Peygamberlerin Hayatından İbretler ve Nefis Terbiyesi
Peygamberlerin Hayatından İbretler ve Nefis Terbiyesi kaydında Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi. Saide-in Nurisi sultanımıza gaddesallahu sırda diyorlar ki bir mollası var ayaklarını hep böyle melhemle tedaviye çalışırmış. Ayağımı uzat demek ki karnını mı kaçırıyor ne yapıyorsa diz çökünce tırnaklar çürümeye yüz tutmuş. Zaten yediği içtiği bir şey yok. Buyurmuş ki Molla habire çok istirahat…
Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi. Saide-in Nurisi sultanımıza gaddesallahu sırda diyorlar ki bir mollası var ayaklarını hep böyle melhemle tedaviye çalışırmış. Ayağımı uzat demek ki karnını mı kaçırıyor ne yapıyorsa diz çökünce tırnaklar çürümeye yüz tutmuş. Zaten yediği içtiği bir şey yok. Buyurmuş ki Molla habire çok istirahat ederiz. Şimdi biz bunları düşünürsek bak ölüp gideceğiz. Her şey bitecek. Yani orada perişan olalım bu kolay Çok zor bir iş. Kolay değil. Uçakta giriyoruz, bir kardeşimiz anlatıyor. Uçakta diyor gidiyorum dişim de diyor ağrıyordu. Bu yirmilik dişim diyor ağrıyordu. Bir baktım diyor şöyle bir anda yüzümün şöyle yarısı yok gibi oldu. Biz saçma deriz. Bir saçma isabet etmiş gibi herhalde dedim diyor felç oldum. Uyuştu ki öyle bir ağrı, bir uyuştu diyor, gelecek bir yer de uçağın içerisinde. O anda diyor düşündüm, duymuştum diyor. Veya okumuş da olabilir.
Haber azabının en hafifi iş sızılaması gibi. Hadis-i şeriflerde görüyoruz, sizi ürkütmeyeyim, üzmeyeyim diyorum ama bu üzme bize babalarımız yapar ya, biz size evlat bile olamayız. Şimdi baba çocuğunu bazen edeplendirmek için acı sözler de söyleyebiliyor. Bu gibi, bunun gibi kabul edelim. Tedavimiz için bazen vücudumuzu kesebiliyorlar da. Yanıyor o rahatsızlığı tedavi edip tekrar dikiyorlar bunun gibi. Ayağının bu çukur kısmına iki tane ateş konu. Şu beyni o ateşin şiddetinden dolayı vokur vokur kaynıyor. Hani bunu gören insanlar, peygamberler gece gündüz tebliğde bulunmaz mı? Ta Adem aleyhisselam'dan beri. Efendimiz aleyhüssalatü vesselam, bütün peygamberler, çekmedi sıkıntı der ki okuyalım, Kamer suresini okudum. Nuh aleyhisselam artık tahammülünü bilemiyorum, edemedim, dedimen bir peygamber çünkü. Ben yenildim ya Rab bana yardım et dedi.
Uğraşıyorum bir türlü bunları yola getiremedim dedi. Allah'ımızdan yardım bekliyor celle celalühü. Diğer inersiniz o Kamer suresinde ikinci sahifedir. İkinci sayfada Salih Aleyhisselam anlatılır, Şuayb Aleyhisselam anlatılır, Nuh Aleyhisselam malum, Lut Aleyhisselam anlatılır. Sonra Efendimize gelir. Burada o peygamberlerin çekmiş olduğu ezalar anlatıldıktan sonra efendimiz hakkındaki Kuran'ın ifadesi çok ağır. Topunu birden, diğerlerinde bazı bir yumuşama belki vardır ama Kureyş müşriklerinde hiç yumuşama ne yok. Ebu Cehil zaten dişlerini gıcırdattır. Ölüp gidiyor. İbni Mesut hazretleri onun işte boğazını keseceği zaman boyu da çok kısa ve zayıftır. Dedi kişiyi deva çobanı ne yüksek yere çıkmışsın dedi. Alidir, bizi böyle yüksek yerlere çıkarır dedi. Keseceğine aklı yetince dedi ki keseceksin kesmeye. Yalnız benim kılıcım Muhammedileri yok gitmek için zehirlidir.
