Allahu Teala, Allahu Teala, aleyhi ve sellem efendimizin bu orta gübrelerine, ehline, ashabına, bütün peygamberani izam, evliya-i kiram, sıddık-i ağzın Efendimizden üstadımıza gelene kadar Pirani izam, sevgili annelerimiz, sevgili babalarımız, akraba-i taallukatımızdan ahirete ithal edenlerin, bütün mümin müminatı dağlar başında kalan, hakile Fatiha. Bir mukaddime demişim, okuyacağım mektup, Pakistan'dan ilgisi şu umurunda neden değil. Okuyacağım mektup, dahi kainat Muhammed Aleyhissalatü Vesselam'ın hadisleri olacağı. Okuyacağın mektup, Halid-ı Zülcelal'ın Kuran-ı Kerim'i olacak onun mektubu var. Şöyle bir hattına gelince, Pakistan acaba bize ne yazmış diye, Sıdkı'la dinlediğimiz gibi, Halid-ı Zülcelal'ımız bize ne göndermiş? Kalender dikkatli istemeyene, siz vicdanınızda hitap edersiniz.
Yani bir kulun yazdığı mektubu öyle ehemmiyet verildi de Allah'ın, Habibine gönderdiği Kuran-ı Kerim'i dinlemek nasıl olur, bu niyetle dinleyeceğiz? Yoksa çeşmelerde bardağın doldurmadan korursan, din yanında durursa geliriz olası değil. Çok sohbete oturulur, çok efendi ziyaret edilir, kalp kapağı aç kılmazsa, Suheyldai Derun'u açmazsan içine bir damla girmez, şu gümle açacağız inşallah. Adamın birisi tükeninde oturur, çalışır mütemadiyen züpbetü'l hakaık, tercüması gayb, dersımızın irşadına vesile olan kitap. Satır biraz tükeni nedense artık Malafatradan. Yürürken üstünde gezdiği, babanı kaldırmışlarmışmış, yedi tüp altın varmış. Vav, ömrüm boşuna geçmiş, ben buralarla uğraştım da şurayı bir yoklatmamışım, yani şu kapağı bir kaldırmamışım. Yalnız hazineler, defineler doluymuş, bilmemişim, iyi gözleri açık gitti, ondan olur.
Ahirete irtihaleti ettiği zaman insan edeceği zaman, bu gür kapağını melekler kaldırıyorlar, gösteriyorlar. İşte bura Süveyda-i Diyarı'nın kalbini, asıl Allah'a çok zikretmiyor, bura layıkıyla. Bura ruh oldu. Alemi emirde nedir bunlar? Alemi emirde. Bura sırrdı, hazineler doluyordu. Bura hafi'ydi, hazineler doluyordu. Ura Ahba idi Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi vessellemu kademin altı yıl ora. Ne araştırmadım bunları? Bir Mürşid-i Kamil'in müftahanı hastlarına huzuruna oturup, kendi teslim olup da neden araştırmalarında bu? Onun için diyor gözü açık girer böyle. Yoksa Cüneydi Bağdadi, Odise Sırra'l aziz, ahirete yırhal edeceği zaman gözlerini kapamış böyle. Birisi dünyasında soruyor, efendim gözümüzü niye kapatalım, herkes açardı. Rabbimi böreğine kadar açmam dedim ve şimdi muradıma nail oldum demiş.
Anonsım galiba şimdi şu özümüzü bu dünyada açalım, Allah'ı haşlanan gaflet perdesini bir kaldıralım. Doktorumuz ne var burada ya? Kalp bir muzgay parçası. Kanın tahliline vesile olan masasını görür ama benim dediğim kalp o değer. Kalbin üzerinde gönül var. Gönülün içinde sübeyda-i diğerun noktası var. Büz bebeği gibi. Büz bebeği gibi. Muhrip sesleri işittiğin zaman manipüle oraya vurdun mu gözüne yaş getirdin. Burada şeyler de tesirli sözüne vurdun mu gözüne yaş getiren bu Suvve-i İde-i diğerun. Oraya kırıldın mu en azından. Gönül dediğimiz, alemi emirden olduğuna göre, alemi halktan değermiş bak. Alemi halktan olsaydı et olacağız. O alemi evinden göze görünmeyen bir haldır, onun için mutlaka şu der zikreden, lümul beraber olursa zikri olacak.
Size direktif olarak vereyim, üstadımızdan aldığımı naklediğimi aşan gibi gene, böyle gafletle Allah Allah on bin lisan bir şey yapmaz, tesir yapmaz. Aldığı bin, iki bin, üç bin neyse, kalbini, dilini, ulağını bir edeceksin. Yani taparken baktın ki taklit geldi, böyle baş yerine Allah, Allah diye vazife getiriyorsun. Olmaz bunun tersiyle. İlle bu gönül hatırında olacak, tutacaksın. Hatırında gönül olur, süreyda ait yer onun olursa Allah hatırında olur o zaman. O daima Allah'ı hatırlamayacak bir madde var orada. Büyük torunu yazdı birçok. Necip Fazıl Kısaköy'un çekti. Kalbim üzerinde bile Lefsai Celal yazılı, hepimiz gördünüz. Geçen ama bir arkadaşımız, ama. Gözü görmez, hocasından soruyor, ve Ali'ye gönderdim ben kalp levhası. Şöyle elim inen diyor göster bana diyor. Eliyle diziyor şuraya Elif diyor. Şurayı göster. Lem'ler bunlar diyor. Fakat şurayı diyor.
Hocası geliyor, hanım gelmiş ki, mutlular gibi ağlıyor. Ne oldum diyor. O Lefzai Celal'ı varmak işareti ama bu yahu, biz göz gözünden görüyoruz. Yani ama böyle diyor, fotoğrafını görüyor, yani resmini görüyoruz, kalbi çöküyorlar. Laf Said Celal'ı kalbinin üzerinde Elif ile iki Lem'le hile hatırlayınca kalp başlamış tahammüluyla ve Allah Allah Allah Allah demeye. Duyarsın. Kalp zikreder ya sen duyarsın. Duymak hissi var. Çünkü bir şeyden korkarsan, kopuşmazsan, nasıl kalbin çıkartır, öyle kötü geber, onun gibi duyurur sana. Ondan sonra azıcık hafifleşir. Hafifleşince zararı mı olur? Daha oyunlaşır. Telvin halinden, içinizde kabiliyetli insanlar var, telvin halinden tenvin haline döner. Defaifleri tiz tiz değiştirmenin manası yok der müstahımız. Yok der. İyi ki bir kefeni yaktın mı şöyle kefeni? Yoğurt da kömürü bir açlık tütün gelir. Ondan sonra alaf olan.
