Peygamber Hanımları Ve İmanlı Kadınların Rolü kaydında Aleyhissalatu vesselam efendimizin ruh tayyibelerine, ehline ashabına, sıddık azam'dan üstadımıza kadar gelip geçen meşay-ı kiramın ve bütün mümin ve müminatın özellikle burada bulunan cemaatimizin geçmişlerinin ruhlarına, hastalarımızın şifa bulmasına, dertlerimizin devasına, borçlularımızın edasına, ne sıkıntı varsa bütün…
Peygamber Hanımları Ve İmanlı Kadınların Rolü ne anlatıyor?
Peygamber Hanımları Ve İmanlı Kadınların Rolü kaydında Aleyhissalatu vesselam efendimizin ruh tayyibelerine, ehline ashabına, sıddık azam'dan üstadımıza kadar gelip geçen meşay-ı kiramın ve bütün mümin ve müminatın özellikle burada bulunan cemaatimizin geçmişlerinin ruhlarına, hastalarımızın şifa bulmasına, dertlerimizin devasına, borçlularımızın edasına, ne sıkıntı varsa bütün…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 15 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Aleyhissalatu vesselam efendimizin ruh tayyibelerine, ehline ashabına, sıddık azam'dan üstadımıza kadar gelip geçen meşay-ı kiramın ve bütün mümin ve müminatın özellikle burada bulunan cemaatimizin geçmişlerinin ruhlarına, hastalarımızın şifa bulmasına, dertlerimizin devasına, borçlularımızın edasına, ne sıkıntı varsa bütün sıkıntılarımızın gitmesine bilhassa ümmet-i Muhammed'in başındaki küfür belasının kahrolmasına, nifakın, şirkin bitmesine, hakkın hakim olmasına göndermiş oluyoruz, fatihalarımızın. Buradan Kuran-ı Azimüşşan'da Ahzab suresinde Ey peygamber hanımları, siz diğer mümin kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz. Dolayısıyla Kuran'ın hükümlerini uygulama konusunda çok daha titiz ve dikkatli davranmalısınız.
Onun için eğer Allah'a karşı sorumluluğunuzu tam olarak yerine getirmek istiyorsanız Celle Celalühu, namahrem kişilerle, tatlı ve cilveli bir edayla konuşmayın ki kalbinde kötü niyet taşıyan biri şeytani bir ümide kapılmasın. Ey peygamber hanımları ağırbaşlı, ölçülü, yerinde ve uygun şekilde konuşun. Daima doğru ve güzel sözler söyleyin. Yagulul hak celle celalüh yani seennebi la sütunneke ahadim minen ise. Ey peygamber hanımları siz diğer kadınlar gibi değilsiniz. Eyle sütunle kecemaati min cemaatin ise, aynen dediğimiz gibi allegal hak teala şerafe nise en nebiyi sallallahu aleyhi ve sellem peygamber hanımları denirken sadece ona mahsus değil, onların şahsında bütün mümine kadınları içerisine alır. Hepsini içerisine alır. Bakın elhamdülillah Allah'ımız bizi seçmiş.
Bütün insanlar olarak aynı karakterde, aynı havada, aynı toprakta yaşıyoruz ama iman etmek suretiyle pilde seçilmişliğimiz var. Bunun yanında bir de İhsan mektebinin öğrencisi olmak suretiyle daha da seçilmiş oluyoruz. Şimdi bu ilkokul değil, ortaokul değil, lise değil, üniversite, yüksek lisans, ondan sonra ilerler gider. Ta doçenti, profluğuna kadar gider. Bunun gibi Allah'ımıza olan gönülden bağlılığımıza göre, imanda kemale göre, imanda kalbin tasdikine göre, gaibe imana göre, imanda tahkike göre yükselir de yükselir. Şimdi burada peygamber hanımları deyince hitap hepimizedir. Bakın özellikleri nedir? Böyle olmanın özelliği nedir? El euvel, birinci olarak üstünlük, tagvallahi pis sirri vaal alania, izi ve açıkta Allah'tan korkmak. Şunu bilirsek bunu tatbikte zorlanmayız. Yani Cenabı hak alimun mutlak bilendir, Basir mutlak görendir. Es Semi mutlak duyandır.
