Peygamber Sevgisi Ve Ruhun Arınması kaydında Bizim Ankara'da böyle Hasan diye bir delikanlı çocuk. Evet. Ya yirmi beş sene oldu ya da otuz seneye yakın ama otuz sene falan oldu, öyle hatırlıyorum. Hatıramız, yani yaşadığımız Yaşadığımız hatıra. Hasan güzel Hasan'da. Yaşı on, on bir, on iki, o civarda, on bir civarlarında daha blue'a ermemiş. Evet. O sıralarda işte The Messenger,…
Peygamber Sevgisi Ve Ruhun Arınması kaydında Bizim Ankara'da böyle Hasan diye bir delikanlı çocuk. Evet. Ya yirmi beş sene oldu ya da otuz seneye yakın ama otuz sene falan oldu, öyle hatırlıyorum. Hatıramız, yani yaşadığımız Yaşadığımız hatıra. Hasan güzel Hasan'da. Yaşı on, on bir, on iki, o civarda, on bir civarlarında daha blue'a ermemiş. Evet. O sıralarda işte The Messenger,…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 13 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Bizim Ankara'da böyle Hasan diye bir delikanlı çocuk. Evet. Ya yirmi beş sene oldu ya da otuz seneye yakın ama otuz sene falan oldu, öyle hatırlıyorum. Hatıramız, yani yaşadığımız Yaşadığımız hatıra. Hasan güzel Hasan'da. Yaşı on, on bir, on iki, o civarda, on bir civarlarında daha blue'a ermemiş. Evet. O sıralarda işte The Messenger, çağrı filmi. Evet çağrı filmi vardı. O filmi yaygın. O filmin önce bir İngilizce versiyonunu izlemiştik. Daha sonra Türkçe versiyonunu üç defa, Arapça versiyonunu da iki defa izledik. İnsan etkileniyor Kaddafi tarafından çektirilmiş Evet. Anthony Quinn ve İrene Papaz başrollerde oynuyor film. Hazreti Hamza'yı anlatıyor. Hazreti Hamza'nın çevresinde onu merkeze alarak, Peygamberimizin hayatını kesit olarak sunmaya çalışıyor. Evet. İşte bu film çıktığında babası Hasan'ın bana demişti ki yani öldükten sonra çocuğunun hatırasını anlatıyor. Evet.
On bir, on iki yaşlarında vefat etti Hasan. Allah rahmet eylesin. Allah rahmet eylesin. Böyle, Peygamberimizin hayatını bir videoya koyduk. Videoda ailece izledik, üç saat falan sürüyor. Hepimiz hüzünlendik, duygulandık, bir heyecanlandık, Peygamberimizin hayatı Hz. Hamza'nın vahşi tarafından öldürülmesi, işte o savaş, Uhud, Peygamberimizin çektiği çileler, şu, bu vesaire. Evet. Ondan sonra oğlum Hasan okuldan gelince her gün o videoyu koyuyor, her gün izliyor. Cumartesi, pazar günleri de sabah izliyor akşam izliyor. Oğlum usanmıyor, baba Peygamberimizi ben sevdim diyor. Evet. Peygamberimizi sevdim diyor. Oğlum nasıl oldu? Peygamber sevgisi oldu babacığım, peygamberimi ben seviyorum diyor. Üzülüyor ama her gün üzülüyor. On yaşındaki çocuk yani. On, on bir iş o kadar. Evet, güzel. İlkokul üç dört. Evet. Ve namaz da başladı diyor oğlum. Namaz da başladı. Etkilendi.
İzledi ve namazla başladı. Namaz kılıyor. Kılarken annesi de işte başörtüsü yok o zaman. Anne başörtüsünü tak. Anneciğim sen de namaz kıl. Annesine de böyle söylüyor. Anne namaz kıl diyor, anne namaz kıl. Hasan halleri değişti, namaz öğreniyor, elemtereden aşağısını ezberliyor, bize anlatmaya çalışıyor. Her gün izliyor, peygamberimizi sevdi diyor. Bir gün baktık böyle üstü başı toz içinde, böyle elbisesi yırtılmış, efendime söyleyeyim yani kavga etmiş birisiyle. Lüle dövüşmüş. Oğlum, Hasan ne oldu sana? Baba sınıfımızda bir arkadaşımız vardı, Peygamberimize küfretti. Küfür edince dayanamadım, onu dövdüm. O bana vurdu, ben ona vurdum. Oğlum sana ne dedim. Ben peygamberimize küfredilmesine tahammül edemem baba dedi diyor. Dayanamadım, vurdum suratına yumruğu diyor. O kadar seviyor. O bana vurdu. Hem dövdüm hem de dayak yedim diyor. Çocuk.