Kefende herhangi bir yer açacak da böyle alaf var. Bu ikisi de vazife gariplik göremez. Bu ikisi de helallik gariplik göremez. Ya şarılda kaldı, temkinleştirerek kömür oldu mu, kahve ne pişireceğin zaman diyor Efendimiz'in önünde. Dur böyle falan yanmaz diye yetmez bir soluktaymışlar. Kalbi ilk zikrederken soy bilmesinin altı rabıta'yı çok yaparsa batarsın. Baktığı zaman letaif diye yetişilmez. Ondan sonra acele de yetinmem. Müstazıyla duyurmam bunu. Ondan sonra o acıdan sonra kıt kıt, tövbe tövbe zahun sana buyuracak şekilde Allah dedi. Böyle dıştan banırma, çevirme olmaz mısın talep? Yani kendi kulağını duyacak kadar. Allah, Allah, Allah, Allah, Allah, duyuralım bir yere kalbimize. Yani dilimiz, kalbimiz, kulağımız biraz. Allah, Allah, Allah, Allah, Allah. Bir kimsenin dili Allah der, kalbi de Allah derse, mahiyetini benim diyor Allah yardımcısı, ben mi okulumun?
Halen meleklere bile duyurmam ben onu. Yani huzur-u ilahiye gelince o letaitlerin çalıştığı, bütün sevaplar yazılmış, biz ana kuruluyor, fermuesör bitmiş, günahı ağır geliyor diyor. Allah'ımız benim için dinde onun bir ameli var. Milletlerin de duymadığı hafif, Bekir yaptı içi. Gümrük Allah'ı zikretti. Koyuyor. Getireciğini koydu ama dünyaya kaldı diyorlar. Hepiniz Allah diyoruz. Elhamdülillah. Aslında farklı o, dilimin döndüğü kadar Yalnız söken sizsiniz bu işi. Biiznillahi teala Sami AİHM'in olmasa evimin köşesinde böyle bir şey konuşamam. Çocuklarım rica eder konuşamam. Hangi siz konuşturuyor musun? Oturduğumuz böyle kalp aç oldu. Bu El Kalbi Kenzullah. Şahirin kalbi Allah'ın hazinesi. Ne isterseniz var demiş Abdülkadir Geylani. Bizim hazinemizde ne isterseniz var. Çünkü Allah'ın hazinesi, kalp der. Allah'ım, yavaşım, yani isteyen insan kumaşın iyilerini alır.
Sermaye, isteyen dahi kabilin yer, tersliğimi yer. Yolunda geldi mi söker sohbet kendi kendine. Onları söküyor da. Dil de Allah'ın, dolaplar da Allah'ın, gönül de Allah, hepiniz de Allah'ın. Yani vazifeyi gören de aklımız. Biz bazısı da başka bir şey. Onun için intikal edenler belasını buluyor. Men harefen hepsi huuu fakat ara tarafta sığınana sarılmazsan konuşmak zor. Bir tane konuşmalısın. Onun için biz haddimizi bilmediğimizden konuşuyoruz, karşımıza istiyoruz. Allah Celle Celalühü, Elif tarif için o başta yazdı, ilim sahipleri bilir, etrafımız cinayetli alemler. Elhamdülillah, banyodan etrafarak hakkımız metni. İki tane de Lem var. Eski yazıyı bilenler bilir. Biri Elif var, iki de Lem'ler var. Lem'ler tariften mübalağa için. Onlar da tarif var. Oradaki HİAS ile zikredilen Allah, Allah, O Hİ işte Allah'a zikredilen şimdi. Böyle olunca kolaylık var bizde. Nasıl kolaylık var?
Nefesimiz de Allah der. Yeter ki gafil olmayalım, hayvanların nefesi de Allah der. Hepsini ona göre halk etti. Koştur bir hayvanı, senden iyi zikreder. Muhyiddin'l Arabi kudiku's-Secirrahul Aziz Efendimiz buyururlar ki en çok Mevla'sını zikreden taş larlar, topraklar. Ondan azıcık daha az zikreden ağaçlar, ondan azıcık daha az zikreden hayvanlar, onlardan daha çok az zikreden insanlar, cinler. Biz en azına geliyoruz bu zikre. Niçin efendimiz buyuruyor, belki tahminimiz canım. Az zikretmeyin, daima Allah desin, diyorsun ona, bütün letaif dursun, bir tecrit kalp Allah ahdise, yani oradaki kabirde çürütmeyeceğim, o koluma diyor ki Allah, kabirde çürümez, kabirde de çürümez. Nehyi? Ümmetimin en şereflisi hafız olanlar, okuduğu ile amel edenler, bir de geceleri ihya edenler. Kalp geceleri ihya ediyor. Sen uyanma o zikreder.
Biz zaten zikri değiştirirkene, kalbi ruha değiştirirkene, kalbinin zikrini iki şeyle ölçtürür Efendimiz. Birisi kafirlerin içinde de Allah'ı zikreder, ömür. Düşündün mü? Evet, evet, evet. Lezzeti saçılır içeriye. Gittiyse bitirmişiz fesada gitti. Lokman oğlum, kürsülerde hocalarımızın daima verdiği vaaz. Lokman oğlum, hayvanlardan iki ağza getir, En iyilerinden olsun iki getir, en kötülerinden olsun bir hayvanın parçalarından. Yetmiş iki tane lisanıyla kalbine almış gelmiş. Buyurun baba. En rimatlı bu mu oğlum en rimatlı? Bir de en fenasını getir. İbretengiz bize bunlar. Koşmuş bir de fenasını getirmiş, yine diliyle kalbini getirmiş. Buyur baba demiş. Oğlum iyi desen de bunu getiriyorsun, kötü desen de bunu getiriyorsun. Kalp ile dil iyi oldu mu bütün vücut iyi olur. Sahihrac'ı Peygamberimizin hadisine misal veriyor mu? Kalbiyle dil tesadüf ettiyse bütün vücut tesadüf etti.