Duyanın da görenin de bilenin de Allah olduğunu bilirsek bütün tavır ve hareketlerimizde, es sahibillah inleme emruhu ize erade şeyen en yaku le lehu kün feyeku. Cenabı hak bir işi murat ettiği zaman nedir murat etmek? İlla güneşin doğması, ayın batması, yerdeki hadiseler ve gök vesaire. Bunlar olarak düşünmeyelim sır. Şu bir kedinin ayağını oynatması bile, bir gözümüzün böyle kapaklarının açılıp kapanması bile, her şeyimiz, daha bunun ötesi gönlümüzden geçen bütün hal ve harekatımız Cenabı hakk'ın muradıyladır. Daha şu vücudumuzdaki damarlar, damarlarımızda akıp giden, kan Allah'ımızın kün, ol emriyle p yekün, o da damarlarımızı dolaşıyor. Bunun gibi her şey, şu kalbimizin atışları, her husus Cenabı hakk'ın ol emriyledir. Onun dışında hiçbir şey yok. Bunu bilen bir kimse ne yapar? Gizli deve açıkta Cenabı hakk'ın korkusunu gönlünde taşır.
Vehie esasus şeref, şerefin, üstünlüğün, işte peygamber hanımlarının efdaliyeti ve bu evsafa bürünen kimselerin üstünlüğü bu noktadadır. Gizlide ve açıkta Allah'tan korkma. Şimdi bunun gizlisi açığı kalmadı. Biz ona bakmayalım. Hani bu esasları günümüze göre değerlendirirsek şaşırırız. Cemiyet belli. Biz bunun üzerinde duracak değiliz. Biz kendi iç alemimize bakacağız. Kendimizi düzeltmeye gayret edeceğiz. Bir başkalarına da vel Asr suresini Ashab-ı Güz'ün birbirleriyle okumadan ayrılmazlardı, buyuruyor. Okurlarmış mutlaka bir araya geldiklerinde. İnşallah sapmayalım bu hakikatlerden. Ne diyorlar? Birbirlerine sabrı ve hakkı tavsiye ediyorlar. Demek ki sadece bu sabır ve hak deyince bunun içerisinde birçok gerçekler var. Bitmeyen deryalar var onun içerisinde. Birbirlerine hayırlı tavsiye ediyorlar. Şerrilerden koruyorlar.
Maide suresine baktığımız zaman, esselamle ve taavenu alel bir ve takva ve letaavenu alel ismi vel udven. İyilik ve takvada yardımlaşın. Birbirinize hep hakkı gösterin. Aman ha elin dedikodusu, bunlar bizi mahveder. Dedemin dediği gibi Rahmetullah Aleyh Şeyh Mustafa Efendi, Kaddafi Sallallahu Sırra, ona Kulusi demiş Es'adi Erbili Hazretleri. Samimi bir evladım buyurmuş. Hatta şeyhim bana evladım demiş diyor. Bununla seviniyor. Ne buyuruyor? Bunu ifade etmeden önce bir hadise anlatacağım. Bir yolculuktan döndüm, eve geldim. Bir başka hanede dediler ki efendim burada bir kardeşimiz var, bir kimseyi helalleşmiş taklit ediyor ama helalleşmiş. Sükut ettim. Demiş ki ben sizin bazen taklidinizi yapıyorum. Hakkımı helal et. O da helal etmiş. Yaptı, sükut bir halim var. Gece sabaha kadar Şeyh Mustafa Efendimizin dedemin şu dörtlüğü gönlümden ve dilimden tutuş. Elden bize ne lazım?
Gıybet etmeyin gözüm. Ağarsın iki yüzün, siyah yüzü sevmese. Bunlardan kurtularak kendi dertlerimizle dertleneceğiz, ya Musa kendi ayıplarından fare olmadıkça başkalarının ayıpları ile meşgul olma. Diyelim haydi ayıplarımız yok. Ayıplarımız yok ama biz yaptığımız taat-i takva esasına göre mi yapıyoruz? Konu takva olunca birinci madde. Eshabuna inne mayete gabbelullahi minel muttakin. Sallallahü'l-ülazim. Bu bizi düşündürüyor. Adem Aleyhisselam'ın Habil ve Kabil diye evladı. Kabil, Habil'i ne yaptı? Öldürdü. Neden öldürdün? O peygamber yavrusunu Habil çok güzelmiş. Siması da güzelmiş onun. Ceset olarak da güzelmiş. Ahlak olarak da güzelmiş. Habil söylenişinde bile bir sertlik var. Habil derken bir yumuşaklık geliyor insana ama Habil deyince bir sertliği var.
