Peygamberlerin Hayatından Salihlik Dersleri ve Ruhani Güç
Peygamberlerin Hayatından Salihlik Dersleri ve Ruhani Güç kaydında Salih kelimesi üzerinde durmuştuk. Salih amele geçmeden önce, Salih kelimelerinin nerelerde kullanıldığını ifade etmek istiyorum. Rabbımızın lütuf, kerem, ihsanıyla. Aleyhisselatu vesselam efendimizin milaç hadisesi çok önemli. Bunun tasavvufla da münasebeti pek çoktur. En azından tayyi mekan. Biliyorsunuz Süleyman Aleyhisselam işte…
Peygamberlerin Hayatından Salihlik Dersleri ve Ruhani Güç ne anlatıyor?
Peygamberlerin Hayatından Salihlik Dersleri ve Ruhani Güç kaydında Salih kelimesi üzerinde durmuştuk. Salih amele geçmeden önce, Salih kelimelerinin nerelerde kullanıldığını ifade etmek istiyorum. Rabbımızın lütuf, kerem, ihsanıyla. Aleyhisselatu vesselam efendimizin milaç hadisesi çok önemli. Bunun tasavvufla da münasebeti pek çoktur. En azından tayyi mekan. Biliyorsunuz Süleyman Aleyhisselam işte…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 18 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Salih kelimesi üzerinde durmuştuk. Salih amele geçmeden önce, Salih kelimelerinin nerelerde kullanıldığını ifade etmek istiyorum. Rabbımızın lütuf, kerem, ihsanıyla. Aleyhisselatu vesselam efendimizin milaç hadisesi çok önemli. Bunun tasavvufla da münasebeti pek çoktur. En azından tayyi mekan. Biliyorsunuz Süleyman Aleyhisselam işte hüdhüd kaybolmuştu da eğer bunu bulabilirsen boğazlayacağım dedi. Hüdhüd de çıkageldi. Dedim ki ya Süleyman beni boğazlama bak ben sana, yakin bir haber de geldim bu yakin bir haberi hatta yakinen işaret ederler. Bu ayrı bir komutan nedir deyince Sebe ülkesinde bir kraliçe var. Bunlar işte abi güneşe yıldıza tapıyorlar. O günün artık şeriatına göre şeriat dediğimiz o günün kanununa göre eğer tahtı getirilecek olursa unutma bitiyor. Kim getirecek deyince cinlilerden birisi ayağa kalktı ona iltifat buyurmadı.
Asaf bin berfiya Çok kısa bir zamanda göz açıp doluncaya kadar bir zamanda getirdi. Burada Süleyman Aleyhisselam'ın ifadesi ancak bir peygamber böyle söyleyebilir. Allah'ımıza öyle hamd etti ki Bu benim Rabbimin fazlıdır, lisanıdır, ikramıdır hiç kendinden bilmezler olmaz zaten. Şimdi Ahzabün berkiya peygamber değil peygamber olmadığına göre kendisine kitap verilen ulemadan birisi ondan dolayı diyorlar ki bu bir keramettir. Çok kısa bir zamanda getirdiğine göre evliyaullah'ın da elbette böyle halleri vardır. Biz buna tai mekan diyoruz. Aleyhissalatu vesselam efendimizin Mekke'den kutsi şerife çok kısa bir zamanda gelişiyor, sonra Burak'a geliyor tabii. Öyle millet efendimizin şerefi, fazileti üstünlüğü var ki bütün peygamberler dökülmüş gelmiş Muhammed geliyor diye sallallahu teala aleyhi ve sellem onlara imam oldu ve Miraç merdiven manasında zaten onunla semaakatlarını geçti.
Semaakatlarını geçerken Cebrail Aleyhisselam öncülük gidiyordu. Bunda çok manalar var. Bir seyri süluku bu şekilde haber veririz deriz ki işte mürşid-i kamil bize bu nefül ispatı yaptırırlar. Ondan sonra murakabat başlar. Murakebeye gelinceye kadar rabıta halinde bulunur. Başka türlü geçirmez zaten. Rabıta bilhassa rabıta, bu güçlü olacak. Bir de azalarımıza sahip olacak. Dilimize bilhassa namusumuzu koruyacağız. Beynimizin en önemli olan boş. Beynin tezkiyesi kadar önemli bir şey yok. Biz kalbin tezkiyesi diye duyardık. Evet, gerekli ama beynin tezkiyesi çok mu iyidir? Çünkü tefekkür yeridir. Belki kalple alakalı beyinle geçtiği kadar ayeti yerine geçmemiştir. O kadar mühim. Burada mürşid-i kamilin efendimiz aleyhissalatu vesselamın müsaade buyurduğu kimselerin rabıtasıyla bu noktaya kadar geliyor.
