Ismi Celal ile Ey Allah'ın Resulü, gönüllüler senin aştınla inleyen birer tutkundur. O halde yolunda başın ve canın beladır. Adem aleyhisselam cennetten çizince Ya Rabbi Muhammed aleyhisselamın hürmetine beni affet diye dua edin. Allahutaala ise ne cevap vereceğini bildiği halde cevabını da diğer insanların duyması için ya alem, onu henüz yaratmadı. Nereden bildin? Buyurdu. Adem Aleyhisselam ve aşkta, La ilahe illallah Muhammed ulaştıruruz, zılgur uydurdum. Olanlar gelir, doçentler gelir gelirler hele aralarında birisi var ki diyor hiçbir şey bilmez, yaşlıca da birisi diyor. En iyi anlayan olur diyor. Hiç bilmez diyor. Yağmur suyu ile ihya oluyorsa, ölü bölünlerle diyor onların sözleriyle ihya olur. İmam Hatip'ta okuyorum. O çayın suları vurup geçiyor. Tabii hiç anlamış amca bunu boşaltın içini altınla doldu.
Mevlana'mız büyülür ki, sizin böyle bayağı basit gibi yaptığınız su ameller var ya, halbuki amel yoksa için yol oluyor. Bu kurulun. Ötesinde bir söz yok zaten. Sizin bu ürünü, Mevlana'nız, yapmış olduğunuz o amellerimiz var ya. Ona Cenabı Hak bedenle yapıyoruz, bu sefer. Bu bire on. Birden, ah, bunu yapmak istedik. Gönül de. Şimdi beden yaparken, gönül de onu hissediyor. Harp hissediyor. Buna da Cenabı Hak yedi yüz Usame Efendi Hazretleri için, seher vaktini hasretle bekledi ve emzirdi. Velilerinden birisi güneş doğdu mu, gayri, geriye, endişe onu kapatmış. Eyvah. Ortalık arfet, ağardı, güneş doğacak diye çok sürüyor. Çünkü gece esrarına. Efendim, bu bizim gördüğümüz esrarlı değil. Bunu inşallah güzel yolumuza devam edersek, o ortaya çıkar. Onlar görüntü, görüntü. Sebebini söyleyin Allah'ımızın izniyle. Şimdi bu yolun başı sonunda sonu da başında.
Başta bir hak, birden falan acayip durumda, Bunda suridir, suri, surede bir gürültü. Hakikati bu dediğimiz muhabbetle yapılandır. Onun zaten zerre kadar ameline dağlarca yapılan amel mukabil olamaz. Böyle madenine çıkarıyorum, ne güzel. Aslında o madenlerin kıymetli olan da küldürdür. Ne kadar derinlilerden çıkarsa, o kömür böyle değer ve sevme kazanıyor. Farz, kömür çıkartmaz zaten, çıkarsa bile o da düzel, o da düzel. Altın çıkarmayız, daha da üstünü çıkarmayız. Bir tanesi eve geldi. Çıktım dışarı. Efendim dedi, şifreyi bulamadın diyor. Acaba dedi, ahiretin şifresini nasıl bulacağız, dedi veya bir dilek. Gelin, dediğim bu kapının şifresi, bu bir, iki, üç, dört, beş, altı, dedi neyse açarız. Ama ahiretin şifresini bize efendilerimiz verdi. O aldığımız evrak ve asker öyle bir şey etti ki, Yıllar geçmiş, kırk seneyi geçmiş.
