Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Resulün Mürselün Nebiyyün Mehdiyyün Mühtedin sallallahu aleyhi ve sellem. Halilün Habibun tabibun Mustafa Sahibün, natıgun, sadegun, musaddegun, muğafferun sallallahu aleyhi ve sellem. Mekke'yün, Medeniün, ebtahiyyün, Kureyşiyyün, Arabiyyün, Haşimiyyün sallallahu aleyhi ve sellem. Azizün, Hariysun, Raufun, Cenabı Hak şefaatlerine mazhar kılsın. Salihlerin ismi anıldığı zaman Allah'ın rahmeti yağar, Artık bu peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem onun mübarek ismi şeriflerinin anılması elbette ki gönüllere rahmetin yağmasına vesile olacaktır. Cenabı hak Habibi'nin ismini kendi ismiyle beraber zikrediyor, La ilahe illallah Muhammedun resulullah, sadece La ilahe illallah demek yeterli değildir katiyen, Muhammedün resulullah ile beraber tevhid bütünleşir.
Musa aleyhisselam yeryüzüne inse, hadisi şerif bu, Musa aleyhisselam yeryüzüne inse mutlaka efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin şer-i şerifine uymak mecburiyetindedir. Zaten bütün bütün peygamberler ona hasret kalmıştır. Onu beklemişlerdir. Hep onun müjdesidir onlar. O gelecek diye hep bekliyorlar. Onu görmek için hasret çekiyorlar. Bir Miraç hadisesi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimizi öyle arzu ediyorlar ki şimdi karşılama yapılır insanlar işte belli bir noktaya kadar gelir karşılar ve biter. Efendimiz de öyle değil sallallahu aleyhi ve sellem. Ta Kudsi Şerife kadar döküldüler. Kudsi Şerife kadar geldiler. İki cihan güneşini karşılamak için Öyle bir karşılama ki sadece, sadece peygamberlerin karşılaması da değil o. Semavat da karşılıyor. Çokça ifade ediyoruz mübarek nalin I şerifini çıkartmak isteyince Allah'ımız çıkartma, nalinini çıkartma.
Halbuki Musa Aleyhisselam için sen Tuva Vadisi'ndesin, ayakkabılarını çıkart derken efendimizin özelliğine bakın sallallahu aleyhi ve sellem çıkartma Semava senin Nalin-i Şerifin tozlarıyla şeref bulmak istiyor diye. O zaten nurdur. Alem ona hasretlik duymakta, ona aşık. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem doğduğu zaman ara ara dışarı çıkarılırdı. Ara ara dışarı çıkarılırdı. Bu dışarıya çıkarıl çıkarıl sebebini ay, güneş, yıldız, semavat, arz onun arasında ne varsa hepsi ona olan aşkını muhabbetini özlemini ifade ediyor. Onunla teselli oluyorlar onu gördükleri zaman Öyle bir peygamber ki bunu Necip Fazıl çok güzel rahmetullahi ifadeler, sallallahu teala aleyhi ve sellem efendimiz bir yerden geçerken mesela sıcak bir hava yürürken bir bulut devamlı onu gölgeliyor, bulut devamlı onu gölgeliyor.
Hayvanat ona aşık, Sıddık-ı Azam gibi bir seçkin, Allah'ın sevgili kulunun ayağını bile sokması efendimizin mübarek cemalini görmek için. Biliyorsunuz cennete girecek on tane hayvan var koç suretinde girecektir. Bir tanesi de devedir. Sallallahu Aleyhi ve Sellem efendimize sahabeden birisi geldi, dedi Ya Rasulallah devem bir türlü itaat etmiyor. Öyleyse ashabı ile beraber bu deveye bir nasihatte bulunalım. Varınca deve öyle bir dört nala kalktı ki sahabe dedi ya Resulallah devenin bir kini olur Allah korusun size bir sıkıntı verir diye endişe ediyoruz, şöyle bir çekilseniz deyince hayır hayır buyurdu. Bana insanlardan eza edenler var şaşkınlardan, yoksa hayvanlardan bana hiçbir mahluk eza etmez diye buyurdu. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ile konuşuyorlardı zaten. Hayvanat onunla kelam ediyor.
