır Aleyhisselam'ın nasıl çevirdiğini, nasıl çevirdiğini, orada zaten mübarek parmak izi var o mermerlerde, mutluluk şeyde, o sütunlarda. O sütunu aynen bir ev gibi. Yani bir ev genişliğinde ola da değil. Öyle muazzam. Öyle, oraya kıbleye duruyor da onu diyecektim, yani biz fiziki olarak dönme değil, kalp olarak döneceğiz diye. İnşallah her şey gönülden doğuyor zaten. Biz Davud'a oğlu Süleyman'ı aleyhimüsselam armağan ettik. O ne güzel bir kuldu. Çünkü o daima Allah'a yönelip celle celalühu bağlanan biriydi.
Her konuda Allah'a sığınırdı. Rabbimizin ismi ne öyle? Allah, ne demeyelim? Allahü Teala, aziz ve civciv olan Rabbimiz. Efendimizin ismini duydum. Muhabbetle ifade ederiz, Eshabü'l-Um devam ediyor. İşte Meryem oğlu İsa'ya da Cenabı Hak'ın vermiş olduğu nimetler, ikramlar, ihsanlar ne biter ne tükenir. Şimdi İbrahim Aleyhisselam'a baktığımız zaman gerçekten İbrahim Aleyhisselam aşık bir zattır. Aşk, Hazreti Zeyd'in gözlerindeydi. Aşk, Hazreti Bilal'in sesindeydi. Aşk, Sümeyye'nin parçalanan bedeninde Ammar'ın yetim kalışlarındaydı. Aşk, onun Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yolunu takip etmekti. Şimdi söyle, aşık mısın? Göz yaşının'nın bile görevi varmış. Ardından gelecek gülümseme için temizlik yaparmış. Şimdi biz eğer ağlayabilirsek günahlarımızdan dolayı, Cenabı Hak dilerse siliyor ve bir temizlik gönülde hasıl oluyor. Dilin aşkı yorumlaması güzeldir ama dile gelmeyen aşk daha güzeldir.
Çünkü o yaşanır. Onu ifade etmek mümkün değildir. Mevlana'mız diyor ya, diyorlar kendisine aşk nedir benim gibi olursanız anlarsınız. Ben kimim? Beni söylediklerimde arama. Ben söylemediklerimde gizliyim. Görmediğin koskoca derya gönlümdür. Gördüğün sahil ise dilim. Kıyılarıma vuran dalgalarıma şaşma. Onlar aşktan gel, gitim. Beni Mecnun'dan Leyla'dan sorma. Ben yalnız Mevla'dan bir dizim. Yağmurların da ıslandığı bir yağmur vardır, adı aşk. Ateşlerin de yanıp kül olduğu bir ateş vardır, adı aşk. Kelebekleri intihara sürükleyen yıldızları da kaydıran aslında aşk, gölgelerin gölgede kaldığı bir durumdur. Sırların sır verdiği bir haldir aşk. Hazreti İbrahim olmaktır aşk. Aşk, Hazreti İsmail olup bıçağa boğazını teslim ederken Emrolunduğun vazifeyi yap, inşallah beni sabredenlerden bulursun diyor. Efendimiz kaynağı o zaten.
Muhammed Allah'a aşık oldu buyuruyor ya sadece Allah-u Teala'sa, bak Kuran-ı Kerim'de aşk kelimesi geçmez. Yalnız mesela Yusuf Aleyhisselam, Yusuf Suresi'nde Zeliha validemiz, nerdeyse buyruluyor, kalbi aşkından, kalbinin zarı çatlayacaktı buyuruyor. Esane, aşk budur. Kuran-ı Kerim'de, Baguerre suresinde muhabbetin farkına yani şiddetine, onun daha bir artık olan kısmına, şiddetli olanına aşk denir. Onların Allah'a olan sevgileri her şeyden fazladır diye buyuruyor. Aşk bu. Biz İbrahim Aleyhisselam'ı Rabbimizin lütfuyla bitiremeyiz. Bu bitmez. Çünkü Kuran-ı Kerim'de çok ayet-i kerimeler var. Yalnız şunu bilelim, İbrahim Aleyhisselam Tevhid'in temsilcisidir. Dini Hanefi, tevhid üzere her şeyde değil. Çok hoşuma gider. Sami Efendi Hazretlerinin kalpte Sallallahu Aleyhi ve Sellem'a tasavvuf aynı tevhiddir demesi. Gerçekten iyi okuyabilsek çok büyük hakikatler var onların sözlerinde.
