Peygamber Efendimizin Öğretisi ve İlimle Amelin Birliği
Peygamber Efendimizin Öğretisi ve İlimle Amelin Birliği kaydında Bugünkü Hamdi Boydak, Hoca Efendi'nin görüşmesine de uygun düşse gerek hem alimi bize talimde bulunan, bize itikadi bilgiler veren inanç hususunda, bunun yanında ibadet konusunda bilgiler veren, ahlaki yönden bilgiler veren, kimselere karşı duyacağımız saygı, velmüteallim artık bize öğreten kimselerin, öğrencilerin de öğretenin olduğu…
Peygamber Efendimizin Öğretisi ve İlimle Amelin Birliği ne anlatıyor?
Peygamber Efendimizin Öğretisi ve İlimle Amelin Birliği kaydında Bugünkü Hamdi Boydak, Hoca Efendi'nin görüşmesine de uygun düşse gerek hem alimi bize talimde bulunan, bize itikadi bilgiler veren inanç hususunda, bunun yanında ibadet konusunda bilgiler veren, ahlaki yönden bilgiler veren, kimselere karşı duyacağımız saygı, velmüteallim artık bize öğreten kimselerin, öğrencilerin de öğretenin olduğu…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 12 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Bugünkü Hamdi Boydak, Hoca Efendi'nin görüşmesine de uygun düşse gerek hem alimi bize talimde bulunan, bize itikadi bilgiler veren inanç hususunda, bunun yanında ibadet konusunda bilgiler veren, ahlaki yönden bilgiler veren, kimselere karşı duyacağımız saygı, velmüteallim artık bize öğreten kimselerin, öğrencilerin de öğretenin olduğu gibi, öğrencilerin de riayet edeceği hususlar. Alim ve talebenin edep ve ahlakta hiç şüphesiz üstün olması gerekir hem alimin hem de öğrenmeye çalışan kimsenin çünkü bizim en büyük öğreticimiz bize talim eden, öğreten Muhammed Mustafa sallallahu teala aleyhi ve sellemdir, odur. Bizim muallimimiz o. Yabancılardan birisidir ki, bu nasıl bir muallim ki, bu nasıl bir ki, bu nasıl bir peygamber ki elin af buyurun def-i hacette vaziyetine kadar haber veriyor.
Tahareti anlatıyor, bütün ibadet ve taatleri, insanların nasıl yemek yiyeceğini, nasıl yatacağını, nasıl kalkacağını, nasıl konuşacağını, nasıl görüşeceğini, her türlü meselelerini ele alıyor, bu nasıl bir peygamber diyor. Bizim bildiğimiz ibadet ve taatleri haber verirken, aynı zamanda bir iş yerine nasıl gidecek, orada müşteriyi nasıl karşılayacak, ona karşı muamelesi ne olacak, buna kadar haber veriyor diyor. Öyle bir muallim ki Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, biliyorsunuz cahiliye dönemi, hiçbir kural tanımıyor, hiçbir esas yok. Ay ticarette şöyle bir esas olacakmış, kırk tane kural var ticarette, o yok. Alan belirsiz satan belirsiz, neye tutturabilirse, sonra aile hususunda bir kural yok, evlilik müessesesi diye hiçbir şey yok, kadınlar erkekleri davet için işaretler kullanıyorlar kapılarında.
Yemede de yok, içmede de yok, yatmada da yok, kalkmada da yok, bir nikahta yok, bir ticarette yok, bir devlet müessesesi, diyelim ki bir amir memura nasıl davranır, memur amirine karşı görevleri nelerdir, hiçbir şey yok. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem altı bin altı yüz altmış altı ayat-ı ilahiye ile bir düzen, bir hayat, bir nur getirdi elhamdülillah, insanların kafası aydınlandı, köleler eziliyordu, Efendimizin getirmiş olduğu esas ile yediğinizden yedireceksiniz, içtiğinizden içireceksiniz, giydiğinizden giydireceksiniz, siz nasıl rahat ediyorsanız, bunları da öyle rahat ettireceksiniz. Köleler diyorlardı ki Allah Allah biz efendimizle beraber mi oturup yemek yiyeceğiz? Yani sahibimizle, işinde çalıştığımız kimseyle bu nasıldır böyle bir hayat diye hayret ediyorlar. Mesela Beytullah'ın etrafında tavaf ediliyor, Cebele bin İhem diye bir kabile reisi var.