Peygamber Efendimizin Manevi Yüceliği ve İlahi Sırlar ne anlatıyor?
Peygamber Efendimizin Manevi Yüceliği ve İlahi Sırlar kaydında Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Resulün Mürselün Nebiyyün Mehdiyyün Mühtedin sallallahu aleyhi ve sellem. Halilün Habibun tabibun Mustafa Sahibün, natıgun, sadegun, musaddegun, muğafferun sallallahu aleyhi ve sellem. Mekke'yün, Medeniün, ebtahiyyün, Kureyşiyyün, Arabiyyün, Haşimiyyün sallallahu…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 12 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Efendimizin mübarek ayaklarına kapandı, Kendini bununla kurtaramazsın iyi deve sen niye sahibine itaat etmiyorsun deyince Ya Resulallah benim iki tane şikayetim var biri benim yiyeceğimi içeceğimi tam vermiyor, ikincisi de bana kötü söz söylüyor. O zaman o sahabe sizinle konuşan deveyi ben katiyen yanımda bırakamam, azat ediyorum, size hediye ediyorum demiştin. Nebi Ekrem Aleyhissalatü Vesselam efendimizin irti halinde öyle bir hasretlik duydu ki hayvan dahi bunu söylemek istiyorum. Başını Resulullah'ın işine vura vura kendisini feda etmiştir. Medine-i Münevvere'de Ravzai Pakki Nebi sallallahu teala aleyhi ve sellem Ashab-ı Sofrada otururken bir tanesi şunu anlattı Eskiden diyor diveler Babüsselamdan geçerken tam efendimizin mübarek kabrinin hizasıdır. Oradan geçerken bakın bir hayvanın edebine bakın hayvanın edebine. Hayvan sorumlu bir varlık da değil.
Orada Orada ayaklarını dizlerini Yere indirir diz çöker Yüzlerini Efendimiz aleyhissalatu vesselam'ın mübarek eşiğine Ravza I Pakı Nebi'nin sürer, ondan sonra geçermiş. Hayvanat ona aşık, semavat ona aşık, cennetler ona aşık, Allah ona aşık. Şu Ali Ercan'ın söylediği söz bile yeter. Allah bile doymamış ki ben nasıl doyam Muhammed'e diye ifade ediyorum. Şimdi Tevbe suresinde yirmi dördüncü ayeti celilede üç sevgi haber verilir. Birisi Allah sevgisi Celle Celalühu, ikincisi Resulullah sevgisi, üçüncüsü de cihad diye geçer. Bu sebeple, bu sebeple hem kendimiz hem yavrularımız hem de etrafımıza kana kana sunacağımız bu sevgidir.
Yoksa hanımların sevgisini biliyorsunuz bir araya geldiği zaman, ancak oradan buradan konuşmalar incir kabuğunu bile çekirdeğini bile doldurmaz incir kabuğunu bile doldurmaz boş sözler hep boş Çok şükür elhamdülillah bunun dolu olanları da var ama hiçbirisinin böyle boş sözlerle geçmesine de gönül razı olmuyor çünkü Cenabı Hak yaratmıştır. Halıkımızın hep kullarıdır. İstiyoruz ki orada güzeldi. Musahabeler Sami Ramazanoğlu Kuddesallahu Sırrı hazretlerinin musabeleri çok güzel, anlaşılmıyor ne değil, son kısmına fihristini koymuşlar, Fihrist kısmına böyle kelimelerin anlamları da verilmiş. Bir kere onu yazanı düşünür insan. Kulum bana nafilelerle yaklaşır, gören gözü işten kulağı kavralayan eli olurum diye. Bir kere otel Allah'ın nuruyla yazıyor, okumamızda fayda var. Ondan bir bölüm okunur. Yine konuşulur, görüşünür Böyle Eğer bir mecliste Cenabı hak zikredilmez.