Ondan sonra ertesi gün hademe geldi, Hasan'ın öğretmeni sizi istiyor diyor. Okula gittik hanımla beraber, Hasan yaramazlık yapıyor, arkadaşlarla kavga ediyor, çocuğunuza sahip çıkın. Genç de bir bayan öğretmen. Evet. İşte bir şey de konuşamıyoruz, öğretmen olduğu için üzüldük tabii o konuşmalarına, çözümünüze sahip çıkın, bir daha böyle bir şeye tevessül etmesin. Bunu anlattı diyor. Üzülerek eve geldik, Hasan'ın kulağına tuttum, çekip, Hasan bir daha böyle bu durumlarda kimseyle kavga etme, bak öğretmenin bizi azarladı. Senin yüzünden biz Hasan azar işittik. Tamam mı? Dedim kulağını çıktım. Evet. Ama baba dedi, peygamberimize küfür ediliyor, küfür edilirse ben dayanamam ki, ne yapayım diye ağladı Hasan diyor. Yine Hasan namaz kılıyor annesine bana baba, anne namaz kılın diyor. Efendim o filmi de yine her gün izlemeye devam ediyor.
Bir ara baktık burnundan kan akıyor, efendimiz söyleyeyim kafası yarılmış, üstü başlı toz içinde. Hasan dayak yemiş okuldan geliyor. Oğlum bu ne? Baba arkadaşlarımızdan bir tanesi Allah'a küfür etti, dayanamadım onu dövdüm diyor. O da beni dövdü diyor. Oğlum bak senin yüzünden öğretmen azar niye yapıyorsun diye üzerine gördüm kaçtı diyor. Yakalasam iki tane vuracaktım diyor. İki gezi halasında kaldı diyor. Sinirlerim sakinleşince de halam getirdi, dövme dedi diyor. Ama bundan sonra bir daha görmeyeceğim tamam mı Hasan dedim diyor. Baba ama diyor eski daha öncekinde diyor peygamberimize küfür etti. Hani dövdüm ayrı bir şey ama bu şimdi Allah'a küfür etti diyor çocuk diyor. Ha ben dayanamadım baba diyor. Evet. Olursa bir daha döverim ben, tepki veririm dedi diyor. Hasan böyle söyleyince, babası eğer bir daha vuku bulursa benden dayak yiyeceksin dedi diyor.
Kendisine öyle söyledim diyor babası. Oğlum gidip gelmeye başladı ama aradan bir on beş gün geçti. Bir grip gibi bir rahatsızlık oldu diyor. Grip, gribalal bir enfeksiyon, böyle hasta. Hastalandı. Doktora götürdük işte gribin verdi, ilaç verdi falan antibiyotik kartı ne gerekiyorsa ilaçları verdi. Kullandık ama Hasan günden güne zayıfladı, hastalığı arttı ve güçten kuvvetten düştü. Hasan'ın gücü kuvveti kalmadı. İyileşmesi lazım. Haplara, ilaçlara rağmen iyileşmiyor. İyileşmiyor. Doktora bir daha götürdük. Bir de kan muayenesi yapalım. Kan tahlilleri yapıldı. Kan tahlillerinden sonra dedi ki doktor şüphelendiğimiz bazı konular var, daha ince bir tahlil yapacağız dedi. O ince tahlil için yine kan aldılar Hasan'dan ve kan ölçümleri geldi. Oğlunuz kan kanserine yakalandı. Tedavisi mümkün değil. Allah Allah. Yaş on bir, on veya on iki. İlkokul dört. Kansere yakalamış.
E çocuk, üzüldük, kemoterapi alıyor, bilmem ne yapıyor, ilaç vesaire. Şu bu. Derken Hasan artık yatağa düştü. Arkadaşları geliyor ziyaret ediyor, öğretmeni geliyor ziyaret ediyor. Hasan nasılsın diyorlar ama oğlumuz gidici, gözümüzün önünde oğlumuz eriyor diyor. Yemeğe zor yiyor, zayıfladı, saçlar döküldü bilmem ne artık kanser ilerliyor. Öyleyse ne ki böyle Kuran okuyor, kitap okuyor, annesine anlatıyor, anne bacağına çorap giy, Allah böyle tesettüre girmeyene kızıyor Allah. Anne başını kapat, anne namazını kıl, baba seni de kıl, Çocuk hasta, hanımla beraber namaz kılmaya başladık ki gönlü olsun diye. Yemeğe zor geliyor, ona göre yemekler yediriyoruz diyor. Yataktan zor bela kalkıyor, zayıfladı, ip gibi oldu, günden güne gidiyor çocuk diyor. Hastalığı ilerledi ya.
