Abdulkadir Geylani Efendimiz Talip buyururken yeryüzünde onlar Rabbimizin gülleri ve çiçekleridir. Mis gibi kokan bir güldür, bir çiçektir. Yeşemmen hussubdikum ama diyorsun ki şu oldu bu oldu. Onlar koklayamamış. O güzel kokuyu alamamış. Ama sadıklar alır diyor. Sadık olan kimseler sizin gibi insanlar alır. Rasulullah'ın kokusunu Sıddık-ı Azam aldı. Ebu Leheb de duydu mu? Nerede? Hanımı gidip geldiği yollara dikenler atıyor. Hatta pislikler atıyorlar. Bir işkembeyi devenin işkembesi yetmiş seksen kilo. Seydeye vardığı zaman tabi tahana dayanamıyor bizim. Peygamberimiz o bizim. Biz rüyamızda görelim diye canımızı veriyoruz. İnşallah bu sevgi kurtuluşumuza vesile olsun. Dualarımıza. Bu aciz, kalbim, gönlüm dayanamadı Resulullah'a dayanamadı. Mübarek Efendimiz secdiye varıyor. Omuzuna işkembeyi koyuyor devenin işkembesini. Daha neler neler. Bunlar nedir. Bunlar o kokuyu alamamıştır.
Bayezıd-i Bistami beş defa ülkesinden çıkardılar. O çıkaranlara alnını kırıştırma. Onlar o kokuyu alamamış. Elhamdülillah sizin gönlünüze bu koku girmiş. Çok şükür. Adem aleyhisselamdan iki cihan güneşine kadar girmiş sallallahu aleyhi ve sellem. Evliya dindi mi canınızı veriyorsunuz çok şükür. Girmiş, girmese böyle olmaz. Girdiği için siz belli günlerde bir araya gelip Allah'ımızın kitabını aranızda tedris ediyorsunuz, okuyorsunuz. Hadis-i şeriflerden okuyorsunuz. İlmial kitaplarında, İslam tarihinden okuyorsunuz. Rabıtalar yapıyorsunuz. Zikirler yapıyorsunuz. Elden geldiği kadar gayret ve çaba gösteriliyor. Bu o ışığın, o nurun, o kokunun kalbe girmesinden olur. Onlar yeryüzünde Allah'ın çiçekleridir ancak sadıklar onu koklar. Aynı toprakta oturuyor. Hapısı, kapısına çok yakın Rasulullah'ı tanımıyor.
Ama bakıyorsun ta Afrika'dan gelmiş Bilal-i Habeş, ta Rum diyarından sahibi Rum, İran'dan Selman-ı Paris'i, onlar canını verir. Neden? O kokuyu almış. Elhamdülillah sizi tebrik ediyor. Siz bu kokuyu alan kimselersiniz. Bu kokuyu aldığınız için imanda bir sebat, tevhide elimizden geldiği kadar riayet, Bunun artık şuhudi olması için bir çaba. Evradımızda, ezkarımızda, emri bil maruf nehy-i anil münkerde. Allah için sevgi, Allah için buğuzda. Yolunda yapacağımız gayrette, çabada çoluğumuz çocuğumuz ıslah olsun diye etrafımız kötü olmasın. Hep birbirlerine şefkatli, merhametli olsun, müminler bir kardeştir düşüncesi bu ilahi kokudan geliyor. Demek ki tevhidin kokusu içimize girmiş. Bir namaz kılmışsak namazın zevki içimize girmiş elhamdülillah. Üstazı alimize kalbimden rahatsız olduğu zaman doktor aman ha secdeye varmayın deyince içinden bir kısmı geçiyor. Dışından da ifade ettiği şu.
