Peygamber Efendimizin Hayatından Aile ve Akraba İlişkileri
Peygamber Efendimizin Hayatından Aile ve Akraba İlişkileri kaydında Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Cenab-ı Hakk ve Feyyaz-ı Mutlak Hazretleri, Manzar-ı Rahman ve makarr-ı İman olan kalplerimizi nur-u ibadet, nur-u iman ve nur-u Kuran ile tenvir eyleye cümlemize bari yağı indi uluhiyetinde ahsen-i kavun ile makbuliyetler nasip eyleye. Aynı tecelliyle çok okumamıza…
Peygamber Efendimizin Hayatından Aile ve Akraba İlişkileri ne anlatıyor?
Peygamber Efendimizin Hayatından Aile ve Akraba İlişkileri kaydında Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Cenab-ı Hakk ve Feyyaz-ı Mutlak Hazretleri, Manzar-ı Rahman ve makarr-ı İman olan kalplerimizi nur-u ibadet, nur-u iman ve nur-u Kuran ile tenvir eyleye cümlemize bari yağı indi uluhiyetinde ahsen-i kavun ile makbuliyetler nasip eyleye. Aynı tecelliyle çok okumamıza…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 11 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Cenab-ı Hakk ve Feyyaz-ı Mutlak Hazretleri, Manzar-ı Rahman ve makarr-ı İman olan kalplerimizi nur-u ibadet, nur-u iman ve nur-u Kuran ile tenvir eyleye cümlemize bari yağı indi uluhiyetinde ahsen-i kavun ile makbuliyetler nasip eyleye. Aynı tecelliyle çok okumamıza rağmen manası verildiği zaman göreceğiz. Çok müstesna bir beyan, bir hikmet içinde saklıdır. Allahu Zülcelal buyuruyor. Hani Allah Celle Celalü Peygamberlerden size kitap ve hikmet verdikten sonra, nezdimizdekileri tasdik eden bir peygamber geldiğinde, O Peygamber geldiği zaman ve sizin Peygamberliğinizi de, sizin kitaplarınızı da, sizin hakikatlerinizi de tasdik eden Peygamber geldiğinde, Ona mutlaka, mutlaka iman edeceksiniz. Ona yardım da edileceksiniz. Kabut ettik cevabını vermişler. Bunun üzerine Allah o halde şahit olun.
Ben de sizinle birlikte şahit gidenlerdenim buyurmuştur. Şimdi bunu anlayamadık. Anlayanlarımız müstesna. Burada ifade de şu. Allah'ımız Efendimiz Aleyhisselam'ın şanını burada bize haber veriyor. Onun yüksekliğini ta Adem Aleyhisselam'dan İsa Aleyhisselam'a kadar hepsinden söz alıyor. Eğer siz Muhammed'ime yetişirseniz, size verilen, size verilen kitap ve hikmeti ve sizin yanınızdakileri tasdik eden, Peygamberi siz, siz kabul edin, inanın diye söz almıştır. Bu ve bu Peygamberler Efendimizden sonra geliyor sallallahu aleyhi ve sellem. Sonra geliyor. Böyle olmasına rağmen Efendimizin şanını bildirmek için bak sizin diyor, zamanınızda diyor. Onların zamanını geçmiş. İsa ile Efendimiz arasında beş yüz yetmiş sene var en aşağı. Böyle olduğu halde onu diyor aman iman edin. Bunu tasdik edin diye bir söz atıyorum.
Şimdi Efendimizin Arap Yarımadasında yaşayan halk, Efendimizin bulunduğu mekan Arap Yarımadasında Kuran-ı Kerim'in nüzul döneminde Kuran-ı Kerim inmeye başladı. İnkarcı sıfatlarıyla nitelense de bilinen anlamda tam bunlar dinsiz değil. Allah'ımıza hep tasdik ediyorlar bunlar, kabul ediyorlar Allah'ımıza. O zaman neden bunlar müşrik oluyor derseniz onu söyleyeceğim. Bakın onların tavrı şu İslam. Kul Size rızık veren kimdir? Onlara değil. Sema ve arzdan. Peki sizi gökten ve yerden kim rızıklandırıyor? Yahut o kulakların ve gözlerin sahibi kimdir? Diriden ölüyü, ölüden de diriyi çıkaran kim? Ve men yüdebbirul pemp, işleri de kin düzenliyor, kainattaki bütün hadiseleri kim ayarlıyor? O zaman bakın bu kafirler diyorlar ki, Allah diyorlar. Bizi yaratan da olur, bize rızık veren de olur. Her şeyin sahibi bu diyorlar. Allahu Teala'dan hala korkmaz mısınız? Bak bunlar inanıyoruz, inanmıyor değil.
