Peygamberlerin Hayatından İpler ve Manevi… | Mihmandar
Mihmandar ses arşivi
Peygamberlerin Hayatından İpler ve Manevi Uyanış
Peygamberlerin Hayatından İpler ve Manevi Uyanış kaydında Rabbi zülcelal'imiz Kuran-ı Azimüşşan'da Mevlamız Yunus suresinde Yunus suresinde yüz yirminci ayeti celilide. Estağfurullah ve küllen ne gus sualeyke min en bair rüsud. Manayı münifi. Peygamberlerin başlarından geçenlerden sana anlattığımız her şey senin gönlünü pekiştirmemizi sağlar. Sana bu belgelerle gerçek inananlara da öğüt ve…
Rabbi zülcelal'imiz Kuran-ı Azimüşşan'da Mevlamız Yunus suresinde Yunus suresinde yüz yirminci ayeti celilide. Estağfurullah ve küllen ne gus sualeyke min en bair rüsud. Manayı münifi. Peygamberlerin başlarından geçenlerden sana anlattığımız her şey senin gönlünü pekiştirmemizi sağlar. Sana bu belgelerle gerçek inananlara da öğüt ve hatırlatmak gelmiştir. Bu ayeti celileden hareketle müfessirine izam efendilerimiz şöyle bir izah buyuruyorlar. O da burada peygamberlerin başlarından geçen hadiseler Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'a bildirilmek suretiyle habibim işte bana şair diyorlar, kahin diyorlar, sair diyorlar. İşte geçmişlerin sözlerinden ifade ediyorlar diye hiç endişe etme. Kamer suresinde geçer. Peygamberlerin başlarından geçen hadiselerin ekserisi orada bildirilir. Araf suresinde geçer. Hud suresinde geçer vesair surelerde Rabbi Zülcelal'imiz yerine göre ifade buyuruyor.
Buradan başlarına gelmeyen hal yok. Mesela on iki peygamberin özellikle ifade ederler. On iki peygamber. İşte Yusuf Aleyhisselam, Yakup Aleyhisselam, İbrahim Aleyhisselam, Nuh Aleyhisselam, işte Musa Aleyhisselam, İsa Aleyhisselam vesaire on iki tane peygamber. Bunların çok büyük eza gördüğü kavminden bir gün Ayşe-i Sıddıka validemiz radiyallahu anh'ya buyurdular ki ya Ayşe peygamberler içerisinde en çok eza gören benim buyurdu. Bunları diyor biz sana biz sana anlatıyoruz ki onunla kalbin rahatlaya, bak sadece sen değil Habibim Sallallahu Aleyhi ve Sellem için. Bak geçmiş kardeşlerin diye geçer diğer Ayet celilelerden. Diğer peygamber kardeşlerinle neler çektiler diye. Bundan hareketle Evliyaullah'ın menkıbesinin ifade edilmesini beyan ederler. Bu ayet celleye ile. Derler ki onlardan menkıbelerle, güzel nasihatlerle, öğütlerle insanların kalbi rahatlar. Huzura erer.
Biz dinleriz işte büyüklerimizi. Fakat böyle bir menkıbe ne olduğu zaman insan daha çok gönlünde kalıyor ve rahat ediyor. Unutmuyor onları. Daha bir tesirli oluyor. Bir gün yine büyüğümüz üstadımız cihana hükmeden Allah'ın sevgili kutbu cihan Efendimiz, görünür ki tarikatı Aliye'ye ilk giren insanlar, ilk giren insanlar daha fenafil ihvan. Bunlar menkıbeyi çok severler. Gerçekten öyle. Biz anlatılsa mesela bir Sami Efendi Hazretleri'nden menkıbe hayran kalırız. Birini diyeyim size. Bu Yeşilhisar içmecesine gelmişti altmış, beşti. Beşti bir idarenin değişikliği oldu. O idare değişince bir rahatlama hissettiler, geldiler. Geldiklerinde bir önceki seferler olacak bu. Geldiklerinde birçok anlatılacak hususlar var bitmez. Mesela çocuğun birisi koşarak geldi. Efendi baba tespihini annem istiyor dedi. Hiç çekinmeden, sözünü ikilemeden tespihlerini çıkardılar. Buyur diye verdiler.
Peygamberlerin Hayatından İpler ve Manevi Uyanış ne anlatıyor?