Sami den Hazretleri, kadresallahu sırra, bakın müridinden birine ne diyor? Soruyor da, ne zaman intisabettiniz? Kırk yılı aşkın. Bir zaman intisabetmiş. Dersimiz nerede deyince, dersini anlatıyor. O dersini anlatınca Sami Efendi Hazretleri, Kaddafi Allah'ın sırra bazı misaller veriyor. Bak, bu aldığın ders, aynen bir tesise benziyor. Tessizin bir ucunda sen, yani alıcı, bir ucunda da belirti var. Cenabı hak bu söylüyor. Böyle bir senden veriyor. Ondan sonra o kimse diyor ki meğer diyor o tespihi çekerken, biz gelişi güzel, çekermişiz. Bunu Abdülkadir Dinani Hazretleri, kaç yıl bundan sonra adet kabilinde. İşte canım, altmış dört ders yüz on bir çekeceğiz. Böyle, İstanbul'a, İstanbul'a, Uhud'a yaptım. Bizzat çağımı durdum. Salim Mendil Hazretleri ile iki tarzımıza, oturduk benimle. Fakat şunu hissettim, bir başkalarını bilme, bir şey diyememiş. Şüşükle, bu böyle bize düşmez.
Fakat, burada, gençliğinde hatırıma gelen eyyev-ı merve'nin okudu. Allah'ım birbirlerini hissediyorlar. İlahi kameranın çektiğinden şüphem yok. Yalnız keşke bu kamerada ustaydı. Üstadımızın ona efendim dediğini, şöyle bir hareket etti. Hareket etti. Böyle bizim efendim, Nur'un, hiç ona bizim, köylü canını feda etmiş. Onun da ona bakarak o güzel tebessümle, tebessümle Hasan Efendi diye defalarca tedaraylı. Allah, Allah, öyle der. O süratli bir şekilde söyleyişi biraz daha yükseldiler. O süratli cebi olanda bile böyle, ahmulullah, ahmulullah, tam çıkması lazım. O nefes nefese olanlar eğer illa üstünden varsa elinizde bir Hint alimi yaklaşımı onun ta yirmi cilt cildin çok üzerinden, son bölümünde ahta diye bir bölüm var, ahlak diye bir bölüm var. Orada tasavvufu işler. İşlerken, böyle bir nefes nefese ziyade, Allah'a salahu celalinin tam olarak çıkması. Tevhidte de.
Artık Habibimden olan nedir? Aldık dersimizdir, diğer vazifelerde buna kıyas eder. Bu şekilde yapmak bu değildir. Gönül ben yapmaktır. Bakın halk arasında söylenen bir söz, derler ki, gönülden sevenin Tanrı derler. Böyle zatıyla seviyorum, muhabbet ediyorum, öyle değil gönülde, harp de, gelmiyorsunuz yani. Hamalya kutusunda nadir götürürüz. İşte ilgili olan birisine verdim. O bir söz söyledi, o bölüşeceğim güne kadar bizi yaktı. İsminle, evladın gelmiş diyeceğim. Bir düşüncamız. Allah'ım haydi, hazır etmez de buna evlat olmazsak ne olacak diye bir gusül abdesti, Ben de teslim. Dönüyorum kıble'ye. Çünkü söz, yüksek bir söz. Evladım gelmiş diyeceğini. İstiğfar oku, okuyorum, istiğfar. Hangi dersten geçtik, hangi dersten kaldık, onları anlatın. Biz dersten bütünlemedeydik o zaman biz. Bazı hususler soru. Efendim diyorlar ki Şam-ı Şerif'te okumamızı ifade eder.
İsim isim Eşim, işim, isim mi yedin? Bizim, işim mi yapsam şimdi, belki uygunsun, Haliç'e, ikisini de hatırlıyorum, bilmiyorum. Pek geçiyor olmadı tabii. Devlet, Sonra okuyacağım biri de bir sevdi, İslam endüstrisi diye. Çok sevgi ifade edelim, Bellotu. Olsun. Diyeceğim şu adet haberinden taatimizin olmaması için Evliyaullah'ın da gönülden çıkan sözün, gönder şikayeti hususunda şey olur. Taat yapalım ama ta ki nasıl şu yaptığımızı bilerek yapmak. Yoksa herkes taat yapıyor. Tevhidi herkes yapıyor. Şahit olduğum dediğin, şu, efendimiz hazretleri, demek ki efendim, efendim, benim çok eskiden yapmış olduğum bir karınca kadar hata, şimdi gözüme Erciyes Dağı gibi görülüyor, dedi. Bunu niye söyledi? Evliye sağı gibi görünmesinin anlamı nedir? Şeyhi Bin Abdullah es-Tüsseri hazretlerinin bir cilt olan Tercir-Tüsseri'de bileceğiz. Münafık konuluyor, münafık.