Mi? Hem siz Ebu Cehil, Ebu derken dinleyin. İnanmıyor, inanıyorum bunlara. Ya neden öyle oluyor? Allah'ımızı sadece varlık olarak değil, sıfatlarıyla takıyorlar. Şimdi gözüme kulağın sahibi diyorlar. Şimdi rızık verilen Allah'ımızın sıfatı değil mi? Bunu kabul ediyorlar adamlar. Kabul ediyor. Fakat buradaki sıkıntı şu. Onu yaratıcı kabul ediyorlar. Bak sıfatlarını da yerine göre kabul ediyorlar. Gözün kulağın sahibi oturuyorlar, semavatla arzı yaratan oturuyorlar diyorlar. Fakat yaşantılarına buna girmiyorlar. Mesela diyelim ki bir ticaret yapıyorlar. Ticaretlerinde Allah'ın emrine girmiyorlar. Sen Müslümansın ya. Buraya gelmeyelim de dokunur söz. Karakter benzetmesin Cenabı Hak. Sen Müslümansın. Müşrikler de öyleydi. Allah'ı kabul ediyordu ama ticaretini karıştırmıyordu. Allah'ın artık. Düğünle de karıştırmıyordu. Düğünlerine de karıştırmıyordu. Aile hayatına da karıştırmıyordu.
Acayip yaşantıların içerisindelerdi hayvan. Allah'ın varlığını kabul etmelerine karşın tek ve işsiz olarak kabul etmiyorlar. Ne demek bu? İzah edeceğiz. Hayatlarına Allah'ın isteklerine göre anlam veriyorlar. Mesela siz oturursunuz, arkadaşlarınıza herkes haktan bir söz çıkar. Söz çıkar da da demezler ki Allah'ımız Kitabı Kerim'in de şöyle buyuruyor demez. Çoğulu kafa hiç değişmiş değil aslında. Kulağı o kafalar değişmiyor. Bana göre şöyle. Ötekine göre şöyle. Hep bana göre, sana göre bu şekilde gider de Allah'ın Resulü'ne göre demezler. Ahiretin varlığını da kabul etmiyordu onlar. Dünyayı her şeyin kendisinde başlayıp kendisinde bittiği bir mekan olarak kabul ediyorlardı. İşte biz burada dolduk öleceğiz, yiyeceğiz, dişeceğiz burada nasıl bir hayat sürerse tamam diyorlardı.
Ubey bin Halef, Yasin-i Şerif-i Yusuf sayesinde eline almış olduğu çürümüş kemikleri tuz haline getirerek, Kendi yaratılışını unutarak bir misal getiriyor. Böyle toz, toprak, çürümüş hale geldikten sonra bunu kim diriltecek diyor. Allah'ın Resulü öldükten sonra dirileceğiz deyince, o Ubeyd bin Halef, evet o diyor ki Kafir, şöyle bir söz, kendi yaratılışını unutarak bize karşı misal iradına kalkışıyor Allah'a karşı ve şu çürümüş, un olmuş kemikleri kim diriltecek diyor. Esale Kul De ki onları ilk defa yaratmış olan elbette diriltir. Çünkü O her türlü yaratmayı gayet iyi bilir. Bak ahirete inanmıyorlar. Efendimizin yaşadığı ortam bu. Ahiret inancı olmayan insanlar mükemmel bir dünyayı vuramazlar. Ahiret hayatını hatırlamazsa, o insan hırsızlıkmış, Onun bunun hakkına gasp etmekmiş. Birinin bir diğerinin aleyhinde konuşmasıymış. Neler neler neler.
Eğer ahiret inancı gönlüne yerleşmezse bu adam onu hiç hatırlamaz. İstediği gibi hareket eder. İnsanı insan yapan en büyük değerlerden biri ahiret inancıdır. Öleceğim, yarın Allah'ın huzuruna duracağım demese, onu kurtulursun da vesiledir. Ahiret inançları çok sahip olan Mekke halkının peygamber inancı var. Peygamberimiz ise Rab dilerler peygamberleri. Peygamberimiz derken, izah edeceğim Aleyhisselam. Yaratmada tevhid mücadelesi veren Hazreti Hud, Hazreti Sadi, Hazreti Şuay, Hazreti İbrahim, Hazreti İsmail, peygamberlerinin kıssalarına yabancı değil bunlar. Onlarla nakiller yaparlar. Peygamberine anlatırlar ve Mekke'nin ileri gelenlerinden varaka bin nefen Hazreti Peygamber'e sallallahu aleyhi ve sellem, risalet görevi verilince, bakın söylediği söz önemli. Hazreti Muhammed'in vahiy aldığını öğrendiğinde şöyle söylemiş, sallallahu aleyhi ve sellem.