Onun eteğine basmışlar, eteğini basına bir tokat atmış, o da kaldırmış ona bir tokat indirmiş. Bunu Hazreti Ömer'e radiyallahu anh şikayet ediyor, emirül müminin, ettiğinizi biçmişsiniz. Nasıl olur böyle diyor, ben bir kabilenin reisiyim, saygınlığı olan bir kimseyim, rütbe makam ve makam sahibiyim nasıl olur da diyor, bir köle, bir ne bileyim haşa çapulcu, bana diyor tokat indirebiliyor, hayır diyor kısasa kısas. Öyle hasep nesep tanımayan, makam mansıp bilmeyen bir dinde de ben bulunmam diyor. Hazreti Ömer radiyallahu anh da ben senin boynunu bozduydum diyor. Eğer dikkat etmezsen Allah'ın emri ilahisine Celle Celalühü böyle bir din, böyle bir esas getirmiş. Saymakla bitmez ki hangisini sayalım? Hayvanata karşı muameleyi bile haber veriyor, hayvanata karşı. Şefkatle muamele etmeyi. Mesela kedisini aç bırakan sofu takva bir kadın ateş ile muvazzep oluyor, değil ki insanlar.
Alim ve öğrencinin edep ve ahlakta üstün olması gerekir. En Allah'ın Resulü ve sellem, dünyaya geliş sebebini haber verirken, ve gala nebil yüs sallallahu aleyhi ve sellem, güzel ahlakı tamamlamak için gönderildi, Efendimiz malum sallallahu aleyhi ve sellem, onu takiben gelen mürşidi kamillerimizin vermiş olduğu, koymuş olduğu esaslarda, bizim okuyup geçtiğimiz, gördüğümüz ama tatbikinde zorlandığımız hususlardır. Mesela biz de okuyoruz, kitaplarda görüyoruz ama onun uygulamasını en güzel tarzda yapan büyüklerimiz. Ankara merkez vaizlerinden Rıza Çölü Hoca bize şunu anlattı ben kürsülerde otuz sene abdestli anlattım, namazı anlattım, tahareti anlattım, dini mesaili anlattım. Bir Sami Efendi hazretlerine abdest suyu döktüm, o zaman ben abdest nasıl alınır, müşahede ettim demişti. Üstat-ı Ali'mizin şoförü Hacı Lutfu Efendi, Nevşehir'e Efendi Hazretleri teşrif etti.
Şimdi lavaboda abdest alınıyor, ben diyor suyu çok açardım abdestte baktım ki suyu çok az açıyor, çok az açıyor ve mübarek ellerini yıkadıktan sonra kapatıyor. Ağızlarına su veriyorlar, kapatıyorlar, ikincide tekrar açıyorlar. Ben diyor suda israf etmemeyi mürşidi kamilimizde gördüm. Yeşilhisar içmecesine teşrif buyurduğunda daha ilkokuldaydım fakat içim yanıyordu böyle yanıyordu, Nasıl bu ateşi söndüreceğim diyorum, yanıyor içim yanıyor böyle. Gerilerde oturuyorum, çadırın içerisindeler, bu yangını söndürmeyi mübarek nalin-i şerifini alayım, bağrıma basayım der ancak öyle durdurabildim. O kısa bir müddet görüşümde yemek yiyişleri, mesela yemek yerken hiç etrafına bakmıyor, önünden yiyor bir başkasının kaşığına neye bakma yok, Sadece, kaşığın üzerinde eskiden tahta kaşıkları, bu Konya'dan alınmıştı, Arapça bir yazı vardı, Osmanlı'nın üzerine bir yazı.