Peygamberlerin Hayatından İpler ve Manevi Uyanış kaydında Rabbi zülcelal'imiz Kuran-ı Azimüşşan'da Mevlamız Yunus suresinde Yunus suresinde yüz yirminci ayeti celilide. Estağfurullah ve küllen ne gus sualeyke min en bair rüsud. Manayı münifi. Peygamberlerin başlarından geçenlerden sana anlattığımız her şey senin gönlünü pekiştirmemizi sağlar. Sana bu belgelerle gerçek inananlara da öğüt ve…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 15 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Daha pek çok yani bitmez, tükenmez Orada bir daha ziyade kayısı ağaçlarıydı. Onlara dayanarak kitaplar okuyorlardı. Kitaplar okuyorlar. Bir seferinde Niğde tarafından Adana'ya doğru gidecekler. Böyle trafik kontrol ediyor arabaları. Sami Efendimiz Hazretlerinin arabasını kontrol etmişler. Arkadaki arabayı polis durdurmuş. Demiş ki Allah'ınızı severseniz bana doğru söyleyin. Bu öndeki arabada oturan kimse peygamber midir? Yoksa melaike I kiramdan biri mi? Bana söyleyin demiş. Hani böyle etkileyici bir güzelliği var. İşte Efendimize soruyorlar Sallallahu Aleyhi ve Sellem Biz velileri nasıl tanırız Ya Resulallah? İza ruh zukirallah. Görüldükleri zaman Allah hatıra gelir. Bunu şu şekilde izah etmiş. Muhaddisini izam Ahiret amelini hatırlatır. Ahiret amelini ibadet ve taate şevkin çoğalır aşkın çoğalır muhabbetin çoğalır. Bir kimse ben diyor çok titizdim. Şimdi anlatıyor.
Diyorlar ki sen diyorlar şu kimse hakkında ne dersin. Benim babam diyor çok titizdi diyor. Çok titiz. Her şeye öfkelenir, daralır, bunalır. Yani bir rahat edemezdik diyor. Çok ince ve hassastı diyor. Nasıl oldu diyor, Sami Efendi Hazretlerini gördü. Babam diyor tamamen değişti. O öfkesi diyor hilmiyet haline dönüştü. Çok şefkat merhamet etrafına çok nezaketle hareket ediyor. Bir görünmesi diyor. Görünce değişti. Yani bunlar insanların kalbini rahatlatıyor. Çok anlatmakla bitmez. Dediler ya bitmez güzelliğin vasfı. Ağaçlar kalem olsa. Biz dergahtaki mübarek zatı hiç unutmayız. Onu anlatırdım Sami Efendimiz hazretlerinden. Hatta bir gün zorladım, söylemezdi. Üstatımızdan konuşurdu bazen. Hiç görmediği halde anlatırdı. Sami Efendi Hazretlerine geldiği zaman burası sır derdi. Burası sır. Anlatamam. Bir gün biraz ısrar ettim. Israr ettim. Dedim ki bak yabancı değilim. O kapıda bulunduk.
Layık olmayarak bulunduk. Gel bize anlat dedim. Sami Efendimizden esrar diyordun. O sevdanın bir tanesini söyle. Dedi ki böyle karşısındakine bir ifadede bulunurdu, bir ifadede bulunurdu. Dedi ki Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem geliyordu. Sağ koluna sağ hanımefendi Hazretleri girdi. Sol koluna da ben girdim dedi. Hep bunlar nedir? Gönlümüzde ilahi aşkın artması için muhabbetimizin. Eğer fena fişşeyh olursa o da öyle. Daha ziyade tabii ayetler, hadis-i şerifler vesaire güzel sözler ama menkıbelerden daha çok haz duyar, zevk alır. Bunun yanında fenafirrasul olursa Sallallahu Aleyhi ve Sellem, e Hadis-i Muhammediye'ye pek düşer. Mesela İmam Buhari Hazretleri daha on beş yaşındayken seksen bin Hadis-i Şerif ezberinde. Yalnız onların ezberlediği Hadis-i Şerifler ravileriyle birlikte. Daha çok genciyken on tane Hadis-i Şerifin ravilerini birbirlerine karıştırıyorlar.
Nasıl bilebilecek mi diye Allah'ın izniyle hepsini çözüyor. Zaten altı yüz bin. Hadis-i Şerif'in içerisinden üç yüz bin Hadis-i Şerif'i çıkarmıştır. Müstesna. Onlara biz hep ne diyoruz? Rahmetullahi aleyh, Rahmetullahi aleyh, evliyullah'a, kaddesallahu sırra diyoruz. Ashabı kirama radiyallahu anh, peygamberlerimize işte aleyhimüsselam, Nebi-i Ekrem Aleyhissalatü Vesselam efendimizin sallallahu aleyhi ve sellem ifadesini kullanıyoruz. Sonra fenafir resul hali daha çok Hadis-i Şerifler. Eğer fenafillah durumu olacak olursa onlarda da Kuran-ı Azimüşşan'a çok düşerler diye. Şimdi temayüz ettikleri nokta olur. Bazen söylüyoruz ya hutbiyette de derecelendirmeler vardır. Nasıl ki peygamberler arasında, Celalühü bir derecelendirme varsa kutbu cihanlar arasında da var. Bakın her kutbu cihanda şu üç hal görülür. Bir, makam vardır. İkincisi, ilim vardır. Üçüncüsü, hal vardır.