Çünkü merkezi umumidir kalp. Orada iman var Reis-i Cumhur. Akıl var baş vekil. Bütün şubelerine iyiliği dağılan bir alem-i ekberdir insan. Alem-i ekberdir. Bu alemden büyüktür. Efendimiz diyor ki ne diyeyim o Marifetname-i Ne yazan arş-ı Azam-ı Ne birer birer parsele ayırmış görün kitabını. Öyle değil mi kardeşim? Parsellemiş bütün, ölçmüş, santimlarıyla göçmüş, parçalamış. O şu Suveyda-i Derun kalp noktası yaptı onu. Çünkü üstadımızın tarifini tarif ediyor. Şöyle bir camilerde topak bir ayine aslı ortasında bakın ona on bin cemaat geçse hepsi içinde. Bütün ağaçlar, hutalar da içinde. Her şey içinde. O camiyi tüm içine alır o. Da, topak. Efendimiz buyurdular ki kalp süb-i ilah-ı derun ve ezbib-i bke gibi nokta tabaktır. Arş'ı, pürüsü, levh-u, alemi, dünyayı, ahireti gösteren bir noktadır. Bizim keramete meyilimiz yapıyor musa üstadımız hiç emretmez ve duyurmaz bile.
Gözunuza açın diye bir zuhurat olursa, görmeyin dünyaya aldanınız burada kalırsınız. Bu kadar alemi eker olan kalp bizde var. Hepimizde var. Bizimki gibi gaflette olanı var. Açmış dört köşe, yedi iklimin seyredilenki var. Efendimiz de insan biz de insanlık. Nasıl farkımız? Yerilik yükleyenden daha fazla. Bak o da insan bizde esalık. İnsan var, insancağız var. Hoca var, hocacağız var, havuz var, havuzcağız var, doktor var, doktorcağız var, adam var, adamcağız. Herkesin bir cihazı var. Yani onun için biz taklidik daha. Allah'ımız bizi tahkik etsin inşallah. Yani umumumuza diyorum bak kendimi katıyorum. Hiç zorsun mu yok şöyle şeyleri düzelsin. Diyelim şu müşkillere düzelsin biz. Bir bir müttiumullah hakime anlatıyordu. Glaus hafızla bizde vardık Allah rahmet etsin Adana'daydık. Askerden iyiye gelmiştim. Efendimiz gömülü anlatıyordu. Kalbi anlatıyordu.
Ömer bile bir defa İstanbul'da Ömer Bey, Efendimizden Esrarübillah bismillah, ve naknul ve akrabu ileyhimine kadil berit'i sorduk. Efendim, nasıl izhar verdi? Allah Allah. Efendim işte bir şah damarımızı zannediyor. Hayır dedim. Kalbin yanından geçen bir damarı o kalbe cebıyıkın dedi. Ben ahnü akrabu ilahi bil habdil verip. Damarı semaya doğru giden murakaba zamanında yani filsiz direğe gibi semaya giren bir arşıazama varan bir damar o. İbrahim eken bey hoca var bilirsiniz, Kayseri'de kardeşimiz bilir. İbrahim eken vallahi diyor, Allah'a kissesiyle yemin ediyorum, ihbarla konuştuğu bir türlü Efendimiz'in yani anlayabileceklere kadar bir kelam konuşur. Herkesin seviyesine göre in ellerde konuşurlar. Ama bana kırk beş lirayla konuştu. Vallahi Bağdat'ta İlahiyat'ten mezunum Bağdat'ta taksimım var, tasavvuflar her cihetten bütün okuduğum kitabı hülasa edin buyurun dedi bunları okudum.
Yani böyle küçük, Efendimiz alim değil, Alim içti diyenlere böyle inkişaf eden ilmiyle gösteriyor kendini. Biz Adana'da ayık, Adana'da ünlü böyle haber verince ayaktan yukarıya çıkmış. Kafadan da aşağı inmiş, orta yerde muallakta kart diyor. Yani işte ayak yukarıya çıkarmış, orada ayna gibi aslı. Yukarıdan da aşağı inmiş kafadan da. İkisinin ortasında fırlamış bir cevahirdir o iman var içinde. Bir tam var içinde, huzur var içinde, zikir var içinde. Ledüniyet var içinde, kenzullah var içinde, vehfullah var içinde, arş-ı Azam var içinde. Efendimiz'i vasf ederken sizin burada da var bir hepyatlarımız herhalde. Ömer Bey'le kardeşimiz dinliyor. Efendimize yazmışsın bir şeyi bizim Hab-ı zahmet vardı bilir görmüşımız diye. Allah rahmet etsin ya Rabbi. Yani kabri ne olursun inşallah. Anıldı şurada ona dedi babanın bir mahsulü yok mu okusana dedi. Okudu çocuğun muhrik sesi vardı.
Başka hayatlarını bilmiyorum da siz de çok duydunuz ya. Allah'ın hindinde kadri'yi zannettim semanın bedirri'yi arşı azam olmuş sadrı, döşüne kurban olduğum. Bence önder, kendileri topbaş şekilde burada yaparlar. Nasıl vasf etmişsin canım dediler. Ben binde birini vasf edemedim daha dedim. Bilemiyorum da hayalden vasfediyorum da. Ah bile bilsen kırk beş senedir Efendimiz'le görüşürüz biz. Kırk beş senedir. Her görüşümde ayrı bir alemi var. Nasıl tarif edeyim? Ayrı alemi var. Yani Allah gözlerimizi artsın vermesin. Kudret sürmesi çeksin gözlerimize. Baktı ki ikna işi zor Efendimiz, yani ömrü anlattı anlattı da ikna işi zor olunca gözünü yumdu. Biz de gözümüzü yumduk tarif et edememiş şimdi. Sırrımı ifşa edemem şimdi. O gömünün nasıl büyük olduğunu, alemi ekber olduğunu anlatamam ben bu mecliste. Allah üstadımızın ömrümüzde hadis. Amin. Bize büyüyle gösterdik, yine oraları kapattık biz.
