Tabii Efendimizden anlatmak kadar dur bir şey yoktur Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Yalnız şairin dediği gibi senden anlatmakla mevzum kıymetlendidir. Senden bahsetmek suretiyle benim mevzum kıymetlendi dediği gibi ancak bu şekilde olabilir. Bir de hatırımıza gelen Hazreti Yusuf'u Aleyhisselam almak için sıraya dizilirler. Onun ağırlığınca kimi altın, kimisi gümüş kıymetli değerler korurlar. Yalnız bu arada fakir bir kadın da sıraya girer. Derler ki bunlar zengin, varlık sahibi. Bak onun değerince altın ve gümüş koyuyorlar. Sen ne bırakacaksın? Sen değer olarak neyi burada göstereceksin deyince ben de Hazreti Yusuf'u Aleyhisselam alanlar sırasına, alanlar zümresine girmek içindir. Bizim durumumuz aynen buna benziyor. O Ashab-ı Kiram'ın anlatışı, peygamberanı izamın başta Cenabı Hak'kın onu methi, bunun yanında bizim durumumuz Hazreti Yusuf'u almak için sıraya giren bir kadın gibi.
Elbette zor. Çünkü senin meddahın, senin medhedenin Allah'tır demişler. Seni öven, seni vasfeden Allah'tır. Daha dünya yaratılmadan on dört bin yıl önce Rabbimin karşısında bir nurdum der. Burada tabii memleketinizden Ali Ercan onu sordum. İstanbul'da olduğunu söylediler. Yazın işte bir ay kadar geliyor dediler. Onun bir sözü var. Bütün konuşmamızın hülasası, özeti o Ali Ercan'ın sözü olsa gerek. Allah bile doymamış ki ben nasıl doyam Muhammed'e? Ne kadar güzel söylemiş bunu. Mevlana'mız binlerce beyit Mesnevi yazar, tabi yazması bambaşka bir sırdır şüphesiz ve Hazreti Şems için der ki bu Şems bana bu beyitleri binlerce beyiti yazmama vesile olmuştur der. Onun kabiliyeti, onun aşkı, onun muhabbeti. Mevlana'mız bu yirmi altı bin beyti yazar, sonunda da Yunus Emre'nin iki mısralık bir beytine tesadüf eder. Ete kemiğe büründüm, Yunus diye göründüm.
Der ki eğer bunu duysaydım ben bu yirmi altı bin beyitlik mesnevi yazmazdım. Öyle bir hülasa eder ki ete kemiğe büründüm, yunus diye göründüm. Çünkü bu sözde fenafillah olmak var, beka billah olmak var, cem'ul cem olmak var ve likaullah var. Tabii tabirler belki zor anlaşılacaktır. Allah'u zülcelal'in muhabbetinde yok olmak, varlığı onunla beraber bulunmaktır. Efendim, doksan yaşında bir zat geldi. Bunu görmüştüm. Bunu bir yolculukta demişlerdi ki şöyle ilim ehli bir insan var demişlerdi. Gördüm, tabii büyükler simalarından tanınıyor. Şimdi şurada diyelim ki bir bardak su. O bardağın içerisinden ne varsa dışından o görülür. Mesela diyelim su zaten olduğunda su görünecektir. Bir portakal suyu olsa o görünecektir. Bunun yanında vişne olsa o görünecektir vesaire ne varsa.
Şimdi gönlünde iman olan, imanda yakine ermiş ise yani tereddütsüz bir iman ve haybe iman güçlü ise zaten imanın, imanın yakin olması ibadet ve taatin ihlas, İslam ve takva olmasını ve hayatının her anının Allah'ımıza olan kullukta edep yönünü ifade eder. Böyle olan bir kimseyi siz simasından tanırsınız. Mesela peygamberleri risaleti ile tanırsınız. Nübüvveti ile tanırsınız. Çünkü Aleyhissalatü Vesselam efendimizi gördükleri zaman eğer kalbinde iman uyanacaksa, hidayete erecekse, mesela Abdullah bin Selam efendimizi gördüğünde Sallallahu Aleyhi ve Sellem benim hayata gelişimde anamdan bile endişe edebilirim. Fakat gördüğüm bu sima, bu yüz vallahi yalancı bir yüz değildir, demiştir. Onu gördükleri zaman tabii Araf suresinin son sahifesinde bir Ayet-i Celile. Onlar sana bakarlar ama göremezler buyruluyor. Bildiğiniz bir hadise Ebu Cehlin görüşü malum, bunu demek bile istemeyiz.