Mesela mürşid-i kamilimiz hal ehlidir. Bakarsınız diğer meşayih kiram makam sahibidir. Bir diğerlerinde ilim görürsünüz Ama hepsinde hemen hemen bu üç özellik var. Fakat biriyle temayüz etmiştir. Birisiyle önde bulunurlar. Mesela büyüklerimiz, işte üstadımız buyuruyor ya, bir gün mektebim yok. Şimdi buraya biz tefsirül hazini aldık. Hazin tefsirini, hazin tefsirini burada müderris olan bir zat da okumuş. Hazin tefsirini okuyanın bir gün mektebim yok demesi bizi tevazua getirmek için. Yoksa şuradan kitaplara bakıldı. O mecmuul adaba niye? Onun Osman İnce şeklinde efendim devamlı okurdu. Ondan sonra hatırladığım kitaplar var kendisinin. Hülasetül Beyan, okurdu. Bizim o Türkçe kitaplarımızda hep yazmış. Mesela Tembihü'l muterrin okurdu. Yine diye elimizde bir eser var. Efendimiz hep bunları okurdu. Bir gün bir cenaze konusu oldu, cenaze konusu.
İşte kerahat vakit oldu da şöyle yapılması lazım deyince üstadımız bazı hususları ortaya koyuverdi. Dedi ki hava çok soğuktu. İnsanların işi gücü vardı. Rahatsız olanlar vardı, saydı. Hocalarımızdan birisi dedik efendim daha ne diyeceksiniz? Şu dediğiniz hususlar hepsi şer'i esastır. Ebbarurat, tübbihi maksurat. Şimdi biz de hayret ederdik. Onun bu haline Allah'ım dedim neden böyle söylüyor, neden böyle sunuyor? Çünkü tanıyorum. Biriznillahi Teala tanıyor. İlmimi gizliyorum dedi bize. Karşıma dedi bir hoca getirir. O zaman görürsünüz. Gördü Diyanet'in Fetva Kurulu'ndaki, Diyanet teşkilatımızı, Fetva Kurulu'ndaki kimselere Keçiren'di Ankara'da Bir rabıtayı anlattı. İlim ehillerinin içeriğini rabıtayı anlattı. Tabii o zaman bu teypler neler zor bulunuyordu. Var da büyük şekliyle vardı. O küçük olanları cep telefonlarında yoktu. Olsa kolayca alınır ve istifade ederdik.
Hayran kalmamak mümkün değildi. Bütün şeri esasları ortaya koyarak anlattılar. Bakın burada işte kardeşimiz ben şahidim diyor. Efendimiz eline kitabı alınca, üstadımız eline kitabı alınca o eline aldığı kitapta okuduğu bir satır dahi değildir. Neden? Cenabı Hak gönlüne lütfetmiş, ihsan etmiş. Şimdi ahlaken mümtaz zaten. O belli. Ahlakan ahlakı Muhammedi. Bunun yanında ibadet ve saatte acı biberlerle gençlik yillarını bize anlatırken acı biberlerle oruç tutuyordun diye. Bizim şimdi o zamanki gevşekliği de şimdiki bir olmuyor. O zaman da durumlar zayıf. E görüyordum. Gecesinde gündüzünde biiznillahi teala Üstadımız hazretleri seheri hiç kaçırmazlar. İhya ile meşgullerdi. Mesela sabah namazını kıldıktan sonra biz de mahalli bir adet olarak işte yataklar öyle karyola bilmem filan çekyatları yok. Yerlere serilir. Onlar kaldırılır.
Sonra af buyurun hayvanların yemleri verilir, altı görülür suyu vesaire ihtiyaçları. Bunun yanında evin önleri süpürülür. Sonra ocak kurulur. İşte ekmekler yapılır. Sofra hazırlanır, üstadımız hala camiden gelmez. Ta güneş bayağı çıkardı, bayağı çıkardı. Biz getirirdik. Sonra eline kitabını alır bırakmazdı. Yani hanelerinden bahçelerine kadar okur. Bir ağacın altı böyle bir süpürülür, temizlenir. Oraya güzel seccade veya bir örtü konur. Onun altında yine mütalaa eder. Böyle bir ibadet ve taat şekli var. Sonra itikadi nokta olarak devamlı okuduğu Hadis-i Şerif ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır. Yetmiş ikisi dalalette birisi hidayette. Hidayette olan benim ve ashabımın yolunda olan tek tek anlatırdı. Şia'yı anlatırdı mesela. Yirmi iki fırka olduğunu, ondan sonra mürcieyi, müşebbihe vesair. Zaten hadisede o değil mi? Bakın Vehhabilik, selefinik, Şia vesair.