Ondan sonra Cebrail aleyhisselam diyor ya Sidrei münteha Sidrei münteha kainatın son bulduğu nokta. Hadi gel devam edelim yine öncümüz ol dediğinde bir parmak ileri gidersem yanarım demiştir. Ondan sonra bezme hası alınıyor tabii şüphesiz. Şimdi bir müridin işte Mürşid-i kamilin kalbinin altına kalbini koyması Allah'ımızın feyzinden düşmesi biiznillahi teala ondan sonra Mürşid-i Kamil'in çekilip direkt arş-ı Azam'la kurmuş olduğu alaka bunu biz Cebrail Aleyhisselam'ın çekilmesiyle ifade ederiz. Bunu neler anlattık biz diyecek olursanız. Aleyhissalatu vesselam der sema katlarını geçerken yalnız bu geçiş şu şekilde kabul etmiyor. Sanki bir apartman dairesi ancak böyle misal verebiliriz. Eskiden deve ile misal verirlermiş. İşte devenin kör ya yere ondan sonra kalkması. Bunu asansörlerdi, nelerdi günümüzde haber verirler.
O asansör bunlara benzemez zaten Salih insanlar intihar ederken Miraç denen o ilahi bir lütuf, ihsan, merdiven diye dilim varmıyor ki ona gözlerini dikerler her geçişinde peygamberlere uğruyor. Mesela Adem Aleyhisselam, Efendimiz aleyhissalatu vesselamın geldiğini anlayınca ey Salih evlat, Salih peygamber diye ifade etmiştir. Demek ki bir peygamberin dilinden ruhunun babası olan aleyhissalatu vesselam Efendimize ey Salih evlat ey Salih peygamber diyor. Huvahanını yaşamamız lazım. Biz Sami bendi hazretlerinin torununun düğünüydü bulunduk. Şimdi insanın hiç unutamayacağı haller olur. Hiç unutamaz. Cennete iş diyeceğine cennete demiş değil. Cennetten de bizim için üstün. Belki geri gelince anlatacağız onu bana. Cennetten üstün nimetleri Rabbımızın Duty ve Keremiyle orada dinlemiştik kendisini. Yalnız bir şey bizde zahir oldu. Sanki mahşere anlatıyor.
Mahşere anlatırken sen mahşere varıyoruz. Sıratı anlattı mı? Sen sıratın üstünde buldun. Neredeyse, ne bileyim ona, kabir dese, mizan dese, mahşer dese, hep sen hord oluyorsun. Tabii bizim Mürşi-i Kamilimiz müstesna, Oğlum dedi, hissettiğimizi anlamış olacak gibiyiz. Eğer dedi bir hadiseyi anlatırsa onu bizzat yaşarsın dedi. Demek istediğim bunları yaşamamız gerekir. Mümin, namaz müminin miracıdır. Namaz hakkında aleyhissalatü vesselam efendimiz, hayır. Dediğim gibi. Namaz gözümün nuru kılındı. Şeyde bir eş anlamlı meydana geldi de mescit bana temiz kılındı buyuruyor ve hayır yeryüzü bana mescit kılındı ve Tahir oldu diye buyuruyorlar. Cuvayet diyen arduun mesciden yer bana mescit kılındı ve tahir oldu, fark oldu diye buyuruluyor. Namaz gözümün nuru diye buyurunca ariflerin, sadıkların, aşıkların da hiç şüphesiz namaz gözünün nurudur.
Bizim bir hocamız var bu yorulduğu zaman gündüz işleri olur çok olur mu hem de işlerin gece yorulduğunda yorgunduğunda namaz da atar namazı kıldı mı onun keyfine diyecek yok. Dilem de buna işaret etmiş zaten, İsa'de bir hazretlerinin sadece namaz kılınabiliyor sözüne kubbiyetinin işaretidir demiş. Bunu deyince, Mektubat'ta Mektubat'ta baş kısımlarda Esadiyel birliği hazretlerinin bir namaz talihi var. Onu okursak çok istifade ederiz. Said I Nursi hazretleri kendisini ziyarete gelir. Daha gelmeden önce der ki namaz hakkında bir bilgi vereyim der. Bu düşünceyle gelir. Yalnız, Said'in Nursi hazretleri çok heyecanlı bir zatmiş. Çok heyecanlı. Çok heyecanlı. Böyle hemen ayağa kalkıyor. Esali Elbili Hazretleri de Said kardeşim biraz oturun. İktisadi Salih yazdım namaz hakkında diye. Efendim ben de namaz hakkında malumat vereyim diyordum.
Ona ifade ettiği gibi, o namaz bölümünü okursa, diğerlerini de tabii okumak suretiyle çok faydalanacağımıza inanıyorum. Çok güzel. Şimdi, biz kürsülerden neden anlatırız da onların anlatmasını tarif edemeyiz, tadına doyurulmaz, bizzat yaşıyor çünkü. Mesela bir vakadır Bir hadise anlatılıyor. Anlatıyorlar ama yaşamışsa bir kimse onun anlatması çok başka olur. Bize Üstadımız Hazretlerinin vekalet durumu yalnız vekalet durumu asaletten gelir. Onun şoförü Lütfi efendi ruhu şad olsun bir anlattı. Öyle bir anlattı ki bizzat yaşadığı için yaşadığı için hayran kaldık böyle. Anlatmasına kendimizden geçer gibi olduk. Çünkü bizzat görmüş. Şimdi Evliyaullah bizzat bunu yaşadığı için, onların anlatım tarzları çok başka oluyor.