Ey Muhammed sana vahiy getiren melek, Hazreti Musa'ya da Peygamberliği getiren Namus-u Ekber Cebrail'dir demiş. Şimdi buradaki farkı nasıl bulacaksınız? Bunlar Beni İsrail soyundan gelen peygamberleri kabul ediyorlar. Diğerleri kabul etmiyor. Kuran-ı Kerim'in ehli kitap diye nitelendirdiği Yahudi cemaati, muharref de bulsa bir kitaba sahip. Yani bu Yahudi cemaati, İncil var ya, bu onu kendileriyle değiştirirler bunlar. Değiştirse bile bir kitap ehlidir ama fıkhen kitap ehli olmaktan çıkmıştır onu. Bozmuştur, kitaplarını bozmuş. Kuran-ı Kerim'de Hristiyanlardan da sıkça bahsedilir. Onların kitaplarını bozan, Allah'a oğul isnatilere iftirada bulunan, Peygamberlerini zaman zaman katleden, zaman zaman ilahlık seviyesine çıkaran kimselerdir. Millet edinen İsa 'ı buyurdular. Iner. Diğer peygamberlerden var Yahya Aleyhisselam gibi. Nekimi kendi peygamberlerini kesmiş bu adamlar.
Mekke'de Peygamberimiz Hz. İbrahim'in getirmiş olduğu Haniflik İslam dininin birçok etkisi görülmektedir. Şimdi Efendimizin yaşadığı devir de Hanif, Tevhid inancı denir. İbrahim aleyhisselam'dan kalma adetler var burada. Mekte halkının çocuklarını sünnet ettiriyorlar. O İbrahim Aleyhisselam'a kalmış. Cünüplükten sonra yıkanmaları, Kabe'yi tavaf etmeleri, Vacilara çeşitli hizmetler vermeleri, Hz. İbrahim'in getirdiği tevhid dinine kalan uygulamalardır. Böyle hep uzak değiller yaşantı olarak bir kısmını yaşıyorlar. Ahlaksızlık yaygın hale gelmiş. Fuğur, faiz, tefecilik, kumar, içki toplumda çoğalmış. Rivayete göre ahlaksızlık yapan kadınlar devlerine bir bayrak hazmak suretiyle kendilerini teşhir etmişlerdir. Çıplaklığı pek ayıp saymamışlar ve cahiliye dönemi kadınları zaman zaman Kabe'yi bile çıplak tavaf etmişlerdir.
Ahlaki ve dini anlamda tam bir cahilliği yaşayan Araplar, dilde ve şiirde çok medeni bir hayatta yaşamışlardır. Ticaret yapmak, o günkü Arapların birinci derede derece çalıştıkları iş ticaret yaparlardı. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemi iyi tanimanın temel anahtarlarının birisi de nedir? Tevhidliyiz. O devreyi, o zamanı çok iyi tanıyacağız. Efendimizin ahlaki nitelikleri nedir derseniz, bu bir kelime-i şehadet, Kelimesi ile cümlemize hüsn-ü hatimler tevfihidir. Kuran-ı Kerim Allah ile insan arasında nasıl bir iletişim kurulacağını ve bu iletişimin yollarını anlatır. Allah ile celle celalühü bizim aramızda nasıl bir alaka olacak? İnsanın yüce Allah'a daimi bir alaka kurabilmesinin ilk basamağını ve şartını oluşturan iman konusudur. Tevhidtir. Okuduğumuz Kelime-i Şehadettir. Kuran-ı Kerim ayetlerinin yaklaşık dörtte üçünü iman konusu oluşturur.