Böyle sert bir kimse diyor ki sen bana hasetlik ediyorsun, işte onun zekatı kabul edildi diye esamna inne ma yeseabbelullahu minel müttakin. Allah kendisinden hakkıyla korkanlardan kabul eder. İşte bunun gibi büyük bir dert olamaz. Biz ne deriz? Burada Abdülkadir Geylan Efendimiz devreye giriyor, Hadis-i Allah'sı. İnşallah ruhaniyeti de girer, Sözü giriyor, özü de girer inşallah. Burada Abdülkadir Geylani, Hadisallahu sırra aman ha, taatlerinizi adet kabilinden yapmayın buyur. İşte ben ilmihalde okudum da böyle geçiyor. Bizim bir hocamız vardı. Camide o da anlatırdı, dinlerdim. Yayınlarda da söylüyor. Öyle değil. Biz devrin en yüksek okullarından mezun olduk Allah'ın izniyle. En yüksek. Bizim tasavvuf hocamız koltuğuna çantayı almış, küçüğüne bir çantaydı, almış. Geldi. Dedi ki okulumuzun dedi tasavvuf hocası yok. Şöyle yabancı dilini biraz geliştirelim.
Siz dedi okulumuzda dedi tasavvuf hocası olun. Eğer kalsaydım profesörlük nelik onun yanında hiçti. Bu bize bir şey değil. Asıl önemli olan büyüklerimizin huzuru. Onların huzurunda bulunmak bize her şeyden üstün. Bunu derler ki bir evliyaullah'ın huzurunda bulunmak kırk çileden üstündür denir. Yani bu olurdu. Hani bunu bizim gözümüz görmüyor. Bizim gözümüzün gördüğü huzuruna vardığımızda ne halde olduğumuz olduğu gibi kalbimize doğardı. Ne derlerdi bize dediklerini hatırlayabilsem? Mesela abdest alırken birinci yıkayışta emmareyi temizleyin. Hiç kimsenin hatırına gelir mi? Yazıyor kitaplardan eline yazan şu. Bir, ibadet ve saatler bedeni olan, mali olan hem mali hem bedeni taatlerdir. Ama kalbi taatler üzerinde neden durulmuyor? İşte kalbi taatleri takvaya dayanan esası biz üstazarımızda gördük. Yoksa kendimizi Allah'ımız korusun bir şey olduk zannedecektik.
Gördük ki hiçbir şey değilmişiz. Üç kişi Sami Efendi Hazretlerini ziyarete gelir. Birisi Ricalü'l-uhayib'dan. O Allah'ımızın manevi yerleridir o. İkincisi elli yıl, elli yıl müftülük yapan bir zat. Bir diğeri hem Es'adi Erbili, hem de Sami Efendi Hazretleri'nin halifesi. Bakın elli yıl, hem de bu manevi yılda ilerleme kaydeden bir kimse. Ne diyor? Diyor ki elli yıl müftülük yaptım ama hiçbir şey görmemişim diyor. Sami Efendi Hazretlerini görünce. Hani onların huzurunda insan bunları alabiliyor. Çok güzel bir beyit vardı da o hatırıma geldi. Gamzedeler tadar bu hazzı, bu lezzeti şeklindeydi. Ancak orada duyulabiliyor. Biz buraya devam edelim. Birincisi, gizli deve açıkta Cenabı haktan korkmak. Şerefin en büyüğü budur. Yabancı erkeklere karşı böyle elbette ki bir cazibesi vardır. Bir kadının cazibesi vardır. Bu cazibesini göstermez ve diline de riayet ederse bu seçkinliğin işaretidir.
Yani karşısında böyle bir gülme gibi, ondan sonra sözlerinde daha bir ona sevgi ifade eder tarzında bir konuşma gibi bir hale düşerseniz fitne her tarafa alır. Allah korusun. Ne güzel söylemiş, ettahasunum me'yu gibi meyler rical, ileyhine aman ha, onların meylini artıracak bir söz söylemeyin. Namusunuzu muhafaza edin, kelamınızda ve davranışlarınızda buyruluyor. Es-salitu. Burada bir defasında Fatıma annemiz radiyallahu anh'a diyor ki benim cennette Rafikım kim olacak? Bir annemiz gösteriliyor. Bu çok uzun da sadece bu bölümünü söyleyeyim isterseniz. Kapıyı çaldığında, tabii kendisi çıkmıyor, sadece sesini duyuyor ama acuze bir anne, Yaşlı bir kadın. Sonra müsaade alıp içeri girdiğinde bakıyor ki çok genç. Diyor ki sesiniz böyle bir arı sesi gibi. Benim diyor sesim bir başkasının hayvani duygusunu tahrik etmesin diye ağzıma taş alıyorum, öyle konuşuyorum diyor. Esseliz.