İşte afiyetle yiyin veya birkaç ilave de olabilir, onu okudular. Onun o kalkışı, o yürüyüşü, o oturuşu, mübarek dizleri hiç mi ağrımmaz? Zaten et yok, yağ yok. Diz çökmüş vaziyette hiç solundan sağına döndüğünü görmedim. Ne diyeyim Allah'ım bir meleği diyeyim artık bir meleği. O su kolay kolay içilmez, çok acıdır, insanın içi almaz. Onun için bir anda içerler. Onu bardak bardak, küçük bardaklar üç vücudunda anasını emer gibi içiyor, edep bu. Orada gördüğüm namaz kılarken bu sağ ayaklar dikilir, öyle ayağını diken oturanı görmedim. Ya bir sola eğilir, ya bir sağa eğilir, ya bir yan durur öyle değil dik, doksan derece. Mübarek ellerini duaya kaldırıyor bir başka. Namazda duruşları, insanlarla konuşmaları böyle yan dönmüyor. Bir tarafa dönerken bütün vücudu alileriyle dönüyor, her şeyinde mükemmellik.
Bir yatışını gördüm, gövdeden sonra istirahat buyuruyorlar, orada bir kimse bizi bahçelerine götürdü ama benim canım alındı, nasıl oldu beni üstadımdan ayırdı diye içim yanıyor. Bunu etrafından bilenler olmuş olmadı ki, efendine bir bak dediler çadırın içerisinde mübarek sağ ellerinin ayasını yüzlerini koymuşlar sağ tarafa dönmüş vaziyette, mübarek ayakları da Allahu alem toplu bir vaziyette yatıyor. Üstadımız Hazretlerinin meşgul olduğu, onların ahirete gitmesi ile gitmemesi fark etmez daha güçlü daha kuvvetlidir. Kendileri ahirete yürüdüler, mürşid-i kamilimiz Konya'dan gelenler olmuştu fakat çok heyecanlı konuşuyordu o günde üstadımız. Hacı Hasan efendi kaddesallahu sırra. Efendim Bayezıd makamında Cüneydi Bağdadi makamında diyor ama böyle bir heyecan var kendisinde.
Erenköy'de ziyarete giderken de bunu söylüyordu, oğlum, bu kapılara kimler geliyor, kimler gidiyor, efendim yüksek makamlarda ama yüksek kutbuniyette kutbu azam, kutbul aktab diye diye, giriyor böyle, o girişleri öyle bir tevazulu, öyle bir vakar içerisinde yürüyorlar, gitti hali duyuruldu ama öyle kolay olmadı, daha demeden önce bu rahatlatıcı, diazem iğneleri var, onlardan vuruldu. Torunları, deden rahatsız diye bir söz söyledi, rahatsız diye bir söz söyledi, kızım çekil şuradan beni rahatsız etme dedi. Sonra duyuruldu tabii ne anaya benzer ne babaya benzer. Derhal bize kağıdı kalemi eline al, kılıç kınından çıkmıştır, rabıtayı ruhaniyetine yapacağız, yapacağız daha güçlü, daha kuvvetli bir değil. O zaman da Van'ın elçisi de vaiz. Bize hangi güç getirdi, hangi kuvvet getirdi bilmiyorum, dokuz yüz seksen dört şubat ayının on ikisi. Çıktım, gel.
Bak, gece yatarken şu kalbimde bir ateş, elimi kalbime koydum, yanıyor böyle tutuyorum böyle tutuyorum meğer o saatte vefat etmiş, gelmiş valide sultana niçin ağlıyorsunuz deyince geleni gördün mü siz bilirsiniz efendim gelen Bilal-i Habeşi radıyallahu anh bizi davet ediyor demiş ve Kuran dinlemek istiyorum buyuruyor. Hemen teyp açıyorlar Kuran dinlemek istiyorum diyor bir hafız getiriveriyorlar ve yaşlı olmasına rağmen şu iç giyisini onlar için atlet ne tabirini kullanamam devamlı diyorlar içeriye doğru mübarek elleriyle tutuyor açılır korkusuyla aşağıya doğru çekiyor, aşağıya doğru çekiyor aman ha açılır mola diye o halde o durumda. Da.