Yalnız böyle üstün körü geçmişiz. Böyle aman bitirelim diye acele acele okumayalım. Zaten demiştik bir sahife adap Risalesi'nde, bir sahife de musahabelerden olsun okuyalım, çok istifademiz olur ve eğer altı çizilebilirse çizilsin veya not alınsın. Bu çok bize faydalı olur. Mesela bir yere bir araya geldiğimizde hem de şöyle bir not var deriz. Bir hocayı unutmam. Böyle oturuyoruz, daha çok hoca olan kimseler, ilim ehli kimseler, hoca bir şeyler diyecekti de söyleyecek orada. En sonunda benim dedi çok hoşuma giden bazı notlar var, cebinden çıkardı ve okudu. Şunu da unutmam, inşallah yanlış demem bu Konya'da kara damarlı kıymetli bir insandı, Hatıp hoca derlerdi. Bu Sami Efendimizin Adana'da olduğu devreden nasıl olduysa üstadımız daha çok genç. Böyle karşılaşmışlar. Efendimiz Hazretleri görür görmez onları tanımış. Siz Sami Efendimiz'i ziyarete mi gidiyorsunuz?
Evet demişler ama çok hoşlarına gitmiş. Siz kimsiniz? Artık kendilerini tanıtmış Hasan Efendi diye söyleyince o hayrulu haleftir, o hayrulu haleftir, biz ondan çok hayırlar bekliyoruz diye Sena ile anlatıyoruz. Bizim İstanbul'da o Sütcağıziyeci İbrahim Kılıçkaya. Ben diyor Sami Efendi Hazretleri'nin mübarek eline vardım. Yahyaallı olduğumu diyor haber verince Hasan Efendi, Hasan Efendi böyle bir sevgiyle diyor gözlerimle gördüm, şahidim de buna. Bu hadise de bundan bir başkasına mübarek gözlerini diktiler üstadımıza Hasan Efendi, Hasan Efendi, ahh muhabbet. Gerçekten biz üstadımızı bizi çok sıkıştırdık aman anlatmayın diye hala tesir ediyoruz. Yoksa biz neler var yani Efendimiz hakkında? Gerçekten insanlar arasında bir sıkıntı olmasın diye gerçekten konuşmuyoruz. Bir ara iyi bir konuşmacıydı, geliyordu. Bir kimse için dedi ki şahitleri göstereceğim ama hep dedi ahirete göçtüler.
Yani üstadımız hakkında konuşacak insanlar ahirette bir Tombaklı Ahmet Efendi'yi dinleseydiniz, bir Bandırma Ali Efendi, bir Tahir hocamız. Hep yüksek bir şeyde kimseler. Mesela Mersinini Yusuf Efendi, Medine-i Münevvere'de kalırdı, Sami Velimiz Hazretleri o kendini bilmez veli buyururmuş, kendini bilmez veli. Bir ziyaret ettiğimizde Medine-i Münevvere'den, çok fakir zannettim. Evine girdim, evinden ne bir halı gördüm, ne bir kilim gördüm, kupkuru. Öyle gördüm, bağırısa da bilmiyorum ama çok varlıklıymış. Orada bizim Salih amca, Kayseri'deki Seyit Burhanettin Hazretleri'nin türbedarı dedim ki bir yardımda bulunalım mı? Ona söyleyince çöp gülmüş, benim param pek çok demiş, benim param pek çok, hiç ihtiyacım yok diye. O öyle bir söz söyledi ki Hasan Efendi başka, Hasan Efendi başka. Yok, bizim içimizden hiç kaybolmadı. Onlar aynı görevde devam ediyorlar, yeter ki bizim gönlümüz açık olsun.