Bunları bölüm bölüm bölüm bölüm ifade ediyor, anlatıyordu. Bunu ifade etmemin tek sebebi var. Şimdi anasını emen bir çocuk o emdiği süt vesilesiyle annenin karakteri yavruya geçer. Diyorum ki biz rabıta ile emdiğimiz o kalpteki füyuzat bizim halimizi değiştirsin de imanda suretten tasdika. Bakın meşayihizamda, büyüklerimizden bir tanesi beli bükülmüş vaziyette. Allahu alem hata olmasın, çok çekiniyorum. Sufyani Sevri de olabilir. Çok genç. Diyorlar ki efendim sizin arkadaşlarınızı görüyoruz. Onlar daha birileri bükülmüş vaziyette değil, çok diri bir haldeler. Siz şu genç halinize tam bir yaşlılığı andırır duruma geldiniz. Nasıl diyor ben yaşlanmayayım, hocam son nefeste kelime-i tevhidi okuyamadı diyor. Koskoca Kutbu zaman, Kutbu Azam, Eszade Elbili Hazretleri iki ay oldu. İmanla gidecek miyim, gidemeyecek miyim diye herkesten dua bekliyor. Biz rabıtamızla bu duygular hasıl olacak.
Acaba imanım benim Kemal'de mi yoksa taklitte mi? Kemal'de olmasının işareti nedir? Kemal'de olmasının işareti müttaki bir hayattır. Anlatmakla bitmez bu. Aldığım konuyu anlatamam zaten. Çok uzayacağını biliyorum. Çok uzayacağını. İmanın tadını almak, mesela namaz kıldık biz burada. Namazdaki haşyeti hissedebilmek. Hissetmek değil, yaşamak. Hissetmek, yaşamak. Ondan sonra oruç tutuyoruz. Takva esası bizde hasıl olacak. Ne olacak? İmsaktır malum oruçta. Bütün azalarımızı günahlardan imsak, o da değil. İbadet ve taatteki gafletten imsaktır. İmanda kemale ermek öyle bir müstesna ki bunu tarif edemeyiz. Size yaşanan hallerden, kardeşlerimizden, yaşayanlardan birini diyeceğim size. İmanın diyor zerre zerre bir nurunu gördüm. Hakikati imanın, hakikati imanın tarifi mümkün değil. İşte buna erişebilmek, derdimiz bu olacak.
Ondan sonra ahlak olarak kardeşlerine diyor, kardeşim bize gönlü daralan sıkıntılı olan kimse var mı? İşte efendim şöyle bir kimse var. Haydi evine bir gidelim. Çokça okudukları Hadis-i Şerif. Silmen, gataak ve altımen, haramek. Ahsin men esa ileyik. Çok çok okuyorlar. Efendimizin Sallallahu Aleyhi ve Sellem ahlakı Muhammediyesinin kendisinde toplandığı hadisi şerif ve sonra büyük bir idrak var. Büyük bir anlayış var. Feraset var. Şöyle anlayalım. Vela sevfe, bun fike rabbuke fetarda. Allah sana verecek habibim sallallahu aleyhi ve sellem. Sen de razı olacaksın. Ne buyuruyor habibine? Sel torta. İste, sana verilecek. Şimdi velayet ölçüsü içerisinde Rabbimiz onlara vermiş zaten. O onu almaya hak sahibi olmuş. Ne olmuş? Alınca ne olmuş? Nefsinin mertebelerini geçmiş. Yedi madde. Ondan sonra ruhunun mertebesini geçmiş altı. Yapar on üç. Beşte sırrın mertebesi on sekiz.
Bunun yanında aleme bakıyoruz, on sekiz bin aleme tekabül eder. Bunun hepsi bir havan mı deriz veya ne derseniz, tabirlere göre değişir, onda dövülüp kalbine konmuş. Hepimizin kalbinde var bu. Vermiş Cenabı Hak. O zaman nedir bu? Şimdi edep tarifi edilirken edep de buyuruluyor ki insanda meknuz, güç ve kuvveti ortaya çıkartmak. İnsanda gizli olan bu esrarı bak şöyle düşünelim bir anlayacağımız şekilde olsun Cenabı Hak alemi insan için halk ettim buyuruyor. Alem tarif edilemez. İnsanı da zatım için halk ettim. Hayvanlar zikretmiyor mu? Gidiyor ama akıl yok ama bize Cenabı Hak akıl vermiş. Zikrullah'ta ne mertebeye geleceğimizi çok iyi düşüneceğiz. Ne demek bu? Allah derken merkuru bulacağız. Zikrettiğimiz Mevla'yı bulmak. Bu hep insanoğlunun içinde mevcut. Bakın bir tanesi kapıyı zorluyor. Diyor ki kapıyı açın diyor. Kapıyı açıyorlar. Benim diyor buradan bir talebim var, bir isteğim var.
