Efendimiz de insan biz de insanlık. Nasıl farkımız? Yerilik yükliğinden daha fazla. O da insan biz de insanlık. İnsan var, insancağız var. Hoca var, hocacağız var, hafız var, hafızcağız var, doktor var, doktorcağız var, adam var, amca, herkesin bir cihazı var. Onun için biz taklidik daha. Allah'ımız bizi tahkik etsin inşallah. Yani umumumuza diyorum bak kendimi katıyorum. Hiç zorsun mu yok şöyle düzelsin. Biz. Bir müddeiumullah hakime anlatıyordu. Glaus abızla bizde vardık Allah rahmet etsin Adana'daydık. Askerden iyiye gelmiştim. Efendimiz gümlü anlatıyordu, kalbi anlatıyordu. Ömer bile bir defa İstanbul'da Ömer Bey, Efendimizden Efendim, nasıl izahat verdi? Allah Allah. Efendim işte bu şah damarımızı zannediyor. Hayır dedi. Kalbin yanından geçen bir damar o kalbe çok yakın dedi.
Damarı semaya doğru giden murakaba zamanında yani çilsiz direğe gibi semaya giren bir arşı azama varan bir damar o. İbrahim eken bey hoca var bilirsiniz, Kayseri'de, kardeşiniz bilir. İbrahim eken, vallahi diyor, Allah'a kisesiyle yemin ediyorum, İhvan'la konuştuğu bir türlü Efendimizin yani anlayabileceklere kadar bir kelam konuşur. Herkesin seviyesine göre in in ellerde konuşurlar ama bana kırk beş dakika konuştu. Vallahi Bağdat'ta İlahiyetten mezunum. Bağdat'ta taksilim var, tasavvufum var. Her cihetten bütün okuduğum kitabı hülasa etti buyurun diye bunları okumasın. Okuduğun kitabı hülasa edin buyurun dedi bunları okumasın. Yani böyle küçük efendimiz alim deyelim işte diyenlere, böyle inkişaf eden ilmiyle gösteriyor kendini. Adana'da ayık, Adana'da yünlü böyle haber verince ayaktan yukarıya çıkmış. Kafadan da aşağı inmiş, orta yerde muallakta kart diyor.
Yani ayak yukarıya çıkarmış, orada ayna gibi aslı. Yukarıdan da aşağı inmiş kafadan da ikisinin ortasında parlamış bir cevahirdir o, iman var içinde. İrfan var içinde, huzur var içinde, zikir var içinde. Ledünniyet var içinde, Kenzullah var içinde, Beyfullah var içinde, Arş-ı Azam var içinde. Efendimizin vasfı derken sizin burada da var bir hepyatlarımız herhalde. Ömer Bey'le kardeşimiz dinliyor, Efendimize yazmışsın bir şey, bizim Hafız Ahmet vardır bilir görmüşümüzü. Allah rahmet etsin Ya Rabbi. Yani kabrin ne olursun inşallah. Anıldı şurada, ona dedi, babanın bir yeni mahsulü yok mu okusana dedi. Okudu çocuğun muhrik sesi vardı. Başka ebevyatlerini bilmiyorum da siz de çok duydunuz ya. Allah'ın hindinde kadri, zannettim semanın bedri, arş-ı Azam olmuş sadrı, eşine kurban olduğun. Dinç Ömer belki, getir topbaşını öldür ortaya bak. Nasıl vasf etmişsin canım demek.
Ben binde birini vasf edemedim daha dedim. Bilemiyorum da hayalden vasfediyorum daha. Dan vasfediyorum daha. Ah bile bilsen kırk beş senedir Efendimiz'le görüşürüz biz, kırk beş senedir. Her görüşümde ayrı bir alemi var. Nasıl tarif edeyim? Ayrı alemi var. Yani Allah gözlerimizi atsın, kudret sürmesi çeksin gözlerimize. Baktı ki ikna işi zor Efendimiz, yani gönlü anlattı anlattı da ikna işi zor olunca gözünü yumdu. Biz de gözümüzü yumduk tarifi edememiş dedi. Sırrımı ifşa edemem şimdi. O gönlün nasıl büyük olduğunu, alem-i ekber olduğunu anlatamam ben bu mecliste. Allah üstadımızın ömrümüz de hadis etsin. Bize böyle gösterdik, yine oraları kapattık biz. Su kaynayan yerleri çimento döktüm ben üstünü çırmadım. Ne suyum kaldı, ne tuzum kaldı, ne dalım kaldı. İşte görüyor musun karşınızda böyle ası mücrim bir kul aldım. Hepinizden dua rica ederim.