Kıymetli dinleyicimiz İhsan Mektebi programımızın yeni bir bölümünde birlikteliğimiz devam ediyor inşallah. Mahmut Sami Ramazanoğlu Hazreti Ebubekir Sıddık isimli eseriyle birlikteyiz bugün de yine. Efendimiz aleyhissalatü vesselam'la Hazreti Ebubekir'in Mekke'den Medine'ye hicretlerinde kalmıştık, Sevr Mağarası'ndan Medine'ye doğru yola çıkacaklardı. Süraka bin Malik der ki, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz Hazretleri ve Hazreti Ebubekir'in her birinin diyeti yüz deve olmak üzere ikisinden birine katıl veya esir edip getiren kimseye yüz deve verileceğine dair Kureyş Keferesi'nin vermiş olduğu kararı tebliğ ve ilan etmek üzere gönderilmiş elçiler bize gelip haber verdiler. Bir mecliste oturmaktayken bir kimse gelip yanı başımızda oturdu. Bana hitaben, ey süraka şimdi ben sahil yolunda birtakım eşhasın karaltısını gördüm.
Mutlaka ben onları Muhammed ve Muhammed'in ashabı zannederim dedi. Ben onların Muhammed'le ashabı olduğunu anladım. Fakat suhuletle elde edilebilecek böyle bir ganimete başkasının iştirak etmemesi için merkum'a hitaben senin gördüğün eşhas onlar değildir, falanca şahıslardır dedim. Bir saat sonra meclisten kalkıp eve geldim. Kısrağımı Yüksek Tepenin arkasına götürüp beklemek üzere cariyeme emreyledim. Ben de okumu ve mızrağımı alıp hanemin arkasından çıktım. Hem de mızrağımın süngüsünün parlaklığını kimse görmemesi için mızrağımın demirini aşağı eğerek yerde sürükledim. Kısrağımın yanına varıp bindim. Hemen kısramı dört nal kemali süratle koşturdum. Hatta ben onlara yaklaştığım kısramın ayağı kaydı. Ben de kısramdan düştüm. Sonra ben ok torbamın içine elimi sokarak kura ezlamımı çıkarıp acaba ben bunlara zarar ve ziyan edeyim mi diye ezlam ile tefe'ül ettim. Yani ok attım. Kura attım.
Tefe'ülümde arzu etmediğim taraf çıktı. Fakat ben yine buna rağmen hayvanıma bindim. Evvelki gibi kısrağımı koşturdum. Hatta Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin kıraatini işittim. Halbuki Resulullah Hazretleri arkasına dönüp bana hiç bakmıyordu. Ebu Bekir'se arkasına çok bakardı. Bu esnada benim kısramın iki ayağı dizlerine kadar yere battı. Yani mucizei nebeviye olarak hayvanın iki ön ayakları yere battı. Sonra ben hayvandan yere düştüm. Hayvanımı kaldırmak için zecr ve tehdit eyledim. Hayvanım da kalkmak için çabaladıysa da bir türlü yere batmış ayağını çıkaramıyordu. Güç hal ile çıkarıp kısrağım ayakta durunca kısrağımın iki ayağının izinden bir ateş dumanı gibi duman çıkıp semaya intişar etti. Sonra ben tekrar ezlamımı, faloklarımı çıkarıp kura attım. Yine arzumun hilafına olarak sakın onlara zarar verme diye çıktı. Sonra onlara hitaben aman diyeni daha izledim.
Onlar tevakkuf eylediler. Durdular. Sonra ben hayvanıma bindim. Onların yanlarına vardım. Sonra bu yolda mucizei nebeviye ile hayvanımın ayaklarının yere battığını ve kendimin hayvandan düşüp de bunlara zarar irasından men ve hapsedildiğimi tahattur ve mülahaza ederek hatırlayarak ve düşünerek Resulullah Hazretlerinin emri zahir ve galip geleceği de hatırıma gelerek Resulullah'a hitaben senin kavmin seni katıl ve esir edene diyet vaat ettiler dedim ve Kureyş adamlarının haklarında ne tür fikir beslediklerini haber verdim. Hem de ben onlara nezdimde bulunan zahire ve metaımı arz ve takdim eyledim. Fakat onlar benden hiçbir şeyi eksik etmediler ve benden hiçbir şey istemediler. Ancak Resulullah Hazretleri bana hitaben, sen bizim işimizi ketmet ve gizle buyurdu. Bir rivayette Kureyş'ten hiçbir kimseyi arkamızdan gelmeye bırakma buyurdu.