Bize borudan Ahmet Efendi gelmiştir, ruhu şad olsun Muhyiddin Efendi'nin, Esadi Ebli hazretlerinin halifesinin evladı, onun yanında evlatları geldi, onun da ruhu şad olsun, yetti halde diye vefat etti. Bir de vaiz geldi. Daha bir kimseler de var. Oturuyorlar. Vaiz neden konuşacağım? Kendisi sonra inşaat işleriyle neleriyle vazife yapmaya başlamış müteahhitlik yapıyor. Fuat faizliğinden anlattı. Dedi ki ben Acarsen Efendiyi ziyaret ettim. Aynen dedi, benim kürsüde konuştuklarım, başına ne konuşacağız, belli mevzular olurdu zaten. Yalnız dedi o tat neydi ben anlayamıyorum dedi. O dedi zaten dedi ben tarif edemiyorum dedi. Bizim Kayseri müftüsü şimdi bazen yayınlarda görüyorum. Allah'ımız selamet versin sa'f-i yaz benim. Bu üstadımıza geldi. Üstadımızda da öyle bir edep var ki şimdi oluyor mu bilmiyorum. Böyle vaizlerin aylık toplantısı oluyor her bir ilçede.
Buraya gelince üstadımız haber almışlar. Onlara hususi güzel yemek hazırlattı. Anamız Rahmetullahi Aliya gerçekten anneydi zaten onun müstesna. Dost doğru İstikametin sanki temsilcisiydi bizim o adamız. Anneydi ama. Bükülmeyen bir anneydi. Hiç ona, buna şundan çekinirim, bundan çekinirim, yok, dosttu. Anamız çok güzel köfte yapardı Adanalı doğduğu için içini çok güzel doldururdu. Onlara hocalara hususi efendimiz hazretlerinin kemalata her noktada görünüyor. O müftefendilere, vaizlere onu hazırlattılar. Bir de gördüğüm şu oldu gerçekten büyüklerimizin edebini, erkanını takip etsek yeter bize. Daraba var. Zaten yaşlısı da yok. Beli dökülmüş, dişi dökülmüş, ihtiyarı falan da yok kalkıp orada güzel celilerini yıkayabilirler. Bir leğenle ibrik hazırlattı oraya kadar yorulmasınlar diye gerçekten dört metre bile yoktur. Yani dinimiz, din muameledir, hüsnü'l muaşere, muamele çok önemli.
Siz bir insanın bütün nimetlerini de doldurursanız ona yüzüne yaptığınız tebessüm müstesnadır. O tebessüm kadar ona bir nimet yoktur. Ona bir hoş geldin demek güzel muamelelerde bulunmak, Bu gerçekten çok önemli. Onun ise oturuldu. Yemek faslından sonra oturdu müstefendi biraz da tabi gün görmüş bir insan. Üstadımızın bu cihanındaki ellili yıldaki vaazında bulunmuşlar. Onu her yılda anlatır. Erciş'e geldi, Erciş'te orada kürsüde konuşur biz de üst katta bulunuyoruz anlattı ben dedi bir vaiz dinledim dedi, onu anlattı. Müstahazımıza anlattı otururlar gerçekten hayırlı insanların latifeleri de çok tatlı oluyor. Hiç unutmayacağım bir söz söyledi çay geldi bizde de çay güzel yapılır üstadımız hazretlerinin yemek sofrası da çay paslı da her şeyi güzeldir, sohbeti de güzel, zikri de güzel, her hali güzel. Feyyaz bey dedi ki efendim çayın üç tane hususiyeti var dedi. Çay dedi lebreng olacak.
Yani dudak renginde lepsus olacak, dudağı biraz yakacak dedi. Öyle soğuk bir şekilde olmayacak, soğuk olmaz ya ben o kelimeyi kullanmak istemedim biraz düzgün olmaz diye. Ondan sonra leblines olacak dedi. Farsça tabirler bunlar işte ağzına kadar da toz olacak dedi bize konuşuyorlar. Efendim dedi ben hiç unutamıyorum sizin o Ceyhan'daki vaazınız neydi dedi sizi en çok dedikoduunuzu yaparlar dedi orada dedi. Fersahoğlu da anlattı, dedi ki hoca efendinin dedi dedikodusunu çok acayip yaparlar dedi. Siz kuru ağaçları taşlamazsınız ama meyveli olursa o taşlanır ama o taşlayana en çok iltifatı yine o yapardı. Çünkü insanı kamil, mürşidi kamil, kutbu cihandır o. Cihana hükmediyordu. Ersanoğlu dedim ki ben dedi daha yeni anlıyorum. O zaman dedim menkıbelerden anlatırdı. Çünkü halk onu anlıyor. Bir tanesinde konuşmuş da ayet ve hadisle Efendim demiş askerliğini anlat demiş.