Yani öyle Mevla'dan korkuyorlar ki kelime-i muhteremeleri, işte evren deniyor, anne pek öyle genç değil rahat görüşürsünüz niye çarı mı giyeyim, çarı mı giyeyim hanelerinden apartmanda, hatlarından bulunduğu kattan aşağıya inecek kendi evlatları, çocukları, torunları, yakınları çarığını giyip de iniyor edep bu, erkan bu, ahlak bu, Mevla'dan haya ediyor. Bazen yolda bazı sıkıntı çekenlere üzülürmüş, buna artık vera derler daha ötesi soru söyleyeceğim diyormuş ki üzülüyorum acaba Cenabı Hakk'a dokunuyor mu, bir mazluma yapılan hakarete üzülüyorum, Allah'a karşı ağır mı geliyor demesinin sebebi şu, çünkü bunu yapan Mevladır, bunu Mevla yapıyor, ona da ecir ve mükafat veriyor bu sayede, acaba buna mani mi oluyorum diye bunu hiçbir kimse düşünmez. Anca Allah'ımız ile hemhal olanları düşünür.
Efendi Hazretleri, Hadisallahu sırra, bir tanesine, onlar dünya ile de alakalı, yatarken ayağını bilmeden uzatmış, topla ayağını diyor, ruhen geliyor topla ayağını. Kapıyı biraz süratle çarpmış dikkat et kapıyı süratle çarpma ekmeği biraz uzakta olana verirken uygunsuz hal olduğunda atma diye. Bunlar Rabbimizin seçtiği ve sevdiği hayırlı kullardandır. İşte Resulullah'ı kendisine muallim tanıyan, sallallahü aleyhi ve sellem kimselerin edebi bu olur, ahlakı bu olur ve bunu yapan ya bir kişi ya iki kişi, çok az insanlardır ve onlar da devamlı darbelenir. Neden? Riyaset elimizden gidiyor. İmamı Azam rahmetullahi aleyhin, İmam-ı Yusuf'a rahmetullahi aleyh talebelerine bir nasihati var. Talebelerine bir nasihati var. Hayırlı insanlar ahir zamanda çok diyor itilecek, kakılacak, zelil olanlar hep önde götürülecek ama aziz olanlar maalesef zelil bırakılacak, zelil olanlar da aziz.
Sırf dünya menfaati, bir baş olma arzusu sebebiyle her şeyi yakın yıkacak. Cenabı hak muhafaza buyursun. Adabü'l müridin diye sühre ver hoca kardeşlerimizden biri bir hazırlık yapıvermiş, demiş efendiyi biraz yoracaklar, bir kitap listesi çıkartayım, o kitap listesini sunsun işte kardeşim sorduğunuz soruları o kitaplarda bulursunuz okuyun, deyim demiş. Orada bir zorlayarak değil de müracaat edilmek icap ederse bu gibi kitaplarda biz alimin ve öğrencinin da biz alimin ve öğrencinin talim edeceği edepleri görürüz. Neymiş bizim talim edeceğimiz edep? Hiç şüphesiz habibim sallallahu aleyhi ve sellem, Rabbimiz onu güzel ahlakı tamamlamak için göndermiştir. Demek ki öğretmen de, öğrenci de güzel ahlak sahibi olacak. Nasıl olacak? Şahsında nasıl bir nitelik bulunacak? Buraya bazı çok kıymetli insanlar geliyor, görüşüyorum, bunlardan birisi fıkıh alimi.
O fıkıh aliminin edebini gördüm siz alınmayın şu düğmesini çözmüyor, şu yaka düğmesini çözmüyor ve bütün ulemamız için söylediği ulemanın özelliği ashabine, İnleme yahşAllaha min abadihil ulema Fatır Suresi yirmi sekiz. Ayetinde Cenabı Hak'tan hakkıyla korkanlar ancak ilim sahibi kimselerdir. İhlas sahibi olacak diye, ihlas sahibi olacak diye çırpın. Gördük, büyüklerimizi görürdük maaşları yok, dünyada hiç gözleri yok. Sırf Mevla için bizi nasıl Rabbimize layık bir hale getiririz diye dert bu. Allahü Teala ile olan murakebesinin tam olması icap eder. Allahu Teala ile olan murakabe ne demektir Rabbimiz beni her an gözetliyordur. Hz. Ömer r. A ilim öğrenin, öğretin, yalnız, bekar sahibi ve sekinet ehli olun, ilim aldığınız ve öğrettiğiniz kimselere karşı da tevazulu bulunun, yani zulmetmeyin. Mürşid-i kamilimiz bize bir şey söylüyorsa o farz gibi kabul edelim, ya o söylemiş demem bitti.