Böyle sürekli olarak Peygamberimizi salavat götürüyor, dua ediyor, Peygamberimizi sevin, Allah'ı sevin, Kuran'ı sevin diyor, namaz kılın diyor, ahiret var, hesap. Budarı anlatıyor. Böyle sabah namazlarında ışık yanıyor, kalkıyor sabah namazını kılıyor, böyle yatak odasından da anahtar dediğinde ne yapıyor çocuk diye bakıyoruz diyor hanımla. Yani bir olağanüstü bir şey var mı yok mu böyle arada bir geliyoruz bakıyoruz diyor. Sabah namazını Hasan kılıyor, kıldıktan sonra pencereyi açıyor, elini karanlığa doğru şöyle sallıyor, bir şeyler söylüyor ama biz duymuyoruz diyor. Yani ne olduğunu bilmiyoruz. Yani pencereyi açıyor, dışarı elini şöyle sallıyor. Hoşuna Kuran. Birisiyle konuşuyor gibi sanki. Evet. Böyle söyleyince, yani böyle bu durumunu görünce bir gün, iki gün, üç gün, her gün böyle. Acaba çocuk ölecek, ölümü kaldıramaz, aklını mı yitiriyor diye geldi aklımıza. Evet.
Gene pencereyi namaz kıldıktan sonra açtı. Tam elini sallarken içeri girdi. Kaza ne yapıyorsun? Hiç baba dil diyor. Oğlum seni bak şu anahtarın deliğinden gözetliyoruz, her sabah namazından sonra pencereyi açıyorsun, elini böyle karanlığa doğru sallıyorsun. Ne, bu ne yapıyorsun, Bu ne diye sorduk diyor. Baba diyor, sabahleyin sabah rüzgarı esiyor ya, o esen sabah rüzgarına diyorum ki, ey sabah rüzgarı diyorum, elimi sallıyorum. Lütfen benim selamımı Medine'ye yolun düşerse Peygamberimize iletir misin diye Peygamberimize selam yolluyor. Peygamberimize selam gönderiyorum. Evet. Hasan'ın babası Nadir Bey bunu anlattığında bana bende bir nokta olarak bu kaldı. Evet. Teeccüh namazında ta otuz seneden bu yana her teheccüde kalktığında ben de penceremi açıyorum, ben de sabah rüzgarına ey sabah rüzgarı, Hasan'ın peygamberimize selam gönderdiği gibi ben de peygamberimize selam gönderiyorum.
Selamı Medine'ye ulaşırsan innil tayyari hassaba otuz yıldır ben bunu uyguluyorum. Evet. Hasan'ın bir hatırası var genel hatırasından bunu çıkarttım aldım. Kimi gülebilir, kimi tuhaf karşılayabilir, benim hoşuma gidiyor. Öğretmenim on bir yaşındaki Hasan oldu benim. Evet. Ben tasavvuf profesörüyüm. On bir yaşındaki çocuk bana öğretmen oldu. Her şey benim öğretmenim, her şey Ve bu olaydan sonra yemekten içmekten kesildi, zayıfladı. Böyle mama gibi artık veriyoruz, yutuyor, kusamıyor, özel yiyecekler, kalkamıyor falan. Bir gün sabahleyin dedi ki bize, oğlumuz Hasan, babacığım dedi, bu gece çok ilginç bir olay yaşadım dedi. Nasıl bir olay yaşadın dedi. Nasıl bir olay yaşadın oğlum? Bir anlat bakayım diye kendisine sordum ve oğlum Hasan anlatmaya başladı. O gece başından geçen ilginç olayı. Baba dedi, geceleyin bir olay yaşadım ben ama rüya değil dedi.
Çünkü rüya başımı yastığa koyarım, uykum gelir, uyurum, gözümü de yumarım, dalar giderim ve rüyada bir şeyler görürüm. O rüya dedi, öyle değil dedi. Bu iki gözüm var ya, bu iki gözümle gördüm ben bu olayı dedi. Rüya değil dedi. İnanmayacaksın ama babacığım dedi. Şu evimizin çatısı ikiye ayrıldı. Çatır çatır da gümbür gümbür de ses geldi. Ben zelzele oluyor zannettim, şöyle bir oturdum, baktım yukarıdan gökten iki kişi iniyor. Araplar gibi cellabiye bembeyaz giymiş, başlarında sarık var ve sakallarda simsiyah gülerek yanıma indiler. Rüya görüyor. Rüya. Rüya değil. Evet. Rüya değil. Rüya değil. Rüyanın dışında, he, evet. Onu anlattı baştan. Evet. Rüya değil baba, desadın diyor. Evet. Ne oldu oğlum ondan sonra? Dediler ki Hasan, biz melekleriz, beni tuzakladılar, öptüler. Evet. Nasılsın, iyi misin? Birisi saçımı okşuyor, öbürü sırtımı okşuyor. Çok mutlu oluyorum. Dedim isminiz ne?