Su kaynayan yerleri çimento döktüm. Ben üstüne çıkmadım. Ne suyum kaldı, ne tuzum kaldı, ne tadım kaldı. İşte görüyor musun karşınızda böyle? Asım üçrim bir kul oldu. Hepinizden dua rica ediyorum. Bilmem efendime anlatıyorum. Efendim ben çok acizleştim. Keşke şuncağız günahım oldu bir Erciyası daha karşımda. Utanıyorum Allah'tan. Yıllığın nereden olduğunu bilemiyorum. Tevazuğundan demiyorum. Essah diyorum. Sizin en bütçüğünüzün ayarında kural olacak şekildeyim. Lakin ne yapayım arkadaş? Anlatamıyorum. Halime anlatamıyorum. İyisin diyorlar. Ben iyi değilim diyor. Derinin aslı var. İşte Yahya'yla Hasan gelecek sohbet edecek diye, Allah aşkına havas etmeyin. Yani halimi bilseniz kaçamaz. Nasıl Rıdvan hocamız şurada ya? Ailesi vefat etmiş de babam daima o misali söylerdi ama Efendi, Hz. Hadis-i Erbiliğinin değmatlı İhva Halifesiydi.
Efendimiz herkesin ismiyle halife denildi, onun Şık Mustafa Efendi ismiyle verildi halifeliği. Allah ismi anıldı. Kabri Pürnur olsun. Bütün geçmişlerimizin, hepimizin annesi babası hatıra geldi. Hepimizin annesi babası akrabayı, talihatı nurlarda çarpansın. Kabirleri külnur olsun. Şimdi asla onlar faydalansın bu sohbetlerimizden inşallah. Hulasa-ı kelam, ifadei meran, Mevla rızası için gösterişağa aldanmayalım, gösterişağa kanmayalım. Aldı Efendimiz ta eski aldığınıza bir dengine diyor. Yani baktınız ki, baktınız ki Kuran-ı Kerim çürümüş. Evvelden letaiflerimizde çalışıyordu, Gömlünüzde bir açıklık vardı. Ne pis var da parladı. Yirmi biri okuyup okuyup şuraya koyuyordum. Murakaba da kalbini açtı mı derhal arşı ağzıma bulaşıyordu. Oraya kapanıyor. Nasıl cereyan gibi böyle füyuzat-ı ilahiye diye kıruyordu. Şimdi bir dövüşaklık geldi bize, ne oldu buna bilmiyorum.
Bütün ihvandan sorarım, özürleri rabıta-i mevt'i yapamıyorlar, rabıtayı mürşidiyi tutturamıyorlar. Acele gidiyorlar, tez kakıyorlar. Gömlü doyurmuyorlar, insan hamlaşıp geliyor. Onun için İzmir Lai Teala eskiye dönün diyor Efendimiz. Yeni istiğfar okuduğumuz gibi günahlarınızı kayın, gözünüzün önüne. Estağfurullah'a lazım. Estağfurullah'a lazım. Estağfurullah'a lazım. Yirmi bir diye ne kadar Richard mahpassın. Nahlız. La ilahe illallah, El melikür kulmübin diye ne kadar Allah'ı görüyor gibi diyor Hacı Esad Efendimiz. Böyle yapmazsanız lezzetini alamamaz. Hani acele ederseniz benim gibi yatarsınız. Lezzet gelmez. Salavatı Şerife okurken bu Utku Cihanı yanına alarak ahh-i Kainat'la diz diz alır. Allahümme salli ala siğina Muhammedim ala alihisal. Dayandırmaz dersimizin reçetesi bizi idarelere hastalık koymaz.
Yalnız kullanış tarzımız iyi olmadığından, o aç karnına istemiş, o top karnına içiyor, hış dudağımın içine. Aç karnına şafağla hacet kapılarının açık zamanında, kolum isteyen yok mu vereyim diyor Allah'a o zaman her gün, isteyen yok mu vereyim diyor. İhtiyacı olan yok mu dua etsin kabul edeyim diyor. Yani rızkında ne radar lan manevi rızık bizimki. Yok mu vereyim? Ağaca kapılar, acil. Bunları tazeleyelim yeniden inşallah. Geçen Kayseri sohbet çoğulu, bu kadar vardı. Konuştuk sabahla camikibiden çıkınca iki genç elime geldi. Allah razı olsun hacı baba, bugün bir ders okunur. Biz okumayı bilmiyoruz. Sükunet olacak. Yerin karanlık olacak. Göz açılırsa havatır, çoğalır. İşte onu hidrojen getirdiler de şu perdeyi İstanbul'dan atılmış. Bir takılır gider. Yani göz tam kapalı olacak, şu görünür açılacak. O murakaba da ne de efendimiz, sultanımız, sevgilimiz, Allah ömrümüz daha etsin.
Defterinden ayırmaz. Himmetinden ayırmaz. Hizmetinden ayırmaz. Mahşerda beraber haş biçeriz. Cennet-i Ala'da Cemalullah'ı görürken hep beraber görelim. Kayseri'ye davet ediyorlar Hacı Eshab-ı Erbili Efendimiz'i. Buyurmuşlar ki ben ihtiyarım seksen beş yaşındayım. Şimdi Efendimiz'in birinde kaldığı gibi o yaşa gelmiş. Efendim öyleyse Sera Halifemiz Sami Bey'i gönderdi. Peki diyor. Adana'ya geçerken de Kayseri'ye uğrasın. Şöyle insanlarımız şey olsun yani ispatlı olsun pek iyi diyor. Üstadımız Kayseri'ye geldiği zaman ulema arasında Selman-ı Farisi'yi bilişemedikleri gibi bilişemiyorlar. Yani nasıl sultan var? Bundan elli sene evvele.