Bunun ondan sonra bir izahı olmaz elimizde çok kıymetli bir eser var, ilk o kitabın başlangıcı hadaik diye yani bahçeler demek o, diyelim biz hadaiku hadaikül-i sonra tasavvufi terimler almış. Orada bir müridin şeyhine olan görevleri, vazifeleri nelerdir? Derken, lime tabirini kullanmayacak mürid diyor. Yani bize üstadımız diyor ki şöyle olacak bizim Mürşid-i Kamilimiz şöyle olacak limen niçin demeyeceksin ve karışmayacaksın o zaman seni ameliyat edecek doktora elinden tutup doktor bıçağı, niçin sen benim vücudumda o bölgeye atıyorsun, oraya değil de şuraya demek gibi bir hal olur. Adam safrasından rahatsız bunu teşhis etmiş ve safranın bulunduğu bölüme birkaç delik açacak Oradaki çamurunu taşını ne ise Alacağım. Ama hasta diyor ki orayı değil, niçin sen orada bir delik açıyorsun? Benim sırtımda açacaksın, dil gibi bir hal. Ya biz mürşit değiliz.
Onların feraseti gibi nur bir gözümüz de yok, nurla bakan bir gözümüz de yok, o gözle görmüş ve haber veriyor. Lime tabiri diyor bir mürid için caiz değil, niçin demeyecek, böyle mi emretti tamam. Biz Hamdi hocamız, Zülfü kardeşimiz vesair dostlarımız onlarla Malatya'ya bir doktora gittik. Doktora bir meseleydi, bir konuydu diş hakkında bize üstadımız şu şekilde haber veriyor değil de tamam dedi. İkinci bir ilave katiyen istemem dedi. Bak ne diyorsunuz? Üstadımız bize böyledir, bitti tamam mı? Zaten esas belli, isyanda, isyanda katiyen itaat olamaz ve onların hayatları belli zaten. Vay manevi bir buhranın içerisine girmiş. Onun bunun etkisi altındaymış. La havle vela kuvvete illa billa. Ne yapacaksınız şefkat, şimdi hasta, o hasta bunu diyen hasta, hiç hastaneye gelene çüp, denmez ama eğer fazlaysa rahatsızlığı çünkü mürşid-i kamile limeleri çoğaltmış.
Niçin, niçin bilmem filan çoğalıyor acile götüreceksin onu hemen acile artık serum mu verilecek, ne yapılacaksa müdahale edecek, kurtaracak. Hep birden kardeşlerimiz koşacaklar. Görürsünüz hastanede acile düşerse doktorlar etrafını alıveriyor, hemşireler alıveriyor vesaireler. Onun için bizde böyle bizim gibi hasta olan ne olursa Mürşid-i Kamiline niçin bilmem filan, neden böyle yapılıyor der gibi manevi bir buhranın, bir sıkıntının içerisinde vesaire, şöyle böyle, dinmeye başlanırsa diyeceksin ki aman kardeşim hep birden koşacağız, siz sohbetler yapıyorsunuz, aman kardeşim bu hastalık seni biraz daha ilerlerse kanser de eder, verem de eder, hayatına da mal olur, ruhani hayatın biter, tövbe et diyeceğiz. Bir tanesi Üstad-ı Alimize bal getirir. Valide-i muhterememiz, Meryem validemiz, o insanı sarrafıydı diyebilir Allah'ın izni.
Baktığı zaman bilirdin, bir insanın nasıl olduğunu çok ala bilirdin bala bakmış gözüne hoş görülmemiş, üstadımıza söylemiş o da hoş görmemiş, getirenin eline verilmiş o da tekrar getirmek isteyince acaba bilemediler mi ne diye götür buyurmuşlar bir itiraz içinden limeler başlamış niçin limeler? İşte babam olsaydı böyle mi yapardı, ne derdi deyince artık yoğun bakıma alınması lazım, yoğun bakımda Hacı Mehmet Yapıcı diye üstazı alimizin, deremin kıymetli evlatlarından birisi hemen kardeşimiz acile düştü diye koşmuş. Sargı bezi lazım olabilir, ondan sonra tentitürü lazım olabilir, kolonya lazım olabilir, artık ameliyat için ne gerekirse onları da koşalım diye gelmiş, demiş ki bak ruhani hayatını öldürüyorsun. Mürşid-i kamile böyle bir hal olmaz tövbe.