Lüzumul beyti ve'l gararî bîhe, yagatmedahullahu nisaelcenna es sahibüla hurun maksuratün filhiyem. Sayhullahü'l-alayîm. Üçüncü olarak da evde oturmayı yeğleyin. Çünkü Allah'ımız böyle olan kimseleri evinde namusunu koruyan, muhafaza eden, zaruret olmadıkça şer'i ölçülere dikkat ederek evde kalan kimseler Rahman suresinin yetmiş ikinci ayet-i celilesinde vasfedilmektedir. Errabiyu ademü't teberruc, ıhve ihharuzzine haysu yahturur ricel. Bir kere ziynet yerlerinizi muhafaza edin, bir başkasına karşı göstermeyin. İzahına girmiyorum, anlarsınız. El hamis beşinci olarak ikametus salati ve itganuha ve iteus sadaka. Bir kere ikametus saleh Namazınızı vaktinde kılın. Namazı kılarken bir de bu konuya girip çıkamayacağız. En güzeli biz namaz nasıl kılınır, bunu üçüncü musahabe olacak, Sami Efendi Hazretleri'nin. Orada namaz bahsi var, bakalım, kendimizi buna göre de ölçelim.
Igame susaleh, namazı kılacağız, böyle takva esasına uygun bir şekilde ve sadaka vereceğiz, yardımda bulunacağız, fakir, yoksul onları gözeteceğiz. Es-sadi su altıncı olarak ta'tullaha ve rasulu. Allah ve Resulüne itaat edeceğiz. Aynı zamanda burada ve yetkulu fihi ta'tul zevc kocasına itaati da beyan ediliyor. Es sabia, yedinci olarak seçkin kadınların özelliği, sonra Allahü Zülcelal'i zikreden özelliği belirtilen şerefli kadınlar, Allah'ımızı zikredenlerdir. Kitabı Kerim'i okuyanlardır. Evinde namusunu koruyan, muhafaza eden, evinde derken evinde oturması bir tarafa çekilip seccadenin üzerinde de kalması değil, aynı zamanda bir yemeğini dahi hazırlarken ibadet ve taat niyetiyle, yiyenler yediği zaman aşkla, muhabbetle dolsun diye karıştırırken dahi Beytullah'ı döner gibi karıştırmak ve abdestle yapmak. Bir tanesi, teyze kendisi, bir papaza cübbe yapıyor.
Cübbeyi yaparken her böyle iğneyi geçirdiğinde elbiseye bir tikin iğnesi, böyle tevhidle dikiyor. Allah'ım diyor bunu Müslüman et. Neyse hazırlamış, onun cübbesi mi neyse. İyiymiş? Giyince demiş ki bana bir şeyler oluyor, ben Müslüman olacağım demiş. Kelime-i şehadeti getirmiş. Demek ki niyetlerimiz bizim düzelmemize de sebep oluyor ve yavrularımızı da yetiştirmektir, hiç besizim. Yapıyorum ama çocuğumuzda hiçbir değişim yok. O sonra meyvesini verir. Yeter ki biz dikkat edelim. Es sabia, eğer böyle olursa günahlardan arınmış oluruz ve tahharaha tathiran manevi bir temizlik olur ve übetdil vabime hasinil ahlakı ve şiyemil kelime. Şiyem şahsiyet demek. Öyle bir şahsiyetin sahibi olur ki kötü ahlaktan güzel ahlaka geçer. Vallahi-u Teala alem. En iyi bilen Rabbi zülcelalimizdir.
Hadis-i şerifte en tabudallah ke enneke terahuhuh, Allah'ı görür gibi ibadetle taat yapmak, biz Ahzab suresinden bu Ayet-i celileyi aldık. Bir de müminin kimliği olan bir Ayet-i celili aldık. Bizim kimliğimiz kendi adımız olur, soyadımız olur, anasının adı, babasının adı, doğum tarihi, medeni hali, dini. Başka ne olacak? Bakın bizim kimliğimizi Cenab-ı Hak Ahzab suresinde otuz beşinci ayet celîlede nasıl haber veriyor. Kuran azimüşşan bize hayat olmak için indiğine göre bunlara riayet edeceğiz. Eshabu'l- müslimine vel müsimet, vel müminine vel müminet, vel gani tine vel ganiteet, sadakallahülazim ila ilahi Sadakallahülazim ila ahir la'ya. Bunları okursam mevzuyu işleyemem. Onun için kısa geçiyorum. Ayet-i cellenin mali şu. Gerçek şu ki Allah'ın hükmüne kayıtsız şartsız teslim olup esenliğe ulaşan erkekler ve kadınlar. İnşallah az da olsa izahına gireceğiz inşallah.