İyi alın, net alın geçen Urfa'ya vardım, üstadımızı vasffetmişsin Konya'da, nasıl doğdu, nasıl büyüdü, nasıl kurban geldi numune, yattı da kesti, annesine Hızır Aleyhisselam ne dedi, birer bir anlatmışsın Urfa'da o bantı gelişiyorlarmış, sesimden sesini anlarlar, sen misin ya Yalana'sa? Konyalı kardeşimizin birisi bu bantı verdi, akşam bütün bununla meşgul olduk, onu alıyorduk hep bantları. Ben sıra aldırmam ama ne bileyim zarar bir dua ederim. Kendimi beğenmem, evde siler atarım. Yok yüce herif, yap konuşma sahibine yap. Ya hiç bilir yok yahu, Türkçesi yok başlat. Bir gün mektebim yok benim kanaatimsiz. Bir gün celiz medresem yok, ne yapayım kardeşim? Yani cahil büyümüş bir adamdan ne istifade edilir bakıyorum. Onun için kardeş bu iyilik siz dikkat edin. Demek alanlar dua ediyorlar.
Ağızımıza da Kayseri'ye gelince, Hacı Hüseyin Efendi hocam o aksakallı müftü diye, Hacı Hüseyin aksaklılar misafir ol diyor oraya misafir oluyor. Sonra efendim, akşam Kayseri çok soğuk, evleri de kötüydü o zaman. Fariför yokmuş, kömür de yok. Bağlarının çubuğünü yakarlardı. Her şeyi duyurayım da yani şey kalmaz. Efendimize bir soba yakacak ya, sabah aleykekenden varmış ki üstazımız, o Kayserinin şiddetli soğuğunda kustletmiş, o gömleğini giymiş, ayağını giymiş, şey, Milton filan giyerkene, aman efendim bu ne böyle, Ne diye haber bilmediniz? Daha Celal Anlı Efendimiz. Yani evlenmeye gidiyor. Ben su ısıtsaydım, Kayseri çok şiddetli soğuk, ne deyip öyle ettiniz? Hayır ben soğuk suyunu çatümü alıştırdım, her sabah dersini usül ile yaparım. Bir büyüğün büyüklük yeri var durmuş efendim. Yani bir büyük büyük mü onun senden fazla bir fasık edilen yerleri var.
Bayezid ibn-i Sami Pucese Sirrahü'l aziz, her gün diyor Dersim'de, uslüder, edep risalesinde de var. Ağzımı gül suyuyla yıkar da ondan sonra Mevlam'ı zikrederdim. Şu ağızla Allah zikredilmez derdim kokan ağızla. Yani bu da edeplerinden. Neyse sobayı yaktım diyor, dışarıya çıktım kapıyı bir vuram var. Daha sabaha bir iki saat, üç saat var. Bir ölen olmuş vesaire diye vardır. Ya kızım bir şey mi vardı kadın sesi? Hoca efendi, Hoca efendi, Buyur yavrum, kimsin, filamın kadınıyım. Hoca efendi evimizde kim misafir? Hiç gözüm uyku tutmadı beni. Penceremiz evimize karşı geldi. Odanızın üstünden arşı ağzıma kadar bir dilek dikildi, böyle bir şey akıyor köyümüze. Üstadımız bu daha elli sene iptal. Ben nasıl tarif edeyim, kalkayım da, duyduğum Hacı Senin Efendi neler? Allah ümmetinden ayırma ya Rabbi. Bütün üstazlarımız ahirete gitse de bizimle beraber, dünyada dursa da bizimle beraber.
Bunda müşkülahta kalacak bir şey yok. Şimdiki hayatında kılıç kınında. Ama hayatını değiştir mi kılıç kınından çıkmış daha süratli keser. Yeter ki sen tutturabildin. Babama diyor nasıl rabıta edeyim üstlazım sana, yanıma mı getireyim diyor, yoksa yanınıza mı varayım, şu ünümü mi getireyim, halk çanağımı açayım da Füyuzat-ı ilahiye nasıl dökülsün? Bırak Mustafa Efendi onları. Her kutbu cihan şahtan doğan güneşe benzer. Şahtan doğan güneş, üslup bu pencerelerde bulanık ve yağmur olduğu halde, şey, hızla, balsız, mersız, elektriksiz, oturur yok, yeter ki gönül pencereni aç. İnan füyuzat içine böyle akmaya başlar. Arkadaşlar işte gönüller bu, vaziyetler bundan ibaret. Yalnız Ahrese girerken bu perdeyi kaldırmadan gitmeyelim. Yani inşallah letaiflerimiz açılsın, gönlümüze Füyuzat-ı İlahiye'ye saçılsın, saçılsın. Üstazın, üstazın buyur diyor.
Ben eski lezzeti alamıyorum şimdi, Ya tarikat da intisap ettiğim zaman, şafakla çok erken yapardım için başka bir alemdeydi. Senin şu deliklerin benim güğümime de dökülürdü. Niye dökülmüyor dulahebe? Üstadımız üç şeyden. Parmağına kadar üç şeyden. Mektubat'tan evvel yazdı. Ne? Hilaf-ı şeriattan. Şeriata muhalif hareketiniz var. Mutlaka onun için feyiz duruyor. Yani ondan duruyor. Yok efendim, şeriatım düzgün. E dokuz yaşındaki kız çocuğumuzun başı örtülü mü açık mı? Açık efendim, şeriatsız mısınız diyor. Şeriatınız olsa onun başında. Bizim kardeşlerimizin çoğu ailesine kafasını kapmış. O yarmış, bununla bana feyiz gezsin diyor. Olur mu bu Allah aşkına? Konya'da olmaz bu ya, yani umuma gidiyor Meryem deyip. Yani bacağını oradan aç, kafasını oradan aç.
Sedril Havreti kadının zifti karanlıkta, kolunun şu kadar yeri, yani bir el basımı, şey yapalım, bir el basımı açık olsa, bin rekat namazlasa bir tecri kabul olmaz. Çünkü sertdil alvet yok. Öyle değil mi yani, kanaatiniz ne bu hususta? Saçının, saçının bir el basımı dörtte biri açık usta, kılsa namaz olur mu? Burada fıkra girelim. Ulağı bir arızadır, dörtte biri dışarıda görürse olur mu namazı yani, tamam mı? Bu sen o Her çoban güttüğü koyundan sual olunur. O aile yarın yakana yapışmaz mı? Sen nereye benim başımı yırttürmedin? Yemeğe dussuz bir şeysem olmadık başıma musibet getirirdin. Nelerin şeriatını sentez etmedin, diye acibe, huzurlu ilahiye de yakamızı tutmaz mı? Şeriata muhalif hareket, varmak kadar olsa, Miftahü'l Kulüf'te, akşam da konuştum herhalde, varmak kadar şeriata, tarikatımı çağırın, o da öyle olur bakalım dese, Mağrip ile meşrik kadar tarikata uzaklaşmış olur.