Ayet okuyor, Hadis-i Şerifler okuyor, ondan anlıyor. Bizim bir hoca kardeşimiz Almanya'ya gitti. İnan diyor, çift sürdüğümü anlattım diyor, dinlemmiyor diyor, seviyelere göre mesela o tarzda kimseler olur. Insanları akilları ölçüsü, içeride konuşursun. Halkın medreseler bitmiş Filafet kaldırılmış Ne diyelim Eskiden Tevhid-i tedrisatta böyle camiye girildiği zaman şeyler var, cüz hanlar var. Camide daha ezan okunmadan önce cemaat hatmi şeridi yapar, bitirir. Ondan sonra daha başka eserlerden neden bu bilinen şifayı şeriflerden neden böyle okunur halk malumat sahibi. O zaman da yok ki, bileni yok. Bir gusül abdestini dahi bilmiyor. Üstadımız çok üzülürdü. Elli beşteki vaazlarında Kadir gecesinde diyor tesbihatta okuduğumuz o duayı diyor neydi hocamını yazalım diye kağıt kalem ellerini aldılar diyor. Yani seniyyeye göre ifade etmek lazım. Mesela onun ehli olur. Onlara göre de konuşulur.
İstirazımızın o konuşmasını takdir ettiğini hatta Avrupa diyor bu eğitim üzerinde durdu. Eğitimde mertebeyi diyor tercih ettiler. Orada anlattığım şuydu. Üstadımız hazretleri bugünkü gibi bu elektrikler neler yok. Demek gaz lambası bundan da ileri lüks. Bilir misiniz? Bilmem. O işte pompası var basılıyor. Basıldıkça ziyası çoğalır. Ziyası çoğaldı mı pencerelerden kapının altından neden ışıkları vurur. Efendim diyor imanı öyle bir tarif ettiniz ki bak insan bunu unutmaz. İşte imanı ibadet ve taatle pompalarsanız namazla oruçla hacla zekatla cihatla tebliğle davetle Allah için sevgi, Allah için buğuzla, Allah yolunda infak ile, o zaman ziyası gözden, göz penceresinden vuruş, tabire ne diye? İbretle bakmaya başlar. Taş gibi olan göz ağlar. Kulak had sözleri dinler. Din Mevla'yı zikreder. Böyle anlatmış, çok hoşuna gitmiş.
Şimdi Miraç Miraç bu gibi insanların namazları Allah'ın dostlarının gerçekten Miraç doyamazlar. Bizim buraya bu Elazığdan Hasan amca diye bir zat geldi. Herhalde irtihal etmiş ruhu şad olsun. Bizde kaldı o zaman dayımız da vardı. Yalnız o da çok geniş. Aslında ortadan da bölünebilirdi, sonra açıldı, geniş. En az kırk metrekare kadar da var. Şimdi biz buna da dikkat etmeye çalışıyoruz, rahat yatsınlar diye. Daime dedim ki dayı dedim niye attı bu saat? Yeğenim dedi. Ben yatıyorum, ne zaman gözümü atacağım Allahu ekber deyip ellerini bağlıyor, namaz alıyor. Doyamaz. Bir gün gelmiyoruz biz otobüsle Kayseri'nin efendimizin Ankara'nın Gölbaşı'ndan bir evladı var, olur mu o gün sohbet et dedi. Nasıl sohbet edeyim ben? Daha yeni zaten imam hatibe başladım. İmamet ederse buyurulur ya evliyaullahın himmeti dağları devirir diye hatırıma şu geldi himmet-i aliler ile.
Bir su, bir taraftan onu bıraktığınız zaman oradan derinleşerek gider bir art meydanı gelir. Sağ taraftan böyle. Eğer sol tarafa bırakırsanız orada şimdi düşünüyorum üstadımızın himmetiyle söylediğim ayetmiş Essahne. Cenabı Hak insanları iki yola kılavuzluyor. Biri hak, biri batıl. Nasıl gideceğiz? Akıl vermiş, idrak vermiş, anlayış vermiş, insana verdiği nimeti hiç kimseye vermemiş. Her zaman söyleriz bu Lokman suresindeki hemen ifade de veriyoruz Risale-i Nur. Zahiri ve batıni nimetler. Bizim işte kardeşimiz anlatıyordu. Büyük annesinden seksenin üzerinde. Eskiden nasıl ateş bulamadıklarını, o ateş gözünü usulsen birisi beklermiş, birisi bekler sönmesin de sabah olduğunda mahalleye hep ondan ateş verelim diye. Bu yeter. Ekmeklerin nasıl sakladıklarını tükenmesin diye derlerimiz ki karınlarımız doymadan kalkardı. Allah'ımız rahatlığın içerisinde daha rahat kılarız. Bizim de bu.
Ana hamt edeceğiz, şükredeceğiz, yolunda sarf edeceğiz, başka çaremiz yok. Elhamdülillah bunu da gördüm, birinin derneği vasıtasıyla şükürler olsun, o gözü görmeyenlere yapılan yardımlarla gözlerinin açılması, birisi diyor ki ben açtım diyor interneti baktım, ağladım başka bir şey değil diyor. O gözü görmeyen böyle kırk yıla yakın kah bir Kuran-ı Kerim okuya, bitsem demiş. Ona diyor dayanamıyorum diyor, benim gözüm görmüyor diyor. İnşallah ibadet ve taatle memnun olalım. İşte bize soruyorlar, bu virüs nedir? Bu virüs Allah'ın azametini göstermekten başka bir şey değildir. Bak iki yüz elli mutasyona uğruyor, şekil değiştiriyor, aşı bulunmaz mıydı? Bütün dünya bir araya geliyor. Sağlık örgütleri bir araya geliyorlar. Bu sahada en üstün olan insanlar bulması mümkün değil, bulamıyor. Bulduk diyor, işte yüzde elliye yeter, yüzde doksana yeter, seti, keşke doksan ise. Hep böyle.