Salatu selam getirilmezse o meclis kokar diye buyruluyor. Hasret ve nedamet olur. Yarın ahirette neden böyle vaktimizi boşa geçirdik diye Çok güzel Vaktimizi böyle zayi etmeyiz. O eserler vasıtasıyla diyorum Allah'ımıza habibine ve onun yolunda gayret ve çabaya geliriz. Yoksa hayatımız hep boşa geçer. Çünkü bizim en çok durumumuz şu oluyor etrafımızda ne görürsek ona göre hareket ediyoruz. İşte artık hayatın şartları budur. Bu şekilde devam eder. Hayatın şartları o değildir. Sufiler bir terim kullanırlar. İbnü'l-vakit diye, vaktine çok riayet gönül alemidir. Asıl orada İbnü'l Vakit tabirindeki gönüllerinde gaflet halinin geçmesi devamlı uyanık bir halde bulunmasıdır. İbnü'l Vakit demek Cenabı hakk'ın manevi nefası, manevi nefesi yayılır her şeyden münezzeh olan Rabbimiz Celle Celalü, o manevi nefes gönlü açık olan insanların kalplerine vurur.
Ondan dolayı ibnül vakittir onlar vakitlerine çok dikkat ederler. Zahiren dikkat ettikleri gibi Beylerbeyi'nde üstadımızın üstazı sohbet buyururlar. Eve akşam geliriz demişler Fatih ev sahibi de göndermek istemeyince Naci üzmine diye Rahmetullah Ali mübarek bir insandı Dağıstandı buraya hicret etmiş üstadımıza çok muhabbetli, çok sevgisi vardı böyle. Tabii bizim bulunduğumuz yer onların bulunduğu yere göre kıyaslanmayacak şekildeydi. İşte Hasan Efendi siz de misafir olmak istiyorum sizi ziyaret etmek istiyorum deyince işte bizim sizin gibi bir evimizde yok dediğinde tam gidiş yerine uzanıvermiş demiş ki Hasan Efendi ben öyle yatak istemiyorum, yorgan istemiyorum, ben sizin gül cemalinizi istiyorum. Kalbinizdeki o hikmet pınarı ile onun kaynamasıyla dilinizden dökülen hayırlı kelamları istiyorum demiş. Böyle bir insan.
Sonra bir defasında Sami Ramazanoğlu Kaddesallahu Sırri Hazretleri hanelerine işte on beş kişi ile gelmek istiyoruz der. Artık o günün şartları, bugünün de şartları on beş kişilik giymek hazırlanır. Çatalı, kaşı, bıçağı her şeyi ona göre. Fakat birileri bir on beş kişi, bir diğerleri on kişi, yirmi kişi derken yüz on kişi olur. Hanım der ki Naci ne yapacağız biz bu kadar cemaat geldi, yemek yetişmez. Biraz bunun kaygısı çekilince üstazı alimiz Naci gel buyurur. Mutfakla oranın arası hayli uzak, sesin duyulması da mümkün değil. Kardeşimiz endişe etmesin yemek yeter buyururlar. Hakikaten yüz on kişi yer bir haftada diyor Naci bende bir haftada o yemek tükenmedi Allah'ımız bereket inzal etti, yedik demiştir. Burada Binbaşı Kerim Bey vardı mübarek bir insandı.
Hasan Efendimiz Hazretleri Hadisallahu Sırra evlerinde bulunmuş ve bir ikram etmiş bir hafta ekmeklerinin tükenmediği, peygamberlerimizde bu mucize olarak, velilerde de keramet olarak mümkündür. Eğer evimizde hepimiz Allah'ımıza ve Resulüne muhabbet edersek, Evrad ve Ezkarımızı hiçbir zaman geçirmezsek, bunun için hiçbir bahane bulamayız. Hiçbir bahanesi yok bunun. İşte işim gücüm çok. Süleyman Aleyhisselam bir devlet reisiydi. Ta Edirne'den Van'a kadar bir idarecinin işinin bitmesi mümkün değildir. Bir an Süleyman Aleyhisselam Allah'tan gafil değildi. Ya ben dardayım, sıkıntıdayım. O zaman balığın karnı kadar sıkıcı yer olamaz. Yunus Aleyhisselam biliyorsunuz La ilahe illa ente sübhaneke inni küntü minevvalimin diyor semadaki melekler Ya Rab bu ses nedir tahammül edemiyoruz.