Bunun yanında sıddıkı azamın görüşü, sıddık olanların müşahedesi ve ebu cehil olanların da zahiren bakışı. O bir boy aynasıdır, herkes onda şahsını görmüştür. Elbette ki hayırlı kimseler tanınacaktır. Bu zat bize şunu anlattı, ben dedi kalktım. Aleyhissalatü Vesselam efendimizi gördüm. Yalnız onu tarif mümkün değildir. Onu tarif edemeyiz. Yine şairlerden bir zat der ki zannederim Abdullah Bin Revaha, Ka'ab Bin Malik ve Hassan Bin Sabit Radıyallahu Anh Me'in Efendimizin şairleridir. Diyor ki senden ne kadar söz edilse senin vasfın yapılsa yine de eksik kalır. Ne kadar seni vasfeseler yine eksik kalır. Çünkü onu en iyi tanıyan Cenabı Hak'tır. Kuran Azimüşşan da onu tanımlamıştır. Okunduğu ilk kardeşimizin okuduğu ayeti celilelerde Hiçbir peygambere böyle bir hitap yoktur. Yani ya Musa, ya İsa, ya Nuh, ya Salih, ya İbrahim diye bir hitap yok.
Ama efendimize ya eyyühen Nebi, ey şanlı Nebi diye onun vasfı ifade ediliyor. Cenabı Hak peygamberleri halk buyurunca ruhlarını, onları hepsini hepsini ihata eden bir nur kuşattı. Dediler ki Ya Rabbi nuru bizi kuşatan bu kimdir? Rabbi Zülcelal'imiz sordu, siz onu tasdik ediyor musunuz? Evet, biz onu tasdik ediyoruz. Eğer siz onu tasdik ediyorsanız ben de sizin peygamberliğinizi, risaletinizi, nübüvvetinizi kabul ediyorum buyurmuştur. Mevahibü'l Ledüniyye'de buna ait birçok rivayetler elbette mevcuttur. Vasfı bitmez. Yine burada herhalde sunucu kardeşimizdi diyordu ağaçlar kalem olsa, denizler mürekkep olsa. Buna benzer bitmez güzelin vasfı ağaçlar kalem olsa diyordu. Elbette öyle nedir? Bitmez. Yalnız bizim sevineceğimiz çok yer var. O uzaktan nakledeceğimi mevzu içerisinde belki geçecektir. Peygamberler dahi efendimiz aleyhüssalatü vesselama on iki tane peygamber ümmet olmayı ister.
Biliyorsunuz bütün enbiyayı zam onun şefaatini beklemiştir. Bunu anlatınca o zat bize hiç duymadığımız şu hususu anlattı, bunu hiç duymamıştı. İşte Musa Aleyhisselam ile alakalı bir şekil olarak hatırlıyordum. Daha bir değişik anladı. İlim ehli olmasa söylemezdim. Gerçekten bir ilim ehli olduğuna kanaat ettim. Hem şekliyle, şemailiyle ve ifadeleriyle belli oluyor tabi. İsa Aleyhisselam bir nehrin yanından geçiyor. Geçerken bir taş dikkatini çekiyor. O taşı bir başka taşın üzerine bırakıyor. Taşı yarıyor, içinden bir taş çıkıyor. Sonra bir kuş. Onun ağzına doğru bir yaprak geliyor. Yemyeşil bir yaprak geliyor. Sebebi sorulunca o kuş diyor ki ben günde on defa salatü selam getiririm. Allahümme salli ala seyyidina Muhammedim ve ala alihi ve sahbihi ve sellim. Tabii çok çeşitleri var. En güzel olarak ulema-i Kiram'mızın haber verdiğine göre salli barik.