Kapıyı açın diyor. Kapıyı açıyorlar, kendisini buluyor. Bu ne demek? Ne ararsan kendin de mevcut. Onlar bu hastaları çalıştırmış. Hepimizde var bu. Allah'ımız soracak ama. Allah'ımız bunu bizden soracak. Eshabüle tümme letüs elunne yevme idina min naim ayeti celilesine bakılırsa ayeti celile bir ekmeğin kırıntısından da soracak derken ashable Allah'ımızın zahiri nimetleri var. El, ayak, göz, kulak, yediğimiz, içtiğimiz, evladımız, malımız, mülkümüz, akrabamız vesaire. Arabamız evimiz daha ne diyelim? Bu nimetler ay, güneş, yıldız, semavat, arz. Hep bunlar zahiri. Bir de bahtını nimetler var saymakla bitmez. Dinimiz, imanımız, Kuran'ımız vesair. Tarikatı, aliye bu onun içerisindeki sayılamayacak kadar nimet. Rabbimiz bunu soracak bizden. Siz bir mürşid-i kamile intisap edip de neden bunları temin etmediniz diyecek Rabbimiz bize.
Şu hayat rüzgarı başımızda eserken bu derde düşüp acaba biz imanda kemali nasıl elde ederiz? Said I Nurisi Hazretleri Rahmetullah Ali gerçekten müstesna bir Allah'ın dostu. İman-ı hakikiye diye, ifadesi bu. Hakiki iman hep bu derde düşüyor. Nasıl elde edilecek diye. İşte devrimiz tarikat devri değil, imanı kurtarma devri ne dediğini anlamı anlayan ve bilen insanlar için gerçeği ifade ediyor. Evet diyor, siz tarikat diyorsunuz ama tarikata girmekle olmaz. Tarikata girince asıl bulmak var. Şimdi üstadımızı anma günü deniyor. Diyorum ki anma günü değil o. Anlama günü. O gün üstadımızın hayatını yaşama günüdür, anma günü diye bir şey olmaz. Onu Allah'ımız anıyor. Beni zikredin ki ben de sizi zikredeyim, o anılıyor zaten. Onu Resulü Ekrem Aleyhissalatü Vesselam da anlıyor. Anıyor ve ihvanına üstadımızın haber gönderiyor şahitleriyle. Şahitleriyle söyleyebilirim.
Aman Hasan Efendi'ye sahip olun dediğini isim olarak biliyorum ha demem. Aman ha, sahip olun elden kaçırmayın onu diye. O anılmış zaten. Şimdi diyorum ki onlar ölmedi, biz öldük. Niye? Esanı. Onlara ölü demeyiniz. Onlar diridirler ama siz akıl yetiremezsiniz. Ölen kim? Kalbin ölümü şu bedenin ölümünden beter ki beden. Şu kalbimizin ihya olması. Çok sevdiğimiz bu tombattaki Acamet Efendi gerçekten kıymetli bir insandı, kıymetli bir insandı. Böyle sohbetinde görürdüm anlatırken. Bir gün elini böyle düşlerine vurdu. Dedi ki buraları çalıştıralım. Ama öyle bir feryat ediyor ki buraları çalıştıralım diye çok şiddetee geliyordu. Hani gören insanlar için bunu mazur görmemiz lazım. Onlar gördükleri için o anda şiddetlenirler. Çünkü gördüklerini biz şöyle bir zerresini görebilsek tahammül edemeyiz. Dedem Rahmetullah Ali Hazretlerinin huzuruna kılavuz hafız geliyor, Fatih gözü çok yaşlı.
Hafız niye ağlıyorsun? Efendim bir kabristanın yanından geçtim. Orada akrabalarım da vardı. Okuyun dedim. Okuyun derken kabir hali keşfolundu. Baktım ki yanıyorlar, tahammül edemedim efendim diyor. Şimdi nasıl yatsın, nasıl uyusun o kimseler? İnşallah bu kalp gözleri açılmayın diyor. Olmaz. Bu burada olur. Başka bir türlü mümkün değil. Öldükten sonra ingata amel ve amel her şey kesilir. Bak çok üzülürdüm ben. Üstazımız bizim her şeyimiz. Her şeyimiz. Dedim ki niye bu kadar çırpınıyor dedim. Niye bu kadar? Yani biz neyiz ki dedim. Böyle ayaklarınıza turap oluyorum. Bunu çokça derim. Ne biz kimiz ki? Ama Allah'ımıza has bir veli olduğu için Allah'ın sevdikleri Allah'ın kullarını Cenabı Hak'ka sevdiren kimsedir. Onunla da bitmiyor. Geceleri de ağlıyor. Sözümü tesir ettiremiyorum diye. Hiç mi Efendimizin üzerimizde hakkı yok bizim? Tabii elbette siz bilirsiniz.