Ben neyle misali, ben çok misalcıyım. Çünkü gayet şeyde bulunuyorum, Ümmi yerde, Ümmi yerde onlara anlatacağım diye tüm misale döküyorum işi. Şu evin zemin katı, çimento ve demirler ile donmayınca, yani kuvvetli ol üstüne bina çıkar mı ya? Daha bunun üstüne çıkar mı? Her on, on iki yıl bundan ne kadar şırın geç yok. Sayıyorlar, on bir olmuş efendim, on iki olmuş. Üst üstüne yığılır mı bina temel iyi olmazsa? Şeriat temeli iyi dutun olmazsa üstünde tarikat sebat eder mi? Tabandan bir yer çatlamış, şeriattan bir yer çatlamış, halifesi nesi hep gelirler. Niye niye evde, ya burada bir şey yok canım, niye ineceğim? Yavrum şeriat çatlamış, yani aşağıdaki zemin kat çatlamış yıkılacak yakında yahu. Onun için babam bizi hep birbirimizle arkadaş ederdi. Yani ben de sizin şimdi arkadaş edeyim. Allah rızası için derdik biz.
Ben muhalifi şeriat bir şey yapar da demezsen, seni huzur-i ilahiyede yakalarına tutarım diyeceksin. Seni nefsini aldatmış olabilir. Sınırda değiştirin, ütireyi çektiğinde birkaç tane iplik kıracak şekilde hakkını da zahiden, terazını dartarkana, terazının gözünü silmen görüyor birisi. Dilini gösteriyor, dedirttirmiyorlar ben ne yapayım diyor. Delirttirmiyorlar zorla derler. Başta şeye, lisanı açılıyor, ona geldi mi dilini gösteriyor, dedirttirmiyorlar diyor. Elimiz de değil kardeş. Allah imanlıyor diyorsun. Kardeşim neymiş için dedirttirmiyorlar? Hadi ye de biz anlayalım da biz bu hallediy riayet edelim de biz de senin gibi imansız ölmeyelim diyor. Delirttirmiyor diyorum diyor. Ben bakkalıdım da diyor. Terazımın gözünü sabun verdik sıra, pirinç verdik sıra, tozu silmezmişsin.
Şuraya koyduğumda bir toz ağırlığınca hak zayi ettiğimden, terazının dili dilimi tuttu da diriltirmiyor diyorum, duymuyor mu diyor. Ben açıktan gördüm. Federim açıktan görmüş Post köyünde. Vardım diyor Mehmet amca. Buyuruşa. La ilahe illallah Muhammedun Resulullah didinirse diyemem derse küfre varır onun için, didinmez. Anca işaret verilir. Vay neyinin ne ettiğimin oğlanları daha doğarlar, ahılda da burada dururlar diyor diyor, bir küfür söylüyor diyor. Babam çok çalışmış, hüngür dur, hanım yavaşlamış. Ya kendin de düşünüyor, onu da düşünüyor, geliyor adama. Mehmet amca, buyur hoca diyor, buyuruyor beni diyor. La ilahe illallah Muhammedurresulullah. Hoca çalışma, yürü gitiyorlar diyor. Ya çalışma yahu. Gittim dışarıya, fırladım, ağlamaya başladım. Çıkıyordum. Yahu bu adam nasıl bir adamdı? Daha camide gören yok bunu diyor.
Rahmana secde etmemiş bir adam, Çeşkın hep namazlıyor kardeş ama korkuluyoruz. Korkuluyoruz. İmanlı girer miyim, gidemek mi diye. Necmettin kardeşimiz doktor, İstanbul'da. Efendimiz de var, camiye gittik, beraber efendimiz illa varmış efendimize rica etmiş. Diyor ki bir vaaz üyesin Hasan Efendi Efendi, Risale, Risale-i Nur'dan bir versin, hatırı ederim ben. Gel diyor ya, beni vaaz versin diyor. Bunu sen çıkarttın, ben huzurdan nasıl vaaz yüzüm ya. Allah aşkına yapmaz bunu. Yürü rica ettim, pat pat iyi olmuş. Dövme demem yahu diyor. İkisinin başı, yazdım oturdum. İki efendimizi aldım orada kalbimi, oraya Okudum, bir gürültü çöktü. Fabrikaya çok yakın olduğundan dışarıda şey der, mübarek sade verir ya, orada kulakları kaparacak bir gürültü var. Efendimiz'in neler gördüğüme haber verirsem sohbet yeter yani. Oh, bu hatırıma geldi.
Muhakkak felak buldu, korktuğundan kurtuldu, umduğuna nail oldu. Kim? Mümin olanlar elhamdülillah ama nasıl sekiz tane şerait var aşağıda. Zekat, Allah'ımız buyuruyor. İmanla gider miyiz, imanla gitmem miyiz? İmandan alınca, Hazreti imamı alsam Efendimiz, üç kimse imansız gitmek muhtemel. Efendim üç deyince hatırımıza geldi. Efendimiz demiş ki, birisi hilaf-ı şeriattan lezzet alamions demiş. Birisi de dünyanın zibi ziynetine israf olan şeye çok meyli diyorsunuz. Yani şuraya şunu da asarsak daha iyi olur, bura nesi olacak? Bura harap olacak bir dünya bile kardeşim. Seri-ü zevaldır bu. Olur mu bu? Geriye gelir mi bir daha? Bir kefinden başka bir şey verirler mi buradan? Kaç tane misal çıkıyor karşıma. Hacı Suf Efendi Hoca iyi bir ben konuşurken anca yazdığımı konuşurdum. Tarikata girince ha beni söyle, ha beni söyle diyenler. Siz böyle gelir dolar.
