Büyük ki bir cümle büyükle, bir dilinin omuzuna varsa bu bu cihanlar arşı azaba kadar yükselseler Mevlana diyor ki vallahi Muhammed'in korkuna yapışemezler. Yok, diyelim, nebıza ağlayalım biz, nebıza ağlayalım ben, ne diyeyim. Bütün büyükler, omzunun omuzuna bassalar, arşı anzama kadar yükseltseler, vallahi Muhammed'in kopuğuna varamazlar, diyor ki, ben ne diyeyim daha. Her yüceli onda, her yüceli onda, Peygamberde, her vurulum onda, horvet edilen her insanın şan ve şerefi ondan geliyor. O vekil etmiş de, kutbu cihan inmiş de, etrafına evlatları birikmiş rızasını istemiyoruz. Allah hepimizden razı olsun inşallah. Onun hutbüyle baktığı, gömüllerde irfan çiçekleri Onun nuruna pervane olanlar ruhlarıyla arşa uçar. Anlayabildiniz mi? Onun nuruyla Bayezidi Bestami, on iki gün arş-ı Azam'da misafir kaldım, diyor. Bunları dedim mi? İleriye varıyor. Peygamberin kalemi varmış, kağıdı varmış da.
Hocalara mektup yazıyormuşlar nelerdi, taklit veriyorlar benim kardeşim. Yani, gömullerin içine teveccüh buyuruyorlar Onu anlayan tasavvuf erbabı var burada Allah Peygamberimizi diye vuruşler. Anladım efendim. Biri haber verilememiş. Ancak Matta şair yüz binlerce çekim top yazmış. Mevlütler yazmış. Peygamberimizden güneşten bir zevre kadarını yasabilmişler. Peygamberimizi ancak ahirette bineceğiz. Orada görünce anlamsız büyük nazlı peygamber olduğunu, Şimdi iş işten geçmiş olmasın, gelelim. Allah'a peygambere dirilelim inşallah. Ancak güneşten zerre misali bir şey söylenebilmiş denizlerden, denizlerden bir keçi damla kadra vasfından anca yazılabilmiş. Allah'ımız, Muhammedimizi siz bilemiyoruz diyor bize. Kendi Kuran'ı ile burada vasfından zerleyi anca yazabilirsiniz. Zerre, zerleyi mi bilmem hoca?
Şurayı tozulduğumuzda şu pencereden vuran delikten şöyle toz döner ya, şöyle tuttuğumuz zaman elinizde hiç görünmez ya, bu kadar yürümeyecek kadar ancak bir vasıf yazabilirsiniz, başka vasıf edemezsiniz. Onu çünkü Allah