Bunu namazda okuyoruz ya, bunu da ifade ederler. Hususi bu hakka dair eserlerde mevcuttur. Mesela o eserlerden birisi söz yarım kalmasın, o kuş diyor ki ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e on defa her gün salatü selam getiririm. Bu nimet ondandır diyor. Bu eser hususi bir kitap hazırlanmış. O kitapta şu ayeti celleye alarak devam etmiş zaten. Şimdi biz bunlarla ne yapacağız? Bir tanışıklık meydana getireceğiz. Allah ona salat ediyor Celle Celalühü ve melekler ona salat ediyor. Dağ, taş her şeyi ona salat ediyor. O zaman bizim bir tanışıklık meydana getirmemiz icap ediyor. Adam darda kalmaz mı? Yani sıkıntıda kalmaz mı? Hayat zaten engebelidir. Her zaman sürur olmaz. Cenabı Hak Adem Aleyhisselam'a hak buyurunca otuz dokuz yıl keder yağmuru, bir yıl da sürur. Kederi çoktur insanların ama tesellisi nedir?
Tesellisi bela ve mesaide sabrettiği zaman mükafatı, nimete erdiğinde de şükrünün yine hiç şüphesiz mükafatı vardır. Tanışıklık şu şekilde, dediğimiz gibi bir sıkıntı anında kimi ararsınız? En yakın dostlarınızı ararsınız. Bize en yakın dost kimdir? Esselamü. Bizim dostumuz Allah'tır Celle Celalühü, resulüdür ve inanan müminlerdir. O zaman Cenabı Hak ile biz tanışıklığımızı nasıl meydana getireceğiz? Belki konunun özeti budur, bunu bilelim yeter biz. Çünkü bazen ayran bilirsiniz, Ayranın içerisinden ne çıkarırlar? Yağ çıkarırlar. Onu artık şimdiki usullerini bilmiyoruz, elle mi karıştırırlar veya başka bir vasıtayla mi ne ile olursa karıştırırlar, yağlar çıkar. Şimdi buradaki konuşmalar görüşmeler, ilahiler şiirler çok tebrik ediyoruz kardeşimizi, istikbal vadediyor. Elhamdülillah gördüğümüz kadarıyla hep kardeşlerimize bir güzellik var. Şimdi burada biz bir yağ çıkarmamız lazım.
Yoksa bu konuşmalar neler? Sel gibi akar gider. Eğer bu sel gibi akmayacak da önüne bir bent çekip de baraj olacaksa çünkü bir ırmak akıyor veya bir çaydır, Bu yağmurlar ve karlar vesilesiyle sular oluşuyor ama bir önüne bent yaptığımız zaman ne olacak? Orada birikecek, birikecek ve biz yaz günü bağımızı, bahçemizi, arazimizi surayacağız. Şimdi gönlümüzü bir baraj gibi kabul edecek olursak bu gönlümüze şunu yerleştireceğiz. Bir, Allah'ımız ile celle celalü tanışıklığı nasıl meydana getireceğiz? Nasıl meydana getireceğiz? Kuran-ı Azimüşşan'a mutabaatla. İmam-ı Azam rahmetullahi Ali Hazretleri Cenabı hakk'ın cemalini görür. Defalarca görmüştür, görür. Der ki ya Rab, ben sana doyamıyorum deyince ya imam Kuran azimüşşan'la amel et buyrulur. Kuran'ı azimüşşan'la amel. Altı bin altı yüz altmış altı ayat-ı ilahiye. Bugün bir bir yerde bulunduk. Ayrılışta ayaküstü kardeşimize bir okul müdürüdür.
İfademiz şu oldu. Bağlanacağımız yani yavrularımızı yetiştirirken kendisi bir okulda görevli İslam fıtratı üzerine yetiştireceğiz, İslam fıtratı üzerine yetiştireceğiz ve bizim dikkat edeceğimiz ne olacak? Elbette bir kural takip edeceğiz. Din bir kuraldır. Yoksa dışarı çıktığınızda kadınıyla, erkeğiyle, kızıyla, çocuğuyla, geliniyle neyse hepsinin bir acayip tavırlarını görürüz. Neden? Bir kalıba girmediği için. Biz şimdi ne yapacağız? Bir kalıba gireceğiz. Nedir bu kalıp? Kuran-ı Azimüşşan'da altı bin altı yüz altmış altı ayat-ı ilahiye. Efendim neyi anlatıyor şimdi ifade buyuruyor. Cenabı hak yeryüzünün idaresini kime vermiştir? Salihlere vermiştir. Bak her şey anlatılıyor.