Bak şöyle bir münasebetimiz, cevap buyurun da bu günahkarı da Cenabı Hak lütfetsin. Onlar için dünya ve ahiret diye bir şey yok ki. Zaten dünyadayken ahiretteydi bunlar. Kendisi öyle diyordu bir gün hacdan gelirken, o zaman arabalarda firma yoktu. Demek ki onun da gücü yetmemiş ki, çok sıcak bir mevsimde, neredeyse de cennete bir adım kaldı, kristaller ne kadar gördüm diyor. Onlar zorluk yok onların. Daha anlatmadık dair neler var. Evet efendim, İbrahim Aleyhisselam, lebilen ibrahim, İbrahim Aleyhisselam'a denildi ki, Allah seni niye kendisine dost kabul etti? O hususiyeti var ama. Halil. Biz zaten demez miyiz İbrahim Halil, Halilurrahman diye Kutsi Şerif'te en kısa zamanda Rabbim kurtarsın. Bu Ayasofya'mıza da Cenabı Hak lütfetsin cami olarak aslında dönsün. Kutsi Şerif'te hala durmuyor, hala durmuyor. Oradaki Filistin'di zaten çok az bilge kalmış.
Oradaki kalmadı, şimdi kabristanlıklar kaldı. Kabristanlık kabir oralar. Yani bu umum hukukta öyle biliyorum, böyle kutsal yerlere dokunulmaz. Yani biz burada kiliseler, bilmem filanlar hep tamir edildi. Eğer Yunanistan karşı çıkıyorsa hiçbir tane camimizi koymuyorlar. Artık şan sesi değil, ezan sesi duysun. Tabii içimiz yanmaz mı Kutsu Şerif, bizim kıblegahımız, her şey bitti. Şimdi oradaki kabristanlıklar kaldı. Kabristanlık da inşaat. Nasıl bin milyetmiş bu Yahudi. Zaten Kuran-ı Kerim'de lanetlenmiş bir topluluktur. Kuran-ı Azimüşşan'da Cenab-ı Hak buyuruyor, lanetlenen bir toplum. Essahile. En büyük düşman Yahudi. Yani düşman olarak onların en şiddetlisi müminlere Yahudi diye buyuruluyor. Bazı böyle bir insafa gelenleri de var. Kendi içinden, ya memleketlerini zaten haksız yere ellerinden aldık. Şimdi kabristan mı kaldı diyor. Kendi içindekine söylüyorum.
Her şey bitti de kabristan ey yarabbim. Demek ki aşk ağlatır, dert söyletir derler ya, dertliyiz yani kardeşlerimizin. Bunu da çok hassas olduğunu biliyorum müminleri. Bizim kıblegahımız. Gerçekten. Soruyoruz, oraya giden kardeşlerimize, mermerlerini soruyoruz, mermerlerine nasıl girdin? Oraları nasıl, nasıl bir ruh haleti ruhiye içerisindeydin soruyoruz. On altı yaşındaki bir Yahudi çocuğun ağzında mermi mermi kovanları onunla eli arkasında bekliyor. Yarabbim. Yani biz zulmeden bir kimse değiliz. İstanbul'da bir zulüm yok. Mesela Hazreti Fatih Rahmetullah Ali İstanbul'a girdiğinde havralar, kiliseler kimse dokunmayacak diyordu. Bir Kaldinal edip şapkası görmektense Osmanlı sert ve şuru görmek bize daha iyidir diyorlardı. Allah'ım İslam'ın güzelliği nasıl anlaşılmıyor? İslam'a nasıl düşman olmuyor? Hayat getirmiştir, İslam'a hayat getirmiştir.