Allah'a celle celaluhu ahiret gününe yürekten inanan erkek ve kadınlar bu imanın gereği olarak Rab'lerine gönülden boyun eğen erkekler ve kadınlar, her zaman doğruyu söyleyen, verdikleri söze bağlı kalan erkekler ve kadınlar, bu yolda başlarına gelebilecek bela ve sıkıntılar karşısında sabreden erkekler ve kadınlar, Allah'a Celle Celalühu içtenlikle saygı duyan ve alçak gönüllü erkekler ve kadınlar gerektiğinde servetini İslam'ın yücelmesi uğrunda seve seve harcayan yardıma muhtaç kimselere yardım eli uzatan viralel vasıtasıyla, erkekler ve kadınlar oruç tutarak kendilerine hakim olmasını bilen erkekler ve kadınlar, oruç tutarak kendilerine hakim olmasını bilen erkekler ve kadınlar, iffet ve namuslarını titizlikle koruyan erkekler ve kadınlar ve Allah'ı sürekli yüreklerinde hissederek anan, ona kulluğu gündemde tutan, erkekler ve kadınlar.
Bak gündemde tutan demek, her an kulluğumuzu hatırımızdan çıkarmamak demek. İşte Allah onlara günahlarını bağışlama sözü vermiş ve onlar için cennette büyük bir mükafat hazırlamıştır. İşte bunun içindir ki der ayet-i celileye, diğer bir ayet-i celileye ve onunla devam ederim. Burada biz buradaki sayılan manevi kimliğimiz, bundan nasıl olacağız? Az da olsa ifade etmek istiyorum. Şimdi burada biz nelere dikkat edeceğiz bunu ifade buyuruyor. Hadisi şerifte Allah'ı Celle Celalühü görür gibi ibadet etmek. Bu ayet-i celile müştemiletün ala tedri-i sülub, bir tarik ehlinin aşacağı makamları ve dereceleri de aynı zamanda gösterir. Çünkü bakıyoruz, fe evvelu makamatil mürid, bir müridin ilk makamı nedir? El İslam, İslam'dır. Fimmel iman, ondan sonra imandır. Kema fil eye, fümme yekunu minel ganitin, sonra ganitin. Ne demek ganitin?
El müdavimine aletta, ibadet ve taate devam eden erkek ve kadınlar. Şimdi bir yapıp ondan sonra terk etmek değil. Bu evrak ve ezkarı görüştüğümüzde de şahit oluyoruz. İşte ilk günlerde diyor aşkla, şevkle devam ederdik. Biraz diyor gevşettik işi. Aleyhisselatu vesselam Efendimiz eftaluttaa edvemuha inkalle, ef eftalul aybaade, ibadetin eftali, eftali diyecektik. O da boşuna değil, kırklardan değil mi o da? İbadetin üstün olanı üstün olanı az ama devamlı olandır. Ganidin budur. Tme yekunu minas sadıkin sadıklar derken fiyakvalihi ve ef'alihi ve ahvali o kadar güzel ibare buyurmuş ki, sözünde doğru, yaşantısında doğru ve hali de düzgün. Sadıkan fi talebi Mevla, Mevla-yı Zülcelal'i talepte de sadık. Allah'tan gayrı her şey onun gönlünden silinip gitmiş. Tek arzusu Mevla, Ebul Hasan-ı Harakani Hazretleri gibi kırk yıl Cenabı hak kalbime nazar eder, kendisinden başkasını göremez dediği gibi.
Tüm memunes sabirin ala ala mucahedein nefsi, nefsimizle cihad etmek, sabredenler derken nefsin arzu ve isteklerine dur diyendir. Daha sonra İmamı Kuşeyrî hazretleri ifade buyuruyor. Sabreden denildiğinde o güzel hasletleri elde eden demiştir ve kötü ahlaklardan da kurtulandır. Sümme minel haşin. Cenabıhakk'a karşı tazimde olan kimse el hadein el liheybetil celal, haşin azamet kalbimizde olur. Hadiin bedende olur. Mütevazi bir haldir. Bu neden dolayı? Liheybetil celal, Allah'ımızın azamet-i ilahiyesinden dolayı. Bunu nasıl elde edeceğiz? Soru olarak gelir bu. Bu bizim dersimizde, rabıtamız güzel olursa gelir. Böyle bazen bağ ve bahçeler sulanır, yüzünden de geçer. Bununla alakalı olan kimseler var. Böyle yüzünden geçiverir. Bir de tabanına işleyecek şekilde sulama vardır. Biz gönlümüzün tabanına kadar, derinliklerine kadar işleyecek şekilde rabıta ve murakabe yapmazsak bunlar gelişmez.