Günahını böyle gözünün üzerinde ve taşının üstünde yüzünde bir sinek olmuş gibi. Bir sinek gibi. Şöyle az bir hareket edecek olsa parmağını kaldırsa sinek uçar. Ama kamil mümin günahını sanki bir dağın üzerine uçacağı gibi, uçacağı gibi o şekilde ölürle korkar. Nelere dikkat etmiş, o zaman anlarız. İki tane kardeşimiz, bunlar bize göre kadim bir idman. Diğer günler gönderdi. Sofyayı beraber oturduk. Konuşma arasında şu geçti. Büyüklerimizin itinası, dikkati, ziyareti. Hiçbir şeyi küçük bölmemiştir. Şöyle söyleyelim. Esnaftan bir şunu anlattı. Dedi ki ben su harcamalarına dikkat ederim. Elektriğin masrafına dikkat ederim. İşte üç kuruş bir olmadı, beş kuruş. Bundan bir şey olmaz dinlendi. Çünkü o üç kuruş, beş kuruş, benim dedi, çok masrafımı karşılar. Canım, bu kadar da ince eleyip durmayın, Ne olacak? İnsanları daha daha daha bunaltıyorsunuz.
Bizim öğrencilik dönemimizde gayretim hep kardeşlerimizi üstadımımızla buluşturmak olurdu. İşi iiznillahi teala hissediyordum. Çünkü okuldan mezun olmaya daha girer girmez kimilerimiz düştü oldu. Kimilerimiz allana oldu. Allah'a şükür ki önümüzde bir mürşid-i kamil var. Daha müşrik herhalde ki, deminki benim fıkhi meselelerim ancak mürşid-i kamilimizle küsmüyor. Yoksa her şeyi ucuza, kolaydır. Rabbimize hamdolsun, onlarla olan münasebet bizi muhafaza etti korudu. Getiriyorum öğrencilere. Örgülerini üstadımıza halleri değişiyor. Gözlerde yaş meydana geliyor. Gönüllerde bir incelik. Sonra ibadette saate muhabbet hasıl diyor. Bu güzellikle ruh ediyor. Bu buruna alakalarla meydana geldik. Biz doğuda hapse yapıyoruz. Üstad Hazretleri de Konya Tıbbın'da o sıcak sularda itiraf edilir. Şuraya bir baktım, Rabıta dönemindeysen rabıtanı bırakma. Muratebe dönemindeysen muratebeni bırakma.
E, adam olmak istiyorsun. Sonra bazı misaller verdiler, o misaller de şu, biz sofrada oturuyoruz biz. Haşe nasıl olacak? Haşi eğer böyle ağız üstü koyacak olursak onda secdeyi hatırlamam. Açık faize vurursak kalbimizi arşı, azamı açmak şeklinde bir ifade buyurur. O iki kadim dediğimiz eski ifvanlarla ne konuşuyor? Şu, tabii onlar çok üzerimizden ifade ettiler. Büyüklerimizin inceliğinde. Dedim ki, şurabım birini bir tarafa alırdım, birini de yanına ama ikisini eşitlemeden birbirine bu hali şekilde koydu. Hatırladım, Sami Efendi Hazretleri bulsaydı böyle bırakmazdım. İkisini de hüzün bir şekilde kurdu. O hazırlanmış olduğu müsaadeleri, o müsaadelerin müsvedesini etti, demişti. O kadar güzel bir düzen vermiş ki, sonra oradan alacağım, asıl müshaya getirecek. O müsvedesinde bile bambaşka düzgünlük var, İşini düzgün ve sağlam yapanı Allah sever buyuruyor diyor. Biz hizaya gelmek istiyoruz.