Yüce Kudret bu başka bir şey değildir. Allah'ımız azamet I ilahiyesini gösteriyor. İstanbul'da bir görüşme olur. İstanbul'da. Böyle bir merasim. Düğün de olabilir, nişan da olabilir, sünnet merasimiz olabilir, bir merasim. Bak o merasimden bizim asıl kastımız oradaki şu hadise, Sami Bende hazretleri var. İstanbul'un artık Ömer Nasuh'u bilmem hocalarımız vesaireleri vardı. Yalnız bulundukları yer çok manzaralı denize bakıyor ve bahçesini de böyle güllerde çiçeklerle neler de çok güzel donutmış. Hocalar kalkmışlar hoca efendiler diyeyim, kalkmışlar, pencereye dayanmışlar. Allah'ım diyorlar. Bu ne kudret, bu ne yüce kudret. Şu dağ, şu deniz, şu güller çiçekler, Sami Efendi Hazretleri de mübarek başını önüne eğmiş, Cenabı hak dağda taşta değil zerrede de azametini gösteriyor. İşte bu mikrop gözle görünemeyen bu virüs, bu virüs azameti ilahiyeyi göstermiyor da anne. Ne yapacağız?
Aklımızı başımıza alacağız. Bunun için elhamdülillah imkanlar elimizde. Allah'ımız şükürler olsun, layık olmasa bile büyüklerimiz bize evrak ve ezkar vermiş. Onları derinden okuyacağız. Bir okuduğumuzu bin okuyacağız. Hani iki okuyacaktık, yapalım hayatımıza bakıyorum da düzelmemiz çok zor. Bazen inatçı killer oluyor. Bunu temizlik işte adetlerinden arttırıyorlar. Daha bir tesellisi bilmem falan onunla çünkü gönlümüzün kili kolay kolay arınmıyor. Mesela anlatacağız biz burada o nimetlerden işte ulaşabilmemiz iyi bir temizliğe bakıyor. Açtığımız yerden Caferi Sadi Kaddafi sallallahu aleyhi ve sellem biz Salihler dedik ya isim üzerinde bölüyoruz zaten. Hani aleyhissalatu vesselam efendimizin Miraç hadisesinde ey Salih evlat, ey Salih peygamber daha güzeli olsa mı söylerlerdi? Demek ki Salih ne demektir? Doğru, düzgün, sağlam ve rızayı ilahiyi kastederek yapılan amel demektir.
Onlardan bir söz dedik de bu yarım kalmasın. Zaten Salih insanlar arif kişilerdir. Şimdi yiyeceği ve içeceği ne bulursa o. İşte şu yok mu? Bu yok mu? Şu da olsaydı demiyor hiç. Bak yine gelip dayanıyoruz Sami Bende hazretlerine. Daha dememiş bana çorba hazırlayın. Ondan sonra şu yemek bunu hiç mübarek Feni saadetlerinden duymamışlar. Önüne diyor ne tanırsa uydu. Nerede bulunursa, nereye ulaşırsa orada sabah ederdi, ilerler. Zaten bu olunca bunlar yerine gelir ve şu luhu onların işleri, güçleri hep Rabbimiz, hep mevlamız. Bir kimse geldi. Niye geldiğini bir bir türlü bilemiyorum. Böyle soruyor, aslında sorulmaz. Her şeyi soruyor açmayı, yine neden ilkleyen her şeyi soruyor. Dedim ki acaba atalarımızın, yakınlarımızın göçmüş olduğu kabre nasıl gireceğiz? Onu düşünüyorum dedim. Senin mesleğin kabir mi dedi.
Keşke dedim mesleğim kabir olsa da Hazreti Osman gibi en çok kabirlerin başında ağlar. Niçin öyle yapıyorsun diyenlere denmiş ki kabir halini güzel geçirenin diğer halleri de güzel geçer diye. Mesela evlat hakkında aleyhissalatü vesselam efendimiz, kelimesini kullanıyorlar. Buyuruyor ya insan insan öldüğü zaman ameli biter. Ancak ne kadar? Bir tanesinde deyin. Kendisine dua ettirecek salih bir evlat. Efendimizin mübarek dilinden böyle çıkıyor. Diğerlerine deyin, sadakatin ceriye öyle bir hizmet yapıyor ki devamlı. Mesela bir cami ise devamlı namaz kılmıyor zaten. Bir Kuran kursuysa öyle vesaire hizmetler buna verecek. Ilminden faydalanılan kimseler bizim burada değinmek istediğimiz evlatta bile salih olması. Bunu yapıyor bizim amel defterimizle kapatmıyor aslında. İnsan burada bir kimseydi, vefat etti. Emekli olmayı çok istiyordu. Böyle konuşurduk.