Ben dedi onun ağzını zehirledim çok da keskin dedi onunla kestim. Daha kesilirken dişini gıcırdatıyor. Bu Muhammed'e tinin bitmez. Bir sana selam koyalım. Allahümme sallallah ala seyyid Muhammed. Ebu Cehil tinin bitmez diyor, bizim de muhabbetimiz bitmez inşallah. Sevgimiz bitmez inşallah. Şimdi hadiseyi sadece o tarihle, o tarihle alakalandırmayalım. Biz bugün de sahabe nasıl sevgi duymuşsa biz de o sevgiye ulaşmanın egzersizini derslerimizle yapalım, rabıtamızla yapalım, murakabe dersindeysek yapalım, birbirlerimizle sohbet ediyorsak yapalım, zikrullah'ta yapalım, murakabe halinde yapalım, sohbetlerle yapalım. Gördüğüm kadarıyla kardeşlerimizin çok uyanık olduğunu da hissediyorum. Biiznillahi Teala artık kafayı toplamayacak zaman değil. Demek görmelerinden dolayı bize şiddetle ifadede bulunuyorlar.
Peygamberlerin Hayatından İbretler ve Nefis Terbiyesi ne anlatıyor?
Peygamberlerin Hayatından İbretler ve Nefis Terbiyesi kaydında Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi. Saide-in Nurisi sultanımıza gaddesallahu sırda diyorlar ki bir mollası var ayaklarını hep böyle melhemle tedaviye çalışırmış. Ayağımı uzat demek ki karnını mı kaçırıyor ne yapıyorsa diz çökünce tırnaklar çürümeye yüz tutmuş. Zaten yediği içtiği bir şey yok. Buyurmuş ki Molla habire çok istirahat…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 9 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Üstadımızın arz ettim ya size, şahit olanlarınız belki vardır diye, bizim gibi insanlardan ne olacak? Ayağınıza turabım diyor cemaate. Yapmayın diyor. Şimdi biz çok vaiz dinledik. Biz konuşuruz alnımızdan şöyle bir damla dahi çıkmıyor. Fakat mübarek üstadımızın iç elbisesi bir kere suyun içerisinde. Şahit olduğum için söylüyorum. Dışı da o çekeri de bütün suların içerisinde. Öyle kendisini veriyor ki feryadı figan koparıyor. Buraya yeni yapıldı içeri gireceğim girdim bir sohbet ama sanki bin kişi var gibi efendimizin mübarek sesi yüksekse çıkıyor. İki kişiye konuşurken arz ettiğim gibi bunlar bize bir destir. Biz de konumuz, komşumuz, akrabamız, kimse kime ulaşabilirsek arkadaşlarımızdan onlara hayrı ve sabrı, hakkı tavsiye etmenin yoluna bakacağız. Şimdi şahsi taatlerimiz olur da Allah'ımızın en çok razı olduğu taat insanlığın kurtuluşu için yapacağımız vazifelerdir.
Rabbimiz bundan razı oluyor. Hiçbir şey yapamıyoruz. Taatlerimiz ama insanlığa düşük bir hizmete koşmuş oluruz. Onlar bizim kurtuluşumuza vesile olacaktır hiç şüphesiz. Bunu neden yapıyorlar? Bunu yapmalarının sebebi onlar. Müşahede ehli. Açıkça görüyorlar. Müşahede ediyor. Onun için tahammül edemiyor. Biz anca şunu görebiliriz. Adama bazı kimseler görüyorsun üzerine benzini döküveriyor ateşi çakıyor. Ne yapıyorlar? Tek birden hücum ediyor. Aman ha aman ha adam yanıyor. Onun kurtulması için bütün girişimde bulunuyor. Bu dünyanın ateşi. O dünyanın ateşi orayı gören diyor bu dünyanın ateşinde bir sene sağdan sola, soldan sağa dönmez. O ateşin şiddetinden dolayı. Buna bile tahammül edemiyorum. El Ganatü bil galili dünya ankefir ya. Çok da olsa böyle haz ile yetinmek. Canım çok zenginsin çocuklarını bile yoldan çıkar bu adam.