İsimlerini de söylediler ama unuttum diyor. Çok yoruldun Hasan, seni şöyle bir gezmeye çıkaralım, ister misin? Hep evdesin bak üç dört aydan beri yazık, seni şöyle bir gezdirelim dolaştıralım. Olur, ikisi birisi bir elimle tuttu, öbürü de bir elimle unuttu, göğe yükseldik diyor. Yukarıdan diyor bizim bu çiftliği gördüm, Karabükçek Muradiye Kulucunun yakınlarında. Ağırlar var, babası o ağırlardan birisinin sahibi. Evet. Nadir bey, çok değerli, kıymetli bir insan, sevdiğim bir arkadaş. Ve yukarı çıktık, bulutlardan geçtik diyor. Yukarı çıktık, burası ne dedim? Güzel yeşillik bir yer, çok büyük bir yer. Bura Cennet Hasan dediler diyor. E dedim diyor. Hadi gezelim, gezerken çok büyük bir köşk. Bu ne dedim. Hasan bu köşk senin dediler diyor. Evet. Görmek ister misin Hasan? İsterim tabii. Hadi gel beraber gezelim. Babam köşke bir girdim diyor. Benimmiş o diyor.
O kadar büyük ucu bucağı gözükmüyor diyor. İşte orada oyuncaklar var, arkadaşlar var, hizmetkarlar var, yiyecek içecek. Böyle o kadar güzel şeyler var ki. Gezdirdiler gezdirdiler. Çok mutlu oldum diyor. Bana dediler ki Hasan aşağı inme, burada kal. Bak şu inek senin. Hani nefs-i raziye, sembolik dilde deve nefs-i merziye. Nefs-i raziye inek nefs-i mutmainne koyun olarak gözükür. Evet. Ve olgununu ifade eder ve kurban olarak da bu hayvanlar kesilir. Sembolik kitledeki değerini şu anda söylüyorum ben. Evet. Tabii çocuk o manaya geldiğini bilmiyor. Bilemez. Sığır görmüş. Demek ki raziye makamında. Hazan şu inek senin burada kal dünyaya inme. Bak ne güzel oyuncak güzel beğendin. Evet çok güzel beğendim. Kalmak da isterim. Şu ineeni izin ver de izin ver de ineğini keserim senin. Ve artık burada kal. Olmaz, ben annemi isterim. Olmaz, ben babamı isterim. Onları özlerim. Olmaz.
Aman Hasan bak biz seni seviyoruz, bak gezdirdik, burası da sana ait. Etme, eyleme. Aşağıda bak hastalıktan acı çekiyorsun, sıkıntı çekiyorsun, ızdırap, eve hapsoldun gittin, kaldın, sana yazık oluyor. Hasancığım lütfen sen burada kal diyor inme aşağı. Çok uğraştılar. Yani o inek kesilecekmiş de ben orada kalacakmışım. Evet. Ne, neyse anlayamıyorum diyor. Tabii nefsinin ölümüne işaret ediyor. Ölüm. Ölüm. O. Melekler beni çok uğraştılar ikna etmek için. Aman kal, gitme, hastasın, yorgunsun, burada ebedi bir hayat yaşayacaksın, şöyle olacak, böyle olacak, ben annem babam seviyorum, onlardan ayrılmak istemiyorum, dolayısıyla yani ben inemi kesmeyin dedim diyor. Çok uğraştılar, beni ikna edemediler diyor. Edemeyince olur Hasan, yani istersen olur, istemezsen olmaz. Hadi seni aşağı indirelim, Zorla rahatladın, zorla değil yani. İstemiyorsen istemiyorsun, ne yapalım? Tercihını yapamazsın.
Buraya da göründün bak bu kadar güzel bir yer. Evet. Aşağıda şimdi üzüntü sıkıntı acılar var diyor. Elimden tuttular yavaşça, yine evin içerisinde yatağıma oturttular, alnımdan öptüler, hadi bakalım yukarı çıkıp gittiler ve çatı kapandı baba diyor. Acaba yakaza halinde görülen vaka türü bir olay mı diye ben düşünüyorum Ama anlatırken kendisi yaşadım diye konuşuyor, rüya değil diye konuşuyor. Evet. Burası kesin anlatımda bu var. Evet. Bunu vurgulamışız, rüya değil diyor. Yaşadım ben bunu diyor. Hasan gene yorgun, argın, bitkin, yataktan kalkamıyor, doğru dürüst tuvalet iki cihazını yapamıyor, en ufak bir hareketle yoruluveriyor. Ona rağmen peygamberimize sürekli salavat götürüyor, sürekli dua ediyor. Böyle misafirler geldiği zaman aman namaz mühim, namaz kılın, yeğenler geliyor, akrabalar geliyor, Hasan'ı ziyaret ediyorlar.