Sonra ben Resulullah Hazretleri'nin ahd ve emanımı havi kağıt ve emanname istedim. Aleyhissalatü Vesselam Hazretleri Amir Bin Füheyre'ye emredip bir deri parçası üzerine emanname yazdırdı, bana verdi. Sonra Resulullah Hazretleri maiyyet-i seniyyeleriyle yola devam eyledi. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri Medine'ye varmadan yolda Tüccaranı Mekke'den Şam'a gidip avdet eden Zübeyr bin Avvam'a rast geldi. Hemen Hazreti Zübeyr, Resulullah Hazretlerine ve Ebu Bekir'e beyaz kisve giydirdi. Medine-i Münevvere Müslümanları Resulullah Hazretlerinin Mekke'den hicretle Medine'yi teşrifleri için yola çıktığını işittiklerinden İstikfali Risalet Penahileri için her gün sabahtan öğle sıcağına kadar Medine haricinde Harra nam karataşlık mahalde muntazır olup sonra hanelerine avdet ederlerdi.
Yine bir gün çokça intizardan sonra herkes hanelerine avdet etmişken her nasılsa Medine Yahudilerinden biri kendisine müteallik bir şeye bakmak üzere Medine'nin yani kalasından birine çıkıp bir cihetine bakmaktayken gayet uzaktan beyazlar içinde olduğu bilinen, şiddeti hararetten hasıl olan su gibi serap ve sis içinde kah meydana çıkıp kah gaip olarak yolda teşrif etmekte olan Resulullah Hazretleri'yle maiyeti risaletpenahide bulunan ashabı Kiram'ı görünce Yahudi kendisine hakim olamayarak yüksek seda ile ey Medine Müslümanları sizin muntazır bulunduğunuz sahibi devletiniz geliyor diye nida eder. Hemen bütün Medine'de bulunan ehli İslam yerlerinden hanelerinden sıçrayıp silahlarını alarak Resulullah hazretlerini istikbale koştular. Harra denilen mahalde Resulullah'a kavuştular.
Sonra Resulullah hazretlerini Medine yolundan sağ tarafa Kuba cihetine tebdili istikametle Kuba'da Beni Avf bin Ömer'in hanesinde misafir oldu. Resulullah'ın ziyaretine ve hoş Ahmediye hoş geldiğine gelenlere Hazreti Ebu Bekir mülakat edip bakardı. Resulullah Hazretleri ise gayet temkinli ve sükut bir halde bulunurdu. Hatta ensardan ve Medine ahalisinden önce Resulullah'ı görmemiş olanlar Hazreti Ebu Bekir'i peygamber zannıyla Ebu Bekir'e selam ve tahiyyat ederdi. Ta ki Resulullah hazretlerine güneş isabet edip de sonra Ebu Bekir kendi ridasıyla Resulullah hazretlerine gölgelik yaptığında Resulullah hazretlerini tanıdılar. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri on dört gece Kuba'da kaldılar. Hakkında Tevbe suresindeki, takva üzerine kurulan mescit mealindeki ayet-i celiğiyle nazil olan Kuba Mescid-i Şerifini tesis ve bina buyurdu ve Mescid-i Mıskur'da namazı eda eyledi.
Sonra cuma günü kuşluk vakti rahinesine yani hecin devesine binerek Medine-i Münevvere'ye müteveccihen hareket buyurdu. Medine-i Münevvere'ye dahil olup şimdiki Mescid-i Saadet'in bulunduğu mahalle vasıl olduğunda devesi orada çöktü ve o mevkide oturdu. Deve çöktüğünde inşallah burası bizim menzilimiz ve makamımızdır buyurdular. Resul-i Ekrem efendimiz Medine-i Münevvere'de Muhacirîn ile Ensar arasında kardeşlik muahatını, dostluğunu vücuda getirmişti. Müslümanlar Medine'ye vardıktan sonra emri emane kavuşmuşlardı. Müslümanlar için bir mescit tesis edilmesi düşünülmüş, iki yetime ait arsa Mescid-i Şerif için münasip görüldüğünden bu iki yetim arsasını Resulü Ekrem efendimize hediye etmek istemişler ise de o yetim malını katiyen kabul edemeyeceğini beyan etmiş, Hazreti Ebu Bekir Radıyallahu Anh da bu arsanın bedelini ödemiştir.
Medine'de Resulullah'ın mihmandarı Ebu Eyyub el Ensari der ki, Resulullah Hazretleri Medinei Münevvere-i Teşriflerinde Medine'de bulunan akraba ve taallukatımızın hanelerinden bize yakın olan hane kimin hanesidir ve hangi hanedir diye sual buyurunca Ebu Eyyub el-Ensari, ya Nebiyallah benim hanemdir. Şu kuyu da benim kuyumdur dedi. Sonra Resulullah Hazretleri Ebu Eyyub'a öyleyse gidip bize hanenizde ikametimiz için yerimizi hazırla buyurdu. Ebu Eyyub el Ensari de hazırladı. Sonra Resulullah Hazretleri ile Hazreti Ebu Bekir'e hitaben Allah Azimüşşan'ın yümnü bereketi ve saadeti üzere her ikiniz de kalkınız lütfen ve tenezzülen hanimi teşrif buyurunuz mealinde söz söyledi.