İçinden geçen alnıma silahı dayasalar yine secdeye varmıyor. Dışından da doktor bu hususta beni mazur gördü. O ilahi korkudan geliyor. İmanın kokusu girmiş. Okuduğu Kuran'ın zevki içine girmiş. Şuhud olmuş, tatmış onu. Onu sadıklar tadarlar. Kalplerine bu koku girer. Dedem Rahmetullahi Ali hazretleri, Esad El birliği Hazretleri ile görüşünce artık nasıl bir aşka, feyze, tecelliye ve teveccüüğe mazhar olmuşsa, sekiz yaşlarında bulunan Üstadımız mübarek elini öptüğünde kalbime karanfil kokusu girdi demişti. O gün de akşam kendisini sevenler de muhibban diyoruz ya, oturmuş O kokuları hissetmişler. Sabahlara kadar feryat figan kokmuş Allah diye. Kimileri Essadı Elbili hazretlerini anlatınca eşkalini bayılanlar olmuş. Koku girmese olur mu? Kardeşlerimiz ah diyor bir Kabe'de olsak, Ravza-i Paki Nebi'de olsak kokudan geliyor.
Allah'ımız çeşitli derece ve makamlarda bu kokuyu gönüllerine girdirmek suretiyle Rabbi Zülcelal'imize de aşık oluyorlar. Demek ki bizim ehlullah'a olan rabıtımız, ilgimiz, alakamız neymiş? Bu koku vasıtasıyla Mevla'mıza aşık olmak. Habibullah'a vurgun olmak. Akilları kamil, hikmet ehlidirler. El amili ve kitabillahi ve sünneti rasuli Allah'ın kitabına, Resulünün sünnetine azami dikkat eden kimselerdir. Bunlar her şeyi şer'i ölçü içerisinde görendir. Abdullah El-Kureşhi Hazretleri buyurdu. Sonra Muhyiddin Arabi Hazretleri Dört tane düşman onu kendilerine adün, dört nesneyi kendilerine düşman bilip gayret ve çaba göstermeleri, Allah'ımızın da kendilerine yardımlarıyla Mevla onları kendisine dost edinmiştir. Nedir o? El havar. Nefsin arzularına hiç kapılmamışlardır. Ben nefs nefse uymamışlar ve dünya dünyanın geçici süsleriyle oyalanmamışlar ve şeytan şeytanın da yoluna girmemiştir.
Hadis alimi İbn Hacer ve Askalani rahmetullahali hazretleri de Allah'ı tanıyan kimsedir ibadet ve taate de çok düşkün ibadetlerinde şöyle olayım böyle olayım yok sırf Mevla için yapmışlardır. Yine bir tefsir sahibi Ahmet bin Acibe Şimdi işi gücü Mevla ise kaygısı tasası bu ise bunun işi gücü ne olacak? Hep onlara bu kaygıyla rızkım helalinden olsun diye bu düşüncelerle hareket etmişler. Bunların işaretleri yine nedir? İşaretleri siyanetü siretehibeynehü ve beynallahi azze ve celle. Allah ile kendi arasındaki görevlerine çok dikkat ediyor. Muhabbetlerine dikkat ediyor. Bir an ondan gafil olmamaya gayret ediyor. Allah'ımız nazar ettiği zaman kendi muhabbetinden başka bir şey yok onların gönüllerinde. Ve hayfsu cevarihihi fime beynehu ve beyne emrillahi Teala. Allah ile kendi arasındaki görevleri, emirlerini yerine getirmek hususunda azalarını niçin yaratılmışsa o yönde kullanıyorlar.