Kuran-ı Kerim'i altı bin altı yüz altmış altı. Daha edin. Dörtte üçü imanla alakalıdır, inançle alakalıdır. İman konusundan sonra ise Kuran-ı Kerim'in güzellikleri ahlaktır. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem imanda ve ahlakta salih bir toplum yetiştirmeyi hedefliyor. Peygamberimizin gayet zaruri imanda ve ahlakta salih bir toplum. İyi bir cemaat oluşturmak istiyor. Ahlaki emirler ve davranışlar yaşanabildiği oranda bir anlam ifade ediyor. Yüce Allah Celle Celalühü'nun, insanlığın kurtuluşu için sunmuş olduğu ahlaki emirleri, Peygamberimiz hayatında ameli olarak göstermiş ve Peygamberimizi tüm insanlığa olarak sunmuştur. Şimdi Efendimiz neyi emrediyorsa güzel ahlak olarak, aftır, cömertliktir neyse hepsini bizzat kendisi yaşıyor ve yaşaması suretiyle de bütün insanlar örnek olarak gösteriliyor.
Hazreti Muhammed Aleyhisselam, benzemek demek aynı zamanda kurban ahlakıyla ahlaklanmak demektir. Resulullah'ın ahlakının nasıl olduğu sorulunca, Aişe annemiz radiyallahu anh'a, size Kuran-ı Kerim okumuyor musunuz? Size Kuran okumuyor musunuz? Bunun ahlakı Kuran'dır demiştir. Örnek insan diye sunulan Peygamberimizin ahlaki davranışlarının bir kısmını şöyle sıralayabiliriz. Efendimiz Aleyhisselam edep ve haya da en mükemmel insandı. Sahabeler onu tanımlarken örtüsü içerisindeki bakire bir kızdan daha da hayalıydı, demişlerdir. Sahabelerine olan sevgi ve saygısından dolayı onlara karşı bir defa bile ayağını uzatmamış ve tüm insanlığa ahlakın, insanı oluşturacağı manevi konumla ilgili şu mesajı vermiştir. Şüphesiz mümin, güzel ahlakıyla gecelerini bir yanda geçiren, gündüzlerini oruçla değerlendiren kişinin derecesine bulaşığı verir.
Peygamberliğini ilan ettiğinde, Hatice anamız radiyallahu anh onun geçmişte de var olan mükemmet yaşantısıyla, getirdiği İslam davası arasında ilgi vurmuş ve Peygamberimizi şöyle tanıtmış. Onun hayas adını, aletini en güzel şekilde Hatice anamız veriyor. Sana müjdeler olsun. Seni yeminle tevhid ederim ki yüce Allah seni hiçbir zaman küçük düşürmez. Çünkü sen her zaman doğru konuşursun. Akrabalarınla birlikte olup onları ziyaret edersin. İhtiyaç sahibi insanların ihtiyaçlarını karşılar. Yüklerini hafifletirsin ve misafire ikram edersin demiştir. Efendimiz Aleyhisselam Tevrat'ta da güzel ahlak nitelikleri ile tanınmıştır. Efendimiz Aleyhisselam kaba ve davranışları, katı yürekli biri değildir. Sokaklarda ve pazarlarda yüksek sesle bağırıp çağırmaz. Kötülüğe kötülükle karşılık vermez. Fakat bu affeder ve bağışlardır. Allah'ımız Celle Celalühü, Allah'a merhametli ve yumuşak davranır.
Her işte de yumuşak davranan, merhametli kimseleri sever. Hadi siyerler bunları. İnsanı ahlaki günden zaafa uğratan günahların kaynağı olarak dil ve cinsel günden sapkınlık gösterilmiştir. İnsanı ahlaki günden bozan dil ile namusudur. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem konuyla ilgili şu tembihte bulunmuş. Kim dilini ve namusunu haramlardan koruma konusunda bana garanti verirse ben de onun cennete girmesine kefil olurum. Hayasızca davranışlar fuhşa neden olur endişesiyle harama peş peşe devamlı bakmayı yasaklayan Resulullah zinaya sebep olabilir endişesiyle kadınların evlerinin dışında soyunmalarını ve kendilerini çıplak halleriyle teşhir etmelerini kesin bir dille yasaklamıştır. Müminlerin birbirlerinin günahlarıyla uğraşıp onları topluma alemileştirmelerini hoş karşılamamış ve şu uyarıları yapmıştır.
