Bela ve musibet hususunda An Sa'd ibn-i Ebi Vakkas radiyallahu anh, su ile Nebi sallallahu aleyhi ve sellem eyyünnessi eşhedü belaen, bela ve musibete uğrayanlardan insanların en çok bela ve musibete uğrayanı kimdir ve galip? Buyurdu Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz El-Enbiya, nebilerdir. Senmel emsal fel emsal, sonra nebileri müteakiben hadis şerifin devamında imanının güç ve kuvvetine göre ne kadar imanda güçlü ve kuvvetli ise o nispette bela ve musibete duçardır buyurdu. Bir defasında Aişe-i Sıddıka validemiz Radıyallahu Anha'ya dedi ki Aişe annemiz ya Resulallah, en çok musibet ve şiddete maruz kalan nebilerdir deyince, iki cihan güneşi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz ya Aişe, enbiyanın içerisinde en çok musibet, en çok bela ve musibete duçar olan benim diye buyurdu. Hatta bir mübarek sözlerinde bela ve musibete uğrayanlar beni düşünsün diye buyuruyorlar.
Bunun hakkında ulemai kiramız çokça beyanda bulunmuşlar ve teiden lidelik kavlihu sallallahu aleyhi ve sellem Nahnu maaşiral enbiya eşhedü nesi belaen buyurdu ki Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz, en çok musibet ve velayet kar olan nebilerdir diye ifade buyurdular. On iki tane on iki tane peygamber aleyhimüsselam sayılır. Bela ve musibeti en çok çeken olarak işte İbrahim Aleyhisselam, Yakup Aleyhisselam, Yusuf Aleyhisselam vesaire devam eder. Fakat bunlar içerisinde en çok musibete müptela olan Aleyhisselatu Vesselam Efendimizdir. Onun hayatına baktığımız zaman Efendimiz daha doğmadan önce babalarını kaybettiler. Altı yaşında annelerini kaybettiler. Dedelerinin yanında, amcalarının yanında kaldı.
Efendimiz'de öyle güzel hasletler var ki, mesela amcasının evinde kaldığında yediğim, içtiğim, yediğim, içtiğim helal olsun diye onun keçilerini otlatıyordum ve artık Efendimizin nübüvvetten önce görmüş olduğu eza, ondan sonra risaletin gelişiyle, akabe beyatları, hicretleri vesaire mübarek hayatlarının sonuna kadar hep ızdırap içerisinde geçmiştir. Bela nedir? Ariflerin ışığıdır ve yakakatü'l müridin, müritlerin uyanmasına sebeptir ve helakul gafilin eğer sabredilmezse Mevla'dan geldiği bilinmeyecek olursa gafiller için de bir helaktir. Demişlerdir. Yani bela ve musibeti veren Cenabı Hakk'ı unutmaktır, demiş. Bela ve musibeti veren Cenabı Hakk'ı unutmaktır. Yunus Emre'nin dediği gibi Rahmetullah Ali, boştur bana senden gelen ya hilat yahut kefen demesi gibi. Abdülkadir Geylani Efendimiz de burada şu mühim sözü ifade buyururlar.
Kader oluğunun altına yat, yılan, akrep ne akarsa razı ol demiştir. İmamıguşeyrî, Rahmetullah Ali bela ve musibeti anlatırken, atiyyetün li ehlül hatiye demiş. Musibet bu belayı ifade ederken, günahkarlar için, isyan ehli için, affolunması ve bağışlanması için bir mükafattır demiş. Hatıyetin li ehlin hatiye, o sebeple günahlarının bağışlanmasından dolayı. Yalnız burada iki hususta durmuşlar. Bir mükefffirat oluşu, bir de mücazat oluşu. Mesela bizim gibi insanlar için mükefffirat, dilerse Cenabı Hak bizim bağışlanmamıza sebep olur, o musibet ama Arifani İlahi için ise onun derece ve makamının artmasına sebep olur. Bir defasında efendimiz Hazretleri İstanbul'a girer. İstanbul'a giderken hep hatırına Esad Erbili Hazretleri geldi. Kendi kendine der ki, bu zamanın futbol aktabı Sami Efendi'dir. Acaba neden Esad Elbili Hazretleri'ni hatırlıyorum diye böyle bu düşüncelerle İstanbul'a gelir.