Bir gün kendileri bize kitap okumamızı ifade ettiler. Hoşlarına gider diye şu bölümü okudum. Sonra öğrendim. Böyle odanın birisinde, odalar birbirine açık salonu, orada dinlermiş. Ben okuyorum. Ben efendimizin bulunmadığını zannediyorum Fakat okurken de bir başkalık geliyor yalnız. Bir Evliyaullah'ın seni dinlemesi değiştiriyor. Aksaray'da bir imam namaz kıldık camiinde. Bizi tanıyınca ben dedi size bir hadiseyi anlatacağım. Ben dedi namaza durdum. Fatih o günkü kıldığım namaz dedi. Bir başka zamanki kıldığım namaza hiç benzemiyor dedi. Bir huzur geldi dedi. Bir ağırılıp acaba bu nedir diyorum. Böyle bir ilahi nur kaplar gibi oldum diyorum. Sonra selam verdim. Baktım bir Allah dostu muhakkak diyor gördüm. Meğer efendimiz hazretleri camiye iştirak buyurmuşlar.
Ayrılırken de diyor aleyhissalatü vesselam efendimizin ben insanları camiye deva davet edeyim, gelmeyenlerin evini yakayım bunları söyleye söyleye ayrıldı diyor. Efendim onları en iyi bilen Rabbimizdır. Şimdi bir kömür tartan veya bir ağaç mı diyeyim ne diyeyim onu tartan kantar, hassas altunları veren kıymetli değerleri ölçen terazi ile bir olur mu? Onları Rabbi Zülcelal'imiz Kuran-ı Azimüşşan'da esamle ela inne evliyaullahi la havkun aleyhimme lehum yahzenun elle dine amenu ve kanu yettegun. İki tane de özelliğini ifade buyuruyor. Birisi iman, ikincisi de takvadır. Takva çok önemli, çok önemli. Efendimizin inni ahşakkum dilillah ve etvakumla. Allah'tan en çok korkamız. Benim bu haşyet sahibi olmak takva ile bir değildir. Havfullah bir ayrı, Haşyetullah bir ayrıdır. Haşyetullah kalbin hallerindendir. O da kalbin hali olmakla birlikte derin bir saygı. Bunun dilde ifadesi yok.
Şöyle diyeyim. Velilerden bir tanesi ben diyor azameti ilahiyeyi idrak ettim diyor. İdrak edince diyor Rabbimizin o azameti karşısında sinek kadar bile kalmadım diyor. Öyle bir yücelik ki diyor. Yine bak bunu ifade edemeyiz. Çünkü yaşanan bir haldir. Aleyhissalatu vesselam Efendimiz böyle buyuruyor. Salih kullar ne yapar? Takvayı hatırlatır, Allah'ı hatırlatır, zühdü hatırlatır. İmamü'l Müttageyn aleyhissalatü vesselam Efendimiz, Allah'tan en çok korkanınız benim diye buyuruyor. Bak günah ile aramızdaki engel nedir? Haşetullah'tır, takvadır. Onun şöyle azıcık bir nebzesi olsa bizi kötülüklerden korunmaya muhafaza etmeye yeter. Efendim mürşidimizin sözlerini hep hatırladığınızı biliyorum. Mesela ne buyuruyor? Adam yirmi kat bina yapıyor bunu. Çok canlı attı efendim biz bize. Yapmış. Fakat altında tahrip kalıpları var.
O tahrip kalıplarına bir ateş isabet edecek olsa yirmi kat bina bir yere düşer. Buyuruyorlardı ki işte letaifler geçirmiş, murakebelerde belli bir yerlere varılmış fakat nefsani ve şeytani arzularla Allah korusun şeytanın bir kıvılcımı, onun ona aldanmanın bir kıvılcımı, nefse uymanın bir kıvılcımı, hanımı varken başkasını hatırlamanın kıvılcımı vesair haller olacak olursa olduğu gibi gür indirir. Bundan dolayı ne yapacağız? Biz hem dersimizi güzel yapmaya çalışacağız hem de ahlakımızla birlikte eğer ahlakımız güzelleşmezse Allah korusun olduğu gibi mahvolur. O uçmalar, kaçmalar, bilmem planlar Allah korusun. Bakın yine Ahmet Efendi'den anlatacağım Tombaklı Hacı Ahmet Efendi'den. Onu çok vasfediyorlar. İşte ziyaretine profesörler de geliyor, hocalar da geliyor, öğrenciler de geliyor. Efendimiz de anlatıyor. İşte ilk manevi haber ona gelir ne diye. Şimdi yanımda bulun da buyurdular.