Onlara İslam'ı, namazı ibadeti, hanımlara başörtüsünü, işte kavga etmemeyi, efendime söyleyeyim dedikodu yapmamayı, efendime bol bol sadaka, zekat vermeyi, Allah'ı sövmeyi, peygamberi sövmeyi, ibadeti, dini, Kuran'ı, peygamberi, hadisi oturup bir cami hocası gibi gücün yete kadar vaaz veriyor. On, on iki yaşındaki çocuk yani bu. Evet ama annesi de ben de beş vakit namaza başladık diyor. Evet. Bizi görünce çok mutlu oluyor. Allah razı olsun sizi seviyorum anneciğim diyor. Babacığım sizi seviyor diyor Hasan, çok seviyorum ben sizi diyor. Aman namazı ibadetinizi bırakmayın anneciğim ne olur diyor. Bize böyle canı gönülden yalvarıyor diyor. Ya. Evet. İşte bu şekilde hayatını zor bela devam ettiriyor. Yani öylesine ki artık sadece su içebilir hale geldi. Tamamen mama türü, böyle çorba türü yiyeceklerle beslemeye başladık ve namazlarını yattığı yerden kılıyor, ibadet ediyor.
Efendimiz söyleyeyim hep dua ediyor. Ya Rabbi diyor, ailemi kurtar, memleketimizi kurtar, işte ordumuza güç kuvvet ver, imanımızı artır, hesabımızı kolay getir, ölümümüzü kolaylaştırır, İslam'ı yücelt, peygamberimizi bizi sevsin, bir peygamberimizi severim. Hep böyle güzel güzel bilmediğimiz dualar yapıyor diyor. Sürekli dua ediyor. Tabii ki. Allah tarafından yaptırılıyor, yaptırılıyor. Yaptırılıyor, tabii. Yani o şekilde yapması için ilham ediliyor. Evet. Derken günlerden bir gün sabahleyin mamasını, yemeğini yedireceğiz Hasan'a. Baba dedi, anne dedi, bu gece de aynı o şekilde, yani yaşadım ya dedi, o olayın aynısını bu gece de yaşadım dedi. Aynı hadiseyi yaşadım diyor. Aynı hadiseyi gene yaşadım. Hıhı. Nasıl oldu oğlum? Gene evimizin çatısı çatır diye böyle ayrıldı diyor. Evimizin çatısı ayrıldı diyor. Yine o iki melek geldi diyor.
Genç delikanlı, sakallı, sarıklı ve cellabiyeli bembeyaz pırıl pırıl güleç yüzlü Hasan selamün aleyküm biz geldik dediler diyor. Beni tuzakladılar, sevdiler, okşadılar. Ne yapıyorsun iyi misin? Seni gene zerrede geldik, epik sıkıntı çekiyorsun, hastasın vesaire. Evet. Seni gene böyle cennete yukarı götürelim mi? Gezelim ama orada kalmak yok tamam mı dedim onlara diyor. Öyle söyleyince, yok Hasan, seni zorla biz orada tutmayız dediler diyor. Olur o zaman, beni yukarı çıkartın, yine göğe çekildik diyor, gecenin yarısı. Bir bulutlardan diyor, daha yukarı çıktık, böyle cennet gibi bir alan cennet şeklinde. Evet. O cennet şeklindeki alanda baktım o ziyaret ettiğim köşk var diyor. Orada Hasan işte biliyorsun gezdin ya burası senin o köşk. Evet, hakikaten çok güzel. Bir de baktım onun yanında bir köşk daha var ve o köşk birinci köşkten daha büyük diyor.
Bir baktım diyor öbür özünü göremedim diyor o köşkün diyor. Çok böyle süslü, parlak bambaşka bir şey o diyor baba diyor. Onu hayret ettim. Bu bu ne dedim diyor. Hasan bu da sana verildi dediler diyor. Hani iki cennet verilenler var ya Rahman suresinde sanki o İki cennet. Iki cennet, bir değil. Allah sevince verir. Evet. Bir yerine iki cennet verir. Ayette öyle söylüyor. Hasan istersen buraya bir gezelim, olur gezelim ama ben burada kalmak istemiyorum. Ben annemi babamı seviyorum, ben aşağı indiriyor tamam mı? Dedim yok güldüler, yok Hasan sen istemedikten sonra biz seni burada tutmayız, sen merak etme dediler. İkna etmeye çalışıyorlar. Yok ikna yok da. Serbest yani Sermesi. Gezelim dolaşalım. Gezelim tozalım diyor. İçeri bir girdik diyor. Böyle içerisinde köşkkün havuzlar var diyor. Çok böyle güzel, böyle sular var, şerbetler var, müzik var diyor. Benim gibi şurucuklar toplanmış diyor.