Biz daha bir elem, daha bir sıkıntının içerisindeyiz, daha bir beteri Yusuf Aleyhisselam kuyunun içerisinde zikrediyor, Mevladan gafil olmuyordu. Onun için hiçbir bahane yok. Biz arabada derviş diyoruz. Mesela bir diyelim Ümraniye veya bir Anadolu yakasından bu Avrupa kısmına doğru geçeceksiniz yakasına. O arada yerine göre trafik kapandığı zaman görüyorsunuz, Allah muhafaza etsin bir sıkıntı olduğunda üç saatliğine de geçiyorsunuz. Bin Lafzai Celal okuyacağız, on dakikada bin Allah denir, on dakika bu. Tevhid okuyacağız benim, tevidim de kaldı, yetişemiyorum, bir yer bulamadım, temiz bir seccade üzerinde oturup kıbleye dönseydim, gönlümüzü kıbleye çevirip arabanın içerisinde yirmi dakika diyelim. Aslında yirmi dakika bile sürmez. La ilahe illallah diye böyle Rabbımızı zikretmek suretiyle vazifelerimizi yaparız. Bunun için hiçbir sebep olamaz geçirmek için. Şimdi haftalarca devam eder.
Bizim evlerimizde de bereketin olması için evimize Resulullah'ın Sallallahu Aleyhi ve Sellem teşrif edeceği bir tarzın oluşması lazım. Bunu düşüneceğiz ev ne demek? Rabbimiz Kuran-ı Kerim'de evler, sizin istirahat yerleriniz buyuruyor. Siz istirahati sadece beden olarak mı anlıyorsunuz? Elbisemizi çıkaralım, şöyle bir geniş pijamayı giyip otururuz, İşte bazı cihazların karşısında derken hayırlı gösterilere bakmamız icap eder. Sizin gözleriniz müminlerin gözleri katiyen batıl bir harekete, yanlış bir tavra kendisini helaka götürecek bir görünümü, bir gösterimi seyretmesi mümkün değildir. Çünkü bir paramızı harcamada ne kadar dikkatli oluyoruz ve hesap ediyoruz. Diyoruz ki bu evin elektrik masrafı var, su masrafı var, doğalgaz vesaire her şeyi var. E kapıcısı var, her şeyi var. Buna göre benim ancak maaşım şuraya kadar yetebilir. Ama dikkat edelim diyoruz.
Bak kuruşunu boş yere harcamamaya nasıl gayret ediyoruz? Nasıl olur da biz bu yok olacak değerlere bu kadar dikkat ederken bizi ebedi mesrur edecek olan azalarımızı boş yere harcayabiliriz. Göz gibi bir nimet. Ne demek bu? Göz gibi bir nimet. Ne demek göz? Göz yerine göre insanı semadaki yıldızlar gibi yapıyor. Onlardan hangisine uyarsanız, sizi hidayete eriştirir buyurulan hale getirmesi o gözün Resulullah'a nazar etmesidir. Gözün, gözün ateşten azat olması Kuran'ı Azimüşşan'a bakmasıdır. Ne büyük bir nimet, onun için boşa katiyen geçiremeyiz. Bu zat bize şunu anlatmıştı Naci efendi Hafız Tahir diye bir zat Konya'da mücavirdir Sami Ramazanoğlu, Hadisallahu Sırra üstadımızı ziyarete gelir Naci efendi müsaade edindir, o anda diyor bir baktın öyle avizenin pencere açık kapı açık cereyan yapmasından dolayı hareketi diyor mümkün değil, avize bir harekete geçti.