Evrad ve ezkarımızı yüzünden geçersek olmaz. İbadet ve taatimizi olmaz. Derin bir gayret ve çaba ister. Çünkü devamında öyle güzel izah etmiş ki müşahiden li kemali envaril cemal. Cemal nurunu müşahede ile diyor. Galel gusheyriyyun el huşu. Huşu bunun gönülde olduğunu beyan etmiştir. Sonra tekrar ele alıyor. Tümme yete hakka gubi evsafil kemal. Bu güzelliği elde edince kimse elde ettiğinde kessehai yani cömertlik gibi, vel' keramet iyilik gibi, aynı zamanda Allah'ımızın rızasını talep ederek yolunda sarf etmek gibi, o zaman feyekunu minel mütesaddikin, o zaman Allah yolunda harcayan mallarıyla ve canlarıyla dinimizin hakimiyeti için çaba gösteren kimseler olurlar. Hatta Allah'tan gayrilerden kurtularak oruç tutmak diyor. Biz burada şunu anlıyoruz. Diyor ki sadece yemeden içmeden ve cinsi münasebetten uzak olmak olarak görmeyin.
Öyle ki orucu tutarken azalarınıza da tutturun, bilhassa gönlünüze tutturun, Cenabı hakk'ın dışında bir şey kalmasın. Zümme yahfedu fercehu an biga işehvetü velheva. Nefsani arzu ve hayvani duygulara dalmak suretiyle kendinizi helak etmeyin, namusunuzu muhafaza edin, iffetli olun. Sonra şu hususlara temas etmiş. Aşkı ilahiden dolayı kendinden geçmektir diyor Allah'ımızı zikreden erkek ve kadınlar gelir zaten son kısmında. Vezakirinallahe kesiran mezzakat derken, tımme yekuni minel müstahtezine bir zikrilla. Allah'ımızın zikriyle, bunu nasıl anlatacağız? Bu yaşanan bir hal. Kendinden geçmiş ki Allah'ımızın dışında gönlünde hiçbir duygu kalmayan kişiler diyebiliriz. Sonra ruhunun zikri, sırrının zikri ve bu sayede de ihsan makamına ulaşır. Bu makama geldiği zaman artık müşahedelere doğru yol açılır. Evet, Cenab-ı Hak bizi bu gibi kimselerin şefaatlerinden mahrum buyurmasın.
Sonra izah ediliyor izah ediliyor. Şu şekilde ifade edilmiş. Tahrim Suresi'nde dört tane kadın anlatılır. İkisi kafire, ikisi de mümine. Eshabü'l-hamem. Bunu almamızın sebebi şu, Cenab-ı Hak Kur'an-ı Kerim'de salih hanımları nasıl anlatıyor, onu öğrenmemiz için. Cenabı Hak iman edenlere de Firavun'un hanımını yani Asiye annemizi bir misal olarak getirdi. Hani o Rabbim, senin katında benim için cennette bir ev yap, beni Firavun'dan ve onun kötü işinden kurtar. Hem beni bu zalimler topluluğundan muhafaza et kurtar demiştir. Birincisi Firavun'un hanımı Asiye validemizdir, cennet ehli kadınlardan. Esamne. Ve İman kızı Meryem'i de mümin hanımlar için ikinci bir örnek kıldık. O Meryem ki iffetini titizlikle korumuş, çünkü kendisini o mihraba hapsetmişti. O mihraba hapsedince kendisini koruyor, muhafaza ediyor.
Cenab-ı Hakk'a döndüğünde, Halık'ımız yaz meyvelerini kış gününde bile önüne getiriyor. Onu okuruz. Kuran-ı Kerim'de geçer Al-i İman Suresi'nde. O Meryem ki iffetini titizlikle korumuş. Adeta iffet ve ahlak örneği olmuştu. Biz de kendisine hayat veren ruhumuzdan üflemiş ve İsa gibi Aleyhisselam yüce bir peygamberin annesi olmuş, bu şerefe mazhar olma lütfunu ikram etmiştik. Fakat o asla bir peygamber annesi olduğuna güvenip şımarmadı. Rabbinin buyruklarına ve bütün kitaplarına, yasa ve yazgılarına yürekten inandı ve hayatı boyunca tüm varlığını Cenabıhakk'a adayan tertemiz itaatkar kadınlardan biri oldu. Buraya gelince Aişe annemizi anlatmamak mümkün değil radiyallahu anha. Resulullah efendimizin en sevgili hanımıdır. Çok akıllı, zeki, alime, edibe ve afife ve saliha idi. Hafızası pek kuvvetliydi. Ashab-ı kiram birçok şeyleri ondan sorup öğrenirdi.