Kim bir Müslüman kardeşinin ayıbını örterse, Allah da kıyamet gününde un ayıbını örter. Birbirlerine iman, ahlak ve sosyal yönden denk olan ana babaların ideal bir çocuk istemelerini isteyen yüce Allah, kullarına şu biçimde dua etmelerini öğütler. Efendimiz Aleyhisselam çok hayalı, Sıfat olarak bir de çocuklarına karşı çok şefkatliydi. Bakın Kuran-ı Kerim'de esrarı. Rabbimiz bize gönlümüzü aydınlatacak işlerde, çocuklar bağışla ve bizi muttakilere önder kıl. Onu bir gül gibi, fidani gibi, nazlı bir gibi yetiştirmesi gerekir. Çünkü iyi yetişen bir çocuk ahirette ebeveynin kurtuluşuna vesile olabilir. Ahlaklı bir topluma olumlu yönde katkısı olan mümin bir çocuk nedeniyle Peygamberimiz, anasının ve babasının amel defterinin kapanmayacağı hücresini vermiştir. Bir baba oğluna güzel hedeften daha güzel bir miras bırakamaz, buyuran Peygamberimiz hocam.
Çocuk eğitimini sadaka vermekten bile üstün bir hareket olarak görülmüştür. Analar ve babalar çocuklarının ahlaki eğitimlerinin iyi olması için onlara şaka da olsa yalan söylememelerini gerektiği gibi yavrularının, fiziki eğitimiyle de ilgilenmelidirler. Bunun için Peygamber Aleyhisselam yazı yazmayı, okumayı ve iyi bir tahsil yapmayı sağlamak, yüzmeyi ve atıcılığı öğretme, helal bir rızık temin ederek geçimini sağlama çocuğun baban üzerindeki hakkıdır. Efendimiz Aleyhisselam, kız çocuklarının eğitimine de daha çok gülen birmiş. Bu çerçevede şöyle buyurmuştur. Bu ne demek? Hanım bacılarımızın da İslam'ı çok iyi öğrenmeleri gerekir demek istiyoruz. Kimin üç tane veya iki tane kız çocuğu olur ve onların edebiyle, terbiyesiyle ilgilenir, onları sevgiyle büyütün ve güzel davranırsa o kişi için Cennet vardır.
Erkek çocuklarını kız çocuklarına tercih edenlere, bakın buyuruyor hadis-i şerifte, kimin bir kız çocuğu dünyaya gelir, onu hor ve hakir görmez, erkek çocuğunu ona tercih etmezse Allah o kişiyi cennetine kor. Hazreti Fatıma radiyallahu anh, Resulullah'ın meclisine geldiği zaman, Peygamberimiz onu ayakta karşılamış ve alnından öpmüş ve kendi yerine oturtmuştur sallallahu aleyhi ve sellem. Hazreti Zeynep'in kızı olan Ümame'yi, Peygamberimiz'in sırtına alıp namaz kıldığını, kıyam halini böyle tamamladığını, ancak secdeye varırken sırtından indirdiğine de yine hadis kaynaklarında yer verilmektedir. Geceleri kızlarının ve torunlarının üstünü örten Resulullah torunları Hasan ile Hüseyin'i çok sever. Onların lüper başlarını uçardı. Mescit de hutbe okurken torunlarının düşe kalka içeriye girdiklerini görünce hutbeyi kesip minberden inmiş, onları bağrına basmış ve yanına oturtmuştur.
Yüce Allah insanlığı bir kadınla erkekten yaratmıştır. Hayatın devamını erkeğin ve kadının varlığına bağlamıştır. Erkek ve kadın arasında nikah gibi sevgiye ve saygıya neden olacak bir şey görmedim, buyrulmuştur. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem evliliğin temelinin sevgiye dayandığını belirtmiştir. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem insanların kadına bakışında devrim yapacak bir benzetme yapmış ve bunları kristaller diye tanımlamıştı. Kristali korumak, bakmak nasıl bir ilgi ve itinayı gerektiriyorsa hanımlara da aynı şekilde bakın, gözetin. Hatta onlara güzel davranmakla imanın kemali olgunluğu arasında ilgi vurmuş ve şu önemli uyarıyı yapmıştır. Müminlerin iman yönden en olgunu, ahlakı en güzel olan ve hanımına en güzel biçimde, içinde davranandır.
Böyle bir imanın sahibi olan Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve hiçbir hanıma ve hanımlarına el kaldırmamış, bulunduğu meclislerde hanımlar kötü bir söylemle anılmamıştır. Kötü bir söz söylememiştir sallallahu aleyhi ve sellem. Hazreti Muhammed kadının doğasında kibarlık ve narinlik olduğunu bildiği için, ailenin mutluluğunu yakalayabilmesi bağlamında şu tespiti ümmetiyle paylaşmıştır. Kadın, kemiği gibidir. Onu, yaratılışını zorlayarak doğrultmak istersen kılarsın. Olduğu gibi kabul edersen o zaman bundan yararlanabilirsin. Kendi hanımı Hazreti Aişe'nin gönlünü hoş tutmak için zaman zaman onunla kırda veya seferde yarışmış, Resulullah'a, Resulullah'a su getirdiğinde bir yudum ondan evvel içince, Peygamberimiz ona olan sevgisinin bir göstergesi olarak dudağını onun su içtiği yerin üzerine koyarak suyunu içmiştir. Aile için mutluluğa katkısı olur diye tüm hocalara şunu söylemiş.