Ondan sonra çıktım diyor evin harekete geçtiğini gördüm. Sonra misafir ettim Tahir Efendi'yi hafız Tahir Efendi'yi. Üstazımız gelmeyi murat ettiler Buyurun dedik tabii ev bark her şey sizindir efendim buyurun geldiler sohbet esnasında Kuran okumasını arzu ettiler Hafız Tahir Efendi Kuran okurken bir de baktım evimin tavanı tamamen ortadan kalktı, yıldızlar görünüyor, sema görünüyor, evim uçtu diyorum. Bir, insanlarda manevi bir sarhoşluk meydana geldi, herkes kendinden geçmiş bir vaziyette. Meğer iki cihan güneşi Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem teşrif buyurmuşlar. Evimizdeki istirahatımız bizim bu olmalı. Şunu bizzat yaşadım biiznillahi teala Üstat Hazretlerinin hanelerine Erenköy'de girdim. Bir koku hissettim ama o kokuyu hiçbir yerde duymadım. Öyle esanstı bilmem falandı.
Evin güzel bir kokuyla kokulandırılması için kullanılan aletlerdi nelerdi onlardan meydana gelen bir esans vesair, tütsüne değildi o. 0 gönüllere gelen bir kokuydu. Dedem Rahmetullahali Hazretleri diyor ya, Es'adi Erbili Hazretleri'nden gelirken, Üstad-ı Alimiz benim diyor kalbime karanfil kokusu gibi bir koku geldi diyor, adeta bayıltırcasına Bu müstesna tabi burunlarımızın başka kokuları almaması ile alakalı, Allah'ımızın muhabbet kokusunu alırsak, Resulullah'ın muhabbet kokusunu alırsak, onların yolunda gayret kokusunu alırsak ancak o zaman mümkün olur, aksi halde biz şu dünyayı boşuna çiğnemiş geçmiş gitmiş oluruz. Üstadımız ara ara buyururlar diye, Hanya'yı, Konya'yı bilmeden geçip gidiyoruz diye. Sonunda mahrum olmasın kardeşlerimiz diye, sonunda El Mer'ümme'amanehhabbe, kişi sevdiğiyle beraberdirdirler ancak bu şekilde bir teselli ile bizi kaldırırlardı.
Yoksa o alana girmemiz gerekir, Allah'ımız bize değerler vermiş. Her nimet bir sorumluluk icap ettirir, her nimet. Bir sorumluluğu vardır onun. Boşuna vermemiştir Cenabı hak bize akıl nimetini hayvan da yok. Idrak nimetini anlayış nimetini, insandaki feraset, sezgi o duyguyu boşuna vermemiştir. Bir hayvanda yok o. İnsana vermiş olduğu kalp hayvanda da var. Koskoca bir kalp, o kalp değil ki. Imanın yazılı olduğu bir kalp bizle mevcuttur. O kanı pompalayan değil, vücudun bütün azalarına kanı ileten bir organ değil o. 0 imanın yazıldığı Cenabıhakk'ı tanıyan kalptir. Azameti ilahiyeden titremenin bulunduğu kalptir. İlahi korkunun bulunduğu bir kalptir. Kendine dönüşün bulunduğu bir kalptir. Bunu rabbimiz lütfetmiş, daha neler neler lütfetmiş. Sadece gönülde değil ki bu bütün azalarda da mevcuttur aslında düşünecek olursak. Hepsinde mevcuttur.
Hele bir damar lütt etmiştir ki Mevla, Kaf suresinde ifade buyurulur, biz kulumuza, kolumuzdan daha yakınız diye hablülverid damarı boşuna verilmemiştir. Bu nimet elbette ki vazifesini yerine getirmelidir. Eğer dergahlar kurulmuşsa bunun için kurulmuştur. Sebebi bu. Canım tarikatlar de nedir Tarikatlar de nedir deyip geçemezsiniz. Siz tarikat dediğiniz mesela tasavvuf diyoruz. Tasavvuf nedir? Bir ilimdir tasavvuf. Tarikat nedir? Onun sistemleşmiş şekli bir mekteptir, bir okuldur, bir üniversitedir. Mesela siz ziraata dair birçok bilgileriniz var. Ama bunun okulu olmayacak olsa, bir ziraat fakültesi olmasa zirai konuları, bu hakka dair bilgileri nereden alacaksınız? Okulundan öğreneceksiniz. Tıbba dair sizde bitmez bilgiler mevcut. Ne kadar bilgiler olursa olsun bir tıp fakültesinin olması lazım. Tıp fakültesi sebebiyle ne yapıyoruz?