Hem insanlardan hem de cinlerden Allah'ımızın razı olmadığı kimseler hasıl oluyor. Diyor babam çok zengin canım. Bırak sen ne okuyacaksın ne edeceksin. Gül gibi bir hayat yaşa, gez dolaş, bin arabalara. Öyle değil. Biz de yavrularımızı örnek olarak onlara sahabenin yaşantısı şu idi, onlar şöyle sıkıntılar çektiler, yemediler, içmediler. Bir Fatıma annemiz üç gün malum şu mübarek böğürlerine taşlar bağladığı. Müşriklere karşı güçlü görünmek için taşlar bağlıyor. Baş sallallahu teala aleyhi ve sellem efendimiz. Hendek muharebesinde işte sahabe bir sıkıntısını ifade edince derhal kuşaklarını çözüp gösterdiler. Bak ashabım derileri dürdüm, altındaki taşlara bakın buyurdu. Birilerinin sağlam güçlü durabilmesi için taş bağlamış, mübarek karınlarına taşlar bağlamış. Yani bu İslam bize kolay kolay gelmedi. Milyonlarca insanın kanlarıyla bize devredildi bu.
O Çanakkale'den yavruların yazmış olduğu mektuba duyuyorum. İnsanlar tahammül edemeyi bağlamışlar. Mesela o Çanakkale'deki sadece onu söyleyeyim size. İngilizler tamamen tıkanmışlar. Tamamen tıkanmış. Hiçbir güç ve kuvvet yok. Yapamayacaklar. Hiçbir şey yapmaları mümkün değil. En iyisi diyorlar zehirli bir gaz. Yapacakları bu zaten. Gazzeyi biliyorsunuz. Vesaire yerlerdeki Müslümanlara yapılan ezalarda diyor. Yani o sapan taşı atıyor, o kimyevi silah kullanıyor. Ama dinimiz İslam'da bu yok. O sapan taşı ise sen de sapan taşına atacaksın. Diyorlar ki İngilizler gaz göndermek suretiyle zehir diyelim gitsinler. Bu da bütün devletler hukukunda yasak. Böyle bir girişime başlamak yazar. Bir araya geliyorlar, diyorlar ki yapamayız. Churchill diyor ki insanlara bu muamele yapılmaz deyince Türkleri insan mı zannediyorsunuz? Gönderin gazları diyor.
Her zaman denizden karaya doğru esen rüzgar ashable, Siz Allah'ın dinine yardım ederseniz, Allah da size yardım eder ve ayaklarınızı kaydırmaz. Onlar gazı veriyorlar denizden. Denizden karaya doğru esen rüzgar, karadan denize doğru esmeye başlıyor. Bu Allah 'ın yardımı değil de nedir? Biz onun dinine sarıldıkça Cenabı hak bizim avnimizde, yardımımızdadır. Hiç şüphesiz. Bitmez tükenmez. Öykü. İşte Süleyman Paşa'nın durumları vesaire. Anlatmakla bitiremem, bazı kayıtlar yaptım. Cihat hakkında okuyordum. Sadece cihat hakkında hadisi şerifi tamamlamış olayım. Cehilmüş ikine bir emval Malınızla, Allah yolunda gayret göstermek suretiyle, canınızla ve dilinizle, ciha edin buyuruluyor. En azından bir tebliğ, bir davet, böyle bir araya geldiğimizde işte beş kişiysek on kişide olalım. Çünkü bizim bir araya gelmemiz insanların sulhuğunu temin ediyor. İnsanlar birbirlerine şefkatle bakıyor.