Onlarla beraber oynadım diyor. Arabalar var onlara bindim diyor, yemekler var yedim diyor, dünyada görmediğim yemekler bunlar diyor. Ondan sonra bisiklete bindim dolaştım gezdim her tarafına, her taraf altın, gümüş, yakut bilmem ne böyle pırlanta diyor, her taraf ama. Epi bir gezdik dolaştıktan sonra diyor, ha sen nasıl rahatladın mı? Rahatladım. Bana dediler ki senin annene indireceğiz, sana söz verdik bir şey yok. Ama bak ineğin orada duruyor, görüyor musun? Eğer istersen o ineği keserim burada kaldı. İstersen, istemiyorsan zaten seni indireceğiz aşağı. Evet. Annen babanı seviyorsun. Hasan, ben anne babamı seviyorum, burada kalmak istemiyorum. Burası güzel, daha da güzel ama beni annemden babamdan ayıramayın. Onlara böyle söyledim. Köşkün dışına çıkmadan önce köşkün içinde büyük bir kapı gördüm diyor. Tamamen altından diyor.
İnci'den, mercan'dan artık böyle çok güzel taşlardan o kadar süslü bir kapı gidiyor. Dedim bu kapı kapalı, bu kapı nereye açılıyor diye sordum. Bana dediler ki bu kapının arkasında çok büyük bir zat var dediler diyor. E onu da ziyaret edelim. İster misin? İsterim. İyi hadi gel dediler. Kapının üzerinde bir anahtar yok, kilit yok, bir şey yok. E nasıl açacağız diyor? Bismillahirrahmanirrahim, la ilahe illallah Muhammedurresulullah diyecek ve kapı açılacak. Anahtarı da olmuş. Evet. Ve Hasan Bismillahirrahmanirrahim, La ilahe illallah Muhammedün resulullah diyerek sesli olarak kapıya seslenince, sesli olarak kapı birdenbire açıldı. Açtı derdi. Ama açılırken içeriden bir ışık geliyor baba ama diyor o kadar kuvvetli bir ışık, o kadar kuvvetli bir ışık ki diyor. Böyle gözümü tuttum artık diyor. Gözümü arıyor ışık diyor. Nur diyor. Bir de mis gibi kokular geliyor diyor.
Hayatımda görmediğim, duymadığım, bilmediğim çok güzel bir koku ve nur, ışık her tarafım ışık içinde kaldı diyor. Bir iki adım attım diyor. Işık biraz şöyle gözümü alması bitti, şöyle gözümü baktım bir büyük bir taht, kralların oturduğu taht gibi bir taht var. Baktım orada bizzat böyle, eli yüzü düzgün, güzel, beş üç çehreli, tatlı bir sakallı, siyah sakallı, muhterem bizzat bana tebessüm ediyor. Hasan gel dedi diyor. O kadar güzel ki ama diyor. İçim ısınıverdi görür görmez diye. Gittim hemen oturdum, selamün aleyküm dedim. O da aleyküm selam dedi. Hemen oturduğu yere dizimi çöktüm, oturdum, şu çenemi onun dizin üzerine koydum, elimi de onun altına koydum, Ona sürekli böyle yüzüne baktım diyor. O kadar güzel yüzü var ki, o kadar güzel yüzü var ki böyle pırıl pırıl parlıyor. Çok güzel bir yüzü var baba diyor. Hayran kaldım diyor. Evet. O ne güzellik, o ne güzellik, o ne güzellik.
Böyle o bana bakıyor ve saçımı okşuyor benim diyor. Hasan'ım, Hasan'ım, Hasan'ım diyor bana. Ben de ona öyle tatlı tatlı bakıyorum diyor. Doyamadım, yüzüne bakmaya doyamadım diyor. Bir sürü o bana baktı, ben ona baktım, o bana baktı, ben ona baktım, saçlarımı okşadı, elleri pırıl pırıl kokuyor, mis gibi, pamuk gibi, yumuşacık elleri var diyor. O kadar güzel bir insan ki diyor, hayatımda hiç öyle bir insan ben görmedim babacığım diyor. En sonunda aklım başıma geldi. Efendim siz kimsiniz dedim diyor, sordum diyor. Saçımı okşadı, ah Hasan'ım dedi, ben seni çok seviyorum dedi. Her sabah namazını kıldıktan sonra pencereyi açıyorsun Evet. Ve pencereyi açtıktan sonra elini sallayıp Hıhı. Sabah rüzgarına Selam gönderiyor. Selam gönderdiğin bir zat var ya diyor, e? Selam gönderdiğin zat benim diyor. Allah Allah. Ya Rasulallah sen misin? Benim. Atladım diyor, kucakladım. O da beni kucakladı.