Allah'ın kulları ile kendi aralarında meydana gelen, onların şahıslarına yapmış oldukları eza ve sabırla şiddetle, sıkıntılara ne yapmışlar? Katlanmışlardır. Ve müdaratuhu halke ala kaldiri tefavüti ukulihim. İnsanlar değişik değişik. Aklı uslu bunu yapar mı? Aklısa Resulullah'ın mübarek yüzüne tükürüp atmaya çalışır mı? Aklı olsa velilere düşman olur mu? Ama ne yapmışlar? Herkese akilları ölçüsünce hallerine göre muamelede bulunmuş, idare etmiştir. Evlatlarını bile onları üç şekilde idare etmiş. Birisi zarar ziyan vermesin diye idare etmiş. Bakmış ki hal değişik. Fikrini bozmuş. Kalbinde bozmuş düşüncesi de tamamen sapmış. Bu bir zarar vermesin diye idare eder. Bir ikincisi eğer meşgul olmasa her türlü kötülüğü yapacak. Yapacak onu da dökmüş kucaklamış silmiş hürmetler ikramlar iltifatlarda korumaya çalışmış. Bir üçüncüsü tamamen inanmış. Tam inanmış. Sadık birisi.
Siz bunları gördüğünüz zaman Muhammed Bahaüddin en Nakşebendi eğer diyor yüzünü görürseniz onların kalbinizde bir sevgi uyanır. Bir muhabbet de istersiniz. İkinci olarak konuştuğu zaman vücudunuzda bir rahatlık meydana gelir. Böyle hiç kalkmayı arzu etmezsiniz. Üçüncüsü, o kimselerin azasından, tavrından, hareketinden hiçbir kötülük meydana gelmez. Sonra onların yine işaretlerindendir. Ahmet Zerruk, kalpte Onun dışında halvete çekilmişler. Ve iltizamın sünneti bir sır, sadakatle Resulullah'ın sünnetine uymuşlardır. Allah'ımız bunları nasıl ki, nasıl ki ismi azamı Kuran'ında, isimlerinde, esmasında gizlemişse, beş vakit namazı, nasıl beş vakit namazda orta namazı gizlemişse, verhisinde gizlemiştir. Neden gizlemiş? Hepsine saygı duysunlar diye. Sadece burada Hacı Hasan Efendi, Gatdesallahu Sırra değil, diğer velilere de saygı duysun, sevgi duysun diye. Hiç ayrım yapmasın diye.
İsmi Azam'da da diğer isimlere de aynı saygı içerisinde olsun diye. Namazı gizlemesi, orta namazı bütün namazlara aynı gayreti çabayı göstersin diye. Abdulkadir Geylani Efendimiz buyuruyor ki, Onlara diyor hiç kimse tanıyamaz da edemezler de. Bilir. İsim olarak bilir. Ama gönül alemini bilmez. Dıştan bilir. Bir Mevlana'dır bilir ama onun kalbindeki Mevlana'yı bilmez o. Biliyor musun? Yunus Emre bilir. Şiirlerinde okur ama gönlündeki Yunus'u bilmez. Bir ben var. Bende benden içer onu bilmez işte. Onu tanırız. Ama biri ben var bende benden içer onu bilemeyiz. Onu herkes kabiliyetine göre. Ancak diyor, Veli'yi onun esrarına aşina olanlar bilir. Geri yanlı yok. Mümkün değildir. Yani bilmesi mümkün değildir. Onu diyor zaten. Çünkü perdelenmiştir bizim hatalarımız, nefsimiz. Diğer fena duygular perdelemiştir. Bilemez, göremez onları.
Özellikleri yine beyan buyurulurken, özellikleri bunlar, Öyle bir secdeye kapanır ki, ne dünyada ne de ahirette başını secdeden kaldırmaz onlar. Nasıl anlayacağız? Secdededir başı. Secde Allah'a en yakın, kulun en yakın olduğu andır, o yakınlık içerisinde secdededir. O kimseler zamanı çok iyi bilir ve zamanına göre gelmiştir. Ah üstadlarımız şimdi bir bulunsaydı, Allah'ımız onu o zamana tayin buyurmuş. O zaman için takdir edilmiş o. Bir diğeri, bu zaman için takdir edilmiş. Ve men arefezama. Zamanını çok iyi bilir. Ve vezine ehlehu bil mizan. İnsanları da şaşmaz terazi ile ölçer biçerler. Çok iyi bilirler. Öyle ibadetine, taatına bakmaz pek. İbadetteki ihlasına bakar. Onlara onlara samimiyet görünür. İhlas görünür. Takva görünür. Bunun dışındakini hiç görmez o. Resulu baktığı zaman insanın şahsına da bakmaz. Allah'ın Celle Celalühü ahlakıyla ahlaklanmış. Kalbine nazar eder.