Neredeyse emniyet içerisinde insanlar gezemeyecek. Bir durum arz ediyor. Şu insanların emniyet içerisinde olması için gayret gösterelim, diyecek. Bir kere yükselmeyi, kendimizi üstün görmeyi bunlardan devamlı uzaklayacağız. Kim gibi olacağız? Büyüklerimiz gibi. Efendimizin el fakru fakr. Önde yürürken sallallahu önde de yürümüyor. Sahabe onun önde yürümesini arzu ediyor ve geriye duruyorlar. İki cihan güneşi cemaati bekliyor. Belki sizin ayak seslerinizden kalbime gurur gelir diye endişe ediyorum buyuruyor. Böyle mütevazi. Mekke fetholunmuş artık bir Fatih'in herkes padişahım diyorlar. O ise Akşemsetdini gösteriyor. Asıl Fatih budur. Asıl Fatih budur. Bu olmasaydı ben ne fetih yapacaktım diyor. Tevazu ile geliyor. Yirmi bir yaşında, yirmi bir yaşında. Biz şimdi yirmi bir yaşındaki çocuklarımızı düşünelim. Allah'ımız muhafaza etsin neler neler neler.
Belki anlatmıştım yirmi burada reklamlarıyla, neleriyle, kafalara, beyinlere neler işlendi, yiyecekler hususunda hayatımıza mal olacak yiyeceklerin reklamlarının yapıldığı, kültürel yönden beyinlerimizi bozacak düşüncelerin hasıl olduğu bunlara karşı ne yapacağız? Biz de bir Fatih olmaya rahmetullah Ali gayret edeceğiz. Yazık değil mi? Bu bir nimet değil mi bize? Kişinin en güzel malı evladıdır, hiçbir bez. Ve Behlülceah, öyle ben şu mertebedeyim, şu makamdayım bilmem falanı unutarak belki bulunduğu makam itibariyle vakarını korur, yalnız mütevazi olur. Mesela gece olduğu zaman fakirleri araştırmak sureti ile yiyecek ve içecekler onların rızıklarını ne ihtiyacı varsa temin edip hanımıyla beraber fakirleri gözetleyen idareciler de mevcut. Hazreti Ömer'i biliyoruz radiyallahu anh onun edebini takip ederse kişi isim vermiyorum. Bu şekilde. Meş şevkatu alel halk insanlara şefkat.
Vedud sıfatından ileri gelir. Şefkati yoksa merhameti yoksa halkına acır mı? İşte burada körçil dedi. Körçil Türkiye'ye akıl veriyor bir ara. Diyor ki köpeğe benzetiyor bizim milletimizi. Diyor ki zabın olması gerekir diyor. Yoksa diyor bacaklarınızı ısırır bunlar. Fakat Allah'ınızı tanırsa, ben yeryüzünde Allah'ın gölgesi mesafesindeyim derse ve geçmiş zamanlarda da olmuştur. Bir köyün mahvedildiği zaman, mahvedildiği zaman çocuklar gibi ağlayan idareciler de var. Böyle bir şefkat. Büyük olsun küçük olsun tevazu olur. Kendisi halbuki muhtaç. Böyle olmasına rağmen fakir, yoksun, aman ha yanı başımızdaki ülkelerde neler oluyor, Suriye'deki kardeşlerimiz ne yiyor, ne içiyor, bir odanın içerisinde üç-beş tane aile yakaladık. Güzel amelle birlikte Cenabı Hakk'ın emirlerine tazim, saygı nehyettiklerinden kaçıp güzel bir inanç, güzel bir düşünceyle ona teslim olmaktır.