Nikahı Allahü Teala'nın emri ile yapıldı. Ayetlerle de övülmüştür. Hadis-i şerifte erkeklerden vezirim Zübeyr bin Avvam, kadınlardan ise Aişe'dir buyuruyor Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz. Erkeklerden üstün çok kişi vardır. Fakat kadınlardan Firavun'un ailesi Asiye, İman kızı Meryem ve Aişe'den başka üstün kadın yoktur. Aişe'nin diğer kadınlara üstünlüğü, Trit'in diğer yemeklere üstünlüğü gibidir buyrulmuştur. En çok Aişe'yi seviyorum. Erkeklerden de babasını. Bu haliyle geçer. Resul-i Ekrem aleyhissalatü vesselam Efendimiz, Allahü Teala beni kendi nurundan yarattı. Benim nurumdan da Ebu Bekir'i, onunkinden Ömer ile Aişe'yi yarattı. Ömer'in nurundan mümin erkekleri, Aişe'ninkinden de mümin kadınları yarattı buyurup, sonra Nur Suresi'nin Allah birine nur vermezse o münevver olamaz mealindeki ayetini okudu.
Resul-i Ekrem Efendimizin sallallahu aleyhi ve sellem, hanımları ve kızları bütün kadınlardan üstündür. İbn-i Abbas radiyallahu yalanıma, Resulullah'ın hanımlarını kötüleyenin tevbesi kabul olmaz buyurdu. Allah korusun, Hatice anamıza haşa bir söz söyleme vesairlerine bu gönüllerinize gelecektir tabi. Öyle olanları burada İbn-i Abbas radiyallahu anhuma Efendimiz diyor ki onların tevbesi kabul olmaz. Aişe validemize sövmek Kuran-ı Kerim'i inkar etmek olur ki bunun küfür olduğunda icma vardır. Hazreti Aişe validemize iftiradan bir müddet sonra Resul-i Ekrem Efendimiz müjdeler olsun sana ey Aişe, Allah Teala senin temiz olduğunu açıkladı buyurup Nur Suresi'nin on birinci ayetini okumuşlardır. Battimetüz Zehra müstesna ki müstesna, Efendimizin en sevgili kızı idi. Aklı zekası, güzelliği, Zühtü ve takvası pek fazla idi. Yüzü beyaz ve parlak olduğundan Zehra denildi.
Hadis-i şerifte Hatice dönemindeki kadınların en iyisidir. Hatice radiyallahu anha, dönemindeki kadınların en iyisidir. Fatıma radiyallahu anh'a dönemindeki kadınların en üstündür. Bir melek geldi, Hasan ve Hüseyin'in cennet gençlerinin seyyidi, Fatıma'nın da cennet kadınlarının seyyidesi olduğunu müjdeledi. Fatıma, İman kızı Meryem, Firavun'un ailesi Asiye ve Huveylid kızı Hatice'den sonra bütün kadınların seyyidesidir. Haticetü'l Kübra annemiz zaten yirmi dört yıl Efendimize hizmet etti. Bir kere incitmedi. İlk imana gelen hür kadındır. Cennet kadınlarının en üstünü Hüveylid'in kızı Hatice, Muhammed'in kızı Fatıma, İmran'ın kızı Meryem ve müzayimin kızı Asiye'dir, radiyallahu anhünne. Biz burada şimdi ne yapacağız? Bu cennet tanımları, cehennem ehli olanları, bunların hiç izahına da girmiyorum. Kimdir bu? Lut Aleyhisselam'ın ve Nuh Aleyhisselam'ın karılarıdır.
Biz daha mevzuya yeni giriyoruz. Hep böyle oluyor zaten. Biteceği zaman diyoruz ki, biz konuya yeni şuru ediyoruz diyoruz. O zaman şu hususlara riayet edelim. Elimizden geldiği kadar hikmetli bazı sözler var. İlimden daha faydalı bir hazine, ilimden yumuşak huyluluktan daha kazançlı bir mal, amelden daha iyi bir arkadaş, yarın öldüğümüzde bu başımıza gelecek. Yarına kalır mı bilmiyoruz. Orada bize yoldaş kim olacak? Amellerimiz olacak. Takvadan daha üstün bir şeref, sabırdan daha yüce bir iyilik, rıfktan daha hoş bir deva, ilaç, yumuşak huyluluk ve şefkatle muamele, merhametle hareket etmek, tamahdan daha kötü bir fakirlik, sıhhatten daha güzel bir hayat, huşudan daha sevimli bir ibadet, Cenabıhakk'a tazim diye geçmişti zaten. Sükuttan daha iyi koruyucu bir bekçi yoktur. Size bazı hadiseler anlatırım ama isim verirsem ne olur bilmiyorum.