Yerinden ya bize bir alim yanında dışınıza, bir arif yanında zaman kalbinize dikkat edin derler. Cesusun kalp tabirini kullanmışlar. Kalpleri araştırır onlar. Onların meşguliyeti bu olur. Mesela dünyaya bakarken dışına bakmaz dünyanın geçici oluşuna bakar. Şu suya, havaya, toprağa, doğaya, şu tabiata baktığın zaman müessili görür. Onu görmez. Evet çok güzeldir şu manzara ama o manzarayı halk eden Mevla'yı gören kimselerdir bunlar. Yanlış bir yere geçmişim. Onların seviyelerine göre muamelede bulunur. Akillarına anlayışlarına göre konuşur. Biz hiç teyplerde de, o dinlediğimiz cihazlarda da üstadımızın duymadı. Cemu cem makamından anlattığını duymadı. Bir likaullah'tan anlattığını duymadın. Fakat bunu, isim vermiyorum bazı evlatları var. Yakında da iddia edilen bir evladı daha var. Onlara anlatmıştır Cemul cem makamını. Yetmiş iki milleti bir görmenin sırrını.
İnsana şaşıp bakma demenin esrarını onlara anlatmıştır. Demek ki akillarımıza göre. Bize de işte Efendi Hazretleri çokça menkıbelerden anlatıyor. Ne yapsın. Görüşüyor, bitiyor, nefsi emmarede, levvam eden mülhim yer çıkamamış bizim gibi insanlara ancak öyle olacak. O kadar. Bunun için kendilerini karşıma hoca getirin Demelerinin sebebi bu. Karşıma bilen insanları getirin. Sizin diyelim bir sarraf dükkanınız var, mağazanız var. Çok kıymetli eşya var. Çıkarır mısınız kıymetli eşyayı? Adamın alacak durumu yok ki. Bakarsınız onun vereceği miktarı ona göre ortam kıymetleri takdir edersin. Ama yirmi dört ayar bir altunu, vesairlerini, bir zümrütü, bir yakutu nasıl çıkaracaksın? Müşterisine göre çıkaracaksın. Hasan-ı Basri hazretlerine demişler ki, efendim sen konuşuyorsun, görüşüyorsun da, kılçuluğun içerisinde, kılçulun içerisinde gelen, raviatül adeviye olduğu zaman coşuyorsun. Sebebi ne?
Kendimiz lokmaları fillerin ağzına göre ayarlıyoruz. Karıncaların ağzına sığmıyor erracü onlar öyle erlerdir ki, öyle erlerdir ki. Onlar öyle bir himmet sahibi ki Allah'ın izniyle şu dağı ortadan kalksın dese kalkar o. Vermiş Allah o tasarrufu biiznillahi Teala. O güç de, o kuvvet de ama yapmaz bunu. Bunlar beş sınıftır. El ime, dünyada iki kişidir. Elbede, yedi kişidir. Yedi iklimi Allah bunların hürmetine korur. Bunlar olmasın, yerinden olur. Bunların dualarıyla durur. Ama ahir zamanda olduğumuzun işareti olmalı ki, azizler zeliller zelil, zelillerde aziz oluyor. Bu kadar söyleyeyim anlayın. En-Neci, seçkin insanlar. Müceba yetmiş diye de geçer. Daha başka tariflerde bulunmuşlar. Ennapi on iki kişidir. Ala adedi huucil perek burçlar adedince. Elveted dört kişidir. Yerin payandasıdır. Payandası onlar.