Bazı hususları öğren. Iıı ders geçirmelerine de kardeşlerimize yardımcı olursun diye bulunuyorum. Şimdi buna sıra geldi ders görüşülecek. Onu özellikle bekliyorum. Acaba dersi ne haldedir? Lehde midir? Kalemde midir? Merak ediyorum. Fakat bir öğle namazı geldi. İşte yemek vesaire. Sıra bu zata geldi. Oturuyorum ne konuşacak diye. Efendimiz oğlu Ahmet iki bin dışta, iki bin içten Allah'tı. Anladım ki kendi şiirlerinde de beyan ettiği üzere letaif dersini alan, mahzun olma geri kalan riyakarlar bela bulan yokluğa atılmak lazım. Demek ahlaken kemale ermiş. Ahlaken kemale ermiş. Sırf dersle olmuyor. Esat Erbili Hazretlerinin sözleri var, uzadıkça uzar, devam edemem. Takva gözyaşıdır, hassasiyettir. Rabbimizi sevmektir. Harama el uzatmamaktır. Acizliğimizi bilmektir. Bunlar hep Hadis-i Şeriflerin meali olarak söylüyorum. Abdullah ibn-i Mübarek'in iki kitabı var.
Birisi Kitab'ı Zuhud kitabı biri de Kitab'ül cihat'dır. Ashap döneminde tasavvufun adı da zühüttür. Ahmet ibn-i Hanbel Hazretleri Kitabı zühütde zühütde birçok Hadis-i Şerifler ve bunun yanında Ayet cellelerle, kelamı kibarlarla ifade ettiği eserleri mevcuttur. Cenabı Hak yollarından gitmeyi nasip buyursun. Arz ettiğim gibi anma günü değil, anlama günü. Ne kadar anlayabilirsek herkes kabı nispetince mesela bir bardak hacmine göre alır. Gönlü arş olan kimseler tabii onu hallerine göre ifade ederler. Biz ne söylesek eksik kalır. Burada kendilerinin hoşuna giden sözlerden birkaçını söyleyerek hemen tamamlamak istiyorum. Öğrendiklerinle amel etmen gerekir. Bunu ifade eden İbrahim I Desuki Hazretleri, Hazreti Allah'u sırrı, İbrahim I Desuki Hazretleri öğrendiğinle amel etmen gerekir. Şimdi ilim tahsilini yapmış, gelmiş. Sami Efendimiz Hazretlerine yani bildiğinizle amel edin buyuruyor ya.
Ne söylüyor bakın? Bildiğinizle amel ederseniz Cenabı Hak bilmediğinizi malum eder. Burada Sami Efendimiz Hazretleri neyi söylüyor? İlmi ledünnü söylüyor. Neyi söylüyor? Malem ya'lem, insana bilmediğini öğreten. O bilmediğini öğreten ne demek? Rabbimiz öğretiyor. Yine Ala Suresi olacak. Rabbi Zülcelal'imiz. Esselamü. Allah seni okutacak, sen de unutmayacaksın. Burada İpek Hocamız Rahmetullah Ali birçok hocalar da talim için müracaat etmiş. Vardır hocalar okutmamışlar. Birine varıyor okutmuyor. Diğerine varıyor okutmuyor. Sonra Efendimize gelin. Okutmayın sebebi şu. Hocamız çok zeki. Hep brüt sebeplerini soruyor. Son artık nokta çare kurtuluş üstadımıza geliyor. Efendim beni okutmuyorlar. Hasan Hoca, seni de Allah okutsun diyor. Sadece bu. Bak dünkü alim kardeşimiz gerçekten takdir ediyorum. Adetleri çok olur. Öyle bir söz söyledi. Himmetu ricel taklau'l-cibel'di.
Evliyaullah'ın himmeti bu mecazdır yani onu diyeyim size. Teşbih. Şimdi Himmetür rical, Evliyaullah'ın manevi yardımı dağları devirir diye. Şimdi teveccüh noktasına girer, bu çok uzar. Teveccüh noktasında, şimdi teveccüh dendiği zaman biz ne anlıyoruz? İşte kalbimize yönelecek, Füyuzati ilahiyenin akmasına vesile olacak. Bu çok güzel. Keşke erişebilse. Keşke bir Allah'ımız, o nimeti bize bahsetse. Ama asıl teveccüh nedir? Onu Kuran-ı Azimüşşan'dan bulabilirsem size arz etmek istiyorum. O da şudur Eshable Meryem validemiz bir peygamber değildir. Meryem validemiz o kuru hurma ağacı var ya, kuru hurma ağacı onu sallıyor. Böyle taze hurmalar iniyor. Dahasını söyleyebilirim ama çekiniyorum. Çünkü vüs'atimiz nispetinde olması lazım. Şimdi bir şüpheye düşeceğimiz hal olmamasına çok dikkat etmeye çalışıyorum. Yani bir kuru ağaçtan yaş meyveler indiriyor.