Riyayı ver, ondan sonra ha beni söyle ne olursun diyor. İnan hocanın dediği gibi oluyor. Beni söyle diyor. Cemaat dinlesin, iyi olur diyor. Ben anayı kaybediyorum geçersen. Yine de demeden ol olmayacak söyleyeceğim inşallah. Üstazımızı bitireyim. Birisi hilaf-ı şerhiani, birisi dünyanın zibi ziynetine israf kabilinden olan şeye, mehir-i muhabbet. Buraya akıl olduğu müddetçe kalpte U var, Füyuzat gelmez, haram o kalbe füyuzat inilmezi. E haram diyor, olmaz. Otula ateş bir arada yellenmez. Dünya muhabbetiyle Allah muhabbeti bir kalple durmaz. Yani iki zıt bir arada durmaz. Şöyle. Onun için Kurdu'yla kuzuyu bir araya koyamam. Hem dünya muhabbeti dursun burada. Hukbet-Dünyare'si külli hatıyyetin. Hem Allah muhabbeti dursun. Tamir mi bu? Böyle olunca diyor Efendimiz, şu dünyayı size reçetenizi verdik. Ölüm tefekkürünü çok yapın. Ölüm tefekkürünü çok yapın.
Dünya muhabbetini kalpten sökücü ölüm. Sür çıkar ayarı dilden ta tecelliye de hak. Padişah konmaz seraya, hana mamur olmadan. Yunus, o yalan devayı gel ortaya, o sivayı temiz et gönül evini dost gelecek kondurmaya. Rabıtadan lezzet alamıyorum, zikrediyorum ama lezzet gelmiyor. Gelir oğlum diyor dünya muhabbeti orada olursa. Fudlaşmış diyor Efendimiz dünya muhabbeti orada. Fud olan yere melek girer mi? Gelmez elbette diyor. Üçüncüsü ne efendim diyor. Üçüncüsü, Hafleti kalp sahipleri ile görüşürseniz hiçbir iz alamaz. Çünkü onun kalbi hasta. Bizim bir çeviricimizi, bir geçimizi duvara koyarım da uyuz develike koyarsak, bir evden uyuz usulüye katışırsa o gün dev lüksün bütün sürü uyuz alır. Onun gibi ürker insana diyor gafleti kalp sahibinin hastalığı. Efendimiz burada çok sohbet etti, hatırınıza gelecek.
Ayasofya'da diyor namaz kılan ihbarlarımız diyor, birisi orada kalmış diyor, Mevlüdi dinlemiş diyor, gelmiş kalbinin siksi durmuş diyor. Beyle Beyliği'ydi diyor o da diyor, o da diyor. O açıdan diyor. Geldi üstadımıza efendim, Mevlam, kalbimi zikrederdi. Lakin şimdi durdu, neden olduğunu da bilemedim. Üstat murakabe'ye var. Ayasofya'da Mevlüdi Şerif okur bana, okunurken karşınızda kalbi, kasim münkir kalbi varmış, ona denk gelmiş hastalandırmış. Deniliyor. Oturduğumuz yerde rabıtasız oturman onun sözlü manevisi altına çekilirseniz hiçbir mülkün zararı tokanmaz. Rabıta'yı unutarak hem oturursan hastalanır diyor, hıyas edelim diyor Efendimiz. Hıyasidalım. İmansız ümmeyi üç şey, üç şey yüzünden olur. On üçte var bizim şukalarımızda nedir ya? Üç şey esas altı imzalanmış. Birisi, ni'meti İslamiyeye şükrü terk edenlere.
İslam ni'min diye olduğu halde şükretmiyor da, haramdan babamdan böyle İslam'da olduğumu zannediyor. Muhammed Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem, amojesi Ebu Leheb'e nasip olmayan sana oldu. Bin dört yüz küsur sene oldu. Yani yanında beraber yaşayanlar bile bile iman etmedi. Bildi, mucizeyi gördü, Ayşem oldu geldi, Ayşem oldu geldi, taşın içinden insan çıktı, Lakin bir gaz atmadılar. Sıhra hamlettiler. Yalanmazdık, uyduramadılar. Bir yerde Müşevvü'l-i ebrelden diyelim. Buna kendi meczun diyelim çünkü söyleyip duruyor bir şeyler. Asatü'l-Evvel'den yazılmış Kuran delil diyelim. Sıhır diyelim, en yakışıklı su bu dediler, neler zahmet ettiler. Kardeşimizin, Resulullah'ımız ne zahmetler çıktı. Kanaatiniz olsun, Taif'te ayakkabılarının içini kanala doldurdular. Uura vura da böyle kayalar, kesekler, gemilerler, attırıyorlar çocuklar.
Cibril-i Lemin gelmiş, buradan diyor, iki dağ avuçluyum ya Muhammed, dede diyor. Sen ne dersen o otur. Belki nesillerinden bir iman eden gelir. Hakk'ım helal olsun. Bu Resulullah'ın methimiz zat. Ruhut Dağı'nda mübarek yüzleri yarıldı. Böyle şuraya iki tane halka battı. Sinni saadet şehit oldu. Kanı yere düşerse yerden vefat edip bitirmem dedi Allah. Yetiş Cibril o zaman kan tanıdım sökülmeye geldi. Yetiştim aldım. Onu ne ettin o kanı diyorlar. Tesavvuf, Ertuğrul soyuluyor, ne ettin ya Cibril? Kahful'una yoğurdun, Resulullah anılınca ağlasınlar diye müminlerin gözüne koydum ondan diyor. İşte ağıtların hele ondan oluyor kardeşim diyor. Sana Allah her imkanı verdi kılıcını an, kılıcını an, şöyle bir tek tük gelse hepsini öldüreceğim. Hazreti Hamza için ağlayıp durma. O Seyyid-i Şuhada oldu. Seyyid-i Şuhada oldu, yetmiş parçaya ayırdılar. Amucası bu bir gemiyi. Resulullah'ın bir gemiyi.