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de Ebu Eyyub el Ensari'nin hanesine teşrif buyurup orada bir müddet misafireten ikamet buyurduklarında Yahudilerin alemi ulemasından Abdullah bin Selam şerefi İslam ile müşerref oldu. Abdullah bin Selam Resulullah'a hitaben ya Resulullah ben şehadet ederim ki sen hakiki Resulullah'sın ve kıbbeli ilahiden, ilahi taraftan senin getirdiğinin cümlesi hak ve gerçektir. Yahudi taifesi bilirler ki ben onların seyyiidiyim ve seyyidlerinin oğluyum ve onların alemiyim, en bilginleriyim ve onların alemi en bilgin olan bir zatın oğluyum. Şimdi Yahudileri lütfen huzur-u Nebeviyece ve davetle benim İslam olduğuma onlar muttali olmazdan evvel onlara beni sual ediniz. Benim mevkiimi kendileri de tasdik ederler. Zira sonra benim İslam olduğuma muttali olurlarsa onlar hakkımda bende olmayan birtakım isnadata zem ve tecavüzde bulunurlar diye rica etti.
Resulullah efendimiz Hazretleri de Yahudileri huzuru Nebevi'ye celb ve davet ederek siz Allahutaala'dan ittika ediniz, şerik ve nasiri olmayan Allahutaala'ya yemin ve kasem ederim ki siz benim nübüvvetimi ve min tarafillah mebuz hak peygamber olduğumu bilirsiniz ve hakka ki ben size bir hakkın hak dinle geldim. İslam olunuz diye buyurdu. Yahudilerse cevaben, biz o yoldan sizin peygamber olduğunuzu bilmiyoruz dediler. Peygamber efendimiz Hazretlerine bu sözü üç defa tekrar ettiler. Sonra Resulullah Hazretleri Yahudilere hitaben, içinizde Abdullah bin Selam nasıl bir kimsedir diye sual buyurdu. Onlar da cevaben o bizim Seyyidimizdir ve Seyyidimizin oğludur derler. Sonra Resulullah Hazretleri Yahudilere hitaben, öyleyse şayet Abdullah bin Selam İslam olursa ne diyeceksiniz? Bana haber veriniz buyurdu. Yahudilerse, haşa Abdullah bin Selam hiçbir vakit İslam olamaz dediler.
Tekrar iki defa Resulullah Hazretleri, Abdullah bin Selam İslam olursa ne diyeceksiniz buyurdu. Tekrar onlar haşa alillah. Allah muhafaza buyursun. Abdullah bin Selam hiçbir vakit İslam olamaz dediler. Resulullah Hazretleri Abdullah bin Selam'a hitaben ey Abdullah bin Selam gel bu Yahudilerin yanına çık buyurdu. Abdullah bin Selam da gizlendiği yerden çıkıp onların yanına gelerek Yahudilere hitaben ey Yahudiler cemaati Allahutaala'dan korkunuz. Şerik ve nazirden münezzeh olan Allahutaala'ya yemin ve kasem ederim ki muhakkak olarak siz Hazreti Muhammed'in hak peygamber ve Resulullah olduğunu bilirsiniz ve Hazreti Muhammed'in minkıbelillah hak ve gerçek olan Kuran-ı Azimüşşan ile geldiğini bilirsiniz dedi. Yahudilerse Abdullah Bin Selam'a karşı sen yalan söylüyorsun dediler. Sonra Resulullah hazretleri de o Yahudileri huzuru saadetten kovdu çıkardı.
Ebu Hureyre radıyallahu anh'dan mervedir ki Peygamberimiz eğer Yahudilerden on kişi bana iman edeydi, bilcümle Yahudiler iman etmiş olurlardı buyurmuştur. Yani Medine-i Münevvere ve civarında bulunan Yahudilerin rüesasından on kişi iman etmiş olsalardı Yahudilerin Kafesi tamamı iman ederlerdi. Mesela Kab bin Eşref ve Rebi bin Ebi Hakiki ve Hay bin Ahtab, Ebu Yas bin Ahtab ve Abdullah bin Hanif ve Fuhas ve Rifaa bin Yezid ve Zübeyr bin Battıya ve Kaab bin Esed ve Şemul bin Yezid gibi Yahudi rüesası şerefi İslam ile müşerref olmuş olsalardı bilcümle Yahudiler de onlara tebean, onlara uyarak İslam olurlardı demektir. Değerli dinleyicilerimiz, İhsan Mektebi programımızın bugünkü bölümünü de burada nihayete erdirmek istiyorum. İnşallah sizlere bir sonraki programımızda yine Mahmud Sami Ramazanoğlu Hazreti Ebu Bekir Sıddık isimli eserinden bir bölüm aktarmaya gayret edeceğim.
Ebubekir efendimizin Resulullah efendimize yakınlığını anlatan bir bölümle inşallah birlikte olmayı umut ediyoruz.