Bütün hayırlı işlerde koşmaktır. İbadet ve taatte koşarcasına, yarışa girercesine ibadetli, taatli. Size bir genç diyeceğim. Yalnız bu ruhani, ruhani bir genç, manevi alemde görevli bir genç anlatayım size. Bunlar göstermez kendisini, kimse de bilmez onu. Bir delikanlı ama Allah'ımız ona büyük iltifatta bulunmuştur. Burada neden aramayın, burada neden değil. Şu genç bu genç değil de zannetmeyin. Dedim işte, gece uykusu yirmi dakikadır. Yediği içtiği çok az. Rabbimize öyle aşık ki bu onların sıfatı elde etmiş, hayırlı taatlerde koşmuş. Velihlasu fil müsabakatı ile taat ve teveccühü ilallahü Teala yönünü Mevla'ya dönmüş. Döndüm yönümü Mevla'ya diyor. Hiçbir şeye gönül kaptırmıyor. Evet şeri ölçüler içerisinde bu hayatı yaşıyor ama kalbini Rabbimize vermiş. Şimdi genç deyince umut mayınine sıfatını bulmuş. Bazı gençlerimiz de olur. Nefhi ispat da olur, murakabaat de olur onlar değil.
Bu dediğim evliyaullahın, Resulullahın, zatı kibriyanın onayını almış kimse. Ondan ben şöyleyim böyleyim yok. Onlar da bizim aramızdaki fark ahlaki olan bir farktır. Belki Evrad ve Ezkarı dahi çok ama ahlaken kemal bulmuş. Ve'l ingutau ileyh Cenabı Hakk'a tamamen teslim. Verruda angadai elhamdülillah. Dinimiz İslam'dır. Bu dinimiz İslam'da sebatlı olmak. Mesela İhsan mektebinin müdavimi isek ben sebatlıyım arkadaş, bırakamam. Belki evrak ve ezkarımda da gevşeklik, tembelliğim olabilir ama riayet edeceğim elimden geldiği kadar tövbe ederim, istiğfar okurum yine de devam edeceğim diye bir azim. Muhalefetü'l-heva, nefsinin arzularını yerine getirmemek, yani büyük insanlar diyoruz da onlar nefis sahibi kimselerdi. Nefislerine devamlı karşı çıkıyor. Nefis ne derse ona uymuyor ve ondan sonra da istavu diyor.
Ve mücanebetühududun nefsi ve vel muhalefeti lillah, nefsine muhalefet ediyor ve haz duyacağı mesela bir çiğ köfte olsa da yesek hiç meyletmiyor. Şöyle bir tatlı olsa meyletmiyor. Ancak Allah'ımız nimetin de kolunun üstünde görmek ister, kifabı nefs gibi. Yetecek kadar kalıyor tamam diyor. Tamam bu nefsimi azdırıp da taatten alıkoyamam diyor. Rabbime kulum riayet etmem lazım. Bir yerde kesiyor. Gönül alemine çok dikkat ediyor. Acaba kalbimde Rabbımın muhabbeti, Habibinin muhabbeti, Kuran'ın sevgisi, Efendimize uymanın, Sünnet-i Seniyyeye saygım ne kadardır, Ehlullahın izine ne kadar uyuyorum diye gönül alemini devamlı teftiş eder. Rivayetim ne kadardır. Ve murakabetü'l melikil cebbar, Bütün kainat, her şeyi O'na ait olan, Onun hakimi, her şeye de gücü yeten Rabbimizin kendisini gözetlediğini biliyor. Kalbini gelen kötü düşünceleri hep yok etmeye çalışıyor.
Kalbini korumak suretiyle kötü düşünce kalbe gelir, havatür düşünceler, onları kalbinden yok etmeye çok riayet ediyor. Nasıl olacak? Dile dökülmedikçe tabii günah olmayacaktır. Ama büyüklerimiz için Rabbimiz ondan hesaba çekecektir buyuruyor. Amenerrasulünün üzerindeki ayeti celile. Sahabe titremiş hemen Efendimize gel. Ya Resulallah ne yapacağız biz dış halimize dikkat ediyoruz ama gönülden geçer. Ekmeği yemem şunlar. Kolayına öyle valsil azam, kolayına öyle valsil ula, kolayına üçler yediler kırklar olmamış onlar. Bir azim var, bir gayret var. Fozukluğunda bunu yakalamışlar. Nihayet etmiş. Buraya kadar devam etmiş. Diğerleri de Kuran-ı Azimüşşan'da hatırladığım kadarıyla birisi Ahzap suresindeki otuz beş inci ayet-i celîde ile devam ediyor. Cihat, güç, gayret sarf edip başarmak için bütün imkanımızı kullanmak başlar. Bahşedince aşkı çoğalır, muhabbeti çoğalır, tutunca bırakmaz.