Ah dedi, bir emekli olsam gayrı yoruldum. Üç ayda bir o zaman şimdi ayda bir mi alıyorlar bilmiyorum. Üç ayda bir maaşım gelir kardeşimizle rahat ederim dedi. Bu coğrafyadaki rahatlık. Ahiretteki rahatlık nedir? Salih bir evlat olduğu zaman onun yapmış olduğu hayırlı taahhütle bir misr babasına giriyor. Ne büyük bir nimet. Asıl düşüneceğimiz de o zaten. Mesela bir hanımdır. Hanım hakkında ne buyuruyor aleyhissalatü vesselam vermiş? Üç dört şey saadet alametindedir, alametindendir. Nedir onlar? Onu da sıradaki demişken. Merkebun heni böyle rahat bir binek rahat bir binek. Beytun vescial geniş bir dev misafiri gelecek. Ondan sonra ne diyelim? İşte kıymetli insanlar neler? Annesidir, babasıdır. Onlara canı gönülden hizmet etmek istiyor. Geniş ordusu daha rahat olur. Bir de. Saliha bir hanım. Bunu bazı hadis-i şeriflerde dört olarak da görüyoruz. Dördüncüsü de işinin memleketinde olması.
Düşünün mesela işi burda değil de bu kasabada değil, başka bir yerde. Tabii zorlanacaktır, kalkacak ta oraya gidecek gelecek, kışı var vesaire sıkıntılı günleri vardı. Sonra Yusuf aleyhisselamın Yusuf suresinde yüz birinci ayet celine bakıyoruz Cenabıhakk'a yalvarış ve yakarışını biz de böyle yalvaracağız. Ya rabbi beni Müslüman olarak öldürürüm ve salihlerin içine kat. Yine görüyoruz biz. Şimdi de evet. Şeyde, Feci suresinin sonundaki ayet celilelerde de Burada müfessirine zam efendilerimiz buyuruyorlar ki kullarım içerisinde derken salih kullarımı içeri diye geçeceğiz diye geçiyor. Mesela biz Tahiyyat'ta okuyoruz. Aleyhisselatu vesselam efendimiz selamın rahmetini mağfiretin ümmetimi salihlerin üzerine de olsun ya Rabbi diyor ve duamızda da öyle zaten. Şimdi görüyorum güzel desinler. Müttagin diyor, dediğim başka, mücahidin diyor vesaire diyorlar.
Zaten Salihinin hepsi içerisindedir desinler. Bak bu hepsini içerisine alır. Kalem suresinde ellinci ayeti celilede bakın Yunus aleyhisselam bütün peygamberlerimizde zaten bu kelimeler kullanılıyor ama biri hepsine örnek olmuş olur. Rabbin zülcelal onu seçti. Salihlerden kıldı. Zaten bunların hepsi seçilen kimselerdir. Biz Muhyiddin Arabi hazretlerinden direkt de tabii bu ayrı bir konudur, hep seçilen kimseler bunlar. Allah'ımız ezelde seçmiş. Onlar görüldüğü zaman Allah hatıra gelir, buyurulur ya, cemiyetin içerisine kolay kolay gelmezler. Anlattığımı tekrar anlatıyorum. Dımagıma gelmişti Mürşid-i Kamilimiz. Oradaki bulunanlara sordum. Dedim ki şu şu kimseler geldi mi? Yok, dedim. Allah Allah, onlarla görüştüğümde varmayız. Efendi Hazretleri müstesna ama o çeviresi var ya Halbuki hep güzel insanlar tarikerli insanlar tesbihatlı zikirler onlar insanın vanlarına kadar nüfuz eder.
Şöyle konuşmamızda kelamından anlarsın. Şimdi zekat yaptırılır ya, senden bir kilo kan aldığı yok. Mesela şekerin ölçüyor, bilmem filan. Bunun yanında dediğimiz gibi öyle bir bardak dolusu kan da almıyor. Şimdi çok az çıkıyor, o çıkanı siliyor zaten, ondan sonra gelen kanı alıyor. Hemen ona isabet ettiriyor çubuğu, öyle diyor. Yani dünyada bile böyle. Onlar şöyle bir kart görüntüsünü de zaten çeker onu. Her şeyinden anlar. Buraya bizim eski havuzun başındaki eve develden üstadımızın bir evladı geldi. Damatları Hafız Ahmet Efendi'yi çok sever ve mevkilisin derdi. Ruhun şad olsun şad olsun. Üstatına son derece bağlıydı. O. Hafız Ahmet bu kardeşimiz değişmiş dedi. Değişmiş bunu sonradan önce gönderelim dedi. Yani arabada bazen bozulmaları olur da tamire götürülür ya. Onun gibi bunu ruhi manevi tamir yerine gönderelim dedi. Bir gün mürşidi Kamil'imizi gördüm.
Seslerinden tanıyordum her şeyimdi. Biiznillahi teala onun için bunda bir zorluk yok. Görmeden de Rabbi zülcelalimiz izni ilahisiyle ona gösterir. Evet seçilmiş kim severdir? Mesela Nuh aleyhisselam Lut aleyhisselam onların karıları. Şimdi Kuran-ı Azimüşşan'da Tahrim suresinde dört tane kadın anlatılır. Dört tane kadın. Asiye annemiz, Meryem validemiz, Hazreti Nuh ve Lut aleyhimesselamın karıları anlatılır. Bakın ne buyruluyor Esenyurt. Bu kadınlar var ki var ya zaten ihanet etmişler. Peygamberlerimize ihanet ettiler. Hud Aleyhisselam'ı buraya tahammül etmiyor. Kim tahammül etmiyor? İmamlar dahi bu Hud suresinden orayı okurken ham görü, ham görü alırlar. Dayanacak gibi değil. Diyor. Şimdi Lut Aleyhisselam'ın karısı o rutilikle meşgul olanlara melekleri söylüyor. Gel şeklinde geliyorlar. İşte diyorlar şöyle bir kimse geldi, gelin yalvarıyor. Lut aleyhisselam gelin.