Biz yolumuzu bulmak istiyoruz. Biz olabilirsek, adam olmak istiyoruz. İnsan olmak istiyoruz. O zaman, çıtayı aşağı edeyim, yükseğe. Benim böyle bir içtiğim yok, kumlarım da yok, kötülüğüm de yok, daha ne olacak. Böyle dibdikçe tabana gideriz. Alt çıtayı, bir faizi dibistaniye, bir muhdin-i Arabiiye, bir imam-ı rabbaniye, onlara göre tutacak olursa kurtuluş hasıl. O zaman bizim şaşırdığımız nokta nedir? Biz nerede şaşırdık? Biz hükümiyetin içindeki hale göre kendimizi tespit ettiğimiz için söyledik. Yani herkes böyle yapıyor caminin imamı. Adam vaiz, adam müftü. Adamın çok yüksek etiketi de var. Hayır. Etiketimizi, terör olarak ayarlamak için. Hayırlı kimseler olarak, ahyar olarak ayarlamadıkça, müttaki olarak ayarlamadıkça, mukalmine bu, vasıf olarak ayarlamadıkça, ileri zor. Böyle evrak ve eşkerli ilerlemek değildir. İş muamelede ilerlemek.
Üzün, evrak ve eşkeb çekileceğiz tabii Ama mühim olan nedir? Bunu tekrar tekrar söylememin sebebi, ulvi haller yaşanır gibi görünüp de bir başkalarını eksik ve kusurlu hatalı görmemek için. Onlara karşı kendimizi daha bir üstün görme çabasına düşmemek için söylüyorum. Canım, onun yaşı kadar benim intisabım var demmemek için. Ben ne haller yaşıyorum demmemek için. Çünkü alttan düşenle uçaktan düşen arasındaki parti hesabı. Hazreti Ali Allahu Teala Resulullah'a iman etmeleri için peygamberlerin hepsinden ahit almıştır. Efendimizin vasfı hususunda Sallallahu Aleyhi ve Sellem çok mühim bir ayet-i celîle. Soruladı. O tefsirdeki hocamızın yaşlı, hiçbir şeyi bilmeyen öğrencisi gibi inşallah halimize naksolur da anlarız. Hani Allah Celle Celalühü her birine elçilik görevini verirken peygamberlerden şöyle söz almıştır daha efendimiz dünyaya gelmedi, bunu nasıl anlayacağız biz, nasıl düşüneceğiz?
Efendimizin şerefim daha dünyaya gelmeden peygamberlerden ahit aldım. Daha efendimiz ortada yok saygın Bağdad Hoca. Bize sorarsanız efendimiz olmadan hayat yok. Bak, ben size kitap ve hikmet verdikten sonra eğer günün birinde elinizdeki hakikati doğrulayan yeni bir peygamber size gelecek olursa ona mutlaka iman edecek ve kendisini muhakkak destekleyeceksiniz. Ayrıca bu görevi ümmetinize de açıkça bildireceksiniz. Dikkat edilirse mesela Tehditler nedir? Ne demek? Tehdit nedir? Güçlendiriyor Cenabı Hak. Mutlak ve mutlak Habibime inanacak ve onu tasdik edeceksiniz. Biz acaba evlatlarımızda büyük bir nasihatte bulunabiliyor muyuz? Neyse evladım. Eğer şu şu etrafı Eğer şu şu efza-ı haiz olmazsan, kırılırız. Çünkü bizim mürşid-i kamilimiz bu sözü bize söyledi. Eğer, şu hali isabet etmezsen, şu hali elde etmezsen, kırılır oğlum.
O şimdi, dua edin de beynimizde yankılansın, altında sözleşmemi kabul ediyor musunuz? Peygamberler Evet kabul ediyoruz Ya Rab diye cevaplandırdılar. Allah da Celle Celalühü o halde şahit olun ben de sizinle birlikte buna şahitlik buyurdu. Ey Yahudi ve Hristiyanlar, ey yolunu şaşırmışlar. Eğer gerçekten önceki peygamberlerin izinden gitmek istiyorsanız, onların Allah'a verdikleri bu sözü dikkate almalı ve vasiyetlerine uyarak son rasul