Ve derhal nedamete başlamış, şemsi yine dillenecek, bellenirse bellenecek, yolun taşı ellenecek, taşına kurban olduğum diye başlamış şiirler yazmaya. Diye başlamış şiirler yazmaya. Böyle birbirimize yardımcı olacağız, katiyen olmaz. Onlar ne diyor, bugün dinledim Hamdi Efendi çok hoşuma gitti, belki siz de dinlemiş olabilirsiniz, duyduk ve itaat etti, duyduk ve isyan etti, o şeklen itaati de bilirler, itaatsizliği de onlar Allah'ın izniyle çok iyi bilirler. Allahü Teala ile olan murakabesini daim tutmalıdır. İlmin şeref ve haysiyetini, selefi salihinde olduğu gibi muhafaza etmelidir. Bir alimin, öğrencinin evine gitmesini bile İmamı Şafii Hazretleri olsa gerek, Hayır İmamı Malik Hazretleri, Allahu Alem, alimin talebesinin evine gitmesi züldür demiştir ve dünyaya karşı zahid, kalbinde zerre kadar muhabbeti yok.
Eğer dünya ile alakası varsa helal yiyelim, helal yedirelim, kardeşlerimiz çalışsın dedikodu, gıybet bu gibi hallerden kurtulsun, istedikleri bu. İlmi dünyevi maksatlara vesile etmemelidir. İmamı Şafii rahmetullah ali ilim benden öğrenirsin ama bir harfini dahi bize nispet etmesinler demiştir. İlmi öğretelim biz ama ilmi öğrenenler bize bir harfi dahi nispet etmesinler. Yani ben İmamı Şafii Ali'den ilim aldım diye bizim nefsimizi gururlandıracak bir hale girmesinler demiştir. Kendisini töhmet altında bırakacak bütün davranışlardan uzak tutmaya çalışır. Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem Safiyye Vadidemizle konuşuyorlardı, etrafta bir kısım insanlar vardı, onlar aman töhmet edeceği bir hal olur endişesiyle buyurdular ki bu Safiyye benim zevcemdir diye.
Hüseyin Bin Nuri'den anlatılır, bir adamın birisi yoldan geçiyor, geçerken birisini görüyor ki kolları açık, saçları böüne, omuzuna dökülmüş vaziyette karşısında şaraplar bardakları, şarap varlıkları, açık kadınlar onlarla işlet ediyor, içiyor, hey deyip bağırıyor, adam diyor ki herhalde bu sarhoştur, içiyor, kendinden geçiyor karşısındaki kadınlardır, şarap bardakları gel gel diyor, Hüseyin bin Nuri veya Hüseyin nuriyel dedin, gel gel diyor. İç şu bardaktan bir yudum, içiyor bal şerbeti. Bu bağırışım aşkı ilahiden tahammül edemiyorum. Bu kadınlar da benim zevcemdir, benim ehlimdir, yakınımdır, bunlara dini talimde bulunuyorum diyor. Kendisini töhmet altında bırakacak bütün davranışlardan uzak tutmalıdır. Bir ara merhum, mağfur, üstazı alimiz camide ezan okunuyor, caminin önünde dolaşıyorlar, ezan bitip içeri giriyor.
Mahallede cemaat de biraz beklerler ezandan sonra cemaatin gelmesini, üstadımız buyuruyor ki benim dışarıda bir müddet beklemem, ezan okunurken selam verilmez, vermediğim zaman da beni töhmet altında bırakırsınız diye gezindim, evet diyorlar efendim öyle olurdu, ne güzel düşünmüşsünüz diye. İslam'ı ne güzel düşünmüşsünüz diye. İslam'ın şiarını da her zaman korumalıdır. Ne demek bu, mesela diyelim ki bir devlet alımı, bir yanlışlık varsa onu usulüne uygun bir şekilde söylemeli Hakk'ı hiçbir zaman kayıp etmemelidir, şerefini her zaman muhafaza etmelidir, her zaman korumalıdır. Mendup, söz ve fiillerde hassas olmalıdır. Düzenli olarak Kuran-ı Kerim'i her gün okuyorum. Bir sahifeyse bir ise, on sahife ise, on sahife, bir cüz ise bir yüz. Zikrediyor, nafile namazlara önem veriyor oruca ve salatü selama vesair taatlere. İnsanlara karşı güzel ahlakla muamele ediyor.