İbrahim Aleyhisselam'ın Halil oluşu, aşkı ve muhabbeti, galbi selasete eşya, üç şeyde, iftartü Emrellah ala emri gayrı, Başkalarının emrine Allah'ın emrini tercih ettim. Bak şimdi düğünler. Belki açılacak haberlerde duyuyoruz, işte kontrollü bir şekilde. Ya bir sünnet bu, mühim sünnet. Düğünler mühim sünnet. Orada şehevi arzuları tahrik eden sözlerin ne yeri var? Çalgıların ne yeri var? Yani mevlit okunsa ne olur güzel mevlit okunsa? Şimdi sanki bu biraz şöyle geliyor bize, aşağılık kompleksi gibi geliyor. Yani mevlit okunsa güzelce, isterse küs, yazıyı düz okuyalım. Allah'a adım zikredelim evvela diye bir nutuk şeklinde olsun ama mevlit okunsun. Aşkına yazılmış o aleyhissalatu vesselam bilmem illa çalgı olacak. Niye? Çocuğum bir şeydir. Ondan sonra etraf, Allah nedir Celle Celalühü? Şimdi çoluğundan çocuğundan korkuyorum. Etrafımdan beni ayıplarlar.
Allah'ımızın ayıplamasına ne diyeceğiz? Bu Rabbımızı tanımamaktan ileri gelir. Ne kadar bir cehaletmiş. Bir Rabbımız var. Allah'ımız var. Allah'ımızı onun dışına çıkartmasın. Ben yaparım, ömürde bir defa çocuğumun gününü gör, çocuğun gününü, şeytanın gönlünü görerek mi yapacaksın? İblis'i memnun ederek mi yapacaksın? Ha, Allah'ımızı, Resulünü memnun edelim. Evet, İbrahim Aleyhisselam'ın dost oluşu İftartü Emrullahi Teala Ala Emrigaili. İşlerimizde, güçlerimizde, yani biz şuna bunamıcağız. Allah'ımız bize örnek olarak, bakın in bir kuraldır. Bize Allah'ımız ne gönderdi? Kuran-ı Kerim, Habibi vasıtasıyla Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Cibril ve Emin vasıtasıyla Peygamberimize gelen Kuran-ı Kerim Hadis-i Şerif'le büyüklerimiz evliyaullah. Allah'ımızın benim için tekefflül etmiş olduğu şeylere itaat ettim diyor. Akşam da sabah da misafirsiz yemek yemezdim. Anlattım mı bilmiyorum.
Şimdi Kudsi Şerif dedik, İbrahim Aleyhisselam da alakalı. Şimdi bu bu Kudsi Şerif'teki Müslümanların çok cömert olduğu, çok cömert olduğu, bu İbrahim Aleyhisselam'dan gelen güzel bir adettir. Bizim buradan bir amca çok yaşlıydı, ismini vermiyorum, Ruhu şad olsun. Bütün geçmişlerimizin ruhu şad olsun mübarek günde. Biz diyor Hacca gidiyoruz, o zaman Kutsi Şerife uğranıyordu. Hacasın Efendimiz'i nasıl istirahat ettireceğiz diye düşünüyordum diyor. Size nasıl bir istirahat yeri bulalım, bir otel mi nasıl arzu edersiniz? Benim dostlarım var dedi diyor. Kendi kendime orada dostlarım var da gelmişsin, daha yeni girmişsin. İner inmez diyor, hemen etrafını kuşattılar. Sen de gel buyurmuş. Vardık ki diyor çok muazzam sofralar hazır. Bunlar yüce lukayibtir, Allah'ın dostlarıdır. Diyorum ya Efendimiz Hazretlerinin yanındakiler görünmüyordu ama manen çok büyüklerdendi. Gelenlerden diyenler olurdu.