Böyle sarmaş, doğurmaş olduk diyor. Ah evladım Hasan'ım, evladım Hasan'ım, Ya Rasulallah, Ya Rasulallah, Ya Rasulallah. Böyle, o beni kucakladı, ben de onu kucakladım diyor. Mis gibi kokuyor Peygamberimiz diyor. Yumuşacık böyle. Anne kucağı gibi merhamet. Selamlar ulaşmış demek ki ya. Peygamberimiz dedi ki bana Hasan dedi, beni seviyor musun? Canım sana feda olsun Ya Rasulallah, seni seviyorum. Hasan, beni annenden babamdan daha çok seviyor musun? Diye soru sordu. Ben de dedim ki, annem babam sana feda olsun, annem babam sana feda olsun, seni anamdan da çok seviyorum, babamdan da çok seviyorum. Peki Hasan, aşağıya annenin babanın yanına inmesen de benim yanımda kalsan hoşuna gider mi? Gider Ya Rasulallah. Ama anneni özlüyorsun sen. Yok, senin yanında annemi özlemem, senin yanında babamı özlemem Ya Rasulallah. Ben seni annemden babamdan daha çok seviyorum.
O zaman istersen Hasan bak senin inek burada duruyor, izin ver, ineğini kessinler yanımda kal, olur mu? Olur ya Rasulallah dedim diyor. Baba, o iki Melek benim ineğimi kestiler diyor. Ve inem Allah Allah diyerek canını verdi diyor. Öldü diyor ineğim benim diyor. Peygamberimi kucakladım, onun yanında peygamberimiz hadi aşağı in ama bugün öğle ezanı okunduktan sonra seni almaya geleceğiz dedi diyor ve benim yanımda ayırmayacak ve benim yanımda bana komşu olacaksın, benim evladım olacaksın, burada beraber yaşayacağız dedi bana diyor. Baba böyle bir olay oldu. Tekrar melekler beni, o iki delikanlı yukarıdan aşağı indirdiler, çatıdan içeri girdik, yatağıma yatırdılar, işte sabah oldu kahvaltı. Bugün öğlenleyin Peygamberimiz gelecek, beni alacak götürecek, ben bundan sonra onun yanında yaşayacağım diyor. Allah Allah. Aman oğlum falan ama anladık çocuk o gün öğlen namazında gidecek.
Bunu anladık diyor. Evet. Rüyamı görüyor, vakıamı görüyor, ne yaşıyor bilemiyoruz diyor. Aynen öyle. Ama yaşamış kendisine sorarsan rüya değil bu diyor. Üzüldük diyor, ağladık diyor. Çocuğun artık ölüm vakti geldi, ineği kesildi. Evet, bu vakti geldi. Öğlen ezanı okundu, kendi işimle meşgul oluyordum. Hanım telefon etti, Hasan biraz ağırlaştı, Peygamberimiz gelecek, beni alacak, vaktim geldi, sırtını bir yaslığa dayayın, Peygamberimiz tam kıble istikametinle gelecek, kar yolayı oraya doğru söyleyin. Ayağa kalkamıyorum ama hiç onlar yatar vaziyette olmayayım. Evet. Ve seni çağırıyor. Koşarak gittim, kucakladım. Baba diyor niye üzülüyorsun? Ben peygamberin yanına gidiyorum diyor. Sen neden bahsediyorsun babaya diyor. Niye üzülüyorsunuz diyor. Bütün akrabalar toplandılar diyor. Otuz kişi, kırk kişi. Peygamberimiz gelecek, vakti geldi diyor.
Kıble tarafından gelecek, beni alacak götürecek diyor. Etrafında akraba olan kızlara, erkeksuzluklarına Birbirinizi kırmayın, gönül kırmayın. Peygamberi sevin, Allah'ı sevin. Namaza dikkat edin. Müslüman olun. Dine hizmet edin, Allah'ı sevin. Birbirinizle iyi geçin, cömert olun, evinizde yemek yedirin, sadakayı çoğaltın, bol bol zekat verin, fakirlerin yanında olun, hep böyle bir cami hocası gibi nasihat ödüyor. Onu biliyorsun da çocuk. Evet. Bir alim gibi nasa'ya düdüğü. Tabii etrafındakiler de gözyaşlarını göstermemeye çalışıyorlar. Böyle yoruluyor, biraz dinleniyor bir daha. Yarım saat böyle konuştu, susluğu, konuştu, susluğu ondan sonra baba dedi diyor. Buyur Hasan, evladım ne o? Peygamberimizi gördün mü? Geliyor diyor bak diyor. Geliyor. Beyaz bir ata binmiş.