Büyüklerimizin evladından bir annemiz, Uslu Fatma Hanım diye. Bu yazıyla konuşuyor. Bir daha var, Es'ad-ı Erbili hazretlerinin manevi evladı Hacı Fatma annemiz. Bunun kocası umumen hadisesiyle cezaevine girer. Cezaevine girer. Ondan çıkacağını haber alınca kocasına yemek hazırlamak ister, kasaba girer. Kasap kendisini tanıyor ama tanıyor. Kasaba et ver demiyor. O alacağı etin parasını masaya bırakmış. Annemizi çok iyi tanıdığı için kasap, o verdiği paraya göre eti veriyor. Böyle bir anamız bizim. Üstadımız ben buyurdu gençliğimde, acaseni ben askere gitmeden önce dokuz yüz otuz dokuzda icazetini almıştır. Deniyor ki bir müphem, bir anlaşılmayan yeri de burada izah etmiş oluruz. O zaman da Sami Efendi kutbiyette değildi. Kutbiyetteydi ama gizliyordu. Onu özel kimseler biliyordu. Ta ki denildi ki efendim ifade buyurun deyince, yine söyleyemedi edebinden, hayasından.
İşte Yahya'lı Hasan Efendi'den ve Adanalı Hasan Efendi'den öğrenirsiniz diyor. Öyle bir zaman, öyle bir vakit kendisi sohbet ediyor, çok seçkin de insanlar var, yalnız o sohbet anında kendisini etkileyen biri var. Buna tasarruftirler. Çünkü öyle bir sohbet ki o zamanki sandalyeler ağaçtan. Nasıl bir Talaslı hafız yeriz Mehmet Efendi? Allah deyince şöyle evin tavanına doğru geziyor. Oturduğunda arpa gibi dağılıyor sandalyeye. Yine o büyüklerden oturan kimseler birileri öyle bir aşka gelmiş ki Allah'ım bu ne feyiz deyip duvarı çizmeye başlamışlar. Böyle ağlıyorlar. Hacı Hasen Efendimiz daha gençliğinde bu. Fakat o anda bizi bir tasarruf altına alan olduk. Suyun üstündeki bir saman çöpü gibi şunu bir düşünmüş, bakmış, o halka içerisinde kendisinin tasarrufu alacak hiçbir kimse yok. Meğer perdenin arkasında Hacı Fatma annemiz otururmuş.
O da aşık oğlum, sadık oğlum diye üst lazımımızı sena ediyor. Demek ne annelerimiz varmış. Meryem validemizin diyeyim size, yalnız bir ihtilafa gidecek söz ve gönlünüzde bir hallolursa buna çok üzülürüm. Burada ayırım mayırım yok. Derhal anlıyorum biiznillahi. Yapmayın. Halisane bir şekilde oturalım. Şu kadını anlattı, bu kadını anlatmadı demeyin. Ben Meryem validemizi anlatacağım. Üstadımız buyurmuş ki Meryem annenizi çağırın. Hocalardan bir tanesi konuşmaktan hicap etmiş. Sadece geriden gelmiş, omuzuna parmağını şöyle bir dokunmuş. Bakmışlar, seni üstadımız istiyor demiş. Derdi ki Meryem validemiz bir sene otel benim omuzumdan geçmedi diye. Ne kadar dikkat ediyor, ne kadar riayet ediyor. Onun üstadımızın anası ise devamlı kapısı kilitli bulunur. Nasıl olduysa bir ara kapıyı kilitleyememişler. Dört yaşında bir çocuk içeri girmiş. Üstadımızın anası ağlıyor. Neden ağlıyorsun?
İşte o çocuk yüzümü gördü, daha çocuktur. Öyle akıl baliğne değildir. Temyiz yaşında bile değil. Haydi beni büyüdüğünde yüzümü unutmazsa ben ne yapacağım huzur-u ilahidir. Ve dedeme vasiyetinde, Rahmetullah Aliyye, kefenimi bile görmesin diyor yabancı kadın, yabancılar diyor. İşte bu haliyle arş-ı Azam'ı seyreden bir ana, bütün mahlukatın zikrini duyan bir kimseydi. Yine bir annemizden anlatayım size, Bu Kayser'de. O büyük camilerden birisinde imam olan kardeşimiz anlattı bunu, demiş ki evladım, gece ibadete kalkıyorum. O küçük dediğiniz mahluklar var ya çok küçük. Böyle zor görülebilen öyle bir zikrediyorlar. Başımı şöyle arkaya dayıyorum, onların zikrini işitiyorum, tahammül edemiyorum. Uyanalım inşallah. Daha söz pek çok uzadıkça uzar. Sizleri yormak istemiyorum. Velhamdülillahi rabbil alemin el Fatiha.
Kaynak: Genel
Peygamber Hanımları Ve İmanlı Kadınların Rolü | Mihmandar