Dedi kılıcın olsa söylemsallayıver dedi. Ya Rabbi ben bunları helak edeceğim geldim. Bunları doğru yola getireyim diye geldim diyor. Yani ben bunlara kazak dizeyim diyor. Bunlar beni bilemiyor, bunları hidayet sakın Ya Rabbi diye dua ediyor. Yani bu benim kavimimi diyor ona da benim de. Bunlar hidayette gül ya Rabbi diyor. Bu Muhammed'in evladı herkes sevmedi. Sıktık ağzıma itmedik, eza koymadılar. Aç baldılar, bir kısarın içine girdirdiler, pazara çıkarttırmadılar, hız verdirmediler kız, hep talihsiz bilirsiniz, siz okuyor musunuz, ben sizden anlıyorum bunları. Yani nasıl nereye efendim, şöyle oldu böyle oldu, Hazreti Ömer geldi dış, yedi sene sonra oldu, yedi sene. Yani Hazreti Ömer'in imanı yedi sene sonra. Yedi sene beni Veli kafirlerden acıyıp da o yüzden ekmek atanlar oldu. Sıddık'ı Azam'ın ayağının altını ejderha soktu.
Cebeli Sivir Dağı'na bir saat daha çıktılar ta oradan ciddi görünüyor, deniz görünüyor. Resulullah'ı hicret ettiriyorlar. İyi anlıyor musunuz? Evet, oraya çıkarttılar. Bütün yılanların, akrepların deliklerini, elbisesini yırttı, bastı, birine yer bulamadı mübarek ayaklarını koydular oraya. Yoksa Resulullah'a tek bir şey olmasın. Hicret'e yürüyünce yumruğu geçer, gerisine geçer. Bir tır tane verir, ne oluyorsun ya Sıddık sen Allah aşkına, nereye böyle durmuyorsun yerinde? Yönünden hayvanlar gelir parçalar diye korkuyorum. Yerinden kafirler uyanırsa gelir diye korkuyorum. İlk vurdukları kılıç ben olayım da senin öldüğünü görmeyeyim diyorsun. Böyle teslim olacaksın şeyhine da öyle olacak gelecek Füyuzat-ı ilahiye. Korkma biz ikiyiz, üçüncümüz Halık-ı Zülcelal. Kuran-ı Kerim bunlar. Biz iki, korkma, gidiyorlar mağaraya. Allah her imkanı vermiş, güvercin yumurta yapıyor.
Ankabut, örümcek görüyor. Lakin ayağını gine oraya koyuyor. Gelmiş, iki defa ne yapmış böyle, kafiyi vuruyor, aç. Açmıyor tabi. Üçüncüde ayağının altına sokunca yine seslenmez de Resulullah da burada uyur dizinde de. Mübarek gözlerinden sıktığı Azam'ın onun üstüne gözyaşları dökülünce, özünü aç, ne ağlıyorsun ya? Denizin geçmişinden bir şey yok ya Resulallah. Ayağa yine orada bir şey yok. Fedakar, Ebi ve ümmi ve nefsi ya Muhammed. Anam babam duracaksın kurban olsun sana, öyle bir böyle diyorsun. Bir şey yok. Allah'ın selam söyle ayağımın altına yılan soktu. Zehirledi ya Resulallah. Gayri ihtiyari vücudum uyuştu da gözümden yaş dökülüyor. Çek ayağım Allah aşkına. Bismillahirrahmanirrahim. Ayağını azmet yükrüyle şerri verince kesle el karşılar. Hazreti Ali'nin harpte nerede bu diyor. Göz ağrıyor ya Resulallah getirin buraya.
Mübarek tüküründen gözüne, vallahi diyor ölene kadar gözüm ağrımadı. Resulullah'ın tükürüğünden hiç hayatta ağrımadı. Allah şefaatına nail ettin. Yılan dışarıya çıkıyor. Eşhedü enne Muhammeden hamdüü resulühü. Ey kösttehli yılan, böleceğiz yüzünü Resulullah'ın delik. Sıddtığın bizim delikleri muhkem bastırdı ve ona da böyle ökçesini koydu. Ökçeye geldim dakika bab ettim, aç kapıyı dedim, açmadı. Yemeğım vurdum açmadı. Sokmaya yüzümü görmek için mecbur kaldım. Ben bu hatayı seni göreyim diye erittim. Ya sıklık hakkını helal et dedi. Yine o yara parkları onun için şehit olduk etti. Bunlar böyle eziyet çekti. Ya Sıddık senden şikayet ediyorlar millet. Nebi Ya Resulallah. Ciğer kaynıyor, pişiriyor, kavuruyor musun da yedirtmiyor mu? Efendimiz edep risalelerine de geçmiş bunu. Ne diyorsun? Komşua hakkını bilmen mi? On, on, on, on, kırk tane kişinin hakkı var.
Böyle cayır cayır ciğer kaynatta ye, hani kavurdayı. Ya Resulallah, yeminine hacet yok, ah istersen gideyim vallahi iki aydan beri benim evde ateş yanmasın. Sırf hurmayı yiyoruz. Ben nereden ciğer kaynatmışım da yemişsin, bu komşular ne diye benden yok yerine şikayet ediyorlar? Hu deyince ciğer kokusu böyle yağ eli bir et. Cibril-i Emin diyor ki Allah korkusundan Sıddık'ın ciğerleri büryan oldu. O kokuyu duyuyorsunuz yoksa dışarıdan bir et ciğer kopmuş değil diyor. Hazreti Umarul Farit Ralı Yallahu Anh, Allah şefaatine nail et Ya Rabbi. Ebul lülü denilen bir kafir, kafir sabah namazına giderken hep karnını yarıyor. Karnını yarıyor, yıkılıp kalıyor oraya, cerrahlar bağlıyorlar. Biz Yahudiymiş bu, hepimizin. Orayı diktikten sonra doktorlara danışılıyor. Ben namaz kılacağım, öğle namazı. Ya Ömer hiç kutlama yerinden dikişler sökülecek. Vaziyetim bozulacak.
Bir namaza bin tane Ömer kurban olsun. Ben Yahudi'nin namazımın için öleceğim misin hiçbir şey yok. Satıde Vadisi'nin gittiğinde duyurmuşlar kendine. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem de altmış üç. Sıddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddddd Hazreti Ali de altmış üç, hep altmış üç yaşında. Öyle her şeyleri beraber onlar. Nuh Aleyhisselam'ın gemisinde bile yaptılar, dört tahta