Efendimiz Hazretlerinin yanında oturanı gördünüz mü diye. Dedemin şiirlerinde geçer. Hızır yanında görünür şeyhim, Muhammed yanında görünür şeyhim diye. Sen de Allah-u Teala'ya sen dedem söylüyor. Onlar boş değil ki. Amellerin en üstünü Allah için sevmektir. Hadi Seriper. Sevdiğini Allah için sevmek, girdiğin de Allah için yermek imandandır. Benim için birbirini sevenlere, benim için bir araya gelenlere muhabbetim vacip olmuştur. Diğer bir Hadis-i Şerif'te Allah için birbirini 7 ve bu bu sevgiyle buluşup bu sevgiyle ayrılanlar mahşer gününde Allah'ın özel, konukları olarak ağırlanacak yedi zümre içinde gösterilmiştir. Sizden biriniz kendisi için sevip istediğini kardeşi için de istemezse iman etmiş sayılamaz ve ahlakın temel ilkelerinden biri de kabul edilmektedir. İman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş sayılamazsınız.
İslam kardeşliğinin önemini dile getirmektedir. Hadis-i şeriflerde ayrıca gerçek anlamda mümin olabilmek için Allah'ı ve Resulünü her şeyden ve herkesten daha sevmenin gerektiğine dikkat çekilmiştir. Kulun Allah'a yönelişinde sevgi ibadetin önüne geçmiştir. Seviyorum deyip de ta ki bırakmıyor, bırakmıyor mu? Hayır. O sevgiyle yapıyor, o muhabbetle. Dilin zikrinde bire on, kalbin zikrinde bire yedi yüz, gönülde eğer ilahi muhabbet olursa la yuzeni buyuruluyor, hesaba gelmez. Bir mümin Allah'ın gazabından ve cehennemin azabından kurtulmak veya cennete girmek için Allah'a ibadet edebilir. Ancak ibadetin en üstünü Allah'a sırf Rab ve Mevla olduğu için ibadet etmek ve karşılığında rızasını kazanmaktan başka hiçbir şey beklememektir. Bak, başka hiçbir şey beklememektir. Bak çok önemli bir husus geçti burada. Bizim alacağımız ders ne buyruldu?
Sır sır Allah'a Rab ve Mevla olduğu için ibadet etmek. Böyle düşündüğümüz zaman ibadetteki o uyuşuklukmuş, gafletmiş, her şey biter geçer. Rabiatü'l Adeviyye Annemiz cennet ve oradaki nimetler için Allah'a ibadet etmeyi ücret karşılığında çalışmaya benzetir. İşte bana şu kadar para verirsen senin inşaatında çalışırım der gibi bir şey olur. Mevla rızası için marufu kerhi muhabbetin öğretimle elde edilemeyeceğini, bunun hakkın bir lütfu olduğu kanaatindedir. Muhasibi asli muhabbet rahmetullahi iman sevgisi diye tanımlanmıştır. Müminler Allah'ı coşkuyla sever deminki okuduğumuz Ayet Celillesem de. Buna işaret edildiğini belirtmiştir. Ona göre muhabbetin ne olduğu, muhabbet ehlinin ahlakından ve hallerinden anlaşılır. Muhabbet üç türlüdür. İlki halkın muhabbetidir. Sevenin sevdiğini gönlünde sevgidir.
Güneydi Bağdaniddin'in dediği gibi, Hadis Allah'a, 7 kendi vasıflarının yerine, sevgilisinin vasıflarına bürünür. Velhamdülillahi Rabbil alemin aleyhissalatü vesselam Efendimizin ruh tayyibelerine ehline ashabına, Peygamber ve piranize mülkün geçmişlerimizin mümin ve mümünatın ervahını El Fatiha. Desem okumuyor mu salağımı? Evet. Niye yapalım, şey, içelim mi namazı? Gelen de var, belki birkaç bir şey olursa ama yastığa sürmez, geceleri.