Mühim olanı kardeşlerimizle ekseriyetle cihat konusunda belli bir cehdimiz var, bir gayretimiz var ama bırakmışız. Ne yapacağız? Bir gusül abdest alacağız. İki rekat tövbe namazı kılacağız. Yeniden akla başlayacağız. Dini emirleri talim ile, dinimizin emirlerini öğreneceğiz. Cihat budur. Ömer Nasuhi Bilmen Hocamızın İlmihal kitabı sadeleştirilmiş diye duyuyorum. Başka eserlere baktığımız için mütalem olmadı. Bizde onun eski baskıları var. Yeni baskılarının sadeleştirildiği söyleniyor. Böyle dini emirleri oradan talim ederiz. İtikadi bilgilerimizi Muhammed Said Korku Rahmetullah Ali Hazretlerinin itikada Ait Risalesinden öğreniriz. Bak şimdi görüyorum bunları taklit edelim diye. İslam tarihi olarak eğer alabilirsek Asım Kırsal Hocamızın, vesairleri de var. Peygamberlerin hayatında öğrenmek suretiyle ona göre amel edip başkalarına da öğretmektir cihat.
İslam'ı tebliğ, başta nefsimiz ve dış düşmanlarına karşı da mücadele etmektir. Fıken de din düşmanları ile savaşmaktır. Tasavvufta din düşmanlarına karşı Buna erişebilmek için nefsimizin ıslahıyla meşgul oluyoruz. Nefsimizi ıslah ederek girdiğimizde kötülük işlememeye, hayra koşmaya, musibetlere karşı Allah'ın hükmüne celle celalühu, razı olan kulları ve sabiru direne, nefsimi ıslah için vazgeçmeyeceğim, çalışacağım diyoruz. Eğer bir eserlerse Sami Ramazanoğlu üstadımızın müsaapelerinde mesela görüşmelerimizde deriz ki bu hafta biz Süleyman Aleyhisselam'ı okuyalım. O hafta bütün kardeşlerimiz onu okuruz. İkinci hafta olduğunda diyelim ki Yunus, veyahut suresi orada bir bölümü, şuradan şuraya kadar kitabı takip etmek suretiyle çok güzel yazılmış. O mübarek parmakları ile yazmış. Rabbimizin tutan eli olurum buyurduğu parmaklarla yazmış. Talim ederiz.
Bu talimlerle nefsimizi ıslahla ve sabiru direniriz. İlk anda nefse zor gelecek. Yusuf İslam bir ara anlatıyordu. Diyor ki ben Kuran'ı elime alırım biraz zorlanırım. Fakat okudukça okudukça okudukça aşkım ve muhabbetim artar diye. Eğer bir terke doğru gidersek hiç elimizi alamayız. Ne yaparız? Ben bir cüz okuyordum iki sayfa olsun okuyun. İki sayfada da zorlanıyorsak bir sayfa ama bırakmamak şartı ile. Böylece Allah'ın izniyle Allah'ın izniyle. Ve rabitu hem içimizi gözetleriz, İslam'ımız için hem de dış düşmanlarına karşı korunmaya gayret gideriz. Ve Rabbımızdan da korkma suretiyle felaha iner. Velhamdülillahi Rabbil alemin. Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi.
Kaynak: Genel
Peygamberlerin Hayatından İbretler ve Nefis… | Mihmandar