İnsanın artık gözüyle, kulağıyla alakalı göz kulak burun, ondan sonra dahili yönde uzmanlaşması vesair anlatmakla bitmez ki. Kalp hususunda ve diğer konulardaki bilgilerin öğrenileceği yer nedir? Tıp fakültesidir. Aynen bunun gibidir Tarikatı Aliye. Ben size bir miskinler dergahından girince bu konuya şunu anlatmak istiyorum. Mesela miskinler dergahı deyince kafalara, gönüllere gelen orada elbisesi ne deri parçalanmış, saç sakal birbirine karışmış. Böyle nasıl tarif edelim? Böyle uyuntu bütün cemiyetten tecrit edilmiş insanların olduğu yer manasına düşünülmesin sadece. O öyle bir yer ki, O öyle bir yer ki, Romanya'da çok geniş bir alana yapılmış, otuz yedi dekarlık bir yer. Yüz otuz çeşit ağaç yetiştirilmiş kuşlar ötüyor ve dergahın içerisinde sekiz kat fıskiyeler, bunların bunların etrafında cüzzam hastaları bulunuyor. Onları tedavi ediyor.
O dönemde cüzzam hastalarını Avrupa'da yakıyorlar. Bu dergahlar kuş sesi, su sesi, hu sesi, semazenlerin sesiyle öyle bir tedavi oluyorlar ki sıhhat ve afiyete kavuşuyorlar. Sonra da oranın idaresinde bulunan kimseler diyorlar ki isterseniz kalırsınız isterseniz gidersiniz. Sıhhat ve afiyete kavuşuyor. Artık cemiyete temin ediliyor bu insanlar hizmet için. Onlar da bu kadar vazife yapıldıktan sonra biz bu dergahın hizmetkarıyız diyorlar. Böyle görevler yerine getirilmiş. İlim merkezi, irfan merkezidir. Hem çok yanlış anlaşılmış, çok yanlış bildirilmiş, halbuki bütün hizmet etmiş okçular dergahı ne demek? O günkü muharebelerde birçok yardımda bulunan yerler. Mesela Mevlevi alayı var. Cihatında ülkemizin kurtulması için yapılan cihatta onlar bizzat yardımcı olmuşlardır. Hepimiz birbirimizi kucaklamadıkça mümkün değil.
Bir okulun hademesinden tutun öğretmenidir, idarecisidir, hepsi temizlikçisidir birbirini kucaklayacak. Her birimde böyle olduğu gibi bütün olarak da hiçbir kimse kötü görülmeden şu cemiyetin, şu vatanın evlatlarıdır deyip birbirine güzel nazarla bakacak, şefkat nazarla bakacak. Şimdi biz bir aynaya bakıyoruz. Aynaya baktığımızda kaşlarımızı çatacak olsak aynadaki de bize kaşlarını çatıyor. Şöyle bir yan dönecek olsa o dayan dönüyor. Sırt dönsen o da sırt dönüyor. Eğer iyi muamelede bulunursa kazanacağımızı söylüyor. Çünkü Allah'ın resulü zalimlerin gönüllerini böyle fethetmiştir. Güzel nazarlarıyla fethetmiştir, Sallallahu Teala Aleyhi ve Sellem. Yani istediğim, biz vatanımızı seviyoruz, çünkü, çünkü bu vatan şehit kanıyla sulanmıştır.