Efendimizin malum insanlara olan muamelesi, imar diye birisi anlatılır ya, Sahabe-i Kiram'dan, ona karşı muamelesini takdir etmemek, her halini baş tacı etmekle beraber bunu da baş tacı etmemek mümkün değil. Onunla latifeleşiliyor, birçok hususa geçiyor, mesela mescide bevli denlerde oluyor, onlara karşı muamelesi de malum. El Ka-i saadetinden tutup çekenler de oluyor, ganimet mallarından adaletle dağıt diye yine edepli, erkanlığı, ben adalet etmem de kim ileri buyuruyor. Nefsi kötü huylardan arındırmak zaman bilincine sahip olup, ilim ve ibadete vaktimizi hasretmek. Said Bin Cübeyr radiyallahu anh kişi öğrendiği sürece alim terk ettiği an cahildir. İlmi ile amil olması gerekir. İmamı Gazali Rahmetullahi İl Bari, benim belimi iki şeyi bükmüştür birisi ilmi ile amel etmeyen Alim, ikincisi de zahit, cahil.
Böyle dünyaya meyletmiyor ama cahil, o cehaletiyle de daha başka hataların içerisine giriyor. Artık bir öğrencinin dikkat edeceği hususu da, biz süratli bir şekilde geçmeye çalışalım. Ders meclisine maddi ve manevi kirlerden arınarak gelir. Kendisini muvaffak kılması için, Cenab-ı Hakk'a devamlı yalvarır. Kendisini küçük düşürecek mizah ve şakalardan uzak durur. Üstadına karşı çok saygılıdır. Allah'ımız bizim manevi bir buhrana düşmekten hastalığa, hepimizi muhafaza buyursun, nefsimizi temize çıkaramayız esamle. Yusuf aleyhisselam ben nefsimizi, nefsimi temize çıkarmam, Allah'ın rahmeti olmadıkça kurtuluşa da denemem şeklinde izah buyuruyor. Ama burada, saf beyinlerin, sadece riyaset baş olma arzusu ile kirletilmemesi lazım. Saf düşüncelerin, bunun vebali çok ağır olur. Huzur-u ilahi de çok ağır olur.
İsterdim ki memleketimiz üstadımızı çok sevsin, hepsi muhabbet etsin sevmekle birlikte irti halinden sonra oldu, sevgiler. Çünkü saf beyinler hep karıştırıldı. Öyle karıştırıldı ki, bir kimse gelir efendim sizi yanlış bir harekette bulmuşlar ve kulağınızı da kesmişler deyince gel gel buyuruyor gel. Sekiz yaşında kendileri bir kayadan kertenkeleyi öldürmek için sevaptır diye çıkmışlar, düştüklerinde kulaklarında iz meydana gelmiş orayı gösteriyor gel diyor hiç alakası yok. İşte çalışmaz efendim ben vereceğim, o verecek, böyle geçinecek, hep böyle diye diye diye saf gönüller, karıştırılmak suretiyle o mübarek Gülden, o Allah'ın Resulu'nun zaman zaman haber gönderdiği, sahip olun diye buyurduğu kimseden mahrum olur. Ne oldu şimdi bunu böyle yapanlar ceza görmez mi Soru ve cevap da hiçbir zaman önüne geçinmemelidir.
Uygun biçimde soru sormalıdır, tepeden iner gibi hareket edilmez, beni ikna et. Ebu Cehil ikna olmadı ki, etrafı da ikna olmadı. O Rabbimizin lütuf ve ihsanıdır. Velhamdülillahi Rabbil alemin.
Kaynak: Genel
Peygamber Efendimizin Öğretisi ve İlimle… | Mihmandar