Aile fertlerinize yapmış olduğunuz her türlü harcama hatta hanımınıza elinizle yedirdiğiniz yemek bile sadakadır. Peygamberlerin, sallallahu aleyhi ve sellem ev içindeki davranışlarını soranlara Peygamberimizin sallıyorlar, Hazreti Aişe elbisesini diktiğini, ayakkabılarını tamir ettiğini ve her erkek cebinde ne yapıyorsa onun da onları yaptığını söylemiştir. Peygamberimiz hanımlarının eğitim ve öğretim işleriyle bizzat ilgilenmiş bu bilginin sonunda Hazreti Aişe ve Hazreti Ümmü Seleme'nin İslam hukukunda uzmanlaştığı rivayet edilmiştir. Hazreti Aişe hadis, İslam hukuku, tefsir, edebiyat ve tıp alanlarında zamanının seçkin insanlarından biri olmuştur. Allah'ın Resulü hanımlarının doğal hastalık zamanlarında bile onları ihmal etmemiş. Ne demek o? Haize zamanı. Ne yapmıştır?
Bizden birimiz bu gibi hastalığa yakalanınca, yani namaz kılmasın caiz olmadığı zamanda, hayız olunca Resulullah omuzuna başımızı yaslar ve bize Kuran-ı Kerim okur. Kadınlarınıza daha bir saygılı davranır, düzen gösterirdik demiş. Kadınların hukukunu gözetme konusunda, Resul-i Ekrem mensusanesinin, Allah'tan korkun. Vefat anında yaptığı en son nasihidir. Peygamberimizin akrabalık ilişkilerini koruduğunu, işte akrabalık ilişkilerini gözetmek İslam dininin önem verdiği en önemli görevlerden birisidir. Kendisine risalet görev verilince konuyu ilk önce Hz. Aişe annemize açmış. O da onun ahlaki güzelliklerini bildiği için Resulullah şöyle demiş. Allah hiçbir zaman için seni küçük sürmez. Allah'a yemin ederim ki sen akrabanı hukukunu gözetir ve sözünden doğrusunu söylersin. Ana babaya meşru itaati dinimizi emretmiş. Onlara en güzel biçimde davranmayı tekrar tekrar tavsiye etmiştir.
Onlara karşı merhameti elden bırakmamayı, özenle vurgulamış ve onlara karşı herhangi bir daralma anında bile uslu da öf bile demeyi yasaklamış, onların yerlerinin çocuklarının yanı olduğunu söylemiş. Ne demek? Çocuğunuza nasıl bakıyoruz, bunlara öyle bakacaksınız. Artık çocuklaşıyor demek Onlara karşı saygısızlık yapmayın. Kişiyi cehenneme sürükleyen en büyük yedi günahtan biri olarak nitelendirmiştir. Anne ve babaya saygısızlık. Çok uzun bitireyim şunu bir eğileyim. Amcalarını, halalarını, yeğenlerini, kızlarını, torunlarını her zaman ziyaret eder. Bunlara sık sık görüşün. Efendimiz akraba ziyaretine önemli. Kim ömrünün uzun ve rızkının bol olmasını istiyorsa anasına babasına iyi davransın. Akrabalarıyla ilgisini devam ettirsin. Modern hayatın dayattığı bireyselci tutum ve anlayıştan sıyrılır.
Çevreyle özellikle de akrabalarla yakın bir iletişim kurmak hem insanı hem de İslami bir yaklaşımdır. Efendimizin müminlere karşı çok merhamet gidişi. Ben de sırılayım da uzun süre. Efendimizin cömert oluşu. Efendimizin çok cesur oluşu. Efendimizin görevleri Sallon Aleyhisselam. Bizim ona olan saygımız biraz uzun şükür. El Fatiha. İlahiyatçı yazar Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin kalbi selim sohbetini dinlediniz.
Kaynak: Genel
Peygamber Efendimizin Hayatından Aile ve… | Mihmandar