Herkes birbirini sevsin, muhabbet etsin ve insanlara nasıl davranacağımızı biz kitabı kerimimizden, ve Hadis-i Muhammediye'den vesair eserlerden öğrenmek suretiyle hüsnü'l muaşere insanlar arası güzel muameleyi öğrenerek şu dünyayı yaşanılır cennet haline getirmemiz gerekir. İnsan üzülüyor, daha ilkokul çağındaki çocuğun yanlış tavırları söylemek istemiyorum. Bir alışverişte insanların birbirlerine güvenmemesi Herkesin birbirine şartlı bakması, Böyle değil de sevgiyle bakmayı temin etmeliyiz Beylerbeyi'ne Sami Ramazanoğlu Hadis Sallallahü hazretleri gelirler akşam evlerine dönecekler. Yalnız ev sahibi göndermek istemeyince O anda ellerinde bir kitapta mevcut. Hanelerine telefon açarlar. Şimdiki telefon olarak düşünmeyin. Sabit telefonlardan arıyorlar.
Zevce-i muhteremeleri bir odadan telefonun bulunduğu odaya gelinceye kadar vaktimiz zayi olmasın diye bir satır veya bir yarım satır daha okurlar ondan sonra görüşmeye başlarlar. Demek ki İbnü'l vakit deyince vaktini zayi etmeyecek. Vaktimizi o kadar değerlendireceğiz ki, vakit nakittir, buyuruluyor ya, Nakit dediğiniz zaman şimdi sizin şu bozuk para gibi olmayacak. Bir altın gibi olmalı. Mesela cezbetüm min cezebatı rahmen tuvazi ameletakaleyn. Bir cezbelinin, siz cezbe deyince nasıl anlayacaksınız? Ayeti celilesiyle anlayacağız. Eshabübillah, fekkrunni, beni zikredin ki, el kurkum, ben de sizi zikredeyim. Allah'ımızın bizi zikretmesi ne demek? Rahmetiyle kuşatması demek. Gönüllere sekine nuru ilahinin inmesi demektir. Bununla kalbi Mevla'ya çekiliyor. Yoksa siz meczup dediğiniz zaman ortalıkta dolaşan deli kimse değildir o.
Gördüğü esrar-ı ilahiden dolayı değişik haller arz eden kimsedir. Aynısını bir veli de görür, aynısını görür. Ama onda bir temkin vardır, bir kararlılık vardır. O değişmez, itminan halidir, bir huzur halidir. Ama diğerinde kendinden geçmiş bir vaziyettedir. Ondan dolayı biraz insana garip gibi haller müşahede edilebilir. Kayseri'deydi. Deli diyemeyiz bir tanesi tenekeye ip takmış. Böyle aa diye giriyor. Biraz da ağzından sular akıyor. Üstad zalimiz buyurdular ki bu ne diyorsunuz biliyor musunuz? Bu Rabbimizin ilahi sırlarını gördüğü için kendinden geçmiş bir vaziyette bilmiyordu diye ifade buyurdular. Mesela Bişr-i Hafi Ahmed ibn-i Hanbel Hazretleri rahmetullahi ona gelip ah bir nianillah, ya Bişr bana Allah'tan haber ver diyor. Yalın ayak geziyor. Şimdi sokakta yalın ayak gezse ne dersiniz? Yahu gelirmiş bu dersiniz. Deli ne? Değil o.
Allah bize akillar lütfetsin ihsan buyursun, o deli değil. Neden yalın ayak dolaşıyor? Yalın ayak dolaşmasının sebebi Allah'ımız yeryüzünü bir sergi olarak ikramda bulunuyor. Sizi yaratan Rabbinize kulluk yapın, ibadet ve saatte bulunun diye buyuruyor. Çünkü yeryüzünü Cenabı hak size bir örtü olarak halk buyurmuştur ve nuru ilahisiyle ashable Allahu nurus semavati vel ard, semavat ve arz Allah'ımızın nurundan halk olunmuştur. O nuru görmesi sebebiyle yalın ayak dolaşıyor. Diyor ki, bir eve girdiğim zaman ben ayakkabımı çıkarıyorum, bir kimsenin evine girdiğimde ikramen o şekilde eve varıyorum. Rabbimizin Rabbimizin hanesinde arzında nasıl olur da ben ayakkabı ile gezebilirim diye büyük bir edebi takip ediyor şüphesiz onlar Cenabı hak şefaatlerine mazhar kılsın Velhamdülillahi rabbil alemin