Benim misafirim yanında rezil etmeyin. Benim kızlarım var. Temiz temiz evlatlarım var. Vermeyin onları diyor. Cebrail Aleyhisselam derhal haberdar olur. Çekil yavrum dedi. Biz zaten bunların tahmin için geldik. Şu virüs bize neyi hatırlatmalı? Geçmiş peygamberlerin azgın kavimlerinin, helaki için nasıl bir felaket gelmişse düşünürüz biz. Bak, şekil değiştirir duruyor. İbrahim Aleyhisselam, bugün bir hocamızı burada demeden geçmeyeceğiz. Üstadımızı çok takdir ederdi. Bir gün mektebim yok diyelim efendimiz Hazretleri ilmi bir mübahası oldu. İbrahim Efendi seni yıktım dedi. Nedir efendim dedi. Başını iyi verdi zaten, yani Allah'tan gelen bir ilim. Ona demişler ki hocam tasavvuf hakkında bize bir kitap okusun. Oğlum benim okuduğum tasavvufa dayanamazsınız demiş. Bunların hepsinin bir dayandığı yer var. İki ay eğer tasavvuf kelimesine mana vermişse bir kaynağı var onun dayanmış. Hiç bitmiyor.
Sami Efendi Hazretleri ona çok zor bir destek. Hele bir mektubu var. Sadece şu kadarını değil, inşallah zamanı gelir. Bunu da söylemeye çalışırım. Burayı bitiririz inşallah. Bağdat'ta okurken, orada mübarek gecelerinde, Meşşai ı izamın, Allah'ın dostlarının bir araya geldiğini görür. Bilhassa pazartesi ve perşembe gecelerinde ama mubalzam bir topluluk yüzüne bakılamaz onu. Mürşid-i kamilimize bu kutsi emanetin geldiğinde onu anlatan yer köyde Hacı Kazım diye ben diyor bizzat gördüm. Yüzlerine bakamıyordum ruhlarından diyor bakamıyordum. Sadece ellerini görüyordum. Üstadımız hazretleri de diyor böyle bir caminin müezzinliği gibi orada bir kimse geldi diyor ona. Hilhad giydirdiler. Mübarek olsun Hasan Efendi dedi ayrıldı diyor. İkinci gelişe diyor tahammül mümkün değil diyor. Onun nuruna tahammül mümkün değil. Taci şerifi ona tevdi buyurdular.
Mübarek olsun Hasan efendi, siz de, size candan ama candan mecazi bir dervişlik değil, Hakiki bir dervişlik. Üç yüz altmış damarıyla teslim olmuş. Hadliyen bağlandı bendim, gidemem Hayriye diyen kimseler için size onlar da felaha eylemlerden dedi diyor ama üzerine bakamadım. Hocamız da öyle. Orada orada diyor çok güzel. O mektup inşallah okurum size. Diyor bu meclisin başında her zaman Sami bende hazretlerini görüyordum, diyor ve mektup yazıyor, efendim artık yanıyorum, diyor. Bir kav gibi oldum, diyor. Bir ateş isabet etse kavrulurum. Ne olur efendim sizi ziyaret edemez miyim dedim diyor. Öyle bir yardımcı olmuş ki mesela tahsilini Bağdat'ta bitirmiş, geldiğinde sanıbende hazretlerinin sözüne bakın ne büyük bir kaynak. Bildiğinizle amel ederseniz Cenabı hak bilmediğinizi malum eder diyor. Bu nedir? Bu bekley. Allah'tan gelen bir ilim. Yoksa bunlar biter.
Oradan verilen bir ilim üstadımıza diyor ya kuzendaki vaazında oranın belediye reisi, onun babası Hasan Basri Efendi, ben diyor yaşlılığımdan camiye gelemiyorum, hocalığım da var, ben alimim diyor. İlim belli. Yalnız diyor, hoparlör mü diyelim ona neyse, ılımlı diyor, ben diyor bir cihaz çektirmiş camiden ses cihazı çektirmiş, dinliyorum. Ben diyor sizin gibi bir insan görmedim diyor. Bu ilim nerden diyor Hasan efendi. Bu ilim nerden diyor. Başlıyorsunuz diyor. Konu şu o konuyu işlediğinizi görmüyorum diyor. Yani biz biliriz diyor. Bir girişi olur, bir gelişmesi olur, bir sonucu olur diyor. Allah'ım bu neydir diyorum diyor. Yani Bahirin kenarı olmayan, kenarı olmayan, Sahili olmayan bir ilim Mevlana Halid hazretlerine bunu demişlerdir zaten. İlimde diyorlar çok kuvvetli yağan, yağmur gibi dayandığı kaynak nedir? Abdullah I Dehlevi Hazretleri. Cihhad'ta da önde. Mesai görevlerde de önde.