Geçen bir kardeşimize dedim, üstadımızın bu bize söyle, ben daha anlatamıyorum söylediklerini. Bak dedi bunu kimseye anlatmayacaksın. Anlattığını bile anlatamıyorum. Kendisi derdi. Sami Efendimizin öyle halleri var ki beni mesul tutmasa anlatırım neler var neler var diye. Efendim şuna şükredelim. Böyle tutunduğumuz babalarımız Elhamdülillah çok güçlü. Çok kuvvetli ve teveccüh ehli insanları. İyi yapışalım. Allah'ın izniyle onların şu hayatları bile ahirete göçüşleri aynı dünyada gibi hizmetin içerisinde onlar. Bunu ehli bilir. Aynen hizmetteler hiç kalbimize bir şüphe girmesin. Dikkatimiz son derece son derece riayet ederek takva esasına uygun olarak İslami hayatı yaşayalım. Bizim hayatımızın güzelleşmesi de dünyanın sulhu da işte şurada şu hadise var, burada bu hadise var.
Elbette üzülüyoruz biz buna ve onun için de bizim verilen el derneğimiz diğer derneklerde de olduğu gibi hep çalışmalara başladı. Fakat diyoruz ki bunu yapmakla birlikte biz hayatımızı güzelleştirirsek Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'ın hayatı gibi bir hayat yaşamayı azmedecek, cezbedecek olursak ayeti celileyi her zaman okuruz. Eshabü innallahe la yuvayiru mabi kavmin hatta yuvayiru mabi enfüsin. Siz kendi nefsinizle olanı değiştirmedikçe Allah sizi değiştirmez. Biz bütün olumsuzluklarda ne de Rabbimize dönersek Eshabülem. Kim Allah'tan korkar Cenabı Hak ona çıkış yolu lütfeder. Günümüzde misalleri çok ama Kuran-ı Kerim'den derseniz Ashabı Rakim var. O yedi sahabe bak ölümüne öldürülecekler. Allah'ımız bak bir köpekle yardım ediveriyor ve sonra o mağaranın içerisinde üç yüz dokuz seneyi uyuyorlar. Allah'ımız koruyor. Kapı açıyor kendisinden korkana.
Daha o üç kişi yağmurlu bir havada giriyorlar. Böyle yağmurda ıslanmamak için mağaraya giriyorlar. Bir taş olduğu gibi kapatıyor. Neyle kurtuluyorlar? Cenabı Hakk'a olan korkuları, riayetleri, ibadet ve taatteki ne diyelim o güzellikleri, merhametleri, şefkatleri, zinadan kaçmaları, ondan sonra anne ve babalarına ikram etmeleri, hak ve hukuku korumaları sebebiyle o taştan kurtuluyorlar. Yani bizim önümüze gerilen, ruhumuzun önüne gerilen nefsani arzu ve istek taşlarını, şeytanın aldatma taşlarını ve nefsin hevası arzu ve istek taşlarını, nelerini yok edecek olan nedir? Takvadır. Allah'ımızın emrine sımsıkı yapışmaktır. İnşallah riayet etmeye çalışırız. Biz rabıta halindeysek rabıta halindeysek onların güzelliği hayatımıza yansıyacak. Şöyle baktığı zaman bir kardeşimiz ombre gitmişti de üç ayda kaldı orada. Bir tanesi diyor sen de Hacı Hasan Efendinin eseri var dedi diyor.
Hiç diyor beni bilmez etmez. Kardeşim sen de ben onu görüyorum dedi diyor. Yani o güzelliği göstermek. Şimdi yine hadisi şeriftir söyleyeceğim. Çocuğun babasına benzemesi Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz buyuruyor nimettir. Bizim manevi babamıza halimizin, hayatımızın, yaşantımızın, yatmamız, kalkmamız, iş hayatımız, ev hayatımız, Allah yolunda cihadımız, gayretimiz, şefkatimiz, merhametimiz ona uyacak olursa bu bir nimettir. Mühim olan da bu. İnşallah nail oluruz ve bu çalışmamız gayret etmemiz bizim yani ortak bizim her şeyimiz ortak. Ortak bölüşülecek. Biz ilahi bir bahçenin içerisindeyiz şimdi. Tarikatı Aliye bahçesi ne demek? Hadaikut tarik, hadaikut tarika ve suhre verdi ye, evvel geçti ye. O bahçede diyelim ki bir ağaç var. Meyveyi çok güzel veriyor. Bir diğeri o kadar vermiyor. O niye o kadar veriyor? Niye bu vermedi? Dinmez. Aynı bahçedeyiz biz.
Yeter ki kardeşlerimiz daha ileri olsun, daha ileri olsun gelişsinler, bizlere yol göstersinler. Hep bunu talep edeceğiz. O niye meyve verdi de ben vermedim? Bu tamamen yok eder bizi. Vahdet ve birlikte ne vardır? Allah'ın rahmeti vardır. Tefrikatta, tefrikada ise azap vardır, gazap vardır.