Görüyorum, Hazreti Ebubekir var, Hazreti Ömer var, Hazreti Osman var, Hazreti Ali var, Hazreti Hamza hemen arkasında sahabeler yirmi kişilik bir grup halinde Aşere-i Mübeşşere geliyor. Görüyorum baba hepsi beyazat. Geliyorlar diyor. Elhamdülillah ben Resulullah'a kavuşacağım diyor. Biz baktık kıble tarafına bir şey göremiyoruz. Hasan görüyor heyecanlandı. Yüzü birdenbire enerjilendi, hareketlendi. Halbuki elini kolunu zor kaldırıyor. Bir dirilik geldi Hasan'a diyor. Elini kaldırdı böyle heyecanlı. Rasulullah geliyor. Rasulullah geliyor. Sevgilim geliyor diyor. Rasulullah geliyor. Beni yanına alacak diyor. Biraz sonra köprüyü geçtiler diyor. Ha öbür taraftan bu tarafa sıçramadı. Hepimiz bakıyoruz duvara ama bir şey yok. Geldi diyor yaklaştı. Şimdi peygamberimiz ve arkadaşları eve girdi baba deyince ev zangır zangır sallandı. Biz zelzele oldu zannettik diyor.
Görmüyoruz bir şey ama eve girdi der demez ev sallandı diyor. Zelzele olmuş gibi diyor. Anladık ki bir şey var. Bir de baktık evin içerisi mis gibi güzel bir kokuyla koktu, o koku hocam dünya kokusu değildi diyor. Hasan kalkma yaşalı, kalkamadı. Yani orada esselatü Vesselamu Aleyhke Ya Resulullah dedi diyor. Hoş geldin Ya Resulullah, Essalatü Vesselamu Aleyhke ya Habiballah, Essalatü Vesselamu Aleyhke ya Nebiyallah, Essalatü Vesselamu Aleyhke ya Seyyidde levvveline ve laahirin. Salavat elini açtı. Ne olduğunu bilmiyoruz ama birdenbire yavaşça başı arkaya gitti, ruhunu kolaylıkla verdi diyor. Hasan öldü diyor. Allah rahmet eylesin. Öldükten sonra o koku yedi gün evden çıkmadı diyor. Görmedik ama eve bir güzel koku dağıldı diyor. Elbisemizde bile sindi diyor. Arkadaşlar bu ne kokusu bilmiyorum Hasan ölürken böyle bir koku oldu, elbiseye de sirayet etti.
Ben bu olayı, yani bir nasıl filmatize edebiliriz? Resulullah sevgisi. Evet. Hasan'ın ölümü. En sonunda Hasan'ın ölümü. Ya Resulullah, ya Resulullah, ya Hasan'ın ölümü değil Resulullah aşkı. Aşkı. Konumuz ölüm olduğu için. Ya onun için anlatıyoruz zaten. Evet. Bize hakikaten bu olay beni etkiledi. Sanıyorum herhalde ölümünden sonra öyle hatırımla kalmış yaşlıyım da unutuyorum bazen İnşallah. Utanıyorum. Utanıyorum. Yok estağfurullah. Böyle mezar herhalde açıldığında da cesedi çürümmemiş Hasan'ın. Allah rahmet eylesin. Ya cesedi çürümmemiş. Resulullah aşkı, işte ben bilmiyorum da işte bilenler böyle anlatıyor. Ben daha ulaşamadım. Estağfurullah, çok güzel. Hayvanlık makamında dolaşıyorum. Estağfurullah sayın hocam. Dinleyicilerin hepsini insan olarak görüyorum. Bu anlattığım hikayede dinleyiciler şöyle algılamasın. Etim Hoca bunu anlattı bize. Vallahi billahi ben size anlatmadım.
Yemin ediyorum, ben bu olayı kendime anlattım ve bu olayı belki ben bu olayı kendime anlattım ve bu olayı belki yüzlerce defa anlattım. Anlatmaktan da usanç duymadım. Anlattıkça imanım artıyor. Kendimi anlattım. Yani dinleyiciler Etkileyici bir şey yani. Dinleyiciler ben anlatmadım. Ben burada kendimi anlattım o kadar. Allah istifade etmeyi nasip eylesin inşallah. Allah, geçmişlerimize rahmet eylesin, Piran Efendilerimiz, Musa kandillerimiz, bütün müminler, şehitlerimiz, Hasan'ın ruhuna bir Fatiha, üç kulhu okuyalım.