Şeyi günü, Abdülhamit efendimizin şazeli ve medeni tarikları hep yardımından. Otuz dört yıl devlete iyisi olmak. Her şeyini elinden almalarına rağmen ne yapıyor? Kendisine has üç kişiyi buluyor. Askeriyeden ayarlıyor diyor. Her şeyden kemerleri öyle oturtturur, sağlam. Şimdi üstadımıza böyle deyince, ben diyor fişimi resulullahın prizine takıyorum diyor sallallahu aleyhi ve teala izin zaten mübarek tükürüğünden bahşiş buyurmuş. Abdülhakide Geylan efendimizin konuşmadığına şahit olmuş aleyhissalatü vesselam efendimiz ya Abdülkadir demiş, e konuşmuyorsun deyince ya Resulullah Irak ehli çok fasih konuşuyor. Ben ise konuşamıyorum. Kaç ağzını buyurmuş? Altı tane tüp. O altı tane tükürüklük değildir o. Bilimdir, hikmettir, bir fandır, marifettir. Öyle biz zannediyoruz ki tüplüğünü bırakmış. O öyle olmaz. Onda vermiş olduğu dahi vermiş olduğu lütuf ve ihsan tarifi mümkün değil.
O zaten burda okutulan ilim de değildir. Biz haddimizi açmayan gayreti, burda okutulmayan ilim ne demek? Açamam, açarım, Resulullah'ın rahlesi derim. Açarım, gönlünü Cenabı Hakk'a açmış. Üstadımızın dediği gibi oradan gelir, söz istedi. Arada tercümandır. Hiç kendisini görmüyor. Tabii görünmez. O hallere gelmiş. Hocamız şimdi dayanacağı yere dayanmış, dayanmış diyor her zaman o divan ehlinin toplantısında en başta diyor sizi görüyorum efendim. Kendilerinin Adana'da bulunduğu devirde Ladikli Ahmet babamız zihnelerinden yeni duyuruyor. Hemen ziyaretine gelmiş fakat Duyanlar halkından biri çıkmak istemiyor. Buyurun diyor. Çok nazik bir şekilde çıkın. Çıkmış ama pencerenin önüne oturmuş. Sami efendimizin görmesi mümkün değil. Oradan çekilin pencerenin önünden buyuruyor. Yalnız birkaç söze şahit olmuş. O da şu.
Efendim divan heyetine siz gelmeyince nasıl ki meclis başkanı gelecek, meclis açılacak, ilahi meclis açılmıyor efendim demiş ve sizi şöyle görüyoruz diye birkaç söze mesela Sami bendi hazretlerinin güzelliğini Tevfik baba bu Esri El-i İbidi hazretlerinin dergahında otuz yıl aşçılık yapmış. Benim görüyle dertlerim var. Böyle sırlarım var. Bunu Hasan efendiden başka hiç kimseye veremem diyor. Mesela. Üsteazımız geliyor. Diyor ki Hasin Efendi Allah'a hamd edin. Şükredin, Sami Efendi Hazretleri Harameynin kutludur diyor. Hem Mekke hem Medine. Çünkü Muhyiddin Arabi Hazretleri ben diyor o ilahi nimetin ikramı, Bey'in Kur'an'ta Altun Ulu'un karşısında diyor tattım. Orada ikram buyruldu, ihsan edildi diye beyan etmiştir. Bu nihayet tabii dayanağı çok güçlü. Tasavvufi hususunda tasavvufun tarifinindür ben iki aylık oldu daha bitiremiyorum diye.
Burada biz eğer bahsetmişsek Hazreti Fatih'le alakalı rahmetullahi, Hacer Ubeydullah erarrar hazretleri bana diyor açıldı. Kuran-ı Kerim'in esrarı, Bir kelimenin altında diyor, deryalar yatıyor ama anlatamam diyor. Burada bir ismi hususunda Saffet suresinde yüzüncü ayeti celile Bir de bu ayrıyeten geçer. Diyoruz İbrahim aleyhisselam ben Rabbime geliyorum. O beni hak yolla isat eder. Bana hakkı gösterir. Rabbi hep bana lütuf ve ihsanda koyun ya rabbi Salihlerden olmayı murat ediyor. Burada Süleyman aleyhisselam ve Neml suresinde on dokuzuncu ayet cellede Rahmetin lebeni salih kullarının arasına kalp demiştir. Bu Şuara suresinde seksen üçüncü ayeti celiyle İbrahim aleyhisselam bana hikmet lütfeyle ve salihlerim içerisine had demiştir. Burada biz özellikle ismi ve Salih olması hasebiyle Salih peygamberimizi aldık. Sadece birkaç hususu deyip tamamlıyoruz.
Salih Aleyhisselam Kuran-ı Kerim'de sekiz defa geçer. Ve ona verilen mucize devedir. Elinin emeğiyle geçilmiştir. Devenin de sütünü satmak suretiyle daha birçok Salih peygamberin güzellikleri vardır.
Kaynak: Genel
Peygamberlerin Hayatından Salihlik